bugün
- the merich12
- lale devrinde deliler gibi eğlenmek4
- cips olsa da yesek4
- erkeklerin giderek feminenleşmesi11
- horoz hayası çorbası5
- matbaanın gecikmesine sebep4
- benzini dolarla mı alıyoruz diyen tip6
- 1 saatte 10 bira içmek19
- tembel ve çalışmayan insan16
- kadim kültürler4
- eşeği alıp kafa iznine çıkmak7
- magnum dondurmasının eskiden daha pahalı olması8
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- kadınlar nasıl erkeklerden hoşlanırlar6
- sözlük kızlarının kombinleri20
- velvet vs nervio19
- arkadaşlar beni gammazlayın5
- bira cips6
- gocusuz sözlük4
- beurredebaies2
- cabrio mercedes süren kadının arabasına atlamak2
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- atatürk e din düşmanı diyenler6
- iddaa taktikleri2
- bir üniversitenin kötü olduğunu anlama yolları2
- sözlük kızlarının burunları3
- age of empire 23
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- laptop5
- kalpte velvele yaratan güzel yazar4
- 50 tl ile rolling yapmak3
- uzaylı görünce söylenecek ilk şey10
- kafanızdaki ses4
- ömer hayyam3
- kısık sesle hapşıran erkek2
- gammazların sanki biraz şey olması2
- binlerce dansöz var3
- cristiano ronaldo dos santos aveiro2
- aga be şarkılar5
- sudekiray7
- sözlük kızlarının aletleri2
- kaçak elektrik kullann bölgelern elektriğin kesmek4
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- maden suyu4
- bir yazarın cinsiyetini öğrenme yolları5
- uludağ sözlük yazarlar yüzünden bitti6
- cin çarpma hikayeleri2
- arkadaşlar nasılsınız2
- ispanya20
- sözlük kızlarının göbek delikleri2
--spoiler--
blu-rip formatında izlediğim gerilim-bilim-kurgu,mistik türlerindeki 2 saatlik bir filmdir. vallaha her şeyden önce söylemeliyimki uçak ve tren kaza sahnelerinde özellikle uçak sahnesinde görsel efekt'in dibine vurmuşlar. gerçekte şahaneydi(insanların ölmesi değil tabi görsel efektleri kastediyorum). yalnız uçak kazasında uçağın hemen yanı başındaki alevler kötü bilgisayar oyunlarındaki alevler gibi dandik gözükmekteydi. hatta kurtlar vadisindekilere bile benziyor diyebilirim. film bir çok filmle ve kitapla bağlantı taşıyor bence. mesela benim en çok bağlantı kurduğum eric abimizin tanrıların arabaları adlı kitabıydı.
çok uzun zaman önce okumama rağmen benzer şeyler olduğunu hatırlıyorum (mesela kitap'da gelişmiş insanlığın birbirini yok edeceğini, birbirlerine atom bombası atacağını ama afrika'nın herhangibir yerindeki kabileye doğal olarak saldırmayacağını ve bu hayatta kalan kabilenin insanlığın kökü olup tekrar büyüyüp gelişmeye başlayacağını ve insanlığın tekrar uygarlık kuracağını anlatmaktaydı. en azından ben böyle hatırlıyorum.)
yalnız filmde sinir bozucu iki unsur vardı. diana ablamız. güzel bir vücudu olabilir ama her holivud filminde klişe haline gelen bir tane başbelası, sinir bozucu karakter koyma olayı bu filmde de diana ablamızda vücut bulmakta. nicolas diyor ki "annen bize kehanetler bahşediyor, annenin yetenekleri var galiba." kadın bağıra çağıra gidiyor. daha sonraki benzin istasyonu sahnesinde de nicolas "boşa mağaraya kaçmayın, oğlum da senle beraber, onla ilgili kararı ben veririm.. mağara işe yaramayacak, 1.5 km aşağıya nüfuz edecek radyasyon"... falan derken kadın "sana inanmıyorum" falan diye tutturuyor. lan adam bilim adamı başka kime inanacaksın. bir de adamın çocuğunu kaçırmışsın. git kendi çocuğunla ne halt ediyorsan et. adamın çocuğunu bırak bari. kadın o kadar sinir bozucu ki nicolas'ın çocuğu zırıl zırıl ağlarken kız'ı annesini bile sormadan koşa koşa gitti uzaylı abilerine. ki aynı sinir bozucu karakter <bkz: the day the earth stood still> filmindeki küçük çocuk'da da vardı. ama o şiddet seven, başına buyruk amerikan toplumunu simgeliyordu en azından.
ikincisi ise diğer tüm filmlerdeki gibi insanların hatta en yakınlarının bile insanlar ölmeden ya da olaylar olmadan kahramana inanmaması. bir kere de inanın be kardeşim!
neyse film'in ilk yarısı merak içinde, görsel efektlere hayran kalarak geçiyor. film'in sonunda uzaylıların uzaylı olmadıklarını anlıyoruz. daha çok meleğe benziyorlardı. çocukların gittiği yer de başka bir gezegenden daha çok cennet'e benziyordu. ordaki görüntü kalitesi de çok iyidi.masal dünyası gibiydi. o son sahnedeki 'please' kısmı hiç olmamış yalnız. nicolas'ın karizma yerlerde sürünmüş. yalnız yine ordaki ikilem çok kötüydü tabi. ya çocuğu onunla kalacak ve ölecek ya da uzaylılarla gidip yaşayacak. çok zor bir karardı.
film'in sonu vasat olmakla beraber çok çok kötü de diyemem yani. sırf uçak kazası sahnesi için bile izleyin derim.
--spoiler--
blu-rip formatında izlediğim gerilim-bilim-kurgu,mistik türlerindeki 2 saatlik bir filmdir. vallaha her şeyden önce söylemeliyimki uçak ve tren kaza sahnelerinde özellikle uçak sahnesinde görsel efekt'in dibine vurmuşlar. gerçekte şahaneydi(insanların ölmesi değil tabi görsel efektleri kastediyorum). yalnız uçak kazasında uçağın hemen yanı başındaki alevler kötü bilgisayar oyunlarındaki alevler gibi dandik gözükmekteydi. hatta kurtlar vadisindekilere bile benziyor diyebilirim. film bir çok filmle ve kitapla bağlantı taşıyor bence. mesela benim en çok bağlantı kurduğum eric abimizin tanrıların arabaları adlı kitabıydı.
çok uzun zaman önce okumama rağmen benzer şeyler olduğunu hatırlıyorum (mesela kitap'da gelişmiş insanlığın birbirini yok edeceğini, birbirlerine atom bombası atacağını ama afrika'nın herhangibir yerindeki kabileye doğal olarak saldırmayacağını ve bu hayatta kalan kabilenin insanlığın kökü olup tekrar büyüyüp gelişmeye başlayacağını ve insanlığın tekrar uygarlık kuracağını anlatmaktaydı. en azından ben böyle hatırlıyorum.)
yalnız filmde sinir bozucu iki unsur vardı. diana ablamız. güzel bir vücudu olabilir ama her holivud filminde klişe haline gelen bir tane başbelası, sinir bozucu karakter koyma olayı bu filmde de diana ablamızda vücut bulmakta. nicolas diyor ki "annen bize kehanetler bahşediyor, annenin yetenekleri var galiba." kadın bağıra çağıra gidiyor. daha sonraki benzin istasyonu sahnesinde de nicolas "boşa mağaraya kaçmayın, oğlum da senle beraber, onla ilgili kararı ben veririm.. mağara işe yaramayacak, 1.5 km aşağıya nüfuz edecek radyasyon"... falan derken kadın "sana inanmıyorum" falan diye tutturuyor. lan adam bilim adamı başka kime inanacaksın. bir de adamın çocuğunu kaçırmışsın. git kendi çocuğunla ne halt ediyorsan et. adamın çocuğunu bırak bari. kadın o kadar sinir bozucu ki nicolas'ın çocuğu zırıl zırıl ağlarken kız'ı annesini bile sormadan koşa koşa gitti uzaylı abilerine. ki aynı sinir bozucu karakter <bkz: the day the earth stood still> filmindeki küçük çocuk'da da vardı. ama o şiddet seven, başına buyruk amerikan toplumunu simgeliyordu en azından.
ikincisi ise diğer tüm filmlerdeki gibi insanların hatta en yakınlarının bile insanlar ölmeden ya da olaylar olmadan kahramana inanmaması. bir kere de inanın be kardeşim!
neyse film'in ilk yarısı merak içinde, görsel efektlere hayran kalarak geçiyor. film'in sonunda uzaylıların uzaylı olmadıklarını anlıyoruz. daha çok meleğe benziyorlardı. çocukların gittiği yer de başka bir gezegenden daha çok cennet'e benziyordu. ordaki görüntü kalitesi de çok iyidi.masal dünyası gibiydi. o son sahnedeki 'please' kısmı hiç olmamış yalnız. nicolas'ın karizma yerlerde sürünmüş. yalnız yine ordaki ikilem çok kötüydü tabi. ya çocuğu onunla kalacak ve ölecek ya da uzaylılarla gidip yaşayacak. çok zor bir karardı.
film'in sonu vasat olmakla beraber çok çok kötü de diyemem yani. sırf uçak kazası sahnesi için bile izleyin derim.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar