bugün
- nervio18
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması15
- diyetteyiz uludağ sözlük10
- sevgilisini telefona hıdır diye kaydeden erkek5
- uludağ sözlük gazozu9
- velvet45
- 20 gün çaylaklık cezası3
- gününüz nasıl geçiyor3
- adolf hitlerin adamın dibi olması9
- depoyu fulle diyebilen insan3
- elmas bey birader bruder biraderdir3
- ciddi ciddi mehdi gelecek diyen insan9
- kaçak elektrik tüketimi yüzde 94 olan bölge9
- gizemli sözlük yazarları6
- gazdan benzine geçince gelen performans hissi3
- kadınların güzel gözüktüğünü sandığı şeyler3
- kaşar2
- kürt devleti8
- evli erkeklerin çekici olmasının nedeni5
- üvey anneyi öldürmek2
- ctrlx istesin anında nikahı kıyarım8
- puura10
- sigara içen erkeklerin daha çekici olması18
- yürüyüş sonrası dondurma2
- ukrayna rus savaşını dört yıl sürdüren batı dır6
- denizden gelen ses2
- habire1239
- true yahudi mi10
- true denen hadsiz namussuz karaktersiz5
- fiber tekne2
- puura yetkili olsun kampanyası6
- aylık 476 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- aşık olmayı bırakmak4
- yeni parti24
- çekingen nazik saygılı erkek sevilir mi sorusu13
- ben eskiden birinci nesildim6
- mastürbasyon yapmayı unutmayın10
- 7 şişe eker çilekli kefir içmek6
- lezbiyenler kız hakkımızı yiyorlar7
- sevişirken kocan böyle sikebiliyo mu demek2
- pompeii de eli sikinde taş olan adam5
- en merak ettiğin ulu yazarı4
- sütyen takılan memenin boğulması3
- true vs yagmurcu12
- eşinizi haluk levent'in evine yollar mısınız3
- nick uzunluğu ile zeka arasındaki ters orantı6
- orta asyalı olmayan türk2
- buzlu çorba4
- ahmet sezer bey4
- kızların keko erkek seviyoruz demesi13
çok ama çok özlediğimdir. en çok özlediğimdir hatta.
birgün yine bir şeyler karalıyordum. annem geldi. "hikaye mi yazıyorsun?" dedi. hiç bu kadar narin duymamıştım onun sesini. daha doğrusu kimsenin sesini bu kadar narin duymamıştım daha önce. keşke hikaye yazıyor olsaydım. ne kadar beceriksiz olursam olayım, şimdi yazdıklarım kadar kötü olamazdı herhalde.
bakıyorum bazen hayatıma. kendi yarattıklarımın dışında hiçbir sorun yok aslında. aynaya bakıyorum; yine kendi yarattıklarım var; göz altlarım mor, avurtlarım çökük, şakaklarım çıkık, saçlarım dağılmış. böyle yaratılmadığımı biliyorum. bunu bana bir başkasının yaptığını bilseydim belki daha rahat olurdu içim. kestirmek zor benim için.
sigara paketime bakıyorum, bitmiş. odama bakıyorum, dağınık; tek düzgün şey plaklarım. aynı şarkıyı dinliyorum hala; takıntılarımdan kurtulmayı öğrenmeliyim. bu yine birkaç yılımı alacaksa da bitirmeliyim bu işi. kolumdakine bakıyorum, çok bulanık görüyorum onu bazen, ama bunun iki numara astigmatımla bir ilgisi olmadığının bilincindeyim.
izlediğim film geliyor aklıma. teması "önemsemezsen olur ve fark ettiğinde aslında hiçbir şey olmadığını anlarsın". tamamen gözünde büyütmenle alakalı sanırım. farkındayım, başa çıkamıyorum. gitmek istiyorum ama kalmaktan daha zor. yeni bir hayat, tek başına yapmak zorunda kaldıklarım, kalacaklarım; garantisi olmayan şeyler, elimdekini bir kenara bırakma konusundaki aptal cesaretim ve inadım; aklıma geldikçe beynim kemiriliyor sanki.
aslında böyle mutsuz biri değilim. sadece anlam veremediklerim hakkında yazıyorum o kadar. nasıl göründüğünün de farkındayım aslında ama çok da önemli değil. sonuçta özümü biliyorum. özünü bilmediğim başka şeyler var. bilsem bütün düğümleri çözebilirim büyük ihtimalle. hiçbir şüphem, hiçbir takıntım kalmaz; ama yapamıyorum.
genelde üzüldüğümde, sinirlendiğimde veya anlamadığımda yazıyorum evet. sanırım şimdiki, anlamadığım anlardan. sevgiyi anlamıyorum aslında. ne kadar çok sevsem de, aslında sevmek konusunda en ufak bir fikrim bile yok. çoğu zaman sevildiğimi sandım. sadığım, emek vermeyi çaba sarf etmeyi biliyorum, gocunmuyorum, iyi bir insanım, fedakarım falan filan. kendimi bu kadar "sevilecek insan" olarak görmemin tek nedeni sanıyorum elimde başka bir şey olmaması veya benim o kadar da değerli bulmamam işin özünde. saydıklarımdan dolayı kendimi "beni neden sevmesinler ki" diye düşündüm çoğu zaman, ama anladım ki bunlar sevilmek için yeterli değil. hatta sevdiğim, sevdiğimi sandığım erkeklere dönüp baktım, bu saydıklarımın hepsinin olduğu tek bir tanesine bile rastlayamadım. garip olan neydi hala kestiremiyorum. o yüzden arada bir düşünmemeye çalışıyorum. kuşku duyulmayacak tek sevgi belki de bu yüzden anneminki. çok net, çok kesin, mutlak. o yüzden onunkini anlamam gerekmiyor, çünkü karmaşanın içinde aslında en sağlam olan o, en ayakta.
insanlara güvenmeyi kestiğim günü hatırlıyorum birden. bazı şeyler çok çabuk ve çok gereksizce sarsıldı içimde. çok uzun süre unutmaya çalıştığım adam geliyor aklıma. o zamanlar çocuktu tabii, ama şimdi eminim baya baya adam olmuştur. güvenimin ilk sarsıntısından sonra hiç kimseye güvenemememin nedeni sanırım güvenimi sarsan kişinin aynı zamanda ilk güvendiğim kişi olmasıydı. bundan yola çıkıp inanmayı, aptallığı, kalple beyin arasındaki bağlantıyı sorguluyorum bazen aklıma geldikçe. sonra çekmecede onun mektupları olduğunu hatırlıyorum falan. elime ilk aldığımda daha açmadan ağladığım ve şuan hiçbir anlam ifade etmeyen ama aslında içinde çocuk saflığımı barındıran. çocuk dediysek on dokuz yaşında. kazık kadar, aklı eriyor ermesine ama işine gelmiyor. sonra düşünüyorum, ben de şuan çoğu kişi için öyleyim. geçmişte yeri yerinden oynatan ama şuan baktığında herhangi bir anlam ifade etmeyen. şüphesiz ki daha çok kereler bunu tekrarlayacağım. bilemeyiz.
ama en azından, güzel hatıralar istiyorum kendime. aynaya baktığım anlarkinden çok daha farklı olsun istiyorum gördüklerim. ne bileyim; omzuma çarptı diye kavgaya tutuşup aşık olduğum çocuk gibi olsun. şuan konuşmadığım arkadaşımla bahar şenliğinde dilimize dolanan şarkı gibi olsun. annemin gelip bana "hikaye mi yazıyorsun?" dediği an gibi olsun.
ah be annem, keşke hikaye yazıyor olsaydım. beceremiyorum ki...
birgün yine bir şeyler karalıyordum. annem geldi. "hikaye mi yazıyorsun?" dedi. hiç bu kadar narin duymamıştım onun sesini. daha doğrusu kimsenin sesini bu kadar narin duymamıştım daha önce. keşke hikaye yazıyor olsaydım. ne kadar beceriksiz olursam olayım, şimdi yazdıklarım kadar kötü olamazdı herhalde.
bakıyorum bazen hayatıma. kendi yarattıklarımın dışında hiçbir sorun yok aslında. aynaya bakıyorum; yine kendi yarattıklarım var; göz altlarım mor, avurtlarım çökük, şakaklarım çıkık, saçlarım dağılmış. böyle yaratılmadığımı biliyorum. bunu bana bir başkasının yaptığını bilseydim belki daha rahat olurdu içim. kestirmek zor benim için.
sigara paketime bakıyorum, bitmiş. odama bakıyorum, dağınık; tek düzgün şey plaklarım. aynı şarkıyı dinliyorum hala; takıntılarımdan kurtulmayı öğrenmeliyim. bu yine birkaç yılımı alacaksa da bitirmeliyim bu işi. kolumdakine bakıyorum, çok bulanık görüyorum onu bazen, ama bunun iki numara astigmatımla bir ilgisi olmadığının bilincindeyim.
izlediğim film geliyor aklıma. teması "önemsemezsen olur ve fark ettiğinde aslında hiçbir şey olmadığını anlarsın". tamamen gözünde büyütmenle alakalı sanırım. farkındayım, başa çıkamıyorum. gitmek istiyorum ama kalmaktan daha zor. yeni bir hayat, tek başına yapmak zorunda kaldıklarım, kalacaklarım; garantisi olmayan şeyler, elimdekini bir kenara bırakma konusundaki aptal cesaretim ve inadım; aklıma geldikçe beynim kemiriliyor sanki.
aslında böyle mutsuz biri değilim. sadece anlam veremediklerim hakkında yazıyorum o kadar. nasıl göründüğünün de farkındayım aslında ama çok da önemli değil. sonuçta özümü biliyorum. özünü bilmediğim başka şeyler var. bilsem bütün düğümleri çözebilirim büyük ihtimalle. hiçbir şüphem, hiçbir takıntım kalmaz; ama yapamıyorum.
genelde üzüldüğümde, sinirlendiğimde veya anlamadığımda yazıyorum evet. sanırım şimdiki, anlamadığım anlardan. sevgiyi anlamıyorum aslında. ne kadar çok sevsem de, aslında sevmek konusunda en ufak bir fikrim bile yok. çoğu zaman sevildiğimi sandım. sadığım, emek vermeyi çaba sarf etmeyi biliyorum, gocunmuyorum, iyi bir insanım, fedakarım falan filan. kendimi bu kadar "sevilecek insan" olarak görmemin tek nedeni sanıyorum elimde başka bir şey olmaması veya benim o kadar da değerli bulmamam işin özünde. saydıklarımdan dolayı kendimi "beni neden sevmesinler ki" diye düşündüm çoğu zaman, ama anladım ki bunlar sevilmek için yeterli değil. hatta sevdiğim, sevdiğimi sandığım erkeklere dönüp baktım, bu saydıklarımın hepsinin olduğu tek bir tanesine bile rastlayamadım. garip olan neydi hala kestiremiyorum. o yüzden arada bir düşünmemeye çalışıyorum. kuşku duyulmayacak tek sevgi belki de bu yüzden anneminki. çok net, çok kesin, mutlak. o yüzden onunkini anlamam gerekmiyor, çünkü karmaşanın içinde aslında en sağlam olan o, en ayakta.
insanlara güvenmeyi kestiğim günü hatırlıyorum birden. bazı şeyler çok çabuk ve çok gereksizce sarsıldı içimde. çok uzun süre unutmaya çalıştığım adam geliyor aklıma. o zamanlar çocuktu tabii, ama şimdi eminim baya baya adam olmuştur. güvenimin ilk sarsıntısından sonra hiç kimseye güvenemememin nedeni sanırım güvenimi sarsan kişinin aynı zamanda ilk güvendiğim kişi olmasıydı. bundan yola çıkıp inanmayı, aptallığı, kalple beyin arasındaki bağlantıyı sorguluyorum bazen aklıma geldikçe. sonra çekmecede onun mektupları olduğunu hatırlıyorum falan. elime ilk aldığımda daha açmadan ağladığım ve şuan hiçbir anlam ifade etmeyen ama aslında içinde çocuk saflığımı barındıran. çocuk dediysek on dokuz yaşında. kazık kadar, aklı eriyor ermesine ama işine gelmiyor. sonra düşünüyorum, ben de şuan çoğu kişi için öyleyim. geçmişte yeri yerinden oynatan ama şuan baktığında herhangi bir anlam ifade etmeyen. şüphesiz ki daha çok kereler bunu tekrarlayacağım. bilemeyiz.
ama en azından, güzel hatıralar istiyorum kendime. aynaya baktığım anlarkinden çok daha farklı olsun istiyorum gördüklerim. ne bileyim; omzuma çarptı diye kavgaya tutuşup aşık olduğum çocuk gibi olsun. şuan konuşmadığım arkadaşımla bahar şenliğinde dilimize dolanan şarkı gibi olsun. annemin gelip bana "hikaye mi yazıyorsun?" dediği an gibi olsun.
ah be annem, keşke hikaye yazıyor olsaydım. beceremiyorum ki...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar