bugün

antak kalesi

ilçe merkezinin yaklaşık 15 Km. Güneydoğusunda, Kayacık ( Hézan ) Bucağlnın ise 15 Km. Doğusundaki Kabakkaya (Antak) Köyünde bulunan bu kalenin,kimler tarafından ve hangi tarihte kurulduğuna dair kaynaklarda bir bilgi mevcut değildir. Kalenin tarihiyle ilgili en eski bilgi Ebu Abdullah Muhammed bin Ömerül Vakıdi'nin kaleme aldığı 'VAKIDI' adlı kitaptadır (Kitap Mısır,Irak ve Diyarbakır'ın tarihini yazmaktadır). Kitaptaki bilgilere göre Kale Hicret'in 17. Yılında Diyarbakır bölgesini fethetmeye gelen Iyaz Bin Ganem ve Halid Bin Velid tarafından, Diyarbakır'ın fethinden hemen sonra fethedilmiştir. Kale fethedilirken,Kalenin sahibinin ise 'Batis Bin Selimus' olduğu belirtilmektedir.
Kalenin adı konusunda değişik kaynaklarda farklı isimler geçmektedir. Eski Arap-Islam kaynaklarında 'Hetax' şeklinde yazılıdır . Komşu ilçemiz olan Silvan'ın yetiştirdiği değerli tarihçi ibnü'l-Ezrak ise Kaleden 'Hatak' olarak bahsetmektedir. 1967 ve 1973 Diyarbakır il yıllıklarında 'Antak',Yöre halkı tarafından 'Entak' olarak (telaffuz edilen) adlandırılan bu Kale-Kent bir çok yazılı metinde ise 'Atak' şeklinde benimsenmiştir.
Entak şehrinin Mervaniler ve Artukoğulları döneminde (X,XI,XII,XIII y.y. da) önemli Kalelerden biri olduğu bilinmektedir. Daha sonraları Safevi hükümdarı şah ismail Diyarbakır bölgesini istila edince, Kaleyi ZIRKAN Aşireti ve Liderleri Ahmed Bey bin Mir Muhammed'in elinden alarak KAÇAR Aşiretine verdi. Ancak bu durum 1514 yılındaki Çaldıran savaşına kadar sürdü. Çaldıran savaşında Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Safevi hükümdarı şah ismail'i yenince, Diğer Kürd Aşiretleriyle birlikte Zırkan Aşireti de mülklerini ve kaybetmiş bulundukları hükümetlerini geri almak için harekete geçtiler. Kısa bir zaman sonrada Kalelerini Kaçar Aşiretinden geri aldılar. Bu tarihten sonra Kale sürekli olarak Osmanlı imparatorluğuna tabi kalmıştır.
Kale'yi meşhur Osmanlı gezgini Evliya Çelebi'de gezmiş, görmüş ve en az kendisi kadar meşhur kitabı Seyahatname'sinde buradan: "Kale nehir kenarında, yüksek bir tepe üzerinde, dört köşe taş yapı, güzel bir kaledir" diye bahseder.
Diyarbakır bölgesi üzerine araştırmalar yapan Kazım BAYKAL, 1939 yılında Kale civarında yaptığı incelemeler sonucundaki gözlemlerini Diyarbakır'da yayınlanan ve genelde bölge üzerine yazıların yer aldığı KARACADAĞ Dergisinde kaleme almış:
"Hézan nahiyesinin doğusunda 15 kilometre şarkında meşhur bir kale var. şarktan garba uzanan ve ovaya kadar varan bir sırtın tam bel noktasında. şimdi şeyhşarani (?.) denilen beş türbenin bulunduğu yerle ve civarı Atak kalesidir. Kalenin yalnız temelleri Mevcuttur. Kitabe ve resim yok, semtin ismi de Atak'tır.
Tarihi değeri çok olan bu mühim yere ait maalesef bizi tenvir edecek bir şey kalmamış. Kalenin üstünde ve garp tarafında bir yıkık Cami var. Yarım kubbe halinde ve ön tarafında mihrabı görülüyor.
şarkta ve sırtın tam üstünde Ak kilise adlı bir harabe görülüyor. Bu civarda bu şekilde harabeler daha var. Ak kilisenin Timur zamanında yıkıldığı söyleniyor. Kiliselerin hepisi en hakim noktalardadır.
Kalenin tam dibinde küçük bir köy vardır. Yanındaki minaresinin yarısı yıkılmış olan cami kıymetlidir."
Yavuz Sultan Selim döneminde Diyarbakır vilayetine bağlı sekiz sancaktan en büyüğü olan Atak sancağı zamanla önemini yitirerek küçülmüş ve günümüzde bir köy durumuna düşmüştür. Lice'deki diğer tarih eserlerde de görüldüğü gibi insan tahribiyle,kayda değer kalıntılarda hızla kaybolmuştur. Bugün Kent surları ve yapılarının duvarlarının ancak küçük bir kısmına rastlanmaktadır.
*
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com