bugün
- haluk levent vs serdar ortaç5
- sapık6
- sözelci5
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
- gocu nerede8
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak9
- uludağ sözlük diriltme operasyonu2
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı12
- bugün sağlığın için ne yaptın13
- unutulmayan sadakat örnekleri2
- allah varsa beni milli yapsın6
- karaburun4
- erdoğan'ın fedaisi olmak2
- uludağ sözlük ü ayağa kaldıracak fikir3
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak4
- true hanın gazabı2
- tadıldığına pişman eden şeyler7
- kadınlar için yapılan filmler2
- bir kadının en güzel bölgesi13
- günün şiiri8
- fena gizli aşk yaşıyoruz kadınla2
- allah neden cinselliği yarattı3
- gocu'nun heykeli4
- sözlüğün kanayan yarası2
- dernekler kanununa muhalefet2
- nick içeren başlıklar direk engellensin2
- dünyanın en güzel tatlısı12
- nickli başlık sözlüğe ihanettir2
- bozuk paraların kullanılmaz hale gelmesi6
- nickli başlık açanlar kucağa alınacak3
- true'nun iyice zıvanadan çıkması7
- hoşlanılan kızın evinde sırt kaşıyıcıya rastlamak4
- iran'ın abd üslerine misilleme saldırıları2
- narlıdere2
- 6 eylül fenerbahçe beşiktaş maçı4
- migros ta 69 95 tl'ye satılan buzlu bardak5
- true namussuzdur2
- yazarların çektiği manzara fotoğrafları10
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı12
- uludağ sözlük cs 1 6 zirvesi2
- barış yarkadaş2
- türklerin ileri olduğu konular21
- ispanya milli futbol takımı4
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak11
- true'nun maaşı2
- çeşme de beach çalışanlarının vatandaşa saldırması3
- türk dizileri2
- true nickli namussuz kadın düşkünü2
- ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu3
- balık ekmek2
ferhan şensoyun edebi dehasını ortaya koyan bir kısa yazı buyrun buradan okuyun:
zikrimin ince guzu - ferhan şensoy
yürüyorlardı, havadan sudan konuşarak ve havadan sudan konuşmaya özel özen göstererek, bunu birbirlerine hiç göstermeyerek yürüyorlardı yola bir eziyet biçiminde, bunu yola sezdirmeden. yolun da onlarla fazla ilgilendiği söylenemez.
bir gören olur, bir duyan olur kuşkusuna bürünmüş, kuşkularının yakalarını kaldırmışlardı. en azından birbirlerini duyabilirlerdi. buna daha önce çabalamış, başaramamışlardı. yitirmenin şiiri her ikisinin de başını iyice döndürmüştü. yitirmeye alışmak da bir biçim işte. büyük adamcılık oynayan çocuklar gibiydiler.
yeniden mi başlamak? yaşanmışlar yaşanmamış varsayılabilir mi? söz bitti. yol bitmiyor. yolun kıyısında ısırganlar bitiyor. dört dörtlük susku. derken susku tükeniyor.
- oturalım mı şuraya?
dedi adam. kadın umursamaz, duraladı. bakındı. oturdular. kadın martıları saymaya koyuldu, çok şeyler düşünüyormuş, korkunç bir şeyler söyleyecekmiş, yılları iki tümleçin sırtına yükleyecekmiş gibi aralandı tavşan ağzı, bir şeycik demeden kapandı dudakları. adama geldi bir şey dememe sırası. karadeniz'e doğru yolalan bir argın gemiye bindi gitti adam kadından gizli, yerinden hiç kımıldamadan. eğer güçsüzsek güçlü olmaya her sabah yeniden andiçmenin anlamı yok. and da içki gibidir, fazla içilmemeli, her şeyin fazlası sakıncalı. adam cebinden konyak şişesini çıkardı, dikledi, sanki o gün içkiyi bırakacakmış gibi. bir yerlerden başlamak gerekliydi söze.
- biliyor musun, ben sana hiç de az değilim, çünkü söylediklerimiz pek önemli değil...söylemediklerimiz ve ağzımızdan kaçırdıklarımız var...
havada dondu kaldı adamın dedikleri. ikisi bir süre boş boş adamın dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine belli ederek. bir özgür simitçi geçti adamın dedikleriyle oturuşları arasından. adam sigara çıkardı. yakılındı. aynı anda üflediler dumanlarını. dumanları birbirine karıştı, dumanlar dondu kaldı karşılarında, dumanlar cürmü meşut, dumanlar hüzün dağları adamla üsküdar arasında, kadınla kızkulesi arasında, adamla kadın arasında.
- hiç bir şey daha söyle, kalkalım!
dedi adam kırgınca, sigarasını denize attı.
- neden hep böyle mutsuzsun? ya da öyle olmaya uğraşıyorsun?
sözleri döküldü kadının tavşan ağzından. kimbilir ne demek istiyordu? kimbilir neler düşünüyordu. devrilen bir şarap şişesi gbi döküldü cümle, ne denli silsen de silinmez devrilme.
- kalkalım!
demeden kalktı adam. kalktılar. yürümeyi yapıştırdılar demin yırttıkları yerden. adam yola ettiği eziyeti inceliyor, kadın çok sevdiği ayakkabılarını birbirine değişik açılarda basarak kimbilir dansı adımları deniyordu. çirkin beton bir elektrik direği geçti aralarından.
ne kadar yürünse ne olur bu yol? adam adımlarını yavaşlattı. kadın hızlanıyordu ve ardına bakmıyordu. sanki uzun süredir birlikte yürümüyorlardı. adam durdu, kadın gidiyordu. adam karşı kaldırıma geçti, geri döndü. sıfırdan başladı yürümeye. yol aynı yol, ısırganlar sanki daha sevecen.
hem kundura boyacısı hem hüznünün işportacısı bir çocuk oturmuş yolun kıyıcığına gülümsüyordu.
- n'aber?
- iyi!
- gel oturalım şu çay bahçesine, parlat bakalım dul ayakkabılarımızı.
- yenge n'oldu?
- yolu sevdi, yürüyor.
kapıştılar cila kokusuyla konyak kokusu. çocuğun eline büyük geliyor fırçalar, tam kavrayamıyor, kimi zaman birini düşürüyor, hemen o sırada öbür fırçayla boya sandığına bir iki vuruyor, yere düşen fırçayı havada bir iki döndürüp yakalıyor, sanki bu onun belirli bir numarasıymış gibi yapmaya uğraşıyor, can havliyle koyuluyor ayakkabıyı parlatmaya. yaşı ondört. gören altı, bilemedin yedi sanar. gelişememiş. niye gelişsin, gıdasız kalorisiz bir büyüme denemesi. diyarbakır'dan gelmişler. babası üveymiş. ilkini vurmuşlar tophane'de. okutmuyormuş yeni babası.
- okuma neymiş? çalış, para getir ulan!
demiş. burnunun sümüğünü sildi boyacı çocuk. ele sümük burna boya bulaştı.
- yeni baban ne iş yapıyor?
- içiyor!
havada dondu kaldı çocuğun sözcüğü. ikisi bir süre boş boş çocuğun dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine hiç çaktırmadan ve hüznün yasalarının kapsamı dışına sarkmadan. utana sıkıla bir fırt aldı adam konyağından, boyacı çocuk yanık ötesi bir türküye başladı kürtçe.
- sen okuma yazma biliyor musun?
diye kesti çocuk türküyü. adam doğal bir baş hareketiyle olumlu yanıt verdi.
- bana da öğretsene!
- boşver be çocuk, olduğun gibi kal.
çocuğun kapkara gözleri büyüdü kadife bir istek fışkırdı gözlerinden.
- ben senden boya parası almiim. sen bana adımı yazmayı öğret.
- peki. yalnız hep türkü söyleyeceksin.
- türkü kolay, söyleriz.
dedi çocuk, yürek kakan bir gazele başladı. zaman zaman şah damarı yerinden fırlayacak gibi, incecik boynu kızaran yerinden kopacakmış gibi oluyor, kara gözlerini devirip denize bakıyor, deniz oralı olmuyor, çocuk denize küsüp gene adama dönüyordu.
kalktılar. çocuk boyundan büyük sandığını sırtladı. isırganların yanından yürümeye başladılar. köşedeki bakkaldan bir defter, bir kurşun kalem, bir silgi aldılar, hiç konuşmadan, çocuk büyük bir adam gibi, adam küçücük bir çocuk gibi yola koyuldular.
arkadaşsız yürünmüyor ısırganlı yol.
zikrimin ince guzu - ferhan şensoy
yürüyorlardı, havadan sudan konuşarak ve havadan sudan konuşmaya özel özen göstererek, bunu birbirlerine hiç göstermeyerek yürüyorlardı yola bir eziyet biçiminde, bunu yola sezdirmeden. yolun da onlarla fazla ilgilendiği söylenemez.
bir gören olur, bir duyan olur kuşkusuna bürünmüş, kuşkularının yakalarını kaldırmışlardı. en azından birbirlerini duyabilirlerdi. buna daha önce çabalamış, başaramamışlardı. yitirmenin şiiri her ikisinin de başını iyice döndürmüştü. yitirmeye alışmak da bir biçim işte. büyük adamcılık oynayan çocuklar gibiydiler.
yeniden mi başlamak? yaşanmışlar yaşanmamış varsayılabilir mi? söz bitti. yol bitmiyor. yolun kıyısında ısırganlar bitiyor. dört dörtlük susku. derken susku tükeniyor.
- oturalım mı şuraya?
dedi adam. kadın umursamaz, duraladı. bakındı. oturdular. kadın martıları saymaya koyuldu, çok şeyler düşünüyormuş, korkunç bir şeyler söyleyecekmiş, yılları iki tümleçin sırtına yükleyecekmiş gibi aralandı tavşan ağzı, bir şeycik demeden kapandı dudakları. adama geldi bir şey dememe sırası. karadeniz'e doğru yolalan bir argın gemiye bindi gitti adam kadından gizli, yerinden hiç kımıldamadan. eğer güçsüzsek güçlü olmaya her sabah yeniden andiçmenin anlamı yok. and da içki gibidir, fazla içilmemeli, her şeyin fazlası sakıncalı. adam cebinden konyak şişesini çıkardı, dikledi, sanki o gün içkiyi bırakacakmış gibi. bir yerlerden başlamak gerekliydi söze.
- biliyor musun, ben sana hiç de az değilim, çünkü söylediklerimiz pek önemli değil...söylemediklerimiz ve ağzımızdan kaçırdıklarımız var...
havada dondu kaldı adamın dedikleri. ikisi bir süre boş boş adamın dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine belli ederek. bir özgür simitçi geçti adamın dedikleriyle oturuşları arasından. adam sigara çıkardı. yakılındı. aynı anda üflediler dumanlarını. dumanları birbirine karıştı, dumanlar dondu kaldı karşılarında, dumanlar cürmü meşut, dumanlar hüzün dağları adamla üsküdar arasında, kadınla kızkulesi arasında, adamla kadın arasında.
- hiç bir şey daha söyle, kalkalım!
dedi adam kırgınca, sigarasını denize attı.
- neden hep böyle mutsuzsun? ya da öyle olmaya uğraşıyorsun?
sözleri döküldü kadının tavşan ağzından. kimbilir ne demek istiyordu? kimbilir neler düşünüyordu. devrilen bir şarap şişesi gbi döküldü cümle, ne denli silsen de silinmez devrilme.
- kalkalım!
demeden kalktı adam. kalktılar. yürümeyi yapıştırdılar demin yırttıkları yerden. adam yola ettiği eziyeti inceliyor, kadın çok sevdiği ayakkabılarını birbirine değişik açılarda basarak kimbilir dansı adımları deniyordu. çirkin beton bir elektrik direği geçti aralarından.
ne kadar yürünse ne olur bu yol? adam adımlarını yavaşlattı. kadın hızlanıyordu ve ardına bakmıyordu. sanki uzun süredir birlikte yürümüyorlardı. adam durdu, kadın gidiyordu. adam karşı kaldırıma geçti, geri döndü. sıfırdan başladı yürümeye. yol aynı yol, ısırganlar sanki daha sevecen.
hem kundura boyacısı hem hüznünün işportacısı bir çocuk oturmuş yolun kıyıcığına gülümsüyordu.
- n'aber?
- iyi!
- gel oturalım şu çay bahçesine, parlat bakalım dul ayakkabılarımızı.
- yenge n'oldu?
- yolu sevdi, yürüyor.
kapıştılar cila kokusuyla konyak kokusu. çocuğun eline büyük geliyor fırçalar, tam kavrayamıyor, kimi zaman birini düşürüyor, hemen o sırada öbür fırçayla boya sandığına bir iki vuruyor, yere düşen fırçayı havada bir iki döndürüp yakalıyor, sanki bu onun belirli bir numarasıymış gibi yapmaya uğraşıyor, can havliyle koyuluyor ayakkabıyı parlatmaya. yaşı ondört. gören altı, bilemedin yedi sanar. gelişememiş. niye gelişsin, gıdasız kalorisiz bir büyüme denemesi. diyarbakır'dan gelmişler. babası üveymiş. ilkini vurmuşlar tophane'de. okutmuyormuş yeni babası.
- okuma neymiş? çalış, para getir ulan!
demiş. burnunun sümüğünü sildi boyacı çocuk. ele sümük burna boya bulaştı.
- yeni baban ne iş yapıyor?
- içiyor!
havada dondu kaldı çocuğun sözcüğü. ikisi bir süre boş boş çocuğun dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine hiç çaktırmadan ve hüznün yasalarının kapsamı dışına sarkmadan. utana sıkıla bir fırt aldı adam konyağından, boyacı çocuk yanık ötesi bir türküye başladı kürtçe.
- sen okuma yazma biliyor musun?
diye kesti çocuk türküyü. adam doğal bir baş hareketiyle olumlu yanıt verdi.
- bana da öğretsene!
- boşver be çocuk, olduğun gibi kal.
çocuğun kapkara gözleri büyüdü kadife bir istek fışkırdı gözlerinden.
- ben senden boya parası almiim. sen bana adımı yazmayı öğret.
- peki. yalnız hep türkü söyleyeceksin.
- türkü kolay, söyleriz.
dedi çocuk, yürek kakan bir gazele başladı. zaman zaman şah damarı yerinden fırlayacak gibi, incecik boynu kızaran yerinden kopacakmış gibi oluyor, kara gözlerini devirip denize bakıyor, deniz oralı olmuyor, çocuk denize küsüp gene adama dönüyordu.
kalktılar. çocuk boyundan büyük sandığını sırtladı. isırganların yanından yürümeye başladılar. köşedeki bakkaldan bir defter, bir kurşun kalem, bir silgi aldılar, hiç konuşmadan, çocuk büyük bir adam gibi, adam küçücük bir çocuk gibi yola koyuldular.
arkadaşsız yürünmüyor ısırganlı yol.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar