bugün

tam bir serseriyim

gece 02.30’da arabayı çalıştırırken özellikle iki saniye fazla gaz veririm. mahallede yeni uyumuş bebek varsa annesiyle babası benim yüzümden yeniden nöbete başlasın isterim. sonra hiçbir şey olmamış gibi camı kapatıp sessizce giderim. kötülük benim damarlarımda.

kiliseye gidersem kutsal şarabı görünce en az 1 şişe bitirmeden çıkmam. benim için beleşçilik daha kutsaldır.

camiye en lüks ve pahalı ayakkabılarla giderim, ayakkabıları çıkardıktan sonra özellikle en alakasız yere koyarım ki çalacak hırsız uğraşsın dursun.

apartmanda asansöre binerken biri uzaktan koşuyorsa kapı kapatma tuşuna basmam ama kapıyı açma tuşuna da basmam. kaderiyle baş başa bırakırım. yetişirse yaşar, yetişemezse merdivenler onu bekliyordur.

markette alışveriş arabasını yerine götürürüm ama tam yerine değil, yanına bırakırım. çalışan uzaktan görünce “ulan şunu iki metre daha götürseydin” desin isterim. benim için suç bir yaşam biçimi.

evde biri “çayı koydum beş dakika sonra hatırlat” derse en az altı dakika sonra hatırlatırım. çünkü zaman kavramını toplumun dayatması olarak görüyorum.

arkadaşım telefondan fotoğraf gösterirken yanlışlıkla sağa kaydırıp bir sonraki fotoğrafına bakarım. sonra da yüzüne bakıp hiçbir şey söylemem. psikolojik savaş konusunda eğitimliyim.

birisi “son sakızı alma” dediyse son sakızı almam. ama paketi açıp koklar, geri bırakırım. o sakız artık eski sakız değildir.

gece buzdolabını açıp ışığına bakarım. hiçbir şey yemeden kapatırım. buzdolabı neden açıldığını hiçbir zaman öğrenemez.

trafikte önümdeki araç yeşil ışık yandıktan sonra 0,8 saniye hareket etmezse kornaya basmam. ama direksiyon başında “hadi kardeşim uzaya roket mi gönderiyorsun” diye söylenirim. çünkü ben öfkesini içine atan tehlikeli bir adamım.

kafede arkadaşım tuvalete gidince onun patatesinden bir tane yerim. büyük olanı değil, orta boy olanı. fark etsin ama ispatlayamasın.

misafirlikte “bir tane al” denilen çikolatadan iki tane alırım. ikincisini alırken de ev sahibiyle göz teması kurarım. kim olduğumu bilsin.

apartmanın ışığı otomatik sönünce yeniden yakmak için elimi sensöre sallamak yerine karanlıkta yürürüm. çünkü korku beni değil, ben korkuyu taşırım.

kumandayı koltuğun arasına düşürüp bulduğum hâlde evdekilere “yok burada değil” derim. üç dakika sonra kahraman gibi çıkarıp “hah buradaymış” derim. manipülasyon konusunda acımasızım.

youtube’da bir videoyu beğenirim ama kanala abone olmam. içerik üreticisinin emeğini sevgiyle desteklerken geleceğine dair hiçbir taahhütte bulunmam.

kütüphanede kitabı aldığım rafa geri koyarım fakat sırtını diğerlerinden yarım santim önde bırakırım. mükemmeliyetçi biri onu görünce gece uyuyamasın.

arkadaşım “bir yudum su içebilir miyim” dediğinde şişeyi veririm ama kapağını çok sıkı kapatmışımdır. hayatın kolay olmadığını öğrensin.

evde herkes uyurken mutfağa gider, çikolatanın son parçasını yemem. ikiye böler, yarısını bırakırım. sabah bulan kişi bunun nezaket mi yoksa tehdit mi olduğuna karar veremesin.

bir arkadaşım “5 dakikaya oradayım” yazdığında onun aslında 20 dakika uzakta olduğunu bilirim ama yüzüne vurmayıp sadece “tamam” yazarım. sonra geldiğinde “çabuk geldin” derim. saf kötülük.

biri telefonda “kapat sen” derse gerçekten kapatırım. ikinci tur “yok sen kapat” romantizmine girmem. sokaklar beni böyle yetiştirdi.

otobüste ineceğim durağa yaklaşınca düğmeye birisi zaten basmış olsa tekrar basarım. Güven problemlerim var.

kısacası tehlikeli adamım kardeşim.
© copyright 2005 - 2026