bugün
- eski sevgilinin aylar sonra yazması17
- beni kaybettin diyen erkek14
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- tecrübe edilen en korkunç şey6
- arkadaşlar yeni işe başladım16
- yazarların yapmayı düşündükleri çocuk sayısı15
- bir sevgiliden beklenen şeyler11
- ekşiye gidiyorum ben10
- sevilen hitap şekilleri3
- iç sıkıntısı5
- arkadaşlar bir şey danışacağım10
- mazotun litresi 101 lira36
- mia khalifa denince akla gelen ilk şey3
- witcher 32
- sadece filistin'i önemsemek15
- ekonomi iyiken de akpye oy vermeyenler26
- kahvaltıda kaç zeytin yersiniz16
- 17 eylül 2026 beşiktaş marsilya maçı12
- kahve falı bakabilen muhteşem fevkalade yazarlar8
- sevgiliyi kediye onaylatmak7
- kıbrıs barış harekatını ecevit'e mal etmek21
- gocu38
- bir erkeğin wp aile grubuna alınma kriterleri6
- çanakkale kumandanı mustafa kemal paşa7
- iblis'in sesini duymak11
- güne almanca bir cümle bırak3
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- gecenin korkunç yaratıkları3
- 28 bine çalışmak8
- hangi şehrin erkeği meşhurdur5
- aslan burcu3
- kadikoy psikolog4
- beşiktaş'ın marsilya'yı gol manyağı yapması5
- kürdü sevin10
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları34
- israil11
- yaşlılığı kabullenemeyen insan10
- tavuk kanadı ne işe yarıyor sorunsalı7
- arkadaşlar bir şey soracağım13
- bir erkeğe objektif bakma yetisini kaybetmek5
- anın görüntüsü24
- öcalan'ın kira vermeden villada oturması12
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz45
- g i l d e d l i l y27
- 2019 da doğmak nedir4
- ona bir şarkı gönder4
- saddam hüseyin3
- cb külliyesinde türk bayrağı olmaması3
- allah6
- arkadaşlar bakar mısınız16
1922 ile 1934 yılları arasında ingiliz arkeolog Sir Leonard Woolley önderliğinde yürütülen Ur kazıları, Doğu arkeoloji tarihinin en çok konuşulan keşiflerinden birine ev sahipliği yaptı.
Mezopotamya’nın güneyinde, bugünkü Irak sınırları içerisinde yer alan antik Ur kentinde MÖ 2600 ile 2450 yıllarına tarihlenen yaklaşık 1800 mezar açıldı. Bunların içinden 16 tanesi, barındırdığı muazzam servet ve eşi benzeri görülmemiş defin ritüelleri nedeniyle Kraliyet Mezarları olarak adlandırıldı. Bu yapılar sıradan halkın gömüldüğü basit toprak çukurlardan belirgin biçimde ayrılıyordu. Taş ve tuğladan inşa edilmiş kubbeli veya tonozlu odalardan oluşan ve yerin metrelerce altına kurulan bu mezarlara, dromos adı verilen eğimli giriş yollarıyla ulaşılıyordu.
Woolley ve ekibi mezarları açtığında insanlık tarihinin en görkemli altın, gümüş, özellikle lapis lazuli ve akik işçilikleriyle karşılaştı. En ünlü gömülerden biri olan Kraliçe Puabi’nin mezarında som altından yapılmış karmaşık bir yaprak ve çiçek tacı, muazzam incelikte altın takılar, gümüş kaplar ve ünlü Boğa Başlı Lik bulundu. Ancak kazı ekibini asıl şaşkına çeviren durum, ziynet eşyalarının hemen yanında düzenli sıralar halinde yatan onlarca insan iskeletiydi.
Kraliyet mezarlarının en karanlık yönü, mezar odasının dışındaki geniş açık alanda, yani Woolley’nin Ölüm Çukuru adını verdiği bölümde gerçekleştirilen toplu insan kurban etme ritüelleriydi. En büyük ölüm çukurunda tam 74 kişinin cesedi yan yana dizilmişti. Kurban edilen kişiler alelacele atılmış cesetler değildi, aksine kıyafetleri, takıları ve unvan sembolleriyle son derece düzenli bir biçimde yatırılmışlardı. Kadınlar saçlarında altın ve gümüş süslerle, saray müzisyenleri hazır durur vaziyette, muhafızlar ise mızrakları ve miğferleriyle giriş yolunu korur pozisyonda bulunmuştu. Cenaze töreni sırasında geniş çukurda ziyafet verilmiş, müzik çalınmış ve kurbanlar kralla ya da kraliçeyle birlikte öte dünyaya geçişe hazırlanmıştı. Mezarlarda bulunan öküz arabaları ve sürücüleri de araçlarıyla birlikte canlı canlı çukura indirilmişti.
Uzun yıllar boyunca Woolley dahil birçok tarihçi, bu insanların efendilerine hizmet etmek için gönüllü olarak bir tür zehir içtiğini ve sakince öldüğünü düşündü.
2000’li yıllarda Pennsylvania Üniversitesi Müzesi ve Natural History Museum tarafından gerçekleştirilen bilgisayarlı tomografi taramaları, bu olayın arkasındaki gerçek şiddeti ortaya çıkardı. iskeletlerin kafataslarında tespit edilen derin göçükler, kurbanların zehirlenmek yerine başlarına indirilen ağır ve sivri bir aletle öldürüldüğünü gösterdi. Bazı kemiklerde ısı izlerine ve cıva kalıntılarına rastlanması, cesetlerin toplu törenden önce çürümesini engellemek amacıyla ısıtılıp cıva ile korunduğunu kanıtladı. Büyük olasılıkla kurbanlara önce uyuşturucu bir içecek verilmiş, ardından sersemlemiş haldeki bu insanlar ritüelistik bir sırayla kafalarına vurularak öldürülmüş, daha sonra da kıyafetleri ile takıları düzeltilerek yerleştirilmişti.
Sümerlerin erken dönemindeki bu toplu kurban ritüeli, kralın veya kraliçenin sadece siyasi bir lider değil, aynı zamanda tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olarak görüldüğü inancına dayanıyordu. Halk ve saray halkı için kralın öte dünyaya tek başına gitmesi düşünülemezdi. Odalardaki hizmetkarlar, müzisyenler, askerler ve saray kadınları, öteki alemde de liderlerine hizmet etmeye devam edeceklerine inandıkları için kurban ediliyordu. ilginç bir biçimde bu görkemli ve kanlı gelenek Sümer tarihinde uzun sürmedi. Erken Hanedanlar III döneminin bitimiyle birlikte bu kadar kapsamlı toplu insan kurbanları ortadan kalkarak yerini kralın yanına sembolik heykellerin ve eşyaların koyulduğu defin geleneklerine bıraktı.
Ur Kraliyet Mezarları, Sümer medeniyetinin hem sanatsal ve maddi zirvesini hem de teokratik güç anlayışının en çarpıcı örneğini temsil etmektedir.
Ancak unutulmamalıdır ki tarih değişkendir. Yeni keşifler ve bilimin ilerlemesiyle kim bilir, belki de bu ritüelin tek olmadığı kanıtlanacaktır.
Mezopotamya’nın güneyinde, bugünkü Irak sınırları içerisinde yer alan antik Ur kentinde MÖ 2600 ile 2450 yıllarına tarihlenen yaklaşık 1800 mezar açıldı. Bunların içinden 16 tanesi, barındırdığı muazzam servet ve eşi benzeri görülmemiş defin ritüelleri nedeniyle Kraliyet Mezarları olarak adlandırıldı. Bu yapılar sıradan halkın gömüldüğü basit toprak çukurlardan belirgin biçimde ayrılıyordu. Taş ve tuğladan inşa edilmiş kubbeli veya tonozlu odalardan oluşan ve yerin metrelerce altına kurulan bu mezarlara, dromos adı verilen eğimli giriş yollarıyla ulaşılıyordu.
Woolley ve ekibi mezarları açtığında insanlık tarihinin en görkemli altın, gümüş, özellikle lapis lazuli ve akik işçilikleriyle karşılaştı. En ünlü gömülerden biri olan Kraliçe Puabi’nin mezarında som altından yapılmış karmaşık bir yaprak ve çiçek tacı, muazzam incelikte altın takılar, gümüş kaplar ve ünlü Boğa Başlı Lik bulundu. Ancak kazı ekibini asıl şaşkına çeviren durum, ziynet eşyalarının hemen yanında düzenli sıralar halinde yatan onlarca insan iskeletiydi.
Kraliyet mezarlarının en karanlık yönü, mezar odasının dışındaki geniş açık alanda, yani Woolley’nin Ölüm Çukuru adını verdiği bölümde gerçekleştirilen toplu insan kurban etme ritüelleriydi. En büyük ölüm çukurunda tam 74 kişinin cesedi yan yana dizilmişti. Kurban edilen kişiler alelacele atılmış cesetler değildi, aksine kıyafetleri, takıları ve unvan sembolleriyle son derece düzenli bir biçimde yatırılmışlardı. Kadınlar saçlarında altın ve gümüş süslerle, saray müzisyenleri hazır durur vaziyette, muhafızlar ise mızrakları ve miğferleriyle giriş yolunu korur pozisyonda bulunmuştu. Cenaze töreni sırasında geniş çukurda ziyafet verilmiş, müzik çalınmış ve kurbanlar kralla ya da kraliçeyle birlikte öte dünyaya geçişe hazırlanmıştı. Mezarlarda bulunan öküz arabaları ve sürücüleri de araçlarıyla birlikte canlı canlı çukura indirilmişti.
Uzun yıllar boyunca Woolley dahil birçok tarihçi, bu insanların efendilerine hizmet etmek için gönüllü olarak bir tür zehir içtiğini ve sakince öldüğünü düşündü.
2000’li yıllarda Pennsylvania Üniversitesi Müzesi ve Natural History Museum tarafından gerçekleştirilen bilgisayarlı tomografi taramaları, bu olayın arkasındaki gerçek şiddeti ortaya çıkardı. iskeletlerin kafataslarında tespit edilen derin göçükler, kurbanların zehirlenmek yerine başlarına indirilen ağır ve sivri bir aletle öldürüldüğünü gösterdi. Bazı kemiklerde ısı izlerine ve cıva kalıntılarına rastlanması, cesetlerin toplu törenden önce çürümesini engellemek amacıyla ısıtılıp cıva ile korunduğunu kanıtladı. Büyük olasılıkla kurbanlara önce uyuşturucu bir içecek verilmiş, ardından sersemlemiş haldeki bu insanlar ritüelistik bir sırayla kafalarına vurularak öldürülmüş, daha sonra da kıyafetleri ile takıları düzeltilerek yerleştirilmişti.
Sümerlerin erken dönemindeki bu toplu kurban ritüeli, kralın veya kraliçenin sadece siyasi bir lider değil, aynı zamanda tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olarak görüldüğü inancına dayanıyordu. Halk ve saray halkı için kralın öte dünyaya tek başına gitmesi düşünülemezdi. Odalardaki hizmetkarlar, müzisyenler, askerler ve saray kadınları, öteki alemde de liderlerine hizmet etmeye devam edeceklerine inandıkları için kurban ediliyordu. ilginç bir biçimde bu görkemli ve kanlı gelenek Sümer tarihinde uzun sürmedi. Erken Hanedanlar III döneminin bitimiyle birlikte bu kadar kapsamlı toplu insan kurbanları ortadan kalkarak yerini kralın yanına sembolik heykellerin ve eşyaların koyulduğu defin geleneklerine bıraktı.
Ur Kraliyet Mezarları, Sümer medeniyetinin hem sanatsal ve maddi zirvesini hem de teokratik güç anlayışının en çarpıcı örneğini temsil etmektedir.
Ancak unutulmamalıdır ki tarih değişkendir. Yeni keşifler ve bilimin ilerlemesiyle kim bilir, belki de bu ritüelin tek olmadığı kanıtlanacaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar