bugün
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması11
- yazarların mezun olduğu okullar17
- 7 temmuz 2026 isviçre kolombiya maçı8
- vurdurmuş erkek nasıl anlaşılır15
- arjantin mısır maçı13
- bir kadına verilecek en güzel çiçek9
- sözlüğün en muhteşem yazarlarının fotoğrafları14
- ankara da nato zirvesi13
- ölümün en iyi tanımı6
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın18
- ctrlx'in ayakları11
- şişman kısa tembel kıllı ama egosu tavan kız4
- radiohead dinleyenlerin çok kız düşürmesi5
- rafadan yumurta kaç dk olmalı13
- bakire kadını gözünden tanımak6
- donald trump'ın anıtkabir'i ziyaret etmemesi12
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı24
- döl bankası4
- dünyayı kezbanlardan temizleme planım3
- tanrı mı bizi yarattı tanrıyı mı biz yarattık10
- aleyna tilki nin ayakları4
- günün şiiri25
- sevgiliyle köpeköldüren içmek5
- balık burcu bir sözlük kızıyla evlenebilirim16
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı11
- sürekli vurduran kadın nasıl anlaşılır2
- kaslı yakışıklı sert mizaçlı memur erkekler4
- murat yakın3
- üst düzey yönetici olabilmek için gerekenler9
- sözlüğünü başka sözlükle aldatan hain yazar6
- 23 yaş7
- saraca finch house21
- atm'ye ateme diyen hanzo13
- sonsuza dek uyumak istiyorum4
- yoğurt11
- adana sokak lezzetleri5
- milliyetçi olacakken faşist olmak4
- dövmesi olan erkek9
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- sevişmek istenen ünlüler2
- 7 temmuz 2026 abd belçika maçı16
- tek başına5
- donald trumpun geceyi kızı neclada geçirmemesi3
- messi uzaylı abi5
- 2026 dünya kupası25
- kurtuluş savaşı'nın müfredattan kaldırılması27
- en ilginç fetişler2
- lionel messi7
- ismet türkiyeye neyle geliyor sorunsalı7
- yazarların sahip olmak istedikleri süper güçler4
sarayın loş koridorlarından, hafiyelerin gölgesinden, telgraf tellerinin vızıldadığı bir istanbul’dan selamlar sözlük ahalisi. (bkz: kızıl sultan da neymiş yahu)
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar