bugün
- gocu22
- bu koyden olsam ne olacak18
- sarı torba6
- gecenin şarkısı6
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı19
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı17
- ilişkiler üzerine bir tavsiye bırak6
- şu an hissedilen duygu6
- s'i l v'e r m'i s t8
- çaylak yapın beni11
- sarapci koala77
- dinlerin yalan olması13
- soğan yiyen kız11
- kötü hissedildiğinde rahatlamak için yapılan şey5
- rahatsız ettiğim herkesten özür dilerim9
- ama ben bipolarım10
- 15 temmuz yalanı5
- aylık 777 bin lira iyi para mıdır sorunsalı6
- fenerbahçe'nin tüm kulvarlarda favori olması6
- versace red jeans2
- çocukluğunuz nasıl geçti3
- 30 ağustos zafer bayramı19
- dile dolanan şarkılar2
- ay kavga var galiba6
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası8
- safiyenin kocası faik5
- bkono5
- 29 ağustos 2026 galatasaray göztepe maçı28
- geceye bir şiir bırak4
- yalnızlık4
- sözlükte korunan bir yazar olmak5
- damdan düşer gibi3
- enayimiknatisii4
- am lazerinin içine kamera koyan güzellik merkezi3
- sözlüğü nezih bir ortama çevirmek4
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan34
- katatespizartmasi10
- anayasanın ilk 3 maddesi ile kavgalı kitle3
- sözlük kızları adam mıdır5
- herkesin birbiriyle kavga ettiği sözlük4
- kavga eden yazarlar5
- her yer bok kokuyor arkadaş her yer11
- asmacayı seven kızlar dernegi3
- sihirli annem izleyen erkek4
- tai lung44
- dünyanın en kötü hissi2
- türkiye savaşa girecek5
- kktc de 3 günlük yas ilan edilmesi4
- incil vahiy9
- türk ten kürt'ü ayırırsan türk kalmaz6
internet cafe dediğin şey bizim için sadece bilgisayar olan yer değildi. sosyalleşme alanıydı, stres atma merkeziydi, küçük çaplı ergenlik laboratuvarıydı. evde 256 mb ram’li, kasası tekme yiyince çalışan bilgisayar varken; internet cafedeki o tüplü monitörler bile saray gibi gelirdi.
kapıdan girince suratımıza vuran karışık bir koku vardı; tost, sigara, ter ve plastik sandalye. masaların üstünde çizilmiş msn adresleri, kalpli isimler, “burak + ayşe = sonsuza kadar” yazıları… sonsuza kadar sürmeyen aşklar ama saatlik 1 liraya sonsuz gelen oyunlar.
counter atarken kulaklıkların bir teki çalışmazdı, mikrofon cızırtılıydı ama taktik yapardık: “long bende, rush atma lan!”
pes’te kazanınca ayağa fırlayıp “kol var kol!” diye bağıran tipler olurdu.
msn’e girip nick yazmak ayrı bir sanattı:
“ali – canım sıkkın (y)”
kişisel mesaj kısmına imalı sözler, durum kısmına tripler. biri çevrimdışı olunca “bilerek mi kapattı lan?” paranoyası.
internet yavaşlasa görevli abiye bağırırdık:
“abi net gitti!”
adam kablolara bakar gibi yapar, aslında modemi resetler, biz de teknik servis görmüş gibi rahatlarız.
en güzel tarafı neydi biliyor musun? zamanın yavaş akmasıydı. 2 saat alırdık, bir bakmışız 5 saat olmuş. anneden gelen “neredesin sen?” telefonu ise boss fight gibi en korkulan andı.
şimdi herkesin cebinde sınırsız internet var ama o heyecan yok. o LAN kokusu, o kasa fanının uğultusu, o “son maç” deyip 3 maç daha atmalar… başka bir çağdı resmen.
çocukluğumuzun avm’siydi internet cafeler. fakir ama mutlu olduğumuz dönemlerin dijital mabediydi.
şimdi kapısından geçerken içeri bakıyorum da, sanki içerde hâlâ bir yerde 13 yaşındaki halimiz oturuyor gibi.
Okuldan kaçıp nete gitmek büyük olaydı. Hele ki işleten abi de kafaysa sigara falan içerdik, arka masalardan pornoya girerdik vs hey gidi günler hey..
Bir de en güzel özellikleri bu cafelerin, sürüyle şarkı, wallpaper, program, yama ne ararsan milyon tane olurdu.
kapıdan girince suratımıza vuran karışık bir koku vardı; tost, sigara, ter ve plastik sandalye. masaların üstünde çizilmiş msn adresleri, kalpli isimler, “burak + ayşe = sonsuza kadar” yazıları… sonsuza kadar sürmeyen aşklar ama saatlik 1 liraya sonsuz gelen oyunlar.
counter atarken kulaklıkların bir teki çalışmazdı, mikrofon cızırtılıydı ama taktik yapardık: “long bende, rush atma lan!”
pes’te kazanınca ayağa fırlayıp “kol var kol!” diye bağıran tipler olurdu.
msn’e girip nick yazmak ayrı bir sanattı:
“ali – canım sıkkın (y)”
kişisel mesaj kısmına imalı sözler, durum kısmına tripler. biri çevrimdışı olunca “bilerek mi kapattı lan?” paranoyası.
internet yavaşlasa görevli abiye bağırırdık:
“abi net gitti!”
adam kablolara bakar gibi yapar, aslında modemi resetler, biz de teknik servis görmüş gibi rahatlarız.
en güzel tarafı neydi biliyor musun? zamanın yavaş akmasıydı. 2 saat alırdık, bir bakmışız 5 saat olmuş. anneden gelen “neredesin sen?” telefonu ise boss fight gibi en korkulan andı.
şimdi herkesin cebinde sınırsız internet var ama o heyecan yok. o LAN kokusu, o kasa fanının uğultusu, o “son maç” deyip 3 maç daha atmalar… başka bir çağdı resmen.
çocukluğumuzun avm’siydi internet cafeler. fakir ama mutlu olduğumuz dönemlerin dijital mabediydi.
şimdi kapısından geçerken içeri bakıyorum da, sanki içerde hâlâ bir yerde 13 yaşındaki halimiz oturuyor gibi.
Okuldan kaçıp nete gitmek büyük olaydı. Hele ki işleten abi de kafaysa sigara falan içerdik, arka masalardan pornoya girerdik vs hey gidi günler hey..
Bir de en güzel özellikleri bu cafelerin, sürüyle şarkı, wallpaper, program, yama ne ararsan milyon tane olurdu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar