bugün
- yunanlıların yağlı güreşi çalmaları10
- ota boka devşirme diyen hırto26
- iyi sevişen erkeğe aşık olunur mu15
- köylü olan ailemden utanıyorum12
- true nickli namussuz yazar12
- sabah nasıl uyanıyorsunuz6
- giresun çocuğuyum her yerde sevişirim4
- bir sarma yapmışım3
- üstteki yazara bir hayat tavsiyesi bırak16
- türkan saylan7
- heves3
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız40
- fetö nün siyasi ayağı19
- ateistlerin nursuz olması13
- alınmış en ağır cevap2
- pkklı cenazesi bombalamak3
- fırının başında beklemek4
- yalnızken yapılan saçmalıklar2
- türkiye'nin en güvenilir siyasetçileri9
- kadın çantasında olmazsa olmaz üç şey3
- galette4
- böceklerin tek tabanca gezmesi5
- tabiatındaki dengesizliği maharetle kullanmak6
- kürtlerin tekelinde olan meslekler13
- testo taylan2
- ıssız adaya düşerken yanına ilk kendini almak2
- heves eden yol alir2
- giresun çocuğu5
- ahbap18
- kezolara duyduğum ateşli ilgi5
- fabrikadan çıkmış yazarlar5
- dünya yılanlar günü2
- anın görüntüsü20
- yurtdışında arap mısın diye sorulması12
- belinde kelebek dövmesi olan yazarlar12
- kemalim yapmaz öyle şey7
- cincon ve fetö4
- haluk levent'e bile devletten daha çok güvenmek10
- sinir bozucu şeyler20
- umudu yeşerten bazı detaylar2
- karışık kızartma10
- testo taylan true ziyareti5
- yurtdışında hintli misin diye sorulması9
- köpekten daha murdar yuzır3
- gayet iyi2
- cookie3
- 15 temmuz 2026 ingiltere arjantin maçı37
- yoruldu bu beden2
- yavudi yuzır8
- uysaljakoben15
internet cafe dediğin şey bizim için sadece bilgisayar olan yer değildi. sosyalleşme alanıydı, stres atma merkeziydi, küçük çaplı ergenlik laboratuvarıydı. evde 256 mb ram’li, kasası tekme yiyince çalışan bilgisayar varken; internet cafedeki o tüplü monitörler bile saray gibi gelirdi.
kapıdan girince suratımıza vuran karışık bir koku vardı; tost, sigara, ter ve plastik sandalye. masaların üstünde çizilmiş msn adresleri, kalpli isimler, “burak + ayşe = sonsuza kadar” yazıları… sonsuza kadar sürmeyen aşklar ama saatlik 1 liraya sonsuz gelen oyunlar.
counter atarken kulaklıkların bir teki çalışmazdı, mikrofon cızırtılıydı ama taktik yapardık: “long bende, rush atma lan!”
pes’te kazanınca ayağa fırlayıp “kol var kol!” diye bağıran tipler olurdu.
msn’e girip nick yazmak ayrı bir sanattı:
“ali – canım sıkkın (y)”
kişisel mesaj kısmına imalı sözler, durum kısmına tripler. biri çevrimdışı olunca “bilerek mi kapattı lan?” paranoyası.
internet yavaşlasa görevli abiye bağırırdık:
“abi net gitti!”
adam kablolara bakar gibi yapar, aslında modemi resetler, biz de teknik servis görmüş gibi rahatlarız.
en güzel tarafı neydi biliyor musun? zamanın yavaş akmasıydı. 2 saat alırdık, bir bakmışız 5 saat olmuş. anneden gelen “neredesin sen?” telefonu ise boss fight gibi en korkulan andı.
şimdi herkesin cebinde sınırsız internet var ama o heyecan yok. o LAN kokusu, o kasa fanının uğultusu, o “son maç” deyip 3 maç daha atmalar… başka bir çağdı resmen.
çocukluğumuzun avm’siydi internet cafeler. fakir ama mutlu olduğumuz dönemlerin dijital mabediydi.
şimdi kapısından geçerken içeri bakıyorum da, sanki içerde hâlâ bir yerde 13 yaşındaki halimiz oturuyor gibi.
Okuldan kaçıp nete gitmek büyük olaydı. Hele ki işleten abi de kafaysa sigara falan içerdik, arka masalardan pornoya girerdik vs hey gidi günler hey..
Bir de en güzel özellikleri bu cafelerin, sürüyle şarkı, wallpaper, program, yama ne ararsan milyon tane olurdu.
kapıdan girince suratımıza vuran karışık bir koku vardı; tost, sigara, ter ve plastik sandalye. masaların üstünde çizilmiş msn adresleri, kalpli isimler, “burak + ayşe = sonsuza kadar” yazıları… sonsuza kadar sürmeyen aşklar ama saatlik 1 liraya sonsuz gelen oyunlar.
counter atarken kulaklıkların bir teki çalışmazdı, mikrofon cızırtılıydı ama taktik yapardık: “long bende, rush atma lan!”
pes’te kazanınca ayağa fırlayıp “kol var kol!” diye bağıran tipler olurdu.
msn’e girip nick yazmak ayrı bir sanattı:
“ali – canım sıkkın (y)”
kişisel mesaj kısmına imalı sözler, durum kısmına tripler. biri çevrimdışı olunca “bilerek mi kapattı lan?” paranoyası.
internet yavaşlasa görevli abiye bağırırdık:
“abi net gitti!”
adam kablolara bakar gibi yapar, aslında modemi resetler, biz de teknik servis görmüş gibi rahatlarız.
en güzel tarafı neydi biliyor musun? zamanın yavaş akmasıydı. 2 saat alırdık, bir bakmışız 5 saat olmuş. anneden gelen “neredesin sen?” telefonu ise boss fight gibi en korkulan andı.
şimdi herkesin cebinde sınırsız internet var ama o heyecan yok. o LAN kokusu, o kasa fanının uğultusu, o “son maç” deyip 3 maç daha atmalar… başka bir çağdı resmen.
çocukluğumuzun avm’siydi internet cafeler. fakir ama mutlu olduğumuz dönemlerin dijital mabediydi.
şimdi kapısından geçerken içeri bakıyorum da, sanki içerde hâlâ bir yerde 13 yaşındaki halimiz oturuyor gibi.
Okuldan kaçıp nete gitmek büyük olaydı. Hele ki işleten abi de kafaysa sigara falan içerdik, arka masalardan pornoya girerdik vs hey gidi günler hey..
Bir de en güzel özellikleri bu cafelerin, sürüyle şarkı, wallpaper, program, yama ne ararsan milyon tane olurdu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar