bugün
- ak parti tabanının fon soygunu eleştirisi11
- ayağına nutella sürüp bu bitecek diyen kız6
- hesabını gizleyen erkek yazar19
- çeyrek depo kalır kalmaz akaryakıt alan tip8
- sabah erken kalkmanın erdem sayılması7
- eşek alıp şehirde gezmek5
- hiçbir yere varmayan merdiven3
- neden uyandınız6
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları4
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı54
- sabah sabah metrobüste yaşanan gürültü kirliliği3
- asgari ücretle hayal kurmak4
- menemen yiyen erkek6
- ağızdan çıkan lafın dönüşü olmaması3
- demokles'in kılıcı abi ya4
- kot kafalı2
- erkeklerin kadınları anlayamaması5
- sözlüğe bicepsini atmış erkeğin namusu6
- kalıcı yaz saati uygulaması2
- sevgiliyle görüşme sıklığı2
- öldüreni öldürmek6
- mahallede rönesans başlaması2
- izmirim izmirim nereye gitsem özlerim2
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- parazitli'a m frekansı radyoları dinlemek3
- topuklu ayakkabı2
- japonlan evlencem dye türkmenistanlıylan evlenmek4
- dm kuşu yazarlar3
- durduk yere armadilloya dönüşmek2
- kendi cenazende kavga çıkarmak2
- erkeklerin evde sıcak yemek olsun takıntısı4
- ingiliz lord unvanı3
- karınca yuvasının yanına çay şekeri dökmek2
- israil seçimleri2
- kaldırım taşı olarak reenkarne olmak2
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması4
- ideal aşka kavuştuğunu sanmak2
- cebe takılan kapı kolu2
- iş yok bahanesiyle bütün gün evde yatmak5
- akplisin yani27
- duanın bir şeye yaramaması28
- kimsenin memleket takımı tutmaması13
- benzini ayın birinde alın çünküüüü2
- kışlıkları çıkartmak2
- fon vurgunu49
- gaye su akyol5
- ısparta da gece hayatı14
- la loba2
- eski sevgilinin bıraktığı iz8
- x de çinliler ve türklerin kavgası11
modern sinemanın kurucularından birisidir. neorealist hareketin isyankarlarından olup Cronaca di un amore ile birlikte yavaş yavaş bu hareketten kopmaya başlamıştır. en öemli filmlerini alienation trilogy adı verilen; l'eclisse, l'avventura ve la notte oluşturmaktadır. her üç filmde daha sonraki çektiği filmler ile karşılaştırıldığında-en azından kendi açımdan bakmak gerekirse- oldukça sıkıcı gelebilir.
blow up [gerçeğin göreceliliğinin sorgulandığı mükemmel bir filmdir. (bkz: belirsizlik ilkesi) buna benzer nitelikte bir film için (bkz: rashomon)] ve passenger gibi ingilizce çekilen filmler ise özellikle blow up daki heyecanı ayakta tutan sahneler de dikkate alıdığında oldukça sürükleyicidir(diğerleri ile karşılaştırıldığında).
filmlerinde genellikle ikinci dünya savaşı sonrasındaki dünyayı yansıtır antonioni. yalnızlaşma ve yabancılaşma bu dönemin en karakteristik özelliklerinden birisidir. bazı filmlerindeki sessizlik soğuk savaş dönemindeki bunalımlı yılları yansıtır. bir nükleer savaşın korkusu L'eclisse filminin başındaki kimsesiz sokaklarda tezahür etmiş gibidir.(antonioni'nin soundtrack'i sessizlik'tir ve bu vesile ile değme müziklerin anlatamayacağını sessizlik ile çok güzel yansıtır). bununla birlikte kadın-erkek ilişkileri de ister istemez kopmaya başlamıştır. çünkü "eros is sick"tir. aşkın bu çağda doğal anlamda kendini ifade edebilmesi imkansızdır.
antonioni'nin anlattığı çağ değersiz bir çağdır. bir çok şeyin alınıp satılabileceği(bilhassa kadının da metalaşıp sokaklarda fahişelip yapması bunun içersine girer) çağdır. "nihilizm", değersizlik ve unconnectedness hem l'eclisse'de hem de blow up da derinden derine işlenir. l'eclisse'in bayan pratogonistinin(monica vitti) ailesi ile olan bağlantısızlığı ve anlık mutluluk kıvılcımlarına sığınması bunun klasik bir örneğidir.
bunların yanında antonioni'nin aslında rahatsız edebilecek ölçüde olan konulardan sapmaları bir çok filmde söz konusudur. ama bu sapmalar dikkati dağıttığı ölçüde karakterlerin özellikleri hakkında ciddi anlamda bilgi verir. bu yüzden filmleri sürekli geriye dönüşü gerektirir. "traditional narrative sense"in aksine antonioni nin filmin senaryosu çok daha karışıktır. bu nedenle L'eclisse'in kimin filmi olduğuna karar vermek zorlaşabilir. aslen filmin sonundaki yedi dakika seyredildiğinde "hiçkimseninfilmi"dir. filmi ise bu küçük olaylar ve sapmalar meydana getirir. filmlerini özellikle sıkıcı kılan amillerden birisi de "long take" lerin bazen ciddi analmda uzun olmasıdır. passenger filminde bu yaklaşık on dakikadır ki sıkılmamak için sinema konusunda ciddi anlamda sinefil olmak gerekir. Orson Welles bile antonioni'nin bu özelliğinden dolayı şikayetçidir.
antonioni çocukluğunda bir çok sanat ile ilgilenmiş olup-9 yaşında bir konser de vermiştir- onun kalbindeki asıl sanat ise resim sanatıdır. özellikle abstract expressionism'e derinden ilgisi vardır. bu alandaki favori ressamı ise mark rothko'dur ki (nietzsch'nin trajedinin doğuşu isimli eseri onun esas ilham kaynağıdır; ve rothko sanatı insanı modern hayatın manevi boşluğundan kurtarma amacını taşıdığına inanır ki nietzsche'de tragedyanın doğuşunda paralel fikirlere sahiptir)
blow up [gerçeğin göreceliliğinin sorgulandığı mükemmel bir filmdir. (bkz: belirsizlik ilkesi) buna benzer nitelikte bir film için (bkz: rashomon)] ve passenger gibi ingilizce çekilen filmler ise özellikle blow up daki heyecanı ayakta tutan sahneler de dikkate alıdığında oldukça sürükleyicidir(diğerleri ile karşılaştırıldığında).
filmlerinde genellikle ikinci dünya savaşı sonrasındaki dünyayı yansıtır antonioni. yalnızlaşma ve yabancılaşma bu dönemin en karakteristik özelliklerinden birisidir. bazı filmlerindeki sessizlik soğuk savaş dönemindeki bunalımlı yılları yansıtır. bir nükleer savaşın korkusu L'eclisse filminin başındaki kimsesiz sokaklarda tezahür etmiş gibidir.(antonioni'nin soundtrack'i sessizlik'tir ve bu vesile ile değme müziklerin anlatamayacağını sessizlik ile çok güzel yansıtır). bununla birlikte kadın-erkek ilişkileri de ister istemez kopmaya başlamıştır. çünkü "eros is sick"tir. aşkın bu çağda doğal anlamda kendini ifade edebilmesi imkansızdır.
antonioni'nin anlattığı çağ değersiz bir çağdır. bir çok şeyin alınıp satılabileceği(bilhassa kadının da metalaşıp sokaklarda fahişelip yapması bunun içersine girer) çağdır. "nihilizm", değersizlik ve unconnectedness hem l'eclisse'de hem de blow up da derinden derine işlenir. l'eclisse'in bayan pratogonistinin(monica vitti) ailesi ile olan bağlantısızlığı ve anlık mutluluk kıvılcımlarına sığınması bunun klasik bir örneğidir.
bunların yanında antonioni'nin aslında rahatsız edebilecek ölçüde olan konulardan sapmaları bir çok filmde söz konusudur. ama bu sapmalar dikkati dağıttığı ölçüde karakterlerin özellikleri hakkında ciddi anlamda bilgi verir. bu yüzden filmleri sürekli geriye dönüşü gerektirir. "traditional narrative sense"in aksine antonioni nin filmin senaryosu çok daha karışıktır. bu nedenle L'eclisse'in kimin filmi olduğuna karar vermek zorlaşabilir. aslen filmin sonundaki yedi dakika seyredildiğinde "hiçkimseninfilmi"dir. filmi ise bu küçük olaylar ve sapmalar meydana getirir. filmlerini özellikle sıkıcı kılan amillerden birisi de "long take" lerin bazen ciddi analmda uzun olmasıdır. passenger filminde bu yaklaşık on dakikadır ki sıkılmamak için sinema konusunda ciddi anlamda sinefil olmak gerekir. Orson Welles bile antonioni'nin bu özelliğinden dolayı şikayetçidir.
antonioni çocukluğunda bir çok sanat ile ilgilenmiş olup-9 yaşında bir konser de vermiştir- onun kalbindeki asıl sanat ise resim sanatıdır. özellikle abstract expressionism'e derinden ilgisi vardır. bu alandaki favori ressamı ise mark rothko'dur ki (nietzsch'nin trajedinin doğuşu isimli eseri onun esas ilham kaynağıdır; ve rothko sanatı insanı modern hayatın manevi boşluğundan kurtarma amacını taşıdığına inanır ki nietzsche'de tragedyanın doğuşunda paralel fikirlere sahiptir)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar