bugün
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü12
- yalnızlık edebiyatı13
- en sevmediğin insan tipleri8
- serhat kılıç15
- tai lung42
- 6 eylül 2026 türkiye italya voleybol maçı18
- ikinci defa askere gitmek7
- kin tutmayı beceremeyen insan9
- askerliğin gençler için faydalı olması7
- bir kızla dalga geçmek6
- namazlarınızın yaradan için hiçbir kıymeti yok11
- sözlükte psikolojik delilerin olması10
- bu koyden olsam ne olacak ve sarı şeker12
- ciddi ciddi voleybol maçı izleyen insan olması9
- en sevdiğiniz sözlük yazarı9
- gizli hesap6
- mavi göz7
- claudian clouds22
- özbek kadınlar14
- bir viski doldurup kızların final maçını izlemek12
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı42
- millet dediğin2
- sabahları nefret edilen şeyler3
- sözlük whatsapp grupları13
- friedrich hegel la bi cay icek12
- sözlüğün en hamarat yazarı8
- iğrenme eşiği olmayan erkek9
- uludağ itiraf10
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı17
- sarapci koala47
- herkesin tavsiye verdiği insan4
- göğüs uçlarını birbirine değdirebilen kadın11
- islam'ın hak dini olması6
- geceye bir mesaj birak2
- namazın amacı6
- melissa vargas7
- bulunduğun koşullarda mutlu olmak3
- gece vardiyası yazarlar4
- özbek pilavına kaşık saplamak7
- filenin sultanlarının avrupa şampiyonu olması6
- uludağ sözlük benim için ancak mezarda biter5
- kahverengi gözlü olmak4
- akrep3
- türkiye bölünebilir mi2
- anın görüntüsü25
- libidosu olmasa true'nun aslında iyi insan olması6
- karı gibi erkek3
- yarın kpssye girecek yazarlar15
- yalnız ölmek4
- enayimiknatisii32
modern sinemanın kurucularından birisidir. neorealist hareketin isyankarlarından olup Cronaca di un amore ile birlikte yavaş yavaş bu hareketten kopmaya başlamıştır. en öemli filmlerini alienation trilogy adı verilen; l'eclisse, l'avventura ve la notte oluşturmaktadır. her üç filmde daha sonraki çektiği filmler ile karşılaştırıldığında-en azından kendi açımdan bakmak gerekirse- oldukça sıkıcı gelebilir.
blow up [gerçeğin göreceliliğinin sorgulandığı mükemmel bir filmdir. (bkz: belirsizlik ilkesi) buna benzer nitelikte bir film için (bkz: rashomon)] ve passenger gibi ingilizce çekilen filmler ise özellikle blow up daki heyecanı ayakta tutan sahneler de dikkate alıdığında oldukça sürükleyicidir(diğerleri ile karşılaştırıldığında).
filmlerinde genellikle ikinci dünya savaşı sonrasındaki dünyayı yansıtır antonioni. yalnızlaşma ve yabancılaşma bu dönemin en karakteristik özelliklerinden birisidir. bazı filmlerindeki sessizlik soğuk savaş dönemindeki bunalımlı yılları yansıtır. bir nükleer savaşın korkusu L'eclisse filminin başındaki kimsesiz sokaklarda tezahür etmiş gibidir.(antonioni'nin soundtrack'i sessizlik'tir ve bu vesile ile değme müziklerin anlatamayacağını sessizlik ile çok güzel yansıtır). bununla birlikte kadın-erkek ilişkileri de ister istemez kopmaya başlamıştır. çünkü "eros is sick"tir. aşkın bu çağda doğal anlamda kendini ifade edebilmesi imkansızdır.
antonioni'nin anlattığı çağ değersiz bir çağdır. bir çok şeyin alınıp satılabileceği(bilhassa kadının da metalaşıp sokaklarda fahişelip yapması bunun içersine girer) çağdır. "nihilizm", değersizlik ve unconnectedness hem l'eclisse'de hem de blow up da derinden derine işlenir. l'eclisse'in bayan pratogonistinin(monica vitti) ailesi ile olan bağlantısızlığı ve anlık mutluluk kıvılcımlarına sığınması bunun klasik bir örneğidir.
bunların yanında antonioni'nin aslında rahatsız edebilecek ölçüde olan konulardan sapmaları bir çok filmde söz konusudur. ama bu sapmalar dikkati dağıttığı ölçüde karakterlerin özellikleri hakkında ciddi anlamda bilgi verir. bu yüzden filmleri sürekli geriye dönüşü gerektirir. "traditional narrative sense"in aksine antonioni nin filmin senaryosu çok daha karışıktır. bu nedenle L'eclisse'in kimin filmi olduğuna karar vermek zorlaşabilir. aslen filmin sonundaki yedi dakika seyredildiğinde "hiçkimseninfilmi"dir. filmi ise bu küçük olaylar ve sapmalar meydana getirir. filmlerini özellikle sıkıcı kılan amillerden birisi de "long take" lerin bazen ciddi analmda uzun olmasıdır. passenger filminde bu yaklaşık on dakikadır ki sıkılmamak için sinema konusunda ciddi anlamda sinefil olmak gerekir. Orson Welles bile antonioni'nin bu özelliğinden dolayı şikayetçidir.
antonioni çocukluğunda bir çok sanat ile ilgilenmiş olup-9 yaşında bir konser de vermiştir- onun kalbindeki asıl sanat ise resim sanatıdır. özellikle abstract expressionism'e derinden ilgisi vardır. bu alandaki favori ressamı ise mark rothko'dur ki (nietzsch'nin trajedinin doğuşu isimli eseri onun esas ilham kaynağıdır; ve rothko sanatı insanı modern hayatın manevi boşluğundan kurtarma amacını taşıdığına inanır ki nietzsche'de tragedyanın doğuşunda paralel fikirlere sahiptir)
blow up [gerçeğin göreceliliğinin sorgulandığı mükemmel bir filmdir. (bkz: belirsizlik ilkesi) buna benzer nitelikte bir film için (bkz: rashomon)] ve passenger gibi ingilizce çekilen filmler ise özellikle blow up daki heyecanı ayakta tutan sahneler de dikkate alıdığında oldukça sürükleyicidir(diğerleri ile karşılaştırıldığında).
filmlerinde genellikle ikinci dünya savaşı sonrasındaki dünyayı yansıtır antonioni. yalnızlaşma ve yabancılaşma bu dönemin en karakteristik özelliklerinden birisidir. bazı filmlerindeki sessizlik soğuk savaş dönemindeki bunalımlı yılları yansıtır. bir nükleer savaşın korkusu L'eclisse filminin başındaki kimsesiz sokaklarda tezahür etmiş gibidir.(antonioni'nin soundtrack'i sessizlik'tir ve bu vesile ile değme müziklerin anlatamayacağını sessizlik ile çok güzel yansıtır). bununla birlikte kadın-erkek ilişkileri de ister istemez kopmaya başlamıştır. çünkü "eros is sick"tir. aşkın bu çağda doğal anlamda kendini ifade edebilmesi imkansızdır.
antonioni'nin anlattığı çağ değersiz bir çağdır. bir çok şeyin alınıp satılabileceği(bilhassa kadının da metalaşıp sokaklarda fahişelip yapması bunun içersine girer) çağdır. "nihilizm", değersizlik ve unconnectedness hem l'eclisse'de hem de blow up da derinden derine işlenir. l'eclisse'in bayan pratogonistinin(monica vitti) ailesi ile olan bağlantısızlığı ve anlık mutluluk kıvılcımlarına sığınması bunun klasik bir örneğidir.
bunların yanında antonioni'nin aslında rahatsız edebilecek ölçüde olan konulardan sapmaları bir çok filmde söz konusudur. ama bu sapmalar dikkati dağıttığı ölçüde karakterlerin özellikleri hakkında ciddi anlamda bilgi verir. bu yüzden filmleri sürekli geriye dönüşü gerektirir. "traditional narrative sense"in aksine antonioni nin filmin senaryosu çok daha karışıktır. bu nedenle L'eclisse'in kimin filmi olduğuna karar vermek zorlaşabilir. aslen filmin sonundaki yedi dakika seyredildiğinde "hiçkimseninfilmi"dir. filmi ise bu küçük olaylar ve sapmalar meydana getirir. filmlerini özellikle sıkıcı kılan amillerden birisi de "long take" lerin bazen ciddi analmda uzun olmasıdır. passenger filminde bu yaklaşık on dakikadır ki sıkılmamak için sinema konusunda ciddi anlamda sinefil olmak gerekir. Orson Welles bile antonioni'nin bu özelliğinden dolayı şikayetçidir.
antonioni çocukluğunda bir çok sanat ile ilgilenmiş olup-9 yaşında bir konser de vermiştir- onun kalbindeki asıl sanat ise resim sanatıdır. özellikle abstract expressionism'e derinden ilgisi vardır. bu alandaki favori ressamı ise mark rothko'dur ki (nietzsch'nin trajedinin doğuşu isimli eseri onun esas ilham kaynağıdır; ve rothko sanatı insanı modern hayatın manevi boşluğundan kurtarma amacını taşıdığına inanır ki nietzsche'de tragedyanın doğuşunda paralel fikirlere sahiptir)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar