bugün
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri47
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı29
- claudian clouds33
- yaşanmamışların yası6
- buzdolabının kapağını açıp boş boş bakmak5
- the wheels on the bus2
- insan ne ister5
- en iyi vampir filmi4
- yazarların akşam yemekleri6
- sözlük kızlarının kekleri24
- cok da abartmaya gerek uok6
- intihar etmek4
- cumartesi gecesi sıkıcılığı4
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız7
- kuran2
- gece sokak kedileri tarafından saldırılmak4
- okulda zil sesinin felsefi anlamı3
- kadınlar7
- en iyi kurt adam filmi3
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği7
- kültür2
- anın görüntüsü25
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- intothenirvana2
- meriç dükalığı8
- true'nun engelli olması6
- okan buruk9
- islamda namaz yoktur30
- sevdiğiniz yazarlar8
- başkalarının istediği gibi yaşamak4
- allah11
- sarapci koala hatayi33
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız7
- fusya semsiyeli yabanci22
- gary oldman2
- kürdistan10
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- dantelli sütyen takan erkek12
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- the crow2
- çirkin2
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz6
- galatahahahahahaha3
- ölümden korkuyor musunuz17
- true ile tatlı sert3
- annem2
- ermeni alfabesi2
- tai lung8
- true ve g'i l d'e d l'i l y birlikteliği4
- günlük2
Neo-liboş ve küreselci düzenin en büyük düşmanı olan devlet tipidir.
Günümüzde en yaygın devlet tipi olan ulus-devlet modeli, ortaçağın sonunda -özellikle milli monarşilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla- görülen bir devlet örgütlenmesidir. Bu örgütlenme modeli, günümüz anlamındaki yapısını XIX. yüzyılda kazanmıştır. XX. yüzyılın özellikle ikinci yarısındaki sömürge uluslarının bağımsızlıklarını kazanmalarıyla yaygınlaşan ulus-devlet organizasyonu, günümüzde siyasal anlamda üzerinde en çok tartışılan olgulardan biri olarak dikkat çekmektedir.
Ulus-devlet olgusu, XIX. yüzyılda özgürlük ve kurtuluş hareketlerine katkıda bulunmuş bir model olarak değerlendirilen bir konumda bulunmuştur. Bu dönemde ulus-devlet, esas olarak Fransız devriminden miras alınan demokratik ve evrensel değerlere ayrılmaz olarak bağlı, ilerici bir olgu idi. Ulus-devlet, yüzyıllardır savaşlarla sarsılmış ve artık bu savaşların sebeplerini oluşturan imparatorlukların ve kişi keyfiyetine dayanan tek kişi otoritelerinin etkileri altında yaşayan ulusların ekonomik ve sosyal bazlarda ortaya çıkan sıkıntıları aşmak ve yüzyıllardır süren ulusların içine düşmüş olduğu karmaşalardan kurtulabilmeleri için gösterdikleri yoğun isteğe cevap olmuştur. Bu olgu, ulusların üyeleri arasında bir topluluk duygusunun yeniden yaratılabilmesi rüyası ve yeni bir idealizmin aşılanması, yaşamın ayartıcı bir seçenek olarak görünen tüm yönlerini kapsama yeteneği olan yeni bir ideolojinin merkezine oturtmuştur. Ulus-devlet, her şeyden önce yüzyıllardır “kimin ve neyin olduklarını” bilmeden yaşayan milyonlarca insana anlamlı bir aidiyet duygusu sağlayan ulusçu bir hareket olmuştur. Ulus-devlet yeni yeni filizlenmeye başladığı Fransız devrimi ile birlikte, ulusal topluluğu, kendi organik yapısı ile yaşamının doğayla benzeşen bir varlığı olarak kullanma yoluna gidilmiştir. Günümüzde bu görünümünde bazı değişimler gösterdiği kabul edilmekle birlikte yine de devlet modelleri içerisindeki en güçlü siyasal yapı olduğu kabul edilmektedir.
Sonradan bir ulus ve devlet olacak ulusların yüzyıllarca süren belirsizliklerinden sonra göreli erken gelişimleri, bir rastlantı olmanın ötesinde, dünyada yaşanan idari, iktisadi ve kültürel alanda birbirini izleyen süreçlerle örtüştüğü görülmüştür. Burada devletin asıl özne olduğu da yadsınamaz bir gerçeklik olarak kabul edilmelidir. Devlet, bu süreçte idari, vergi ve askere alma faaliyetleri ile hükümranlık alanı içerisindeki nüfusa, ortak bir kimlik duygusu sağlamakla birlikte, “yurttaşlık sadakati” denilen olgunun da gelişmesini sağlamıştır. Bu durum, XVIII. yüzyıldan önce de var olan ancak adı konmamış, “ulusal egemenlik” anlayışının yerleşmesinde de önemli bir etkeni ifade etmektedir.
Ulus-devlet, sınırları belirlenmiş bir toprak parçası üzerinde yasal güç kullanma hakkına sahip ve yönetimi altındaki halkı türdeşleştirerek, ortak kültür, simgeler, değerler yaratarak, gelenekler ile köken mitlerini canlandırarak, birleştirmeyi amaçlayan bir tür devletin oluşumuyla tanımlanan ve günümüze şekil veren modern bir olgudur. Ulus ile ulus devletin, çoğu zaman olduğu gibi, çakışması durumunda aralarındaki temel farkın bir ulusun üyelerinin bir topluluk oluşturma bilinci göstermeleri ile birlikte, ulus-devletin bir ulus yaratımında veya ulusların kendi farkına varmaları için çalışması ve bir topluluk duygusu geliştirme çabası olduğu söylenebilir. Ulusun ortak bir kültürü, değerleri ve simgeleri varken, ulus-devlet bunları pekiştirme ve “vatana bağlılık” gibi bir amaç gütmüştür. Bu bilincin siyasi olarak oluşmasında Avrupa’nın 1815 Viyana Kongresi sonucu ortaya çıkan haritanın uzun bir zaman dilimi sürecinde bozulmaması da önemli bir faktör olarak görülmektedir.
Ulus-devlet, özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, küresel ölçekte yaygınlığa ulaşmış bir siyasi yapılanma modeli olmuştur. Günümüzde, Birleşmiş Milletler Örgütü’ne üye devletlerin hemen tamamı ulus-devlet modeline göre ve ulus-devlet kurgusu esas alınarak yapılanmıştır. Bunun yanında, gerek geçmişte, gerekse günümüzde siyasi bağımsızlık elde etme amacıyla hareket eden birçok ulusçu akım da bir ulus-devlet kurma hedefine yönelmiştir. Bu nedenle, her genellemenin kaçınılmaz olarak içereceği yanılma payından çekinmeksizin, XVIII. yüzyılın sonlarından günümüze kadar, oluşturulması için mücadele verilen siyasi örgütlenme modeli ulus-devlet olmuştur denilebilir.
Günümüzde en yaygın devlet tipi olan ulus-devlet modeli, ortaçağın sonunda -özellikle milli monarşilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla- görülen bir devlet örgütlenmesidir. Bu örgütlenme modeli, günümüz anlamındaki yapısını XIX. yüzyılda kazanmıştır. XX. yüzyılın özellikle ikinci yarısındaki sömürge uluslarının bağımsızlıklarını kazanmalarıyla yaygınlaşan ulus-devlet organizasyonu, günümüzde siyasal anlamda üzerinde en çok tartışılan olgulardan biri olarak dikkat çekmektedir.
Ulus-devlet olgusu, XIX. yüzyılda özgürlük ve kurtuluş hareketlerine katkıda bulunmuş bir model olarak değerlendirilen bir konumda bulunmuştur. Bu dönemde ulus-devlet, esas olarak Fransız devriminden miras alınan demokratik ve evrensel değerlere ayrılmaz olarak bağlı, ilerici bir olgu idi. Ulus-devlet, yüzyıllardır savaşlarla sarsılmış ve artık bu savaşların sebeplerini oluşturan imparatorlukların ve kişi keyfiyetine dayanan tek kişi otoritelerinin etkileri altında yaşayan ulusların ekonomik ve sosyal bazlarda ortaya çıkan sıkıntıları aşmak ve yüzyıllardır süren ulusların içine düşmüş olduğu karmaşalardan kurtulabilmeleri için gösterdikleri yoğun isteğe cevap olmuştur. Bu olgu, ulusların üyeleri arasında bir topluluk duygusunun yeniden yaratılabilmesi rüyası ve yeni bir idealizmin aşılanması, yaşamın ayartıcı bir seçenek olarak görünen tüm yönlerini kapsama yeteneği olan yeni bir ideolojinin merkezine oturtmuştur. Ulus-devlet, her şeyden önce yüzyıllardır “kimin ve neyin olduklarını” bilmeden yaşayan milyonlarca insana anlamlı bir aidiyet duygusu sağlayan ulusçu bir hareket olmuştur. Ulus-devlet yeni yeni filizlenmeye başladığı Fransız devrimi ile birlikte, ulusal topluluğu, kendi organik yapısı ile yaşamının doğayla benzeşen bir varlığı olarak kullanma yoluna gidilmiştir. Günümüzde bu görünümünde bazı değişimler gösterdiği kabul edilmekle birlikte yine de devlet modelleri içerisindeki en güçlü siyasal yapı olduğu kabul edilmektedir.
Sonradan bir ulus ve devlet olacak ulusların yüzyıllarca süren belirsizliklerinden sonra göreli erken gelişimleri, bir rastlantı olmanın ötesinde, dünyada yaşanan idari, iktisadi ve kültürel alanda birbirini izleyen süreçlerle örtüştüğü görülmüştür. Burada devletin asıl özne olduğu da yadsınamaz bir gerçeklik olarak kabul edilmelidir. Devlet, bu süreçte idari, vergi ve askere alma faaliyetleri ile hükümranlık alanı içerisindeki nüfusa, ortak bir kimlik duygusu sağlamakla birlikte, “yurttaşlık sadakati” denilen olgunun da gelişmesini sağlamıştır. Bu durum, XVIII. yüzyıldan önce de var olan ancak adı konmamış, “ulusal egemenlik” anlayışının yerleşmesinde de önemli bir etkeni ifade etmektedir.
Ulus-devlet, sınırları belirlenmiş bir toprak parçası üzerinde yasal güç kullanma hakkına sahip ve yönetimi altındaki halkı türdeşleştirerek, ortak kültür, simgeler, değerler yaratarak, gelenekler ile köken mitlerini canlandırarak, birleştirmeyi amaçlayan bir tür devletin oluşumuyla tanımlanan ve günümüze şekil veren modern bir olgudur. Ulus ile ulus devletin, çoğu zaman olduğu gibi, çakışması durumunda aralarındaki temel farkın bir ulusun üyelerinin bir topluluk oluşturma bilinci göstermeleri ile birlikte, ulus-devletin bir ulus yaratımında veya ulusların kendi farkına varmaları için çalışması ve bir topluluk duygusu geliştirme çabası olduğu söylenebilir. Ulusun ortak bir kültürü, değerleri ve simgeleri varken, ulus-devlet bunları pekiştirme ve “vatana bağlılık” gibi bir amaç gütmüştür. Bu bilincin siyasi olarak oluşmasında Avrupa’nın 1815 Viyana Kongresi sonucu ortaya çıkan haritanın uzun bir zaman dilimi sürecinde bozulmaması da önemli bir faktör olarak görülmektedir.
Ulus-devlet, özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, küresel ölçekte yaygınlığa ulaşmış bir siyasi yapılanma modeli olmuştur. Günümüzde, Birleşmiş Milletler Örgütü’ne üye devletlerin hemen tamamı ulus-devlet modeline göre ve ulus-devlet kurgusu esas alınarak yapılanmıştır. Bunun yanında, gerek geçmişte, gerekse günümüzde siyasi bağımsızlık elde etme amacıyla hareket eden birçok ulusçu akım da bir ulus-devlet kurma hedefine yönelmiştir. Bu nedenle, her genellemenin kaçınılmaz olarak içereceği yanılma payından çekinmeksizin, XVIII. yüzyılın sonlarından günümüze kadar, oluşturulması için mücadele verilen siyasi örgütlenme modeli ulus-devlet olmuştur denilebilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar