bugün
- tanga giyince osuramıyorsun5
- kaçak çay12
- borsa istanbul19
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası9
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi16
- fon vurgunu51
- naber lan ezikler4
- iltica23
- yılmaz erdoğanla çalışan oyuncular3
- yılmaz erdoğan'ın ekin türkmen'e söylediği söz3
- galatasaray vs akp2
- mekke kutsal mıdır sorunsalı10
- yulaf lapası vs tost8
- from gold from dust34
- berat albayrak'a iftira atılması11
- tavuklu pilav11
- ekonomi5
- aleyna tilki nin memeleri3
- fuhuştan yakalanan sınıf öğretmeni7
- tiktok2
- sözlük kızlarının bicepsleri18
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi10
- arkadaşlar çok sıkıcısınız12
- halkını koruyan lidere küfür etmek2
- teoman'ın sakallı hali2
- kürt dizilerinin tutmaması11
- küçük memeli5
- mandalina çıkmış arkadaşlar6
- gocu nerede gocu6
- ekmek için ekmeleddin6
- türkiye25
- köylülük7
- eskiden 20 liraya yediğim kebabın 50 lira olması8
- söz verip tutmamak2
- vurdurmaya meyilli araba6
- sizinle masumca öpüşmek istiyorum2
- tayyiple yatıp tayyiple kalkmak6
- ironi yapıyorum ayağına yatan çirkef yazar2
- en iyi çakmak markası8
- düşün ki o bunu okuyor6
- kürk mantolu madonna abartılmış tırt bir kitaptır6
- deli6
- küçük memeli kızların yaşama amacı4
- cilt kanseri aşısında yüzde 42 başarı3
- faik öztrak2
- sucuklu çekirdek3
- sözlük gey saati vs din saati vs akp saati6
- 1 gün diyetteyim4
- 2001 a space odyssey2
doğum günüm bugün!
yalnızlığımın başladığı gün olarak da ifade edebilirim.
amansız dünya maceramın, milyonlarca insan arasında kaybolmuşluğun başladığı gün.
bugün için ayrı bir karamsarlığım var. her günümden daha da karanlık..
o karanlık içinde parıltısını görebildiğim, benle beraber olduğunu bildiğim,
sımsıkı sarılabildiğim, gülümsemesine inanabildiğim tek gerçekliğim var; yalnızlığım.
aslıda bana tebessümü ile herşeyi anlatabiliyor.
koruyor beni, arkadaşlardan, 'dost'lardan, sevgiden, sevgiliden, hayal ve umutlardan.
sahdecilik oyunu oynamama bir türlü izin vermiyor.
"hayır" diyor sürekli. "yapmamalısın. aslında tüm bunlar bir oyun, sen bunu beceremezsin, sen karanlık odandan dışarıda yaşayamazsın." kendimi kandırmama bir an olsun izin vermiyor.
korkuyorum.
"ve sen, böyle daha mutlusun" diyor usulca kulağıma fısıldayarak.
nefesini hissedebiliyorum. devam etmesi için susuyorum; benle beraber o da susuyor..
yalnızlığımı çok fazla sorgulamam. yaşamlarının büyük bir kısmını yalnız olarak geçiren, yalnız ölen hayran olduğum insanlar var. bu bana cesaret veriyor.
yalnızlığımdan çok kendimi sorgularım, işte o zaman da daha fazla yalnız kalırım.
ve hayat gittikçe yavaşlar.
benim için hayat durmuş olabilir mi?
bilmiyorum; bukowski üstadıma soruyorum,
cevap veriyor, her zaman olduğu gibi insanlara karşı acımasız;
"insan kendini çok derinden tahlil etmemeli, yoksa hiçbir şey yapmaz. yaşam durur!"
doğru söylüyor. benim yaşamım durdu. artık ilerlemiyor. olduğum yerdeyim, doğduğum yerde.
isteksizim!
geriye boşvermiş, bıkmış bir insan tortusu kaldı benden, umutlarını çocukken yaptığı kağıttan gemilere bindirip
açıklarda kaybolmasını acımasızca izlemiş bir insan tortusu.
hayallerimi bir bir tüketirken kendime "ya sonrasında?" diye hiç sormamıştım. ne düşüncesizlik ama.
böyle olacağını bilmezdim. insan hayalsiz nasıl yaşar?
bazen tekrar hayal kurmaya çalışıyorum, beceremiyorum.
bahis oyunları kurtarıcım.
hayal satın almanın en güzel yöntemi. odamdan çıkabildiğimde nadir de olsa oynarım.
sonuçlarını günler sonra öğrenirim. bazen bakmam bile. belki de şu anda bir milyonerim. bakmadığım kuponlarımdan birine tutmuş olabilir. kimin umrunda!
çok yorgunum bu aralar, çok fazla sıkılıyorum ve iyiden iyiye sıyırıyorum.
ölüm ölüm ölüm!
neden gelmiyor, kalbim her kan pompaladığında mutsuz bir insana daha fazla acı verdiğinin farkında değil mi?
ölümümü kendim çizersem, en az acı veren yöntemi kullarım.. her zaman ürkek biri olmuşumdur.
sokakta dikkatsizce yürürüm. onlarca kaza atlattım ve birkaç kaza geçirdim.
sorun şu ki, hep dikkatli sürücülere denk geliyorum. ufak tefek sıyrıklar, birinde hastaneye bile gitmedim; arabadan 3 metre uzağa düşmüştüm. yerden sendeleyerek kalktım, "yok birşeyim herkes işine baksın!"
bir keresinde bir kamyonla burun buruna geldim. şehirler arası yoldan geçerken. çok yakındı ölüm. paramparça olmak. derler ya hani, hayatım film şeridi gibi önümden geçti, diye. işte o filmi bitirmek üzereydim; ama o kamyon da başaramadı. düşüncesizce kendimi kamyondan kurtardım, neden yaptım bilmiyorum.
intihar!
intihar bana göre değil, uğraşmak istemiyorum. isteksizim dedim ya.
ama bu iğrenç yaşamdan, böylesine güzel bir çıkış kapısı olması beni rahatlatıyor. istediğin zaman çıkıp gidebiliyorsun. acil durum düğmesi gibi. hep aklımda.
evet. işte bugün benim doğum günüm.
bu anlamsız hayatta kendimi mutlu edecek onlarca şey varken ben mutsuz olmayı seçiyorum.
kendimi kurtarabilmemin birkaç yolu var aslında. bir sevgili? ya da muhabbet edebilecek birkaç arkadaş?
böylece gerçeği düşünmeden günlerimi bir bir tüketirim, ve ölüm beni alırken,
"aa sen ne zaman geldin? hayır dostum bana biraz daha zaman ver!" diye yalvarırım.
böyle bir yaşam tarzı tıpkı alkol, yada uyuşturucu almak gibi. yani benim için pek bir farkı yok.
ikisi de mutlu ediyor, ikisi de gerçeklikten uzak.
thoreau şöyle der,
"bana aşk, para, inanç, şöhret, adalet, yerine sadece gerçeği verin."
ben, ölüm geldiğinde,
ona doğru aşağılık bir bakış atarak,
"geç kaldın?" diye sitem edeceğim günü bekliyorum. "neden bu kadar geç kaldın?"
belki de ben ölüme giderim, biraz kendimi toparlayabilirsem, sessizce giderim..
ardıma bakmadan..
ruhum bedenimde, bedenim dünyada hapis..
ve hapishanemde bir yıl daha geçti.
yalnızlığımın başladığı gün olarak da ifade edebilirim.
amansız dünya maceramın, milyonlarca insan arasında kaybolmuşluğun başladığı gün.
bugün için ayrı bir karamsarlığım var. her günümden daha da karanlık..
o karanlık içinde parıltısını görebildiğim, benle beraber olduğunu bildiğim,
sımsıkı sarılabildiğim, gülümsemesine inanabildiğim tek gerçekliğim var; yalnızlığım.
aslıda bana tebessümü ile herşeyi anlatabiliyor.
koruyor beni, arkadaşlardan, 'dost'lardan, sevgiden, sevgiliden, hayal ve umutlardan.
sahdecilik oyunu oynamama bir türlü izin vermiyor.
"hayır" diyor sürekli. "yapmamalısın. aslında tüm bunlar bir oyun, sen bunu beceremezsin, sen karanlık odandan dışarıda yaşayamazsın." kendimi kandırmama bir an olsun izin vermiyor.
korkuyorum.
"ve sen, böyle daha mutlusun" diyor usulca kulağıma fısıldayarak.
nefesini hissedebiliyorum. devam etmesi için susuyorum; benle beraber o da susuyor..
yalnızlığımı çok fazla sorgulamam. yaşamlarının büyük bir kısmını yalnız olarak geçiren, yalnız ölen hayran olduğum insanlar var. bu bana cesaret veriyor.
yalnızlığımdan çok kendimi sorgularım, işte o zaman da daha fazla yalnız kalırım.
ve hayat gittikçe yavaşlar.
benim için hayat durmuş olabilir mi?
bilmiyorum; bukowski üstadıma soruyorum,
cevap veriyor, her zaman olduğu gibi insanlara karşı acımasız;
"insan kendini çok derinden tahlil etmemeli, yoksa hiçbir şey yapmaz. yaşam durur!"
doğru söylüyor. benim yaşamım durdu. artık ilerlemiyor. olduğum yerdeyim, doğduğum yerde.
isteksizim!
geriye boşvermiş, bıkmış bir insan tortusu kaldı benden, umutlarını çocukken yaptığı kağıttan gemilere bindirip
açıklarda kaybolmasını acımasızca izlemiş bir insan tortusu.
hayallerimi bir bir tüketirken kendime "ya sonrasında?" diye hiç sormamıştım. ne düşüncesizlik ama.
böyle olacağını bilmezdim. insan hayalsiz nasıl yaşar?
bazen tekrar hayal kurmaya çalışıyorum, beceremiyorum.
bahis oyunları kurtarıcım.
hayal satın almanın en güzel yöntemi. odamdan çıkabildiğimde nadir de olsa oynarım.
sonuçlarını günler sonra öğrenirim. bazen bakmam bile. belki de şu anda bir milyonerim. bakmadığım kuponlarımdan birine tutmuş olabilir. kimin umrunda!
çok yorgunum bu aralar, çok fazla sıkılıyorum ve iyiden iyiye sıyırıyorum.
ölüm ölüm ölüm!
neden gelmiyor, kalbim her kan pompaladığında mutsuz bir insana daha fazla acı verdiğinin farkında değil mi?
ölümümü kendim çizersem, en az acı veren yöntemi kullarım.. her zaman ürkek biri olmuşumdur.
sokakta dikkatsizce yürürüm. onlarca kaza atlattım ve birkaç kaza geçirdim.
sorun şu ki, hep dikkatli sürücülere denk geliyorum. ufak tefek sıyrıklar, birinde hastaneye bile gitmedim; arabadan 3 metre uzağa düşmüştüm. yerden sendeleyerek kalktım, "yok birşeyim herkes işine baksın!"
bir keresinde bir kamyonla burun buruna geldim. şehirler arası yoldan geçerken. çok yakındı ölüm. paramparça olmak. derler ya hani, hayatım film şeridi gibi önümden geçti, diye. işte o filmi bitirmek üzereydim; ama o kamyon da başaramadı. düşüncesizce kendimi kamyondan kurtardım, neden yaptım bilmiyorum.
intihar!
intihar bana göre değil, uğraşmak istemiyorum. isteksizim dedim ya.
ama bu iğrenç yaşamdan, böylesine güzel bir çıkış kapısı olması beni rahatlatıyor. istediğin zaman çıkıp gidebiliyorsun. acil durum düğmesi gibi. hep aklımda.
evet. işte bugün benim doğum günüm.
bu anlamsız hayatta kendimi mutlu edecek onlarca şey varken ben mutsuz olmayı seçiyorum.
kendimi kurtarabilmemin birkaç yolu var aslında. bir sevgili? ya da muhabbet edebilecek birkaç arkadaş?
böylece gerçeği düşünmeden günlerimi bir bir tüketirim, ve ölüm beni alırken,
"aa sen ne zaman geldin? hayır dostum bana biraz daha zaman ver!" diye yalvarırım.
böyle bir yaşam tarzı tıpkı alkol, yada uyuşturucu almak gibi. yani benim için pek bir farkı yok.
ikisi de mutlu ediyor, ikisi de gerçeklikten uzak.
thoreau şöyle der,
"bana aşk, para, inanç, şöhret, adalet, yerine sadece gerçeği verin."
ben, ölüm geldiğinde,
ona doğru aşağılık bir bakış atarak,
"geç kaldın?" diye sitem edeceğim günü bekliyorum. "neden bu kadar geç kaldın?"
belki de ben ölüme giderim, biraz kendimi toparlayabilirsem, sessizce giderim..
ardıma bakmadan..
ruhum bedenimde, bedenim dünyada hapis..
ve hapishanemde bir yıl daha geçti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar