bugün
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- kabak tatlısını sevenler7
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı14
- nervio'nun asıl benzediği ünlü6
- kafanın çok büyük olması8
- barış alper yılmaz4
- nervio'nun gerçek yüzü3
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- bırak kolumu acıtıyorsun4
- otomobilin üstünde uyuyakalan adam6
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- yalnız çirkin asosyal erkek6
- anın görüntüsü23
- 2019 tasarımı4
- birçok kadın evliliğini eskort hizmeti gibi yapıyo2
- nerdesiniz3
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- gazze de evlenen çiftin düğün fotoğrafı2
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- kabak tatlısını sevmeyenler2
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- mercedese binen memur2
- ibrahim tatlısesin peygamber olma ihtimali5
- sokak ortasında durduk yere yarrak diye bağırmak3
- 30 kasım 20262
- 29 kasım 20262
- kabak tatlısının üzerine tahin dökmek2
- 27 kasım 20262
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- ismet gurbuz 20242
- mesibaglari2
- 19 kasım 20262
- duygu özaslan6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı24
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- kahtalı mıçı hayranı kız4
- timsah yürüyüşü4
- zorunlu askerliğin ahlaki sorunu3
- özel ders vermek4
- beni benden alırsan seni sana bırakmam3
- ya şeytan haklıysa5
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek7
- beni benden alırsan bene nolur3
- hoşlanılan kızın şarz aletin var mı diye sorması2
- askerde özlenen şeyler9
- yoktan var etmek boş kağıda nokta koymak gibidir3
- trabzonspor'un evinde 90 maçtır yenilmemesi rekoru4
- iş arıyorum sözlük2
- 2008 09 süper lig3
- 90lar türkçe pop5
antik yunan ve iyon uygarlığında retorik, felsefenin dile getirilişinde kullanılan bir silah olmuştur.
yazılı tartışma ortamının pek işlevsel olmadığı o dönemlerde, filozoflar belirli okul çevrelerinde, talebelerine sözlü hitap etmişlerdir. kimi filozoflar, halka konuşmalar yapmış, bu konuşmaları retorik sanatının incelikleri ile döşemişlerdir.
pre-sokratik dönemde dahi, birçok filozof dünya görüşlerini ve felsefelerini şiirle dile getirmiştir.
edebiyatın, nazım formunun nesir formundan önce geldiğine dair bilindik söylem, her ne kadar irdelenebilecek de olsa, doğru gibi gözükmektedir.
hiç kuşku yok ki, edebi üsluba sahip bir filozof, felsefi önem olarak artı bir değer kazanmaz. ne felsefe yoksunluğu edebi eseri, edebi olmaktan çıkarır ne de edebi üslup olmaksızın felsefe, felsefelikten çıkar. bu ikisi arasındaki ilişki kati surette değildir ve çoğu zaman keyfiyete bağlıdır. ancak unutulmamalıdır ki, söz gelimi ‘’edip-filozof’’ olarak geçen, dostoyevski’nin eserlerine bakılacak olursa, romanın altında yatan felsefi fikriyat, romanın içini doldurmuş, onu olgunlaştırmıştır. ve yine unutulmamalıdır ki, felsefenin içine serpilecek bir edebi üslup, okuyucuyu hareketlendirecek ve okuduğu analitik metnin yorucu havasına bir serinlik katacaktır. -şahsi kanaatim şudur ki; edebiyat içerisindeki felsefenin önem merhalesi, felsefe içerisindeki edebiyat esintisinden daha ağır basan bir yer teşkil eder.
yeni çağ ve 19-20. yüzyıla geldiğimizde kimi filozoflar, felsefeleri ile edebiyatı bir arada yürütmüşlerdir. ingiliz ampirist david hume, felsefenin üslup bağlamında ikiye ayrıldığını söylerken, bir gerçekten bahsetmiş bulunuyordu. o, felsefeyi ‘’rahat ve açık felsefe’’ ile ‘’derin ve soyut felsefe’’ olarak ikiye ayırıyordu. hiç kuşkusuz hume’un fikrini doğrulayan sürü ile örnek, felsefe ve edebiyat dünyasında mevcuttur. kant’ın üç büyük kritiği edebi bir yan taşımamakla birlikte daha derin ve akıl yorucu iken, söz gelimi, schopenhauer, nietzsche gibi filozoflar, böylesi analitik, hume’un deyimi ile, ‘’derin’’ felsefeden kimi eserlerinde uzak durmuşlardır. sonra, 20.yüzyıla gelindiğinde, bu filozofların fikriyat düzleminde her zaman olmasa bile, tarihsel ardılları olan, camus, sartre gibi isimler, bu meseleyi bir ileri aşamaya taşımış, ‘’felsefi roman’’ türünde büyük eserler vermişlerdir.
filhakika, felsefe camiasındaki, ‘’kıtacı’’ ve ‘’analitikçi’’ profillerinin birbirleri ile uyuşmazlığının sebebi , felsefi fikirlerinin uyuşmamasıdır. fakat bu ayrımda, üslubun küçük bir rol oynadığını söylemek de, pek doğru bir hareket olmuş olmaz. fakat uzatmamak için, ayrıntılara girmeden lafı böylece bitirmiş oluyorum.
yazılı tartışma ortamının pek işlevsel olmadığı o dönemlerde, filozoflar belirli okul çevrelerinde, talebelerine sözlü hitap etmişlerdir. kimi filozoflar, halka konuşmalar yapmış, bu konuşmaları retorik sanatının incelikleri ile döşemişlerdir.
pre-sokratik dönemde dahi, birçok filozof dünya görüşlerini ve felsefelerini şiirle dile getirmiştir.
edebiyatın, nazım formunun nesir formundan önce geldiğine dair bilindik söylem, her ne kadar irdelenebilecek de olsa, doğru gibi gözükmektedir.
hiç kuşku yok ki, edebi üsluba sahip bir filozof, felsefi önem olarak artı bir değer kazanmaz. ne felsefe yoksunluğu edebi eseri, edebi olmaktan çıkarır ne de edebi üslup olmaksızın felsefe, felsefelikten çıkar. bu ikisi arasındaki ilişki kati surette değildir ve çoğu zaman keyfiyete bağlıdır. ancak unutulmamalıdır ki, söz gelimi ‘’edip-filozof’’ olarak geçen, dostoyevski’nin eserlerine bakılacak olursa, romanın altında yatan felsefi fikriyat, romanın içini doldurmuş, onu olgunlaştırmıştır. ve yine unutulmamalıdır ki, felsefenin içine serpilecek bir edebi üslup, okuyucuyu hareketlendirecek ve okuduğu analitik metnin yorucu havasına bir serinlik katacaktır. -şahsi kanaatim şudur ki; edebiyat içerisindeki felsefenin önem merhalesi, felsefe içerisindeki edebiyat esintisinden daha ağır basan bir yer teşkil eder.
yeni çağ ve 19-20. yüzyıla geldiğimizde kimi filozoflar, felsefeleri ile edebiyatı bir arada yürütmüşlerdir. ingiliz ampirist david hume, felsefenin üslup bağlamında ikiye ayrıldığını söylerken, bir gerçekten bahsetmiş bulunuyordu. o, felsefeyi ‘’rahat ve açık felsefe’’ ile ‘’derin ve soyut felsefe’’ olarak ikiye ayırıyordu. hiç kuşkusuz hume’un fikrini doğrulayan sürü ile örnek, felsefe ve edebiyat dünyasında mevcuttur. kant’ın üç büyük kritiği edebi bir yan taşımamakla birlikte daha derin ve akıl yorucu iken, söz gelimi, schopenhauer, nietzsche gibi filozoflar, böylesi analitik, hume’un deyimi ile, ‘’derin’’ felsefeden kimi eserlerinde uzak durmuşlardır. sonra, 20.yüzyıla gelindiğinde, bu filozofların fikriyat düzleminde her zaman olmasa bile, tarihsel ardılları olan, camus, sartre gibi isimler, bu meseleyi bir ileri aşamaya taşımış, ‘’felsefi roman’’ türünde büyük eserler vermişlerdir.
filhakika, felsefe camiasındaki, ‘’kıtacı’’ ve ‘’analitikçi’’ profillerinin birbirleri ile uyuşmazlığının sebebi , felsefi fikirlerinin uyuşmamasıdır. fakat bu ayrımda, üslubun küçük bir rol oynadığını söylemek de, pek doğru bir hareket olmuş olmaz. fakat uzatmamak için, ayrıntılara girmeden lafı böylece bitirmiş oluyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com