bugün
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz16
- kızları en güzel olan şehir13
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor14
- and the oscar goes to5
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi13
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması10
- affetmenin gücü6
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- silver ile evlenecek erkek52
- mesaj atıp konuşmayan kız7
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- akrostişli şiir6
- sırrı süreyya önder28
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- ilişki yapmaya üşenmek6
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- en sevdiğiniz sayı3
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- de niro vs pacino3
- mauro icardi12
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- 30 yaşına girmek4
- sarapci koala58
- hristiyanlık7
- cinlerin özünde iyi insanlar olması4
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- dün gece ne oldu13
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- sözler köşkü6
- sözlük açsanız ismi ne olurdu4
- kadın nefreti4
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- sözlükteki satranç taşları4
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- arabaları yan yana park edip öpüşmek3
- erkekler zıçar kızlar kakaloş yapar4
- burcu akrep olan birini akrep sokması4
- açtığı parantezi kapatmayan insan2
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- 50 bin liraya sabah 10'a kadar uyumadan durmak3
- şikeci amedspor5
- euro 20162
- her cümlesinin sonuna açıkçası koyan insan2
- arabada son ses dinlenecek şarkılar3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- sözlüğü annesi gibi gören insan3
- tutmayan başlık açma rehberi7
- ellerim bos gonlum hos28
- sözlükteki linç kültürü12
Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda meşruiyetini kazandığı antlaşmadır.
Bugün okuduğum bir köşe yazısında Lozan'ın tarihi bir başarı değil, başarısızlık olduğu vurgulanmaktaydı. Kanıt olarak da bilindik şeyler vardı aslında: Batı Trakya'nın, Musul'un, Batum'un, Oniki adaların, Kıbrıs'ın falan alınamaması ve patrikhanenin yurtdışına çıkarılamaması vb.
Öncelikle uluslararası siyasette bir kural vardır; o da şudur ki, hiç bir zaman masadan istediklerinizin tümüyle kalkamaz ve mutlak surette taviz vermek zorunda kalırsınız. Muhatabınız da, sizin ki en uç taleplerle masaya oturur ve karşılıklı ödünlerle bir uzlaşma noktası ararsınız. Bu diplomasi alanında yazılı olmayan bir kural maiyetindedir.
Böyle bir giriş yaptıktan sonra, bahsi geçen toprakların durumlarını inceleyelim:
Batı Trakya, Oniki Adalar, Kıbrıs: Bu toprakların Lozan'da terkedildiğini iddia etmek pek mantıklı değildir. Çünkü: Batı Trakya Balkan Savaşlarından sonra Yunanistan'a verilmişti*, Oniki Adalar ise, Trablusgarp Harbi'nin ardından italyan işgaline uğramış ve de jure olarak her ne kadar Osmanlı toprağıysa da, de facto olarak bir italyan toprağıydı. Kıbrıs da her ne kadar Devlet-i Ali tarafından, Osmanlı coğrafyasında addedilse de, adanın yönetimi 1878 yılında ingilizlere verilmişti. Yani görüldüğü gibi bu üç toprak da, Türkiye Cumhuriyeti'nin muhatabı olan bir savaşın konusu değildir ve çok daha önceleri Osmanlı topraklarından ayrılmıştır. Yani, Türkiye'nin bu topraklarda hak iddia etmesi zaten abestir, Türk tarafının buralarda hak iddia etmesininse, politika gereği, bir yıpranma payı olarak, planlara dahil edildiğini düşünüyorum.
Musul ve Kerkük: Türk tarafının temel savı, 30 Ekim Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada Türk kontrolünde olan toprakların kendisine verilmesiydi ki, Musul da antlaşmadan sonra, ingiltere tarafından antlaşmanın yedinci maddeye dayanılarak işgal edilmişti. Yani, Musul'un statüsü, Urfa'nın, Antep'in konumundan pek de farklı değildi. Ancak, bu bölgeyi diğer bölgelerden ayıran önemli bir unsur vardı: Petrol Türk tarafı, her ne kadar Musul üzerinde diretse ve Musul ile kapitülasyonlar meseleleri nedeniyle antlaşma masasını terk bile etse, yeni kurulmuş bir devletin, ingiltere gibi o devrin cihanşümül imparatorluğu karşısında pek de fazla pazarlık payı olamayacağını pekala kabul etmeliyiz. Nitekim, bu konu Lozan'da çözülememiş ve taraflararasında ikili müzakelere bırakılmıştır.
Batum: Batum, Kurtuluş Savaşı devam ederken, SSCB'ye kabul edilebilir nedenlerden ötürü terk edilmiştir. Batum, Karadeniz'e açılan önemli bir liman kentiydi ve Ankara da, SSCB'den gelecek yardımlara karşılık olarak zorunluluktan ötürü, bu toprağı SSCB'ye terk etmek zorunda kalmıştır.
Patrikhane: Fener Rum Patrikliği'nin Türkiye dışına çıkarılması da önemli bir tartışma konusu olmuş fakat Türkiye bunu kabul ettirememiştir. Fakat, Patrikliğin ekümenliklik statüsü alınmıştır.
Evet, Türkiye genele bakıldığında istediklerinin tamamını elde edemediği için başarısızlıkla yaftalanabilir. Ancak, Kurtuluş Mücadelesi'nin* sadece düzenli Yunan birliklerine karşı verildiği düşünüldüğünde, Türkiye'nin ingiltere ve Fransa'yı direk muhatap alacak bir savaştan da çekinmesini ve birtakım tavizlerde bulunmasının hoşgörülebileceği inancını taşımaktayım. Neticede, Türkiye antlaşmadan alabildiğini almış ve yeni rejim ve devlet uluslararası alanda kabul ettirilmiştir.
Bugün okuduğum bir köşe yazısında Lozan'ın tarihi bir başarı değil, başarısızlık olduğu vurgulanmaktaydı. Kanıt olarak da bilindik şeyler vardı aslında: Batı Trakya'nın, Musul'un, Batum'un, Oniki adaların, Kıbrıs'ın falan alınamaması ve patrikhanenin yurtdışına çıkarılamaması vb.
Öncelikle uluslararası siyasette bir kural vardır; o da şudur ki, hiç bir zaman masadan istediklerinizin tümüyle kalkamaz ve mutlak surette taviz vermek zorunda kalırsınız. Muhatabınız da, sizin ki en uç taleplerle masaya oturur ve karşılıklı ödünlerle bir uzlaşma noktası ararsınız. Bu diplomasi alanında yazılı olmayan bir kural maiyetindedir.
Böyle bir giriş yaptıktan sonra, bahsi geçen toprakların durumlarını inceleyelim:
Batı Trakya, Oniki Adalar, Kıbrıs: Bu toprakların Lozan'da terkedildiğini iddia etmek pek mantıklı değildir. Çünkü: Batı Trakya Balkan Savaşlarından sonra Yunanistan'a verilmişti*, Oniki Adalar ise, Trablusgarp Harbi'nin ardından italyan işgaline uğramış ve de jure olarak her ne kadar Osmanlı toprağıysa da, de facto olarak bir italyan toprağıydı. Kıbrıs da her ne kadar Devlet-i Ali tarafından, Osmanlı coğrafyasında addedilse de, adanın yönetimi 1878 yılında ingilizlere verilmişti. Yani görüldüğü gibi bu üç toprak da, Türkiye Cumhuriyeti'nin muhatabı olan bir savaşın konusu değildir ve çok daha önceleri Osmanlı topraklarından ayrılmıştır. Yani, Türkiye'nin bu topraklarda hak iddia etmesi zaten abestir, Türk tarafının buralarda hak iddia etmesininse, politika gereği, bir yıpranma payı olarak, planlara dahil edildiğini düşünüyorum.
Musul ve Kerkük: Türk tarafının temel savı, 30 Ekim Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada Türk kontrolünde olan toprakların kendisine verilmesiydi ki, Musul da antlaşmadan sonra, ingiltere tarafından antlaşmanın yedinci maddeye dayanılarak işgal edilmişti. Yani, Musul'un statüsü, Urfa'nın, Antep'in konumundan pek de farklı değildi. Ancak, bu bölgeyi diğer bölgelerden ayıran önemli bir unsur vardı: Petrol Türk tarafı, her ne kadar Musul üzerinde diretse ve Musul ile kapitülasyonlar meseleleri nedeniyle antlaşma masasını terk bile etse, yeni kurulmuş bir devletin, ingiltere gibi o devrin cihanşümül imparatorluğu karşısında pek de fazla pazarlık payı olamayacağını pekala kabul etmeliyiz. Nitekim, bu konu Lozan'da çözülememiş ve taraflararasında ikili müzakelere bırakılmıştır.
Batum: Batum, Kurtuluş Savaşı devam ederken, SSCB'ye kabul edilebilir nedenlerden ötürü terk edilmiştir. Batum, Karadeniz'e açılan önemli bir liman kentiydi ve Ankara da, SSCB'den gelecek yardımlara karşılık olarak zorunluluktan ötürü, bu toprağı SSCB'ye terk etmek zorunda kalmıştır.
Patrikhane: Fener Rum Patrikliği'nin Türkiye dışına çıkarılması da önemli bir tartışma konusu olmuş fakat Türkiye bunu kabul ettirememiştir. Fakat, Patrikliğin ekümenliklik statüsü alınmıştır.
Evet, Türkiye genele bakıldığında istediklerinin tamamını elde edemediği için başarısızlıkla yaftalanabilir. Ancak, Kurtuluş Mücadelesi'nin* sadece düzenli Yunan birliklerine karşı verildiği düşünüldüğünde, Türkiye'nin ingiltere ve Fransa'yı direk muhatap alacak bir savaştan da çekinmesini ve birtakım tavizlerde bulunmasının hoşgörülebileceği inancını taşımaktayım. Neticede, Türkiye antlaşmadan alabildiğini almış ve yeni rejim ve devlet uluslararası alanda kabul ettirilmiştir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar