bugün
- tutuklanmamak için akp'ye katılmak10
- yağmurcu neden akpli8
- tüik'in temmuz enflasyonu6
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek13
- kızlar naber6
- taşaklardan birinin kayıp olması11
- askeri ücretle evlenebilir mi12
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı2
- sinem dedetaş10
- erdal beşikçioğlu14
- nervio hamferdi10
- gece gece bana bi çakmak lazım diyen kız2
- borsa4
- ömer çelik'in ertuğrul özkök'e franco tepkisi3
- yanlış ata oynamak3
- komşuya kahveye gitmek3
- ateizm3
- aklınıza gelen şarkı sözü10
- smallville'deki konuk oyuncular6
- arıların biraz mallaşmış olması4
- çay içen kız13
- 03 ağustos 2026 abd iran müzakereleri4
- isana3
- galatasaray10
- günün şarkısı2
- en son gelen mesaj2
- iş hayatı4
- ali vefa10
- sözlükler arası savaş çıksa11
- ütü13
- bacanak2
- yazıp yazıp silmek2
- bir şeyler söyle5
- bennu gerede'nin boynunda taktığı vibratörlü kolye4
- en tehlikeli insan tipleri3
- anın fotoğrafı14
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- uludağ sözlük çeteleri9
- 45 defa kürtaj oldum bebek öldürmeyi seviyorum3
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- doruklara sevdalanmak2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- duyulan en ilginç isim5
- en boktan on yıl7
- oralet içen erkek5
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri3
- çaya şeker atan erkek5
- yunanistan29
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
19 mayıs 2016 sabahı saat sabah 6'da amsterdam'dan paris'e gelen otobüsten indim.
Hava leş gibi karanlıktı, sanki gezmek için şehre gelmişim gibi değil de işe gitmek için evden çıkmışım gibi bir hava vardı. Terminalden çıkınca bir 5-10 dakika yürüdüm, ileride bir metro girişi gördüm, o bile açılmamıştı daha, kepenkler kaldırılmamıştı. Böyle başladım güne.
it gibi yürüdüm sonra gün boyu. Bütün gün yürüdüm. Bir ara louvre müzesi'nin nehre değil de caddeye bakan tarafında, mcdonalds'ın sol çaprazında kalan starbucks'ta oturdum, hem telefonu hem kendimi şarj etmek için, 1 saat falan. Onun dışında hep yürüdüm. işte o caddeden kaptırınca devamında ordu müzesi'ne doğru (hani şu önünde sıra sıra top güllesi atan havanların bulunduğu, işte hep militarik foşik), sonra oradan ulusal meclise doğru.
Birkaç saat daha geçti, bu jardin du luxembourg'a girdim. Çimlere basmayın falan yazıyor. yok ebenizin amı aq. sinirlendim çıktım. Oradan trene bindim, hedefim sacre-coeur'a gitmekti, nasıl oldu bilmiyorum gülsuyu gibi bir yere çıktım. Bildiğin semt pazarı vardı aq. Ama böyle istanbul'un bilindik kenar mahallelerinden dahi daha düşük seviyeli, tipleri falan görmeniz lazım. belki kurtulurum diye Oradan üst sokağa çıktım hızlı hızlı, bir dörtyola geldim, 4 tane asker üzerlerinde tam otomatik tüfekle bir kaldırımdan diğerine yürüyordu.
sacre-coeur mu yoksa böbreğim mi daha önemli sorusuna dayanan ufak bir aneliz yaptıktan sonra böbreğimin daha önemli olduğuna karar vermem sonucu o semt pazarına dahi geri görmeden ilk gördüğüm girişten metroya girdim. musee d'orsay'a gitmeyi istedim ama pek enerjim yoktu, hem saat 4 olmuş, akşam 7'de de otobüse binip kölün'e dönücem, dedim eeyh sikerler, görülmeye değer yerler içinde gar du nord'a en yakın olanına, şu arc de triomphe ile sonlanan, adını hatırlayamadığım caddeye geçtim.
Tabi arada başka şeyler de oldu, 3 seneden fazla geçti çok hatırlamıyorum. Hatırladığım, saat 5'ten sonra nehre yakın bir yerlerde metrodan çıktım. merkezi, güzel bir semtti. Metronun çıkışında izbandut gibi bir gara oğlan ot satıyordu. pıs pıs pıs pıs diye çağırdı beni yanından geçerken, kedi miyim ben aq. Ama bundan başka da öyle arada olan biteni hatırlamıyorum pek.
Şimdi ben buraya neden yazdım, niçin yazdım? Kim yazdırdı lan bunları bana?
En nihayetinde, işte o arc de triomphe ile sonlanan caddede bir pasaj var, tam orta yerine ufak bir starbucks kondurmuşlar pasajın. hemen girişte, zemin katta. saat 6 buçuk gibi oraya çöktüğümü hatırlıyorum. kölün'den tanesini bir euroya alıp çantaya attığım 8 hamburgerin tamamı bitmişti (yüro 3.3 kağıttı o zamanlar, waxx...). Ben susuz, kabız ve yorgundum.
Ama neden bilmiyorum aşırı mutluydum. cebimde 3 kuruş parayla, hiç bilmediğim bir şehirde it kıçı yemiş gibi dolandım, mayıs ayında yağmur yedim, üstelik üzerimde en kalın kazağım vardı. Nedenini bilmiyorum ama hayatımın en güzel günlerinden biriydi.
işte o güzel günün son sahnesinde, starbucks'ta bitik vaziyette otururken ne bileyim ben çaldı telefonda.
bu şarkı benim için o güzel günle özdeştir.
telefonumda şu an 104 şarkı var, ne bileyim ben o şarkılardan biri. rastgele modda müzik akarken bir anda o çalmaya başlayınca, hani böyle midnight in paris'in son sahnesinde baş karakter lea seydoux ile karşılaştığında lea ablamızın bir bakışı var ya, sanki böyle gerçekten sevdiğim/saydığım birine sokakta denk gelmişim de bana öyle bakmışçasına içim sıcaklıkla doluyor. o günü iliklerime kadar hissediyorum, 4-5 saniye falan.
bu şarkı öyle bir şey işte benim için. eyyorlamam bu kadar. hepinize iyi geceler diler, gözlerinizden öperim.
Hava leş gibi karanlıktı, sanki gezmek için şehre gelmişim gibi değil de işe gitmek için evden çıkmışım gibi bir hava vardı. Terminalden çıkınca bir 5-10 dakika yürüdüm, ileride bir metro girişi gördüm, o bile açılmamıştı daha, kepenkler kaldırılmamıştı. Böyle başladım güne.
it gibi yürüdüm sonra gün boyu. Bütün gün yürüdüm. Bir ara louvre müzesi'nin nehre değil de caddeye bakan tarafında, mcdonalds'ın sol çaprazında kalan starbucks'ta oturdum, hem telefonu hem kendimi şarj etmek için, 1 saat falan. Onun dışında hep yürüdüm. işte o caddeden kaptırınca devamında ordu müzesi'ne doğru (hani şu önünde sıra sıra top güllesi atan havanların bulunduğu, işte hep militarik foşik), sonra oradan ulusal meclise doğru.
Birkaç saat daha geçti, bu jardin du luxembourg'a girdim. Çimlere basmayın falan yazıyor. yok ebenizin amı aq. sinirlendim çıktım. Oradan trene bindim, hedefim sacre-coeur'a gitmekti, nasıl oldu bilmiyorum gülsuyu gibi bir yere çıktım. Bildiğin semt pazarı vardı aq. Ama böyle istanbul'un bilindik kenar mahallelerinden dahi daha düşük seviyeli, tipleri falan görmeniz lazım. belki kurtulurum diye Oradan üst sokağa çıktım hızlı hızlı, bir dörtyola geldim, 4 tane asker üzerlerinde tam otomatik tüfekle bir kaldırımdan diğerine yürüyordu.
sacre-coeur mu yoksa böbreğim mi daha önemli sorusuna dayanan ufak bir aneliz yaptıktan sonra böbreğimin daha önemli olduğuna karar vermem sonucu o semt pazarına dahi geri görmeden ilk gördüğüm girişten metroya girdim. musee d'orsay'a gitmeyi istedim ama pek enerjim yoktu, hem saat 4 olmuş, akşam 7'de de otobüse binip kölün'e dönücem, dedim eeyh sikerler, görülmeye değer yerler içinde gar du nord'a en yakın olanına, şu arc de triomphe ile sonlanan, adını hatırlayamadığım caddeye geçtim.
Tabi arada başka şeyler de oldu, 3 seneden fazla geçti çok hatırlamıyorum. Hatırladığım, saat 5'ten sonra nehre yakın bir yerlerde metrodan çıktım. merkezi, güzel bir semtti. Metronun çıkışında izbandut gibi bir gara oğlan ot satıyordu. pıs pıs pıs pıs diye çağırdı beni yanından geçerken, kedi miyim ben aq. Ama bundan başka da öyle arada olan biteni hatırlamıyorum pek.
Şimdi ben buraya neden yazdım, niçin yazdım? Kim yazdırdı lan bunları bana?
En nihayetinde, işte o arc de triomphe ile sonlanan caddede bir pasaj var, tam orta yerine ufak bir starbucks kondurmuşlar pasajın. hemen girişte, zemin katta. saat 6 buçuk gibi oraya çöktüğümü hatırlıyorum. kölün'den tanesini bir euroya alıp çantaya attığım 8 hamburgerin tamamı bitmişti (yüro 3.3 kağıttı o zamanlar, waxx...). Ben susuz, kabız ve yorgundum.
Ama neden bilmiyorum aşırı mutluydum. cebimde 3 kuruş parayla, hiç bilmediğim bir şehirde it kıçı yemiş gibi dolandım, mayıs ayında yağmur yedim, üstelik üzerimde en kalın kazağım vardı. Nedenini bilmiyorum ama hayatımın en güzel günlerinden biriydi.
işte o güzel günün son sahnesinde, starbucks'ta bitik vaziyette otururken ne bileyim ben çaldı telefonda.
bu şarkı benim için o güzel günle özdeştir.
telefonumda şu an 104 şarkı var, ne bileyim ben o şarkılardan biri. rastgele modda müzik akarken bir anda o çalmaya başlayınca, hani böyle midnight in paris'in son sahnesinde baş karakter lea seydoux ile karşılaştığında lea ablamızın bir bakışı var ya, sanki böyle gerçekten sevdiğim/saydığım birine sokakta denk gelmişim de bana öyle bakmışçasına içim sıcaklıkla doluyor. o günü iliklerime kadar hissediyorum, 4-5 saniye falan.
bu şarkı öyle bir şey işte benim için. eyyorlamam bu kadar. hepinize iyi geceler diler, gözlerinizden öperim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar