bugün
- bik bik'in hacker'a yemek yapması14
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- kolye142
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması10
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi4
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız3
- sözlükte aynı anda iki hesap kullanan tip7
- hindistan da kamyonun kalabalığa dalması2
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması5
- cimer'e yazılan öğretmen şikayetleri4
- pazarları çizgi film izlemek için erken uyanmak6
- uludağ sözlük yönetim politikası3
- konya denilince akla gelenler5
- asla evlenilmeyecek erkekler8
- manita yapınca sözlüğü bırakan yazar3
- asla evlenilmeyecek kızlar3
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver13
- cep telefonu17
- pizza bira ikilisi6
- nokia16
- nerde bu sözlük nerde bu zall nerde bu mod4
- chatgpt'nin sorunu ne3
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- rüzgar12
- erlik5
- yapay zeka teksaslı bir cin kavmidir4
- uraz kaygılaroğlu'nun 18 yıllık değişimi2
- lale14
- bal10
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı22
- sözlük elden gidiyor3
- ruhi çenet'in uygur türkleri için yaptığı video2
- günün sözü6
- var olmak için ne yaptınız13
- boykot dedektifi2
- fuck bahçeli tişörtü2
- türkiye'nin kıymeti bilinmemiş şarkıcıları4
- 13 cuma'nın köklerine dönüş2
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- pazar günleri ekmek almak3
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- abd de futbol sahasına kamyonet dalması2
- evi ev yapan şeyler14
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- yogartiksen39
- kaplan17
- bileklik19
- sevgiliye uzaktan bakmak3
- aslan15
19 mayıs 2016 sabahı saat sabah 6'da amsterdam'dan paris'e gelen otobüsten indim.
Hava leş gibi karanlıktı, sanki gezmek için şehre gelmişim gibi değil de işe gitmek için evden çıkmışım gibi bir hava vardı. Terminalden çıkınca bir 5-10 dakika yürüdüm, ileride bir metro girişi gördüm, o bile açılmamıştı daha, kepenkler kaldırılmamıştı. Böyle başladım güne.
it gibi yürüdüm sonra gün boyu. Bütün gün yürüdüm. Bir ara louvre müzesi'nin nehre değil de caddeye bakan tarafında, mcdonalds'ın sol çaprazında kalan starbucks'ta oturdum, hem telefonu hem kendimi şarj etmek için, 1 saat falan. Onun dışında hep yürüdüm. işte o caddeden kaptırınca devamında ordu müzesi'ne doğru (hani şu önünde sıra sıra top güllesi atan havanların bulunduğu, işte hep militarik foşik), sonra oradan ulusal meclise doğru.
Birkaç saat daha geçti, bu jardin du luxembourg'a girdim. Çimlere basmayın falan yazıyor. yok ebenizin amı aq. sinirlendim çıktım. Oradan trene bindim, hedefim sacre-coeur'a gitmekti, nasıl oldu bilmiyorum gülsuyu gibi bir yere çıktım. Bildiğin semt pazarı vardı aq. Ama böyle istanbul'un bilindik kenar mahallelerinden dahi daha düşük seviyeli, tipleri falan görmeniz lazım. belki kurtulurum diye Oradan üst sokağa çıktım hızlı hızlı, bir dörtyola geldim, 4 tane asker üzerlerinde tam otomatik tüfekle bir kaldırımdan diğerine yürüyordu.
sacre-coeur mu yoksa böbreğim mi daha önemli sorusuna dayanan ufak bir aneliz yaptıktan sonra böbreğimin daha önemli olduğuna karar vermem sonucu o semt pazarına dahi geri görmeden ilk gördüğüm girişten metroya girdim. musee d'orsay'a gitmeyi istedim ama pek enerjim yoktu, hem saat 4 olmuş, akşam 7'de de otobüse binip kölün'e dönücem, dedim eeyh sikerler, görülmeye değer yerler içinde gar du nord'a en yakın olanına, şu arc de triomphe ile sonlanan, adını hatırlayamadığım caddeye geçtim.
Tabi arada başka şeyler de oldu, 3 seneden fazla geçti çok hatırlamıyorum. Hatırladığım, saat 5'ten sonra nehre yakın bir yerlerde metrodan çıktım. merkezi, güzel bir semtti. Metronun çıkışında izbandut gibi bir gara oğlan ot satıyordu. pıs pıs pıs pıs diye çağırdı beni yanından geçerken, kedi miyim ben aq. Ama bundan başka da öyle arada olan biteni hatırlamıyorum pek.
Şimdi ben buraya neden yazdım, niçin yazdım? Kim yazdırdı lan bunları bana?
En nihayetinde, işte o arc de triomphe ile sonlanan caddede bir pasaj var, tam orta yerine ufak bir starbucks kondurmuşlar pasajın. hemen girişte, zemin katta. saat 6 buçuk gibi oraya çöktüğümü hatırlıyorum. kölün'den tanesini bir euroya alıp çantaya attığım 8 hamburgerin tamamı bitmişti (yüro 3.3 kağıttı o zamanlar, waxx...). Ben susuz, kabız ve yorgundum.
Ama neden bilmiyorum aşırı mutluydum. cebimde 3 kuruş parayla, hiç bilmediğim bir şehirde it kıçı yemiş gibi dolandım, mayıs ayında yağmur yedim, üstelik üzerimde en kalın kazağım vardı. Nedenini bilmiyorum ama hayatımın en güzel günlerinden biriydi.
işte o güzel günün son sahnesinde, starbucks'ta bitik vaziyette otururken ne bileyim ben çaldı telefonda.
bu şarkı benim için o güzel günle özdeştir.
telefonumda şu an 104 şarkı var, ne bileyim ben o şarkılardan biri. rastgele modda müzik akarken bir anda o çalmaya başlayınca, hani böyle midnight in paris'in son sahnesinde baş karakter lea seydoux ile karşılaştığında lea ablamızın bir bakışı var ya, sanki böyle gerçekten sevdiğim/saydığım birine sokakta denk gelmişim de bana öyle bakmışçasına içim sıcaklıkla doluyor. o günü iliklerime kadar hissediyorum, 4-5 saniye falan.
bu şarkı öyle bir şey işte benim için. eyyorlamam bu kadar. hepinize iyi geceler diler, gözlerinizden öperim.
Hava leş gibi karanlıktı, sanki gezmek için şehre gelmişim gibi değil de işe gitmek için evden çıkmışım gibi bir hava vardı. Terminalden çıkınca bir 5-10 dakika yürüdüm, ileride bir metro girişi gördüm, o bile açılmamıştı daha, kepenkler kaldırılmamıştı. Böyle başladım güne.
it gibi yürüdüm sonra gün boyu. Bütün gün yürüdüm. Bir ara louvre müzesi'nin nehre değil de caddeye bakan tarafında, mcdonalds'ın sol çaprazında kalan starbucks'ta oturdum, hem telefonu hem kendimi şarj etmek için, 1 saat falan. Onun dışında hep yürüdüm. işte o caddeden kaptırınca devamında ordu müzesi'ne doğru (hani şu önünde sıra sıra top güllesi atan havanların bulunduğu, işte hep militarik foşik), sonra oradan ulusal meclise doğru.
Birkaç saat daha geçti, bu jardin du luxembourg'a girdim. Çimlere basmayın falan yazıyor. yok ebenizin amı aq. sinirlendim çıktım. Oradan trene bindim, hedefim sacre-coeur'a gitmekti, nasıl oldu bilmiyorum gülsuyu gibi bir yere çıktım. Bildiğin semt pazarı vardı aq. Ama böyle istanbul'un bilindik kenar mahallelerinden dahi daha düşük seviyeli, tipleri falan görmeniz lazım. belki kurtulurum diye Oradan üst sokağa çıktım hızlı hızlı, bir dörtyola geldim, 4 tane asker üzerlerinde tam otomatik tüfekle bir kaldırımdan diğerine yürüyordu.
sacre-coeur mu yoksa böbreğim mi daha önemli sorusuna dayanan ufak bir aneliz yaptıktan sonra böbreğimin daha önemli olduğuna karar vermem sonucu o semt pazarına dahi geri görmeden ilk gördüğüm girişten metroya girdim. musee d'orsay'a gitmeyi istedim ama pek enerjim yoktu, hem saat 4 olmuş, akşam 7'de de otobüse binip kölün'e dönücem, dedim eeyh sikerler, görülmeye değer yerler içinde gar du nord'a en yakın olanına, şu arc de triomphe ile sonlanan, adını hatırlayamadığım caddeye geçtim.
Tabi arada başka şeyler de oldu, 3 seneden fazla geçti çok hatırlamıyorum. Hatırladığım, saat 5'ten sonra nehre yakın bir yerlerde metrodan çıktım. merkezi, güzel bir semtti. Metronun çıkışında izbandut gibi bir gara oğlan ot satıyordu. pıs pıs pıs pıs diye çağırdı beni yanından geçerken, kedi miyim ben aq. Ama bundan başka da öyle arada olan biteni hatırlamıyorum pek.
Şimdi ben buraya neden yazdım, niçin yazdım? Kim yazdırdı lan bunları bana?
En nihayetinde, işte o arc de triomphe ile sonlanan caddede bir pasaj var, tam orta yerine ufak bir starbucks kondurmuşlar pasajın. hemen girişte, zemin katta. saat 6 buçuk gibi oraya çöktüğümü hatırlıyorum. kölün'den tanesini bir euroya alıp çantaya attığım 8 hamburgerin tamamı bitmişti (yüro 3.3 kağıttı o zamanlar, waxx...). Ben susuz, kabız ve yorgundum.
Ama neden bilmiyorum aşırı mutluydum. cebimde 3 kuruş parayla, hiç bilmediğim bir şehirde it kıçı yemiş gibi dolandım, mayıs ayında yağmur yedim, üstelik üzerimde en kalın kazağım vardı. Nedenini bilmiyorum ama hayatımın en güzel günlerinden biriydi.
işte o güzel günün son sahnesinde, starbucks'ta bitik vaziyette otururken ne bileyim ben çaldı telefonda.
bu şarkı benim için o güzel günle özdeştir.
telefonumda şu an 104 şarkı var, ne bileyim ben o şarkılardan biri. rastgele modda müzik akarken bir anda o çalmaya başlayınca, hani böyle midnight in paris'in son sahnesinde baş karakter lea seydoux ile karşılaştığında lea ablamızın bir bakışı var ya, sanki böyle gerçekten sevdiğim/saydığım birine sokakta denk gelmişim de bana öyle bakmışçasına içim sıcaklıkla doluyor. o günü iliklerime kadar hissediyorum, 4-5 saniye falan.
bu şarkı öyle bir şey işte benim için. eyyorlamam bu kadar. hepinize iyi geceler diler, gözlerinizden öperim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar