bugün
- manifest dinleyen erkek10
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek39
- cuma namazına gitmek yerine sözlükte takılmak13
- ağlıyorum sözlük14
- 30 yaş üstü erkeklerin patatese dönmes7
- ahmet hakan'ın ben böyle yağmur görmedim yazısı9
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı74
- bütün yazarların bir gün öleceklerini düşünmek9
- beni seviyor musun sözlük16
- 15 ekim 2026 hoffenheim beşiktaş maçı18
- platon un mağara alegorisi10
- ilkokul bebesine türbanı savunmak35
- sen farklısın diyen erkek20
- sabahları 2 simit 2 açma 2 poğaça yiyen insan6
- anamgile gittiydim bacı gıı diyen kız2
- sözlük ablası16
- beşiktaş8
- osmanlı dönemiyle gurur duymak7
- yavıdiler cumartesi ışık bile açmıyu2
- 623 000 bin asker kaçağı12
- iddaa oynamayi birakma sebepleri3
- yüksek enflasyon19
- fon vurgunu15
- said nursi denilince akla gelen şeyler18
- imrandy2
- kant'ın ahlak felsefesinde niyetin önemi3
- istanbul'dan uzaklarda2
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı87
- volvo ex303
- dünyanın altı günde yaratılması6
- günaydın allahın belası sözlük2
- iltica23
- köpeği hakaret olarak kullanmak13
- ayrıldık36
- 210 olduğunu iddia eden sözlük beyinin 158 çıkması4
- evde çiçek yetiştiren erkek19
- ikinci kez sünnet olmak11
- lig on altıncısından altı yemek6
- abd israil vs türkiye farkı18
- fon skandalı yasa teklifinin komisyonda kabulü3
- arkadaşlar size bi soru sorucam56
- yazarların sabah kahvaltıları8
- gay diyerek hakaret ettiğini sanan insan10
- istanbul mahvoldu19
- alpay6
- queen ravenna ve gücü7
- cinler bilinçaltı karanlığında yaşamaktadır7
- napıyosun bakiyim gece gece7
- affedersiniz ama kartoncu12
- gün 40 saat olsaydı6
zengin değildik.
8 yaşındayım. istanbul'a üç yıl önce taşınmışız. çocukluktan kaynaklanıyor herhalde, her yerde bisiklet görüyorum. evdeki durumu pek idrak edemiyorum tabii o zamanlar, babamı sıkıştırıyorum; bisiklet al.
her defasında verdiği cevap tamam oğlum ve ben de her defasında inanıyorum. bisikletim olacak gibi delice seviniyorum.
yıllar geçiyor, belki yüz defa ''tamam oğlum'' diyen babanın söylediklerinin doğru olmadığını farkına varıyorum. o zamanlar yoshiro ozzu filmi izleseydim belki farklı bir tavır alabilirdim. çocukça duygularla babama küsebilirdim. ama içimde buruklukla babamın işten eve gelme saatini heyecanla bekledim.
istanbul'a taşınmamızın üçüncü yılında babam memleketine dönme kararı veriyor. tabii küçük çocuk olarak benimde gitmem gerekiyor. malum dede, nine vs var. birinin yanaklarını sıkmaları gerekiyor.
maddi durumu ''zengin değildik'' diye özetlemeye çalışınca, zenginlik dışında çok fazla sınıf olduğunun farkına varılmıyor. fakirdik işte.
kirada oturduğumuz daire üç katlı binanın ikinci katında, 99 depremi sonrası istanbul'daki psikolojik durumu da özetleyen bir şekilde balkon ve pencerelerin hizasını pazar tahtaları yerleştirilmiş, deprem esnasında sert zeminle teması minimuma indirmek amacıyla tabii.
işte o dairenin oturma odasının penceresinin hemen dibinde bir incir ağacı vardı. pencereyi açtığında içeriye ağacın dalları girerdi. ailemizden kimsenin şu dalları kesin dediğini duymadım. neden mi? yazın incir yemekten ellerimiz yapış yapış oluyordu.
incire doyduğumuz günlerden birinde babam alışık olmadığımız bir şekilde gündüz vakti ourduğumuz evin sokağında beliriyor. bana, black narcissus aşağı gel diyor. şaşkınlıktan biraz önce bahsettiğim pazar tahtasının üzerine atlayacaktım neredeyse.
aşağı iniyorum, babamın yüzünde çocukça, müzipçe bir gülümseme; ''gel benimle'' diyor. eli omzunda etrafa her zamanki meraklı gözlerle bakıyorum; geçen dövdüğüm ali, dayak yediğim deli kardeşler, iki bisikletleri olan eryamanlar.
ana caddeye giriyoruz. babamla sıra sıra dizilmiş kahvehanelerin önünden geçiyoruz;
+selam
-aleyküm selam
+selam
-aleyküm selam
ana cadde denilince benim aklıma önünde sıra sıra bisikletler olan iki mağaza geliyor. her gün mina ve müzdelife arasını gidip geliyorum. renk renk, büyük küçük onlarca bisiklet...
birinci mağazanın önünden geçiyoruz. gözlerim bisikletlerde kalıyor.
ikinci mağazanın önünden geçiyoruz. gözlerim bisikletlerde kalıyor.
babamın bisiklet almasını zaten beklemiyordum ki? bir şeyler taşıtmak için çağırmıştır zaten.
biraz daha yürüyünce gitgide yaklaşan çekiç sesi işitiyorum. çok geçmeden nereden geldiğinin anlıyorum; eskiciden.
eskiciye giriyoruz. babam eskiciyle selamlaşıyor. daha önce buraya hurda getirip karşılığındr aldığım parayla az meymuz almamıştım hani. eskicinin benim için meymuz dışında bir anlamı yoktu, ta ki bugüne kadar.
babamın eskiciyle konuşması, şakalaşmaları ve ilginç bir şekilde ikide bir bana dönüp bakmaları garip geliyor. eskici bana yaklaşıyor ve yanağımı eliyle çimdikliyor. ah canım yandı.
eskici içeriye giriyor. babam bana içi parlayan gözlerle bakıyor, benim de yüzümde çocukça nasıl sessizce gülünüyorsa öyle bir gülümseme var. çocukluğun evrensel sembolü...
birkaç çocuk ellerinde demir veya bakırla eskicinin dükkanına giriyorlar. bende onların içeriye girişlerini takip ediyorum. çocukların kapıyı açmalarıyla eskicinin görünmesi bir oluyor. ama yanındaki de ne? çocuklardan tam görülmüyor. aaa o da ne bir bisiklet ve ilginç bir şekilde gülümseyen bir yüz tarafından benim olduğum yere doğru getiriliyor. babama, eskiciye ve son olarak bisiklete bakıyorum. bisiklet ve eskici yanımda duruyorlar, bisikletin selesini tutan eskici gülen yüzüyle bisikleti bana doğru yaslıyor. ellerim bisikleti kavrıyor. allahım neler oluyor? yoksa? babama bakıyorum sırtını dönmüş, eliyle yüzünü siliyor galiba ben de pek önemsemiyorum zaten bisikleti hareket ettiriyorum. eskicinin güle güle kullan demesiyle kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor...
önde ben ve mavi boyalı bisikletim, arkada babam geldiğimiz yeri takip ederek geri dönüyoruz. yol boyunca sıra sıra dizilmiş bisikletlere göz ucuyla bile bakmıyorum. elimdekine ilk dakikalarında nasıl ihanet edebilirim ki?
ara sokağa girince babam biraz hızlanıyor ve yanyana yürümeye başlıyoruz. bir ara bisikletimden ayırdığım gözlerle babamın yüzüne bakıyorum, kıpkırmız gözlerle karşılaşıyorum.
mavi boyalı bisiklete binen bir çocuk gördüyseniz ya da görecek olursanız bilmenizi isterim ki o
çocuk benim.
8 yaşındayım. istanbul'a üç yıl önce taşınmışız. çocukluktan kaynaklanıyor herhalde, her yerde bisiklet görüyorum. evdeki durumu pek idrak edemiyorum tabii o zamanlar, babamı sıkıştırıyorum; bisiklet al.
her defasında verdiği cevap tamam oğlum ve ben de her defasında inanıyorum. bisikletim olacak gibi delice seviniyorum.
yıllar geçiyor, belki yüz defa ''tamam oğlum'' diyen babanın söylediklerinin doğru olmadığını farkına varıyorum. o zamanlar yoshiro ozzu filmi izleseydim belki farklı bir tavır alabilirdim. çocukça duygularla babama küsebilirdim. ama içimde buruklukla babamın işten eve gelme saatini heyecanla bekledim.
istanbul'a taşınmamızın üçüncü yılında babam memleketine dönme kararı veriyor. tabii küçük çocuk olarak benimde gitmem gerekiyor. malum dede, nine vs var. birinin yanaklarını sıkmaları gerekiyor.
maddi durumu ''zengin değildik'' diye özetlemeye çalışınca, zenginlik dışında çok fazla sınıf olduğunun farkına varılmıyor. fakirdik işte.
kirada oturduğumuz daire üç katlı binanın ikinci katında, 99 depremi sonrası istanbul'daki psikolojik durumu da özetleyen bir şekilde balkon ve pencerelerin hizasını pazar tahtaları yerleştirilmiş, deprem esnasında sert zeminle teması minimuma indirmek amacıyla tabii.
işte o dairenin oturma odasının penceresinin hemen dibinde bir incir ağacı vardı. pencereyi açtığında içeriye ağacın dalları girerdi. ailemizden kimsenin şu dalları kesin dediğini duymadım. neden mi? yazın incir yemekten ellerimiz yapış yapış oluyordu.
incire doyduğumuz günlerden birinde babam alışık olmadığımız bir şekilde gündüz vakti ourduğumuz evin sokağında beliriyor. bana, black narcissus aşağı gel diyor. şaşkınlıktan biraz önce bahsettiğim pazar tahtasının üzerine atlayacaktım neredeyse.
aşağı iniyorum, babamın yüzünde çocukça, müzipçe bir gülümseme; ''gel benimle'' diyor. eli omzunda etrafa her zamanki meraklı gözlerle bakıyorum; geçen dövdüğüm ali, dayak yediğim deli kardeşler, iki bisikletleri olan eryamanlar.
ana caddeye giriyoruz. babamla sıra sıra dizilmiş kahvehanelerin önünden geçiyoruz;
+selam
-aleyküm selam
+selam
-aleyküm selam
ana cadde denilince benim aklıma önünde sıra sıra bisikletler olan iki mağaza geliyor. her gün mina ve müzdelife arasını gidip geliyorum. renk renk, büyük küçük onlarca bisiklet...
birinci mağazanın önünden geçiyoruz. gözlerim bisikletlerde kalıyor.
ikinci mağazanın önünden geçiyoruz. gözlerim bisikletlerde kalıyor.
babamın bisiklet almasını zaten beklemiyordum ki? bir şeyler taşıtmak için çağırmıştır zaten.
biraz daha yürüyünce gitgide yaklaşan çekiç sesi işitiyorum. çok geçmeden nereden geldiğinin anlıyorum; eskiciden.
eskiciye giriyoruz. babam eskiciyle selamlaşıyor. daha önce buraya hurda getirip karşılığındr aldığım parayla az meymuz almamıştım hani. eskicinin benim için meymuz dışında bir anlamı yoktu, ta ki bugüne kadar.
babamın eskiciyle konuşması, şakalaşmaları ve ilginç bir şekilde ikide bir bana dönüp bakmaları garip geliyor. eskici bana yaklaşıyor ve yanağımı eliyle çimdikliyor. ah canım yandı.
eskici içeriye giriyor. babam bana içi parlayan gözlerle bakıyor, benim de yüzümde çocukça nasıl sessizce gülünüyorsa öyle bir gülümseme var. çocukluğun evrensel sembolü...
birkaç çocuk ellerinde demir veya bakırla eskicinin dükkanına giriyorlar. bende onların içeriye girişlerini takip ediyorum. çocukların kapıyı açmalarıyla eskicinin görünmesi bir oluyor. ama yanındaki de ne? çocuklardan tam görülmüyor. aaa o da ne bir bisiklet ve ilginç bir şekilde gülümseyen bir yüz tarafından benim olduğum yere doğru getiriliyor. babama, eskiciye ve son olarak bisiklete bakıyorum. bisiklet ve eskici yanımda duruyorlar, bisikletin selesini tutan eskici gülen yüzüyle bisikleti bana doğru yaslıyor. ellerim bisikleti kavrıyor. allahım neler oluyor? yoksa? babama bakıyorum sırtını dönmüş, eliyle yüzünü siliyor galiba ben de pek önemsemiyorum zaten bisikleti hareket ettiriyorum. eskicinin güle güle kullan demesiyle kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor...
önde ben ve mavi boyalı bisikletim, arkada babam geldiğimiz yeri takip ederek geri dönüyoruz. yol boyunca sıra sıra dizilmiş bisikletlere göz ucuyla bile bakmıyorum. elimdekine ilk dakikalarında nasıl ihanet edebilirim ki?
ara sokağa girince babam biraz hızlanıyor ve yanyana yürümeye başlıyoruz. bir ara bisikletimden ayırdığım gözlerle babamın yüzüne bakıyorum, kıpkırmız gözlerle karşılaşıyorum.
mavi boyalı bisiklete binen bir çocuk gördüyseniz ya da görecek olursanız bilmenizi isterim ki o
çocuk benim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar