bugün
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması7
- slavko vincic11
- kasiyer kızdan hoşlanmak11
- arjantin'in 115 dakika şut atamaması7
- dune6
- sözlük kimsenin tekelinde değildir9
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı57
- kadınlar şaire aşık olur müteahitle evlenir4
- çingeneyle sevişmek6
- tememda kenka nalaka11
- trt'nin devre arası konserini göstermemesi4
- nervio10
- üç cisim problemi3
- istanbul un çok pahalı olması7
- yasadışı bahisi bitirme yolları2
- sözlükte flörtleşmek2
- flensburg hükümeti2
- bu mesajı 10 kişiye göndermeyelerin durumu4
- çift taraflı testis kanseri teşhisi8
- allah başımızdan erdoğan'ı eksik etmesin7
- oğuzhan uğur13
- düşünüyorum3
- kitap okumak3
- zamanbaba mokv dir6
- suya verilen en çok para2
- bir yıldız duruyordu aniden hareket edip gitti4
- sözlüğe fake nickle gelip yazarlara hakaret etmek5
- truenun yetkili olması7
- gammazlık8
- iphone 11'in yeni iphone 6 olması2
- dhalsim9
- eski eşin hesabı3
- karaağaç meydanında çuçulara dikala diye bağırmak3
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak7
- erdoğan giderse akepe bürokrasisi ne olacak7
- uyku bozukluğu2
- arjantin'in 90 dakikada tek şutunun olmaması6
- uysaljakoben16
- messi uzaylı panpa goat amk2
- true nickli yazar16
- canim benim cok tatlisin4
- gonulden bagli5
- bot'un feyki olması2
- arkadaşlar görüşürüz2
- 2990 tl tutan rakama düz 3000 çek demek2
- sigaranın son fırtını alırken ağzın yanması3
- ülfet2
- 15 mayıs gecesi3
- bulgara kumara gitmek2
- kız görünce karakter değiştiren erkek2
Özgün (sadeleştirilmemiş) metnin günümüz okuyucusu tarafından anlaşılamayacak olduğu tamamen efsaneden ibaret. Evet, bazı yerlerde, özellikle resmi yazışmalarda, oldukça eski kelimeler çıkabiliyor. Fakat daha önce sadeleştirilmiş halini okumuşsanız, olaya hakimseniz, bu kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı üç aşağı beş yukarı kafanızda beliriyor. Ve okudukça o kelimelerin anlamlarına da alışıyorsunuz. Yani Nutuk’un aslını okumak, yabancı dilde bir kitap okumaktan zor değil. Ancak biz her alanda “kolaylığa” alıştırılmış olduğumuz için; kolaylığa şartlandırıldığımız için, zor diye düşünüyoruz. Yok öyle bir şey. Hatta lisede bize gösterdikleri divan şiirlerinden bile kolay. Bakın şu küçük parçayı anlıyorsanız, Nutuk’u özgün metinden siz de okuyabilirsiniz:
Sivas yolunda*
“Efendiler, Erzurum’u terk ettiğimiz tarih 29 Ağustos 1919 dur. Amasya’dan, Erzurum’a gelirken, Sıvas’ta küçük bir hikâyeye zemin olan vak’a hatırlarımızdadır. Gariptir ki, Erzurum’dan Sıvas’a giderken de buna mümasil küçük bir vaziyete temas ettik.
Erzincan’dan garba hareket ettiğimiz günün sabahı, Erzincan Boğazı methaline gelir gelmez, bazı jandarma neferlerinin ve zabitlerinin, heyecanlı ve mütelâşi bir tarzda otomobillerimizi tevkif ettiklerini gördük.
Vaziyeti izah ettiler: «Dersim Kürtleri, Boğazı tutmuşlardır. Tehlike var. Geçilemez.»
Bir zabit, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. O kuvvet gelince, tertibat alacak, hücum edecek, bu eşkıyayı tardedecek ve yolu açacak imiş…
Pek iyi ama, bu eşkıyanın kuvveti nedir, neresini nasıl tutmuş, ne kadar kuvvet ve ne vakit gelecek?!
Bu muammalar halledilinceye kadar, geri, Erzincan’a dönmek ve kim bilir ne kadar günler beklemek lâzım! Bizim ise, işimiz pek acele idi. Ben, Erzurum ile Sıvas arasındaki mesafeyi mutat zamanda kat’edip muayyen günde, Sıvas’ta bulunamazsam, şurada veya burada şu veya bu sebeple tevahhuş ve tevakkuf ettiğim Sıvas’ta şayi olursa panik başlayabilir, işler altüst olabilirdi.
O halde karar? Tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka çaremiz de yok idi. Yalnız ufak bir tertip almağı muvafık buldum.
Hafif mitralyözlerle mücehhez bulunan, fedakâr arkadaşlarımızdan birkaçını –elyevm bir alay kumandanı olan Osman Bey, ki Tufan Bey namiyle maruf olmuştur, bunların başında idi – Bir otomobil ile kendi otomobilimize takaddüm ettirdik. Sağdan soldan gelecek, uzak mesafedeki ateşlere ehemmiyet verilmeyerek otomobiller seri hareketle şose üzerinde ileri yürümeye devam edecekler. Vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul olunmayacak.. Tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapayan eşkıyaya temas edilirse, hep otomobillerden atlayacağız ve bunlara hücum ederek yolu açacağız ve kalanlar tekrar kabil-i istimal otomobillere binerek serian ileri uzaklaşarak yola devam edecekler… işte verilen emir de bu idi…
Bu tertip ve tarz-ı hareketi, makul ve emniyetli görmeyenler bulunabilir. Gerçi bu tarihlerde Elâziz Valisi Ali Galip Bey’in Dersim’de dolaştığı ve bazı tesvilât ve tertibata çalıştığı malûm idiyse de izah edeyim ki, ben, evvela, hakikaten Boğazın tutulduğuna kani olmadım. Bunu hükûmet-i merkeziyenin mümaşatkârı olabileceğini tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, mahza, beni tevakkufa mecbur etmek için tasni edilmiş bir plân telâkki ettim. Saniyen, Dersim Kürtleri Boğazı tutmuşlarsa, bunların alabilecekleri tertibatın, uzak tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması, bence, çok muhtemel idi.
Hulâsa yürüdük, Boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sıvas’a muvasalat ettik. Ahalinin şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak tezahüratiyle karşılandık. (…)”
Kaynak: “Nutuk 1919-1927” (tıpkıbasım), ATAM, 4. baskı, Sayfa 56, 1997.
Sivas yolunda*
“Efendiler, Erzurum’u terk ettiğimiz tarih 29 Ağustos 1919 dur. Amasya’dan, Erzurum’a gelirken, Sıvas’ta küçük bir hikâyeye zemin olan vak’a hatırlarımızdadır. Gariptir ki, Erzurum’dan Sıvas’a giderken de buna mümasil küçük bir vaziyete temas ettik.
Erzincan’dan garba hareket ettiğimiz günün sabahı, Erzincan Boğazı methaline gelir gelmez, bazı jandarma neferlerinin ve zabitlerinin, heyecanlı ve mütelâşi bir tarzda otomobillerimizi tevkif ettiklerini gördük.
Vaziyeti izah ettiler: «Dersim Kürtleri, Boğazı tutmuşlardır. Tehlike var. Geçilemez.»
Bir zabit, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. O kuvvet gelince, tertibat alacak, hücum edecek, bu eşkıyayı tardedecek ve yolu açacak imiş…
Pek iyi ama, bu eşkıyanın kuvveti nedir, neresini nasıl tutmuş, ne kadar kuvvet ve ne vakit gelecek?!
Bu muammalar halledilinceye kadar, geri, Erzincan’a dönmek ve kim bilir ne kadar günler beklemek lâzım! Bizim ise, işimiz pek acele idi. Ben, Erzurum ile Sıvas arasındaki mesafeyi mutat zamanda kat’edip muayyen günde, Sıvas’ta bulunamazsam, şurada veya burada şu veya bu sebeple tevahhuş ve tevakkuf ettiğim Sıvas’ta şayi olursa panik başlayabilir, işler altüst olabilirdi.
O halde karar? Tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka çaremiz de yok idi. Yalnız ufak bir tertip almağı muvafık buldum.
Hafif mitralyözlerle mücehhez bulunan, fedakâr arkadaşlarımızdan birkaçını –elyevm bir alay kumandanı olan Osman Bey, ki Tufan Bey namiyle maruf olmuştur, bunların başında idi – Bir otomobil ile kendi otomobilimize takaddüm ettirdik. Sağdan soldan gelecek, uzak mesafedeki ateşlere ehemmiyet verilmeyerek otomobiller seri hareketle şose üzerinde ileri yürümeye devam edecekler. Vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul olunmayacak.. Tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapayan eşkıyaya temas edilirse, hep otomobillerden atlayacağız ve bunlara hücum ederek yolu açacağız ve kalanlar tekrar kabil-i istimal otomobillere binerek serian ileri uzaklaşarak yola devam edecekler… işte verilen emir de bu idi…
Bu tertip ve tarz-ı hareketi, makul ve emniyetli görmeyenler bulunabilir. Gerçi bu tarihlerde Elâziz Valisi Ali Galip Bey’in Dersim’de dolaştığı ve bazı tesvilât ve tertibata çalıştığı malûm idiyse de izah edeyim ki, ben, evvela, hakikaten Boğazın tutulduğuna kani olmadım. Bunu hükûmet-i merkeziyenin mümaşatkârı olabileceğini tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, mahza, beni tevakkufa mecbur etmek için tasni edilmiş bir plân telâkki ettim. Saniyen, Dersim Kürtleri Boğazı tutmuşlarsa, bunların alabilecekleri tertibatın, uzak tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması, bence, çok muhtemel idi.
Hulâsa yürüdük, Boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sıvas’a muvasalat ettik. Ahalinin şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak tezahüratiyle karşılandık. (…)”
Kaynak: “Nutuk 1919-1927” (tıpkıbasım), ATAM, 4. baskı, Sayfa 56, 1997.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar