bugün
- jaws filmindeki sikko balik12
- iltica20
- gs fb derbisinde biletler 1 lira olsa olacaklar3
- doğru don seçimi5
- fetöcü ünlüler3
- yaşlıların folklifte portif demesi9
- sözlüğün kralı8
- atatürk ün hataları3
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak12
- yunanistan'ın savunma bütçesini 5 kat artırması2
- yalnız yaşamak6
- rakı içen kadına hayran olan lavuk3
- fon vurgunu54
- sinek as'ın sözlüğe vedası23
- sabahın köründe arayıp uyuyor muydun diyen tip3
- irana gelin gitmek2
- nev ölmüş başımız sağ olsun3
- asansörde konuşmama kuralı2
- galatasaray fenerbahçe derbisi2
- oktay saral6
- uzaylılar tavuk döner yiyor mu4
- kabine'nin beştepe de toplanması3
- betray me7
- haftanın gammazlarında birinci olan user2
- moralin çok bozuk olması4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı21
- uludağ sözlük bacıları geleneksel kongresi5
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek11
- 26 ekim 2026 rizespor trabzonspor maçı2
- forma7
- metamfetamin7
- aç uyumak10
- sözlüğün kraliçesi5
- sevgi vs aşk9
- el clasico da real madrid'in barcelona'yı yenmesi2
- galatasaray fenerbahçe derbisinde 407 randevu2
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak21
- ırak5
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar9
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- salçalı makarna10
- gece gece kokoreç gömmek7
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek16
- sözlük yazarlarının gördüğü ünlüler10
- ayağı şiir kokan kadın6
- pazar gecesi son huzurlu uyku6
- evlenmek3
- çin9
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum10
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın15
yapabildim, az önce.
metro müdavimi biri olarak metroda haksızca yer kapan fırsatçılara, hamile rolü yapan amcalara yer vermemek için önce ters yöne gidiyorum hep. ilk duraktan binmenin dayanılmaz cazibesi bu.
3-4 saat önce yenibosna metro istasyonuna sallana sallana geliyordum. acayip rahatım kulaklığımda nil burak. ayakkabımın bağlarını da az bağlamışım, en az 3 beden büyük tişörtümle her yanım rahat, çorap da giymemişim, oh. efil efil de bir rüzgar var. sonbahar havası. değme keyfime. içimden söylüyorum: birisine birisine, benimle oynayana benimle güleneeggg... hayat çok güzel anasını satayım.
şarkıyı değiştireyim az da yabancı bir şeyler dinleyeyim diye telefonu elime aldım. rahatlığımdan eser kalmadı o an, saat 12:17. zaman akmış ki. 13:00'de yetişmem gereken dersim var. yol takribi 1 saat sürüyor. bi panik oldum. nil buraktan queen'e geçmek için zaman bulamadım başladım koşmaya. havam değişti aniden, terlemeye başladım sahiden.
bu bir yolculuk muharebesiydi; ya ölüm ya turnike derken ayak tabanlarım kıçıma minik dokunuşlar bırakarak yol alıyordum. varmam gereken yüce metroya erken varıp kutlu derse kutsal ruhun duasıyla yetişebilecek miydim?
12:22. sağ arka cebimden kılıcını kınından çıkarışına hayran oldugum malkoçoğlu misali çıkarıp bastım akbilimi, öğrenci yerine tam akbilimi basmıştım. harp zamanı 3 kuruşun önemi olmazdı ya. ganimete odaklandım. hemen geçtim turnikeden.
şanslıyım tabii. baktım gördüm, iki yöne iki araç var. hemen yürüyen merdivene koştum, hemen! yenikapı aracı malkoçoğlum akbili cebine koyana kadar gitti bile. seçenekler azalsa da sağlam iradem vardı. bağcılar çocuğu olmasak da okulumuz fikirtepeye yakındı; vazgeçer miyiz hehey. iki gözümün raylısı havalimanı aracı hala oradaydı. neyime yetmiyordu. gonca gül, el değmemiş lahmacun, kuzu girmemiş yonca tarlası gibi oracıkta bekliyordu. körpe sevgilim benim, canım aracım.
merdivenler biterken araçtan bir süredir inmeye çalışan bebek arabalı modern abla da başarıya ulaştı. kafamı kaldırdım, sola doğru uzanan araca uzunca baktım. herkes inmiş, ne inen ne binen var. işte o an metronun yürek acıtan sesini duydum, kapılar kapanıyor. nee! lütfen sarı çizgiye yaklaşmayın. sinyali hissettim her yanımda. irkildim. binmem lazım vatman abi diye bağırasım geldi. nolur.
mesafe 15 metre, tahmini kalkış süresi 2-3 saniye. sirenden hemen sonra kapılar kapanıyor; m1 metro sakinleri konuya aşinadır. içimde bir heyecan belirdi. korkuyordum da ya beceremezsem, kapı kapanır da çarparsam, sıkışırsam.. aman aman.
sağ arka cebimdeki kılıcımı hatırladım. gücü hissettim yapmam lazımdı. 3 saniye. koş insannn koş. 2 saniye takribi 10 metre var. saniyede 5 metre gelmişim, hızımı korursam yetişeceğim. yüreğim ağızımdan çıkıp hürüm ben diyecek gibi. gözlerim kapıda, kapanmasa öpeceğim onu. 2 metre falan kalırken kapı köşelerden usulca kapanmaya başladı. han kapısından geçmek zorundaydım. neydi, korkanın çocuğu olmaz. devam ettim, koştum. sağ ayağım metronun tabanına değdiğinde heyecan-korku karışımı beni sarhoş edecekti. çocuğum olacak mıydı? bir an acaba kapının arasında kalır mıyım lan acaba diye dehşete kapıldım. nefes alış verişlerim hızlandı; kapıya sürten ellerim "hadi insann yapmalısın" diye içeri itekledi beni. hadi baba reklamı geldi aklıma. kulağımda uğultularla...
kapı küt kapandı, sesler boş trene yayılırken sessizlik bana kaldı. içerdeydim. oh bee. başardım, zafer! birden gülmeye başladım, dünya fatihiydim sanki. "aferin koçum, hey gidi ben" diye tebrik ederken kendimi bütün koltukların boş olduğunu fark ettim. bu minik destansı olayın sadece kendim tarafından görülmesi de mutluluğuma mutluluk kattı. ben zaten hep içimde yaşamayı seviyordum ve çok da destansı değildi, kabul. ama minik zaferimin haklı gururunu reddedemem.
koltuklardan koltuk beğenip oturdum, son durağa kadar we are the champions dinledim.
derse de yetişemedim, olsun.
hayat güzel ya.
metro müdavimi biri olarak metroda haksızca yer kapan fırsatçılara, hamile rolü yapan amcalara yer vermemek için önce ters yöne gidiyorum hep. ilk duraktan binmenin dayanılmaz cazibesi bu.
3-4 saat önce yenibosna metro istasyonuna sallana sallana geliyordum. acayip rahatım kulaklığımda nil burak. ayakkabımın bağlarını da az bağlamışım, en az 3 beden büyük tişörtümle her yanım rahat, çorap da giymemişim, oh. efil efil de bir rüzgar var. sonbahar havası. değme keyfime. içimden söylüyorum: birisine birisine, benimle oynayana benimle güleneeggg... hayat çok güzel anasını satayım.
şarkıyı değiştireyim az da yabancı bir şeyler dinleyeyim diye telefonu elime aldım. rahatlığımdan eser kalmadı o an, saat 12:17. zaman akmış ki. 13:00'de yetişmem gereken dersim var. yol takribi 1 saat sürüyor. bi panik oldum. nil buraktan queen'e geçmek için zaman bulamadım başladım koşmaya. havam değişti aniden, terlemeye başladım sahiden.
bu bir yolculuk muharebesiydi; ya ölüm ya turnike derken ayak tabanlarım kıçıma minik dokunuşlar bırakarak yol alıyordum. varmam gereken yüce metroya erken varıp kutlu derse kutsal ruhun duasıyla yetişebilecek miydim?
12:22. sağ arka cebimden kılıcını kınından çıkarışına hayran oldugum malkoçoğlu misali çıkarıp bastım akbilimi, öğrenci yerine tam akbilimi basmıştım. harp zamanı 3 kuruşun önemi olmazdı ya. ganimete odaklandım. hemen geçtim turnikeden.
şanslıyım tabii. baktım gördüm, iki yöne iki araç var. hemen yürüyen merdivene koştum, hemen! yenikapı aracı malkoçoğlum akbili cebine koyana kadar gitti bile. seçenekler azalsa da sağlam iradem vardı. bağcılar çocuğu olmasak da okulumuz fikirtepeye yakındı; vazgeçer miyiz hehey. iki gözümün raylısı havalimanı aracı hala oradaydı. neyime yetmiyordu. gonca gül, el değmemiş lahmacun, kuzu girmemiş yonca tarlası gibi oracıkta bekliyordu. körpe sevgilim benim, canım aracım.
merdivenler biterken araçtan bir süredir inmeye çalışan bebek arabalı modern abla da başarıya ulaştı. kafamı kaldırdım, sola doğru uzanan araca uzunca baktım. herkes inmiş, ne inen ne binen var. işte o an metronun yürek acıtan sesini duydum, kapılar kapanıyor. nee! lütfen sarı çizgiye yaklaşmayın. sinyali hissettim her yanımda. irkildim. binmem lazım vatman abi diye bağırasım geldi. nolur.
mesafe 15 metre, tahmini kalkış süresi 2-3 saniye. sirenden hemen sonra kapılar kapanıyor; m1 metro sakinleri konuya aşinadır. içimde bir heyecan belirdi. korkuyordum da ya beceremezsem, kapı kapanır da çarparsam, sıkışırsam.. aman aman.
sağ arka cebimdeki kılıcımı hatırladım. gücü hissettim yapmam lazımdı. 3 saniye. koş insannn koş. 2 saniye takribi 10 metre var. saniyede 5 metre gelmişim, hızımı korursam yetişeceğim. yüreğim ağızımdan çıkıp hürüm ben diyecek gibi. gözlerim kapıda, kapanmasa öpeceğim onu. 2 metre falan kalırken kapı köşelerden usulca kapanmaya başladı. han kapısından geçmek zorundaydım. neydi, korkanın çocuğu olmaz. devam ettim, koştum. sağ ayağım metronun tabanına değdiğinde heyecan-korku karışımı beni sarhoş edecekti. çocuğum olacak mıydı? bir an acaba kapının arasında kalır mıyım lan acaba diye dehşete kapıldım. nefes alış verişlerim hızlandı; kapıya sürten ellerim "hadi insann yapmalısın" diye içeri itekledi beni. hadi baba reklamı geldi aklıma. kulağımda uğultularla...
kapı küt kapandı, sesler boş trene yayılırken sessizlik bana kaldı. içerdeydim. oh bee. başardım, zafer! birden gülmeye başladım, dünya fatihiydim sanki. "aferin koçum, hey gidi ben" diye tebrik ederken kendimi bütün koltukların boş olduğunu fark ettim. bu minik destansı olayın sadece kendim tarafından görülmesi de mutluluğuma mutluluk kattı. ben zaten hep içimde yaşamayı seviyordum ve çok da destansı değildi, kabul. ama minik zaferimin haklı gururunu reddedemem.
koltuklardan koltuk beğenip oturdum, son durağa kadar we are the champions dinledim.
derse de yetişemedim, olsun.
hayat güzel ya.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar