bugün
- en lezzetli balık14
- karşı cinsteki en itici özellik12
- yeni biriyle nerede tanışılır9
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin8
- ben geldim naneler13
- yerinde olmak istenen dizi karakterleri4
- sahibinin sesi ile okunan cümleler8
- size takılan lakaplar7
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- ayakkabının ayağa vurmasının oluşturduğu durum10
- online listesindeki sıralama mantığı9
- karması eksi olan yazarların adam gibi adam olması8
- kabul görmüş fikirlere itiraz etmek6
- sorunlarını sevişerek çözen çiftler6
- jeffrey dahmer vs nuri alço2
- online listesi neden kaldırıldı10
- sevmediğin biriyle sevişmek4
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız5
- başta hak verilen sonradan eksilenen yazılar6
- chatgpt2
- bik bik vs sarapci koala hatayi4
- mansur yavaş14
- yazılımcıların flört edememesi7
- ağlamamak için kendini zor tutmak4
- tevrat geleceği dogru tahmin etti5
- whalefall2
- gocu33
- kurtlar vadisi pusu'nun incelenmesi2
- karması 4000'in altında olan yazarlar4
- uludağ sözlük halısaha turnuvası3
- hintli kızların dayanılmaz çekiciliği7
- b c d y z i4
- how'i met your mother marshall4
- inci sözlük8
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması11
- sevdiğin kişiyle sevişmek2
- ismet kalk çay koy kanka3
- game of thrones taki kerhaneci21
- en son neye çok üzüldünüz12
- 0 0 713
- chp'nin ankara'yı da kaybetmesi7
- arkadaşlar5
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın4
- ilk buluşmada cırcır olmuşum'ya diyen kezo3
- lana del rey2
- hristiyan düşüncesinin yönettiği dünya6
- kafayı yememek için ne yapıyorsunuz9
- karton toplarken cin musallat olması5
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- garip bir rüya gördüm4
sylvia plath şiiridir:
The tulips are too excitable, it is winter here.
Look how white everything is, how quiet, how snowed-in
I am learning peacefulness, lying by myself quietly
As the light lies on these white walls, this bed, these hands.
I am nobody; I have nothing to do with explosions.
I have given my name and my day-clothes up to the nurses
And my history to the anaesthetist and my body to surgeons.
They have propped my head between the pillow and the sheet-cuff
Like an eye between two white lids that will not shut.
Stupid pupil, it has to take everything in.
The nurses pass and pass, they are no trouble,
They pass the way gulls pass inland in their white caps,
Doing things with their hands, one just the same as another,
So it is impossible to tell how many there are.
My body is a pebble to them, they tend it as water
Tends to the pebbles it must run over, smoothing them gently.
They bring me numbness in their bright needles, they bring me sleep.
Now I have lost myself I am sick of baggage -
My patent leather overnight case like a black pillbox,
My husband and child smiling out of the family photo;
Their smiles catch onto my skin, little smiling hooks.
I have let things slip, a thirty-year-old cargo boat
Stubbornly hanging on to my name and address.
They have swabbed me clear of my loving associations.
Scared and bare on the green plastic-pillowed trolley
I watched my teaset, my bureaus of linen, my books
Sink out of sight, and the water went over my head.
I am a nun now, I have never been so pure.
I didn't want any flowers, I only wanted
To lie with my hands turned up and be utterly empty.
How free it is, you have no idea how free -
The peacefulness is so big it dazes you,
And it asks nothing, a name tag, a few trinkets.
It is what the dead close on, finally; I imagine them
Shutting their mouths on it, like a Communion tablet.
The tulips are too red in the first place, they hurt me.
Even through the gift paper I could hear them breathe
Lightly, through their white swaddlings, like an awful baby.
Their redness talks to my wound, it corresponds.
They are subtle: they seem to float, though they weigh me down,
Upsetting me with their sudden tongues and their colour,
A dozen red lead sinkers round my neck.
Nobody watched me before, now I am watched.
The tulips turn to me, and the window behind me
Where once a day the light slowly widens and slowly thins,
And I see myself, flat, ridiculous, a cut-paper shadow
Between the eye of the sun and the eyes of the tulips,
And I hve no face, I have wanted to efface myself.
The vivid tulips eat my oxygen.
Before they came the air was calm enough,
Coming and going, breath by breath, without any fuss.
Then the tulips filled it up like a loud noise.
Now the air snags and eddies round them the way a river
Snags and eddies round a sunken rust-red engine.
They concentrate my attention, that was happy
Playing and resting without committing itself.
The walls, also, seem to be warming themselves.
The tulips should be behind bars like dangerous animals;
They are opening like the mouth of some great African cat,
And I am aware of my heart: it opens and closes
Its bowl of red blooms out of sheer love of me.
The water I taste is warm and salt, like the sea,
And comes from a country far away as health.
____________________________________________________
Laleler
Laleler de çok kışkırtıcıdır, kıştır burada.
Bak nasıl da beyaz her şey, nasıl sakin, nasıl kar altında
Huzuru öğrenirim, uzanarak kendi başıma sessizce
Nasıl uzanırsa ışık bu beyaz duvarlara, bu yatağa, bu ellere.
Kimse değilim ben; ilgim yok patlamalarla.
Adımı ve günlük giysilerimi teslim ettim hemşirelere
Ve geçmişimi anesteziciye ve bedenimi cerrahlara.
Dayadılar başımı yastıkla nevresime
iki beyaz göz kapağı arasında kapanmak istemeyen göz misali.
Aptal göz bebeği, her şeyi içine almak zorunda sanki.
Hemşireler gelip geçer, dert değil onlar,
Beyaz başlıklarıyla giderler karaya doğru uçan martılar misali,
Elleriyle bir şeyler yaparlar, birbirlerine benzerler,
O yüzden kaç tane olduklarını söylemek imkansız.
Onlar için bir çakıl taşıdır bedenim, üzerinden akarken
Suyun çakıla davrandığı gibi davranırlar, teskin ederler usulca.
Parlak iğneleriyle hissizleştirirler beni, uyuturlar.
Artık kaybettim kendimi, bezdim bagajlardan –
Marka deri çantam kara bir ilaç kutusu gibi,
Kocam ve çocuğum gülümser aile fotoğrafından;
Saplanır derime gülüşleri, gülümseyen küçük çengeller.
Bıraktım her şeyi, inatla adıma ve adresime iliştirilmiş
O otuz yaşındaki yük kayığını.
Pansuman yaparak temizlediler beni sevdiğim çağrışımlardan.
Yeşil plastik yastıklı tekerlekli yatakta korkmuş ve çıplak
izledim çay takımımın, ketenli çekmecelerimin, kitaplarımın
Batarak kaybolduğunu, ve kafamın üzerine çıktı su.
Bir rahibeyim şimdi, bu denli arınmamıştım hiç.
Çiçek istememiştim, istediğim sadece
Ellerimi çevirerek uzanmak ve büsbütün boş olmak.
Ne özgürlüktür bu, bilemezsin ne özgürlüktür –
Öyle büyük ki huzur, afallatır seni,
Ve bir şey istemez, bir künye, birkaç ıvır zıvır.
Ölülerin vardıkları yerdir bu, nihayetinde; tasavvur ederim
Kapatırken ona ağızlarını, bir Komünyon hapı misali.
Laleler çok da kırmızılar öncelikle, incitirler beni.
Hediye kağıdı arasından bile işitirim onların soluklarını
Usulca, beyaz kundaklarının arasından, korkunç bir bebek gibi.
Kırmızılıkları konuşur yanıtlayan yaramla.
Hilekârdır onlar: beni batırdıkları halde, su üstünde yüzer gibiler,
Asabımı bozar onlar apansız dilleriyle ve renkleriyle,
Bir düzine kırmızı kurşun sonda boynumun etrafında.
Daha önce kimse izlemedi beni, şimdi izlenirim.
Döner laleler bana, ve ışığın günde bir kere yavaşça
Bollaştığı ve yavaşça azaldığı pencere ardımdadır,
Ve görürüm kendi kendimi, yassı, gülünç, güneşin gözüyle
Lalelerin gözleri arasında kesilmiş bir kağıt gölgesi gibiyim,
Ve yüzüm yok benim, kendi kendimi yok etmek istemiştim.
Hayat dolu laleler yer benim oksijenimi.
Onlar gelmeden önce yeterince dingindi hava,
Gelip giderek, her bir solukta, yaygarasızca.
Sonra doldurdu laleler havayı yüksek bir ses gibi.
Şimdi takılıp durur hava ve anaforda dönenir bir nehir misali
Takılıp durur ve anaforda dönenir pas kızılı batık bir motor gibi.
Kendini adamadan eğlenen ve dinlenen
Mutlu dikkatimi yoğunlaştırırım onlara.
Duvarlar da kendilerini ısıtır sanki.
Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali;
Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi,
Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır
Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden.
Tattığım su sıcak ve tuzlu, deniz gibi,
Ve sıhhat gibi uzaktaki bir ülkeden gelir
The tulips are too excitable, it is winter here.
Look how white everything is, how quiet, how snowed-in
I am learning peacefulness, lying by myself quietly
As the light lies on these white walls, this bed, these hands.
I am nobody; I have nothing to do with explosions.
I have given my name and my day-clothes up to the nurses
And my history to the anaesthetist and my body to surgeons.
They have propped my head between the pillow and the sheet-cuff
Like an eye between two white lids that will not shut.
Stupid pupil, it has to take everything in.
The nurses pass and pass, they are no trouble,
They pass the way gulls pass inland in their white caps,
Doing things with their hands, one just the same as another,
So it is impossible to tell how many there are.
My body is a pebble to them, they tend it as water
Tends to the pebbles it must run over, smoothing them gently.
They bring me numbness in their bright needles, they bring me sleep.
Now I have lost myself I am sick of baggage -
My patent leather overnight case like a black pillbox,
My husband and child smiling out of the family photo;
Their smiles catch onto my skin, little smiling hooks.
I have let things slip, a thirty-year-old cargo boat
Stubbornly hanging on to my name and address.
They have swabbed me clear of my loving associations.
Scared and bare on the green plastic-pillowed trolley
I watched my teaset, my bureaus of linen, my books
Sink out of sight, and the water went over my head.
I am a nun now, I have never been so pure.
I didn't want any flowers, I only wanted
To lie with my hands turned up and be utterly empty.
How free it is, you have no idea how free -
The peacefulness is so big it dazes you,
And it asks nothing, a name tag, a few trinkets.
It is what the dead close on, finally; I imagine them
Shutting their mouths on it, like a Communion tablet.
The tulips are too red in the first place, they hurt me.
Even through the gift paper I could hear them breathe
Lightly, through their white swaddlings, like an awful baby.
Their redness talks to my wound, it corresponds.
They are subtle: they seem to float, though they weigh me down,
Upsetting me with their sudden tongues and their colour,
A dozen red lead sinkers round my neck.
Nobody watched me before, now I am watched.
The tulips turn to me, and the window behind me
Where once a day the light slowly widens and slowly thins,
And I see myself, flat, ridiculous, a cut-paper shadow
Between the eye of the sun and the eyes of the tulips,
And I hve no face, I have wanted to efface myself.
The vivid tulips eat my oxygen.
Before they came the air was calm enough,
Coming and going, breath by breath, without any fuss.
Then the tulips filled it up like a loud noise.
Now the air snags and eddies round them the way a river
Snags and eddies round a sunken rust-red engine.
They concentrate my attention, that was happy
Playing and resting without committing itself.
The walls, also, seem to be warming themselves.
The tulips should be behind bars like dangerous animals;
They are opening like the mouth of some great African cat,
And I am aware of my heart: it opens and closes
Its bowl of red blooms out of sheer love of me.
The water I taste is warm and salt, like the sea,
And comes from a country far away as health.
____________________________________________________
Laleler
Laleler de çok kışkırtıcıdır, kıştır burada.
Bak nasıl da beyaz her şey, nasıl sakin, nasıl kar altında
Huzuru öğrenirim, uzanarak kendi başıma sessizce
Nasıl uzanırsa ışık bu beyaz duvarlara, bu yatağa, bu ellere.
Kimse değilim ben; ilgim yok patlamalarla.
Adımı ve günlük giysilerimi teslim ettim hemşirelere
Ve geçmişimi anesteziciye ve bedenimi cerrahlara.
Dayadılar başımı yastıkla nevresime
iki beyaz göz kapağı arasında kapanmak istemeyen göz misali.
Aptal göz bebeği, her şeyi içine almak zorunda sanki.
Hemşireler gelip geçer, dert değil onlar,
Beyaz başlıklarıyla giderler karaya doğru uçan martılar misali,
Elleriyle bir şeyler yaparlar, birbirlerine benzerler,
O yüzden kaç tane olduklarını söylemek imkansız.
Onlar için bir çakıl taşıdır bedenim, üzerinden akarken
Suyun çakıla davrandığı gibi davranırlar, teskin ederler usulca.
Parlak iğneleriyle hissizleştirirler beni, uyuturlar.
Artık kaybettim kendimi, bezdim bagajlardan –
Marka deri çantam kara bir ilaç kutusu gibi,
Kocam ve çocuğum gülümser aile fotoğrafından;
Saplanır derime gülüşleri, gülümseyen küçük çengeller.
Bıraktım her şeyi, inatla adıma ve adresime iliştirilmiş
O otuz yaşındaki yük kayığını.
Pansuman yaparak temizlediler beni sevdiğim çağrışımlardan.
Yeşil plastik yastıklı tekerlekli yatakta korkmuş ve çıplak
izledim çay takımımın, ketenli çekmecelerimin, kitaplarımın
Batarak kaybolduğunu, ve kafamın üzerine çıktı su.
Bir rahibeyim şimdi, bu denli arınmamıştım hiç.
Çiçek istememiştim, istediğim sadece
Ellerimi çevirerek uzanmak ve büsbütün boş olmak.
Ne özgürlüktür bu, bilemezsin ne özgürlüktür –
Öyle büyük ki huzur, afallatır seni,
Ve bir şey istemez, bir künye, birkaç ıvır zıvır.
Ölülerin vardıkları yerdir bu, nihayetinde; tasavvur ederim
Kapatırken ona ağızlarını, bir Komünyon hapı misali.
Laleler çok da kırmızılar öncelikle, incitirler beni.
Hediye kağıdı arasından bile işitirim onların soluklarını
Usulca, beyaz kundaklarının arasından, korkunç bir bebek gibi.
Kırmızılıkları konuşur yanıtlayan yaramla.
Hilekârdır onlar: beni batırdıkları halde, su üstünde yüzer gibiler,
Asabımı bozar onlar apansız dilleriyle ve renkleriyle,
Bir düzine kırmızı kurşun sonda boynumun etrafında.
Daha önce kimse izlemedi beni, şimdi izlenirim.
Döner laleler bana, ve ışığın günde bir kere yavaşça
Bollaştığı ve yavaşça azaldığı pencere ardımdadır,
Ve görürüm kendi kendimi, yassı, gülünç, güneşin gözüyle
Lalelerin gözleri arasında kesilmiş bir kağıt gölgesi gibiyim,
Ve yüzüm yok benim, kendi kendimi yok etmek istemiştim.
Hayat dolu laleler yer benim oksijenimi.
Onlar gelmeden önce yeterince dingindi hava,
Gelip giderek, her bir solukta, yaygarasızca.
Sonra doldurdu laleler havayı yüksek bir ses gibi.
Şimdi takılıp durur hava ve anaforda dönenir bir nehir misali
Takılıp durur ve anaforda dönenir pas kızılı batık bir motor gibi.
Kendini adamadan eğlenen ve dinlenen
Mutlu dikkatimi yoğunlaştırırım onlara.
Duvarlar da kendilerini ısıtır sanki.
Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali;
Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi,
Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır
Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden.
Tattığım su sıcak ve tuzlu, deniz gibi,
Ve sıhhat gibi uzaktaki bir ülkeden gelir
Güncel Önemli Başlıklar