bugün

muselmann

yiddişte müslüman anlamına gelen kelime. ancak bu kelime müslümanlar için kullanılmıyordu. nazilerin ölüm kamplarında, bilhassa auschwitz'te yahudiler, aralarında umudunu yitirmiş, bir köşede bitkin oturanlara bu sözü yakıştırmıştı. Giorgio Agamben ise terimin müslümanların allah'a teslimiyetinden geldiğini düşünür. (Chul Han - Şiddetin Topolojisi)

agamben'in tanık ve arşiv kitabında rastlamıştım bu kelimeye ilk kez. şimdi tekrar rastladım şiddetin topolojisi kitabında chul han'ın. o kadar dehşet vericiydi ki bu muselmannların auschwitz kampındaki durumu. hayat ile bir bağı yok, hareket yok, umut yok, ölmeyi bekliyor. beter bir halde. işin bir diğer kötü yanı da oradaki diğer yahudilerin onlara yaklaşımı. muselmannlara yaklaşmıyor, onlardan uzak duruyor, adeta ötekileştiriyor, onların tükenişlerine şahit oluyorlar öylece uzaktan. bu öylesine dehşet verici bir şey ki.

hep anlatılır ikinci dünya savaşı. fakat pek çok insan gerçekten bu savaşta ne derece bir vahşet yaşandı az bilir. öylesinde büyük bir vahşetti ki bu. bu yüzden auschwitz kampındaki katliama shoah denilir. yani tanığı olmayan olay.

agamben'in kitabında muselmannlar için şöyle bir kesit yer alır:

"Sonuna vardırılan yıkımı, tamamlanan işi kimse anlatmadı, tıpkı kimsenin kendi ölümünü anlatmak için geri dönmemesi gibi. Kağıt kalemleri olsaydı bile dibe vuranlar, boğulanlar tanıklık etmeyecekti çünkü ölümleri bedensel ölümlerinden önce başlamıştı. Büsbütün tükenmeden haftalarca, aylarca öncesinde bile gözlemleme, hatırlama, kendilerini diğerleriyle karşılaştırma ve ifade etme yeteneklerini çoktan kaybetmişlerdi. Biz onlar adına, vekaleten konuşuyoruz."

onlardan biri olmadan, onların yaşadığı vahşetin boyutunu yaşamadan onlar adına tanıklık edebilmek ne derece mümkün olabilir? Bu pek de mümkün olmaz sanırım. Yalnızca fikir yürütülebilir.
© copyright 2005 - 2026