bugün
- cansever15
- türkiye pazar günü yeni bir sabaha uyanacak5
- futbol24
- victor osimhen6
- cehennem3
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın31
- sabah kahvesi4
- almanya10
- vfb stuttgart7
- italya7
- enflasyon hedefinin tutmaması2
- bir daha doğmayacak olmak3
- çirkef galatasaray3
- fc internazionale milano6
- borussia dortmund5
- fait bey dönsün kampanyası3
- ac milan5
- galatasaray13
- muz4
- kadınlar neden kötü araba kullanır sorunsalı14
- ingiltere5
- chelsea fc4
- galatasaray neden transfer yapamıyor16
- cedidacer ne iş yapıyor2
- yorgun mermi19
- yecüc ile mecüc5
- bayern münih4
- yazarların uyuyamama sebebi2
- şeva mitzvot2
- etek giyen erkek10
- sözlük yazarlarını evlendirmek12
- behlül ün bihter den ayrılma nedenleri6
- sözlük yazarlarının tatlıları14
- en son ne aldınız2
- insan doğru olanı seçerek mutlu olabilir mi6
- türk mutfağının en uyduruk kaydırık yemeği7
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları12
- gocu'nun solak olması4
- dünyanın tersine dönmesi5
- tavuk sevmemek5
- arsenal fc3
- devalüasyon yakın mı9
- liverpool fc2
- sürekli dizi6
- günlük tutan erkek9
- yemek yapmayı bilmeyen kadın8
- meltem mi daha güzel gönül mü sorunsalı6
- kadınların erkeklerde çok fazla kriter araması8
- sevgilisinin regl gunlerini hesaplayan erkek8
- domdomusa3
yiddişte müslüman anlamına gelen kelime. ancak bu kelime müslümanlar için kullanılmıyordu. nazilerin ölüm kamplarında, bilhassa auschwitz'te yahudiler, aralarında umudunu yitirmiş, bir köşede bitkin oturanlara bu sözü yakıştırmıştı. Giorgio Agamben ise terimin müslümanların allah'a teslimiyetinden geldiğini düşünür. (Chul Han - Şiddetin Topolojisi)
agamben'in tanık ve arşiv kitabında rastlamıştım bu kelimeye ilk kez. şimdi tekrar rastladım şiddetin topolojisi kitabında chul han'ın. o kadar dehşet vericiydi ki bu muselmannların auschwitz kampındaki durumu. hayat ile bir bağı yok, hareket yok, umut yok, ölmeyi bekliyor. beter bir halde. işin bir diğer kötü yanı da oradaki diğer yahudilerin onlara yaklaşımı. muselmannlara yaklaşmıyor, onlardan uzak duruyor, adeta ötekileştiriyor, onların tükenişlerine şahit oluyorlar öylece uzaktan. bu öylesine dehşet verici bir şey ki.
hep anlatılır ikinci dünya savaşı. fakat pek çok insan gerçekten bu savaşta ne derece bir vahşet yaşandı az bilir. öylesinde büyük bir vahşetti ki bu. bu yüzden auschwitz kampındaki katliama shoah denilir. yani tanığı olmayan olay.
agamben'in kitabında muselmannlar için şöyle bir kesit yer alır:
"Sonuna vardırılan yıkımı, tamamlanan işi kimse anlatmadı, tıpkı kimsenin kendi ölümünü anlatmak için geri dönmemesi gibi. Kağıt kalemleri olsaydı bile dibe vuranlar, boğulanlar tanıklık etmeyecekti çünkü ölümleri bedensel ölümlerinden önce başlamıştı. Büsbütün tükenmeden haftalarca, aylarca öncesinde bile gözlemleme, hatırlama, kendilerini diğerleriyle karşılaştırma ve ifade etme yeteneklerini çoktan kaybetmişlerdi. Biz onlar adına, vekaleten konuşuyoruz."
onlardan biri olmadan, onların yaşadığı vahşetin boyutunu yaşamadan onlar adına tanıklık edebilmek ne derece mümkün olabilir? Bu pek de mümkün olmaz sanırım. Yalnızca fikir yürütülebilir.
agamben'in tanık ve arşiv kitabında rastlamıştım bu kelimeye ilk kez. şimdi tekrar rastladım şiddetin topolojisi kitabında chul han'ın. o kadar dehşet vericiydi ki bu muselmannların auschwitz kampındaki durumu. hayat ile bir bağı yok, hareket yok, umut yok, ölmeyi bekliyor. beter bir halde. işin bir diğer kötü yanı da oradaki diğer yahudilerin onlara yaklaşımı. muselmannlara yaklaşmıyor, onlardan uzak duruyor, adeta ötekileştiriyor, onların tükenişlerine şahit oluyorlar öylece uzaktan. bu öylesine dehşet verici bir şey ki.
hep anlatılır ikinci dünya savaşı. fakat pek çok insan gerçekten bu savaşta ne derece bir vahşet yaşandı az bilir. öylesinde büyük bir vahşetti ki bu. bu yüzden auschwitz kampındaki katliama shoah denilir. yani tanığı olmayan olay.
agamben'in kitabında muselmannlar için şöyle bir kesit yer alır:
"Sonuna vardırılan yıkımı, tamamlanan işi kimse anlatmadı, tıpkı kimsenin kendi ölümünü anlatmak için geri dönmemesi gibi. Kağıt kalemleri olsaydı bile dibe vuranlar, boğulanlar tanıklık etmeyecekti çünkü ölümleri bedensel ölümlerinden önce başlamıştı. Büsbütün tükenmeden haftalarca, aylarca öncesinde bile gözlemleme, hatırlama, kendilerini diğerleriyle karşılaştırma ve ifade etme yeteneklerini çoktan kaybetmişlerdi. Biz onlar adına, vekaleten konuşuyoruz."
onlardan biri olmadan, onların yaşadığı vahşetin boyutunu yaşamadan onlar adına tanıklık edebilmek ne derece mümkün olabilir? Bu pek de mümkün olmaz sanırım. Yalnızca fikir yürütülebilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar