bugün
- osuruktan şiirler59
- yıllık izin3
- sözlükte kavga olmayan gün3
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip14
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- abdullah öcalan13
- kadınlardaki aşırı özgüvenin nedeni2
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi2
- bik bik kız kaçırdı9
- tarhana çorbası7
- yılmaz güney filmleri6
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti8
- migros'a sorulacak tek soru3
- avanosun nevşehirde olması5
- eskiden migrosun alışveriş kamyonları vardı2
- yılmaz güney büyüklüğü4
- alparslan kuytul13
- yasakçı zihniyet15
- çay içen erkeklerden iğreniyorum ıyy diyen kız5
- ekşi sözlük21
- her şeyi hatırlayan insan9
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması10
- sözlüğün boktanlaşması4
- fenerbahçe biraz sert biraz katı9
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- victor osimhen10
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- astral seyahate çıkış harcı4
- sabah alarmı yapılacak şarkı4
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- ismail kartal16
- reels izleme bağımlılığı6
- farah zeynep abdullah'ın yılmaz güney tweetleri3
- babo dünyayı düzdün doymadın3
- şah hatayi'nin hataylı olmaması4
- muslettin amca6
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği3
- gammazın gammazlanması4
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- müsavat dervişoğlu8
- bugün ne yapsam9
- düşmanın üzerine işemek2
- etimek tatlısı4
- gazisini zulüm eden savaşta asker bulamaz5
- aleksey batrakov19
- felsefe9
- 21 yaşında erkek 31 yaşında kadın ilişkisi4
- sözlükte kavga oluyor hissi5
- sevri imzalayanların vatan haini ilan edilmesi3
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek3
korkuyu morkuyu geçtim, üzerine düşünüldüğü, üzerinde çok büyük emekler verilerek oynandığı için bile takdire şayan olması gereken, burak özçivit'in ba<şrolünde oynadığı türk korku filmi denemesi...
denemesi diyorum, çünkü korku filmi yapabilmemiz için, daha çok taş fırınlara girip de, mideleri şişirmek lazım; ekmek kaldırmak lazım. aslında ''sıpoylır'' a filan da gerek yok, ama ben her ne kadar giriş bölümünü uzun bulsam da, senaryonun bağlanması açısından orayı da olağan, ya da aşırıya kaçmayan derecede sıkıcı buldum.
diyeceksiniz, bir korku filmi için, çok uzun değil miydi, filmin ilk yarısı?... diye, ama eğer sağlam raylara oturtulmuş bir konunuz varsa, o konuya sadık kalmanız gerekmektedir. kısacası, öyle ya da böyle, dandik görüntü veren semum'u arkasından izledikten sonra, diyeceğim şey, semum un çok ötesinde bir film olduğudur.
bir de artı yönü, dinimizde (bkz: islamiyet) bulunan, realitelerin, ** ya da bazı unsurların, çocukluğuğmuzda gecelerimizi süsleyen kimi korku hikayelerinden de yola çıkarak, tümüyle hayatımıza mal olabilecek şeylerin konu edilebilmesi. filmin konusu da, sonuç olarak kutsal kitabımızda, adına sure bulunan bir konu; cin.
yalnız filmin beğenmediğim yanları da var ki, almanya'da yaşamış biri olarak, filmin ilk yarısında geçen, almanya'daki sahnelerin çok şişirme ve de üstünkörü geçildiğini düşündüm.
bir kere o kadar sürede öyle bir eve sahip ol, filmin ilerleyen dönemlerinde bile olsun bir gram dahi almancakonuşama, - almanya da taksilere çok para bayılmış birisi olarak - arkadaşından borç isteyip de, kalkıp taksiye bin, sonra iki ay olmadan, iş yerindeki meister denilen, şef ya da ustabaşı kişisinin hemen şak diye maaşa zam yapacağını söylemesi, ya da hemen izin almaları... bunlar almanya ya aykırı gelen şeyler. bir de köyden para biriktirmeye gidiyorsun, oturduğun ev para biriktirmek için, aşırı lüks gibime geliyor.
fakat;
- almanya demek çalışmak demek ! - gibi bir laf geçiyor, orası cukun da cuku olmuş, şak diye oturmuş taş gediğine...
bir de oyunculuklar orta yollu, aynı zamanda da, suat *'ın arkadaşı metin'in o dayının arabasıyla nereye gittiği de meçhul, orayı çok merak ettim!...
kısacası vasatın gayet üzerinde, ve de ülkemizde yapılan hemcinslerine göre de oldukça iyi bir film diyebilirim. çok korku beklemeden, -ki zaman artık filmlerden korkmama devri oldu; özellikle de korku filmleri iki gram çeken katille, bir iki efektten sabit olduğu için... bir de yaşını başını almış kişiler için, artık bu durum oldukça zor olsa gerek. - sonuna kadar izlenebilecek bir film olmuş.
burak özçivit kardeşimizin de, kulağının delik olduğu kabak gibi belliydi, yakın çekimlerde; gözümden kaçmadı değül. kendisini daha çok kullanmak lazım böyle filmlerde.
denemesi diyorum, çünkü korku filmi yapabilmemiz için, daha çok taş fırınlara girip de, mideleri şişirmek lazım; ekmek kaldırmak lazım. aslında ''sıpoylır'' a filan da gerek yok, ama ben her ne kadar giriş bölümünü uzun bulsam da, senaryonun bağlanması açısından orayı da olağan, ya da aşırıya kaçmayan derecede sıkıcı buldum.
diyeceksiniz, bir korku filmi için, çok uzun değil miydi, filmin ilk yarısı?... diye, ama eğer sağlam raylara oturtulmuş bir konunuz varsa, o konuya sadık kalmanız gerekmektedir. kısacası, öyle ya da böyle, dandik görüntü veren semum'u arkasından izledikten sonra, diyeceğim şey, semum un çok ötesinde bir film olduğudur.
bir de artı yönü, dinimizde (bkz: islamiyet) bulunan, realitelerin, ** ya da bazı unsurların, çocukluğuğmuzda gecelerimizi süsleyen kimi korku hikayelerinden de yola çıkarak, tümüyle hayatımıza mal olabilecek şeylerin konu edilebilmesi. filmin konusu da, sonuç olarak kutsal kitabımızda, adına sure bulunan bir konu; cin.
yalnız filmin beğenmediğim yanları da var ki, almanya'da yaşamış biri olarak, filmin ilk yarısında geçen, almanya'daki sahnelerin çok şişirme ve de üstünkörü geçildiğini düşündüm.
bir kere o kadar sürede öyle bir eve sahip ol, filmin ilerleyen dönemlerinde bile olsun bir gram dahi almancakonuşama, - almanya da taksilere çok para bayılmış birisi olarak - arkadaşından borç isteyip de, kalkıp taksiye bin, sonra iki ay olmadan, iş yerindeki meister denilen, şef ya da ustabaşı kişisinin hemen şak diye maaşa zam yapacağını söylemesi, ya da hemen izin almaları... bunlar almanya ya aykırı gelen şeyler. bir de köyden para biriktirmeye gidiyorsun, oturduğun ev para biriktirmek için, aşırı lüks gibime geliyor.
fakat;
- almanya demek çalışmak demek ! - gibi bir laf geçiyor, orası cukun da cuku olmuş, şak diye oturmuş taş gediğine...
bir de oyunculuklar orta yollu, aynı zamanda da, suat *'ın arkadaşı metin'in o dayının arabasıyla nereye gittiği de meçhul, orayı çok merak ettim!...
kısacası vasatın gayet üzerinde, ve de ülkemizde yapılan hemcinslerine göre de oldukça iyi bir film diyebilirim. çok korku beklemeden, -ki zaman artık filmlerden korkmama devri oldu; özellikle de korku filmleri iki gram çeken katille, bir iki efektten sabit olduğu için... bir de yaşını başını almış kişiler için, artık bu durum oldukça zor olsa gerek. - sonuna kadar izlenebilecek bir film olmuş.
burak özçivit kardeşimizin de, kulağının delik olduğu kabak gibi belliydi, yakın çekimlerde; gözümden kaçmadı değül. kendisini daha çok kullanmak lazım böyle filmlerde.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar