bugün
- filistin37
- özelden şeftalisini atan yazar14
- mantısıyla meşhur olan ilimiz10
- bir karpuz falan sikin de bitsin bu çile8
- pıttık fırlatma akımı6
- arkadaşlar bir şey soracağım12
- yanındakiyle yaşar aklındakiyle ölürsün4
- nervio'nun canının devamlı yaprak çekmesi8
- tarhana çorbası10
- silvermist'e iki şey söyle20
- antipanik'e bir şey söyle22
- bana iyi geliyorsun diyen kız5
- parcalandim toparlanamiyorum323
- sözlük kızlarının kombinleri17
- bende sağlam patlıcan var diyen manavcı7
- uçağımı uçuracak pilot arıyorum4
- karnabahar brokoli mantar yemeyen insan3
- whatsapptan beni tanıdın mı yazıp engelleyen insan3
- karnabahar3
- cumartesi günleri yalnızlığın daha beter olması4
- tavuk tantuni6
- coleslaw2
- aniden gelen adam tokatlama isteği3
- birazdan kalkacak3
- sözlüğün azması2
- koruk turşusu3
- anın görüntüsü26
- sarapci koalayi denize atmak6
- bir yazar vardı canı sıkılan2
- canı damarlı manisa yaprağ çeken sözlük erkekleri2
- galette3
- traveler konuşursa sözlükte yer yerinden oynar8
- çivi çiviyi söker diyen kız5
- 44 yaşında psikolog olmak7
- bamya sever misin diyen yazar3
- alttaki yazara bir şey söyle24
- totosu karpuz gibi maşallah diyen tip2
- yoğurt mayalamak2
- antalya5
- namazlı meal yazıp kuran da namaz var diyen avel7
- öğretmenler odasında kahve içmenin felsefesi4
- fette2
- muhacir böreği2
- muşlettin amca7
- israil'in yunanistan'ın 2036 planını ifşalaması5
- sözlük yazarlarının şeftalileri3
- fon kurdum para yatırır mısınız4
- tanışılan kız hangi partili ise o partili olmak7
- piyasada bol miktarda herif ve karı olması5
- mattia ahmet minguzzi3
korkuyu morkuyu geçtim, üzerine düşünüldüğü, üzerinde çok büyük emekler verilerek oynandığı için bile takdire şayan olması gereken, burak özçivit'in ba<şrolünde oynadığı türk korku filmi denemesi...
denemesi diyorum, çünkü korku filmi yapabilmemiz için, daha çok taş fırınlara girip de, mideleri şişirmek lazım; ekmek kaldırmak lazım. aslında ''sıpoylır'' a filan da gerek yok, ama ben her ne kadar giriş bölümünü uzun bulsam da, senaryonun bağlanması açısından orayı da olağan, ya da aşırıya kaçmayan derecede sıkıcı buldum.
diyeceksiniz, bir korku filmi için, çok uzun değil miydi, filmin ilk yarısı?... diye, ama eğer sağlam raylara oturtulmuş bir konunuz varsa, o konuya sadık kalmanız gerekmektedir. kısacası, öyle ya da böyle, dandik görüntü veren semum'u arkasından izledikten sonra, diyeceğim şey, semum un çok ötesinde bir film olduğudur.
bir de artı yönü, dinimizde (bkz: islamiyet) bulunan, realitelerin, ** ya da bazı unsurların, çocukluğuğmuzda gecelerimizi süsleyen kimi korku hikayelerinden de yola çıkarak, tümüyle hayatımıza mal olabilecek şeylerin konu edilebilmesi. filmin konusu da, sonuç olarak kutsal kitabımızda, adına sure bulunan bir konu; cin.
yalnız filmin beğenmediğim yanları da var ki, almanya'da yaşamış biri olarak, filmin ilk yarısında geçen, almanya'daki sahnelerin çok şişirme ve de üstünkörü geçildiğini düşündüm.
bir kere o kadar sürede öyle bir eve sahip ol, filmin ilerleyen dönemlerinde bile olsun bir gram dahi almancakonuşama, - almanya da taksilere çok para bayılmış birisi olarak - arkadaşından borç isteyip de, kalkıp taksiye bin, sonra iki ay olmadan, iş yerindeki meister denilen, şef ya da ustabaşı kişisinin hemen şak diye maaşa zam yapacağını söylemesi, ya da hemen izin almaları... bunlar almanya ya aykırı gelen şeyler. bir de köyden para biriktirmeye gidiyorsun, oturduğun ev para biriktirmek için, aşırı lüks gibime geliyor.
fakat;
- almanya demek çalışmak demek ! - gibi bir laf geçiyor, orası cukun da cuku olmuş, şak diye oturmuş taş gediğine...
bir de oyunculuklar orta yollu, aynı zamanda da, suat *'ın arkadaşı metin'in o dayının arabasıyla nereye gittiği de meçhul, orayı çok merak ettim!...
kısacası vasatın gayet üzerinde, ve de ülkemizde yapılan hemcinslerine göre de oldukça iyi bir film diyebilirim. çok korku beklemeden, -ki zaman artık filmlerden korkmama devri oldu; özellikle de korku filmleri iki gram çeken katille, bir iki efektten sabit olduğu için... bir de yaşını başını almış kişiler için, artık bu durum oldukça zor olsa gerek. - sonuna kadar izlenebilecek bir film olmuş.
burak özçivit kardeşimizin de, kulağının delik olduğu kabak gibi belliydi, yakın çekimlerde; gözümden kaçmadı değül. kendisini daha çok kullanmak lazım böyle filmlerde.
denemesi diyorum, çünkü korku filmi yapabilmemiz için, daha çok taş fırınlara girip de, mideleri şişirmek lazım; ekmek kaldırmak lazım. aslında ''sıpoylır'' a filan da gerek yok, ama ben her ne kadar giriş bölümünü uzun bulsam da, senaryonun bağlanması açısından orayı da olağan, ya da aşırıya kaçmayan derecede sıkıcı buldum.
diyeceksiniz, bir korku filmi için, çok uzun değil miydi, filmin ilk yarısı?... diye, ama eğer sağlam raylara oturtulmuş bir konunuz varsa, o konuya sadık kalmanız gerekmektedir. kısacası, öyle ya da böyle, dandik görüntü veren semum'u arkasından izledikten sonra, diyeceğim şey, semum un çok ötesinde bir film olduğudur.
bir de artı yönü, dinimizde (bkz: islamiyet) bulunan, realitelerin, ** ya da bazı unsurların, çocukluğuğmuzda gecelerimizi süsleyen kimi korku hikayelerinden de yola çıkarak, tümüyle hayatımıza mal olabilecek şeylerin konu edilebilmesi. filmin konusu da, sonuç olarak kutsal kitabımızda, adına sure bulunan bir konu; cin.
yalnız filmin beğenmediğim yanları da var ki, almanya'da yaşamış biri olarak, filmin ilk yarısında geçen, almanya'daki sahnelerin çok şişirme ve de üstünkörü geçildiğini düşündüm.
bir kere o kadar sürede öyle bir eve sahip ol, filmin ilerleyen dönemlerinde bile olsun bir gram dahi almancakonuşama, - almanya da taksilere çok para bayılmış birisi olarak - arkadaşından borç isteyip de, kalkıp taksiye bin, sonra iki ay olmadan, iş yerindeki meister denilen, şef ya da ustabaşı kişisinin hemen şak diye maaşa zam yapacağını söylemesi, ya da hemen izin almaları... bunlar almanya ya aykırı gelen şeyler. bir de köyden para biriktirmeye gidiyorsun, oturduğun ev para biriktirmek için, aşırı lüks gibime geliyor.
fakat;
- almanya demek çalışmak demek ! - gibi bir laf geçiyor, orası cukun da cuku olmuş, şak diye oturmuş taş gediğine...
bir de oyunculuklar orta yollu, aynı zamanda da, suat *'ın arkadaşı metin'in o dayının arabasıyla nereye gittiği de meçhul, orayı çok merak ettim!...
kısacası vasatın gayet üzerinde, ve de ülkemizde yapılan hemcinslerine göre de oldukça iyi bir film diyebilirim. çok korku beklemeden, -ki zaman artık filmlerden korkmama devri oldu; özellikle de korku filmleri iki gram çeken katille, bir iki efektten sabit olduğu için... bir de yaşını başını almış kişiler için, artık bu durum oldukça zor olsa gerek. - sonuna kadar izlenebilecek bir film olmuş.
burak özçivit kardeşimizin de, kulağının delik olduğu kabak gibi belliydi, yakın çekimlerde; gözümden kaçmadı değül. kendisini daha çok kullanmak lazım böyle filmlerde.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar