bugün
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı21
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek14
- kızla konuşmaya çalışmak3
- sözlük erkekleri kadın olsa nasıl görünürdü8
- evrene bir mesaj bırak7
- bir daha doğmayacak olmak5
- linkedin6
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj6
- yaş ilerledikçe anlaşılan şeyler10
- sevgiliden gelen ilk canımlı mesaj5
- sözluk kız ayarlama yeri değildir12
- izinli yazarın entry girebilmesi7
- islam düşmanlarına epstein şoku13
- fenerbahçede dördüncü ismail kartal dönemi10
- son 3 günde sadece 5 saat uyumuş olmak2
- ismail kartal10
- şu anda ne yapıyorsun19
- yunan kültürü vs türk kültürü2
- hiçbir kızın senden hoşlanmaması8
- uzun bir yolculuğa çıkma isteği2
- iş verenlerin aç gözlü olması11
- muhafazeküler4
- bugün ne yedin10
- 17 haziran 2026 erhan karaal'ın kaçırılması2
- abd iran mutabakatındaki 5 madde2
- kilo verdiren gıda4
- böceği öldürmek yerine dışarı atan insaflı kişi8
- 2026 dünya kupası13
- kılıçdaroğlu'nun aradığı desteği bulamaması3
- 18 haziran 2026 yusuf ziya gümüşel'in tahliyesi4
- 30 lu yaşlar14
- org vs synthesizer4
- macbook neo2
- yanlışlıkla erkek sikmek8
- tripofobisi olanlar revani yemezler4
- bir gün ölecek olmak6
- kemal derviş5
- en iyi terapi6
- güne bir şarkı bırak14
- yusuf tekin'in öğrencinin bağcığını bağlaması2
- nagihan'a üzülmek2
- sokak röportajı veren sıradan vatandaş3
- kendi rızasıyla kabak tatlısı yiyen insan2
- en iyi yanık kremi5
- azizlik neden ispanyollara mahsus4
- zeki ve cool biriyle sohbet etmek2
- ben aşık yorguni sorularınızı cevaplıyorum15
- yanlış mesleği seçtim denilen an5
- izmir'in yıllar sonra chp den kurtulması2
- yıllık yazısı3
mümkün olmayan yasadır.
felsefe tarihi içerisinde evrensel ahlak yasalarının var olduğunu kabul etmiş filozofları iki yol ayrımına ayırabiliriz. bunlardan ilki evrensel ahlak yasalarını subjektif özelliklerin belirlediği diğeri ise evrensel ahlak yasalarını objektif özelliklerin belirlediği yönünde iki yoldur. ilk kısımda bentham, bergson gibi filozoflar yer alırken ikinci kısımda sokrates, platon, spinoza gibi filozoflar örnek alınabilir.
her iki yol ayrımına yazdığım -ve yazmadığım- filozoflara göre evrensel bir ahlak yasası vardır; ancak bu yasa tanrıdan ya da a priori bir takım değerlerden kaynaklı bir yasa değildir. varlığını bizlerden yani insanlardan, onun subjektif yaşamından alır ve karşısına eylemlerini belirleyen bir biçimde çıkar.
spinoza ahlak kavramını panteist bakış açısı ile ele alır. yani tanrıyla doğayı bir görüp, doğanın bir parçası olan insanı da doğa yasasına uymakla zorunlu tutar. doğa için iyi olan, düşüncesine göre, ahlaki olarak iyi, kötü olan da keza kötüdür. böylece kaynak olarak yani diğer bir deyişe baz olarak doğayı alarak ahlak anlayışını objektif bir temele oturtmaktadır. yine objektif düşünenlerden sokrates'e göreyse; ahlaksal eylemlerin amacı mutluluktur. sokrates öğrencisi aristo'nun temel aldığı mutluluk arayışına dair bir çok atıflarda bulunmuştur zaten. bunlardan birisini ahlaka ayırmıştır. insanın eylemlerini belirleyen ve kaynağı insan olmayan temel normlar, değerler vardır ve bunlara da ancak bilgi yoluyla ulaşılabilir. mutluluğa bilgi ile ulaşılabildiği çıkmaktadır buradan. kant ise ahlaklı olmayı eylemin ödev duygusuyla yapılmış olmasına bağlar ve ona göre ahlaksal eylemin nedeni mutluluk olamaz. aynı safhada yer almalarına rağmen bir görüş ayrılığı burada patlak vermektedir. eylemin gerisindeki ilke sonucundan daha önemlidir. bu filozofların tam aksine bentham'a göre ise hayatta değerli olan şey hazdır ve insan kendisi ve çevresindeki insanlar en fazla nasıl mutlu olacaksa o şekilde hareket etmeli ve herkes için fayda olan yasa olarak kabul edilmelidir. yani evrensel bir ahlak yasasını kabul eder ama bunu subjektif bir temele dayandırır. hem bu yasa kişiye haz verecek hem de haz verdiği kişiden bağımsız olarak, onu temel almadan, herkes için fayda sağlayacak yasalar olacak bunlar.
bu iki yol ayrımına karşı olarak böyle bir ahlak yasasının mevcut olmadığından bahseden hedonizm, anarşizm, pragmatizm, nihilizm ve egoizm gibi daha çok bireyci yaklaşımlar da vardır. nihilist nietzche'ye göre toplum seçkinler ve halk diye iki ayrı sınıftan, kısımdan oluşur ve gücün sahibi olan seçkinlerin standart ahlaki değerlere uymaya çalışması acizliklerinden başka bir şey olarak nitelendirilemezdi. zaten ayrımı bunun üzerine inşa etmektedir. egoist anarşist olan stirner'e göre ise tanrı, devlet, ahlak kuralları ve toplumu dikkate almadan istediği gibi davranması gereken bireeyin, toplum üyelerine karşı bir sorumluluğu söz konusu olmadığı, böyle bir sorumluluğundan bahsedilemeyeceğiydi. varoluşçu sartre'a göre de insanın varoluşu, onun özünden önce gelir çünkü özünü kendi yaratabilme özelliğine sahiptir. onun için yapılması gereken devletin baskısından kurtulmak, toplumun değer yargılarından soyutlanmak ve tüm baskılardan kurtularak birey olabilmektir.
bu kadar fazla düşünüre göre naçizane kendi düşüncemi sonda vermek istedim. ben ortak bir evrensel yasadan bahsedilemeyeceğini düşünmekteyim. yani en başta ayırdığım iki yola da girmiyorum. düşüncelerimin çıkışını ise empati kurmak ile yapıyorum, temelini ise nihilizm felsefesinden alıyorum. bana yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmama durumuna empati denmekte. pek tabii karşı taraftan bana yapılmasını istemediğim yani bundan hoşnut olmadığım bir şeyden başkaları zevk alabilir ve hatta kendisine ısrarla bunun yapılması yönünde hareketlerde bulunabilir. aynısı tam tersi durum içinde pek tabii geçerlidir. bunun dışında yaşanılan toplumun değer yargıları çoğunlukla bireylerin de değer yargıları olabildiğinden farklı toplumlarda haliyle farklı bakış açıları olacak ve ahlak kavramı farklılık gösterecektir. örneğin doğal şartlarından dolayı etnosentrik görüşü benimseyen eskimolar yaşlılarını ölmeleri için soğuğa bırakırlarmış ya da ayılara yemek olmalarını sağlarlarmış. yaşlıya saygının en önemli ahlaki değerlerden biri olduğu kültürümüzde bu durum ne kadar korkunç da görünse eskimoların yaşam standartlarında, güçlü olanın hayatta kalabilmesi için mecburi bir durum olarak kabul görmüş. eskimoları geçelim günümüzden örnekler bile verilebilir en basitinden. zenci kadın poposu, bilmem ne kadının frikiği, "kezban" terimi, izmirli erkekler gibi konular, sevgilisinin bikini giymesine ses çıkarmayan erkek, mini etek giymesine karışmayan erkek gibi konular kuzey avrupalı bir insan tarafından anlaşılmayabilir ki anlaşılmayacaktır. işbu basite indirdiğim düşüncelerimle ben evrensel bir ahlak yasasının olmadığı yönündeyim.
felsefe tarihi içerisinde evrensel ahlak yasalarının var olduğunu kabul etmiş filozofları iki yol ayrımına ayırabiliriz. bunlardan ilki evrensel ahlak yasalarını subjektif özelliklerin belirlediği diğeri ise evrensel ahlak yasalarını objektif özelliklerin belirlediği yönünde iki yoldur. ilk kısımda bentham, bergson gibi filozoflar yer alırken ikinci kısımda sokrates, platon, spinoza gibi filozoflar örnek alınabilir.
her iki yol ayrımına yazdığım -ve yazmadığım- filozoflara göre evrensel bir ahlak yasası vardır; ancak bu yasa tanrıdan ya da a priori bir takım değerlerden kaynaklı bir yasa değildir. varlığını bizlerden yani insanlardan, onun subjektif yaşamından alır ve karşısına eylemlerini belirleyen bir biçimde çıkar.
spinoza ahlak kavramını panteist bakış açısı ile ele alır. yani tanrıyla doğayı bir görüp, doğanın bir parçası olan insanı da doğa yasasına uymakla zorunlu tutar. doğa için iyi olan, düşüncesine göre, ahlaki olarak iyi, kötü olan da keza kötüdür. böylece kaynak olarak yani diğer bir deyişe baz olarak doğayı alarak ahlak anlayışını objektif bir temele oturtmaktadır. yine objektif düşünenlerden sokrates'e göreyse; ahlaksal eylemlerin amacı mutluluktur. sokrates öğrencisi aristo'nun temel aldığı mutluluk arayışına dair bir çok atıflarda bulunmuştur zaten. bunlardan birisini ahlaka ayırmıştır. insanın eylemlerini belirleyen ve kaynağı insan olmayan temel normlar, değerler vardır ve bunlara da ancak bilgi yoluyla ulaşılabilir. mutluluğa bilgi ile ulaşılabildiği çıkmaktadır buradan. kant ise ahlaklı olmayı eylemin ödev duygusuyla yapılmış olmasına bağlar ve ona göre ahlaksal eylemin nedeni mutluluk olamaz. aynı safhada yer almalarına rağmen bir görüş ayrılığı burada patlak vermektedir. eylemin gerisindeki ilke sonucundan daha önemlidir. bu filozofların tam aksine bentham'a göre ise hayatta değerli olan şey hazdır ve insan kendisi ve çevresindeki insanlar en fazla nasıl mutlu olacaksa o şekilde hareket etmeli ve herkes için fayda olan yasa olarak kabul edilmelidir. yani evrensel bir ahlak yasasını kabul eder ama bunu subjektif bir temele dayandırır. hem bu yasa kişiye haz verecek hem de haz verdiği kişiden bağımsız olarak, onu temel almadan, herkes için fayda sağlayacak yasalar olacak bunlar.
bu iki yol ayrımına karşı olarak böyle bir ahlak yasasının mevcut olmadığından bahseden hedonizm, anarşizm, pragmatizm, nihilizm ve egoizm gibi daha çok bireyci yaklaşımlar da vardır. nihilist nietzche'ye göre toplum seçkinler ve halk diye iki ayrı sınıftan, kısımdan oluşur ve gücün sahibi olan seçkinlerin standart ahlaki değerlere uymaya çalışması acizliklerinden başka bir şey olarak nitelendirilemezdi. zaten ayrımı bunun üzerine inşa etmektedir. egoist anarşist olan stirner'e göre ise tanrı, devlet, ahlak kuralları ve toplumu dikkate almadan istediği gibi davranması gereken bireeyin, toplum üyelerine karşı bir sorumluluğu söz konusu olmadığı, böyle bir sorumluluğundan bahsedilemeyeceğiydi. varoluşçu sartre'a göre de insanın varoluşu, onun özünden önce gelir çünkü özünü kendi yaratabilme özelliğine sahiptir. onun için yapılması gereken devletin baskısından kurtulmak, toplumun değer yargılarından soyutlanmak ve tüm baskılardan kurtularak birey olabilmektir.
bu kadar fazla düşünüre göre naçizane kendi düşüncemi sonda vermek istedim. ben ortak bir evrensel yasadan bahsedilemeyeceğini düşünmekteyim. yani en başta ayırdığım iki yola da girmiyorum. düşüncelerimin çıkışını ise empati kurmak ile yapıyorum, temelini ise nihilizm felsefesinden alıyorum. bana yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmama durumuna empati denmekte. pek tabii karşı taraftan bana yapılmasını istemediğim yani bundan hoşnut olmadığım bir şeyden başkaları zevk alabilir ve hatta kendisine ısrarla bunun yapılması yönünde hareketlerde bulunabilir. aynısı tam tersi durum içinde pek tabii geçerlidir. bunun dışında yaşanılan toplumun değer yargıları çoğunlukla bireylerin de değer yargıları olabildiğinden farklı toplumlarda haliyle farklı bakış açıları olacak ve ahlak kavramı farklılık gösterecektir. örneğin doğal şartlarından dolayı etnosentrik görüşü benimseyen eskimolar yaşlılarını ölmeleri için soğuğa bırakırlarmış ya da ayılara yemek olmalarını sağlarlarmış. yaşlıya saygının en önemli ahlaki değerlerden biri olduğu kültürümüzde bu durum ne kadar korkunç da görünse eskimoların yaşam standartlarında, güçlü olanın hayatta kalabilmesi için mecburi bir durum olarak kabul görmüş. eskimoları geçelim günümüzden örnekler bile verilebilir en basitinden. zenci kadın poposu, bilmem ne kadının frikiği, "kezban" terimi, izmirli erkekler gibi konular, sevgilisinin bikini giymesine ses çıkarmayan erkek, mini etek giymesine karışmayan erkek gibi konular kuzey avrupalı bir insan tarafından anlaşılmayabilir ki anlaşılmayacaktır. işbu basite indirdiğim düşüncelerimle ben evrensel bir ahlak yasasının olmadığı yönündeyim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar