bugün
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu35
- yemek yapmayı bilmeyen kızı istemem diyen erkek6
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam27
- caligula'nın korkusu4
- beyaz ekmek yemenin varoşluk olması3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı88
- caaahill diyerek tokadı yapıştırmak5
- afyonkarahisar da iki araçta 5 kişinin öldürülmesi6
- aşk bir yemek olsaydı4
- olmayınca olmaması3
- aşk karın doyurmuyor diyen kız5
- arkadaşlar sizin için başlık açıyorum entry girin4
- hamam keyfi yapan kız3
- zengin aileye iç güveysi giden erkek3
- tuborg ice8
- paraya önem verip tutumluluk yapan kız3
- ataşehir de rastgele ateş açılması2
- geçmişi temiz kız arıyorum diyen erkek3
- karısının üzerine kuma getiren erkek4
- muşlettin amca dul mu5
- gülşen in memeleri14
- tüm aşklar bir gün bitecek3
- toplumsal çürüme7
- sarı çıyan denince akla gelenler4
- şaman olmak3
- sözlüğün yeni tasarımı4
- çocukta yaparım kariyer de yaparım diyen kız3
- sadece zengin biriyle evlenirim diyen kız3
- tatlıses'in o eski halinden eser olmaması3
- evlenince karım çalışmayacak diyen erkek3
- kızıl saçlılar6
- evlenince ailen bize çok gelmesin diyen kız3
- dillemek2
- erdoğan'ın fon krizi açıklaması8
- kalkmış pipinin imanı olmaz3
- mika raun vardı nerede şimdi7
- hamas denince akla gelenler11
- yol vermek4
- iyi saksafon çalarım diyen kız2
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- nikolina vujcic2
- ese dezze10
- türkiye ve ab'den vize mesajları2
- ben kalabalık aile severim diyen kız2
- sözlükteki karapapak terekeme yazarlar2
- sudekiray silik yesin kampanyası6
- cimri erkeklerden kadınların nefret ettiği gerçeği10
- yeşil göz4
- hamileyken başka erkekle birlikte olan evli kadın8
- galatasaraylıya sormuşlar3
mümkün olmayan yasadır.
felsefe tarihi içerisinde evrensel ahlak yasalarının var olduğunu kabul etmiş filozofları iki yol ayrımına ayırabiliriz. bunlardan ilki evrensel ahlak yasalarını subjektif özelliklerin belirlediği diğeri ise evrensel ahlak yasalarını objektif özelliklerin belirlediği yönünde iki yoldur. ilk kısımda bentham, bergson gibi filozoflar yer alırken ikinci kısımda sokrates, platon, spinoza gibi filozoflar örnek alınabilir.
her iki yol ayrımına yazdığım -ve yazmadığım- filozoflara göre evrensel bir ahlak yasası vardır; ancak bu yasa tanrıdan ya da a priori bir takım değerlerden kaynaklı bir yasa değildir. varlığını bizlerden yani insanlardan, onun subjektif yaşamından alır ve karşısına eylemlerini belirleyen bir biçimde çıkar.
spinoza ahlak kavramını panteist bakış açısı ile ele alır. yani tanrıyla doğayı bir görüp, doğanın bir parçası olan insanı da doğa yasasına uymakla zorunlu tutar. doğa için iyi olan, düşüncesine göre, ahlaki olarak iyi, kötü olan da keza kötüdür. böylece kaynak olarak yani diğer bir deyişe baz olarak doğayı alarak ahlak anlayışını objektif bir temele oturtmaktadır. yine objektif düşünenlerden sokrates'e göreyse; ahlaksal eylemlerin amacı mutluluktur. sokrates öğrencisi aristo'nun temel aldığı mutluluk arayışına dair bir çok atıflarda bulunmuştur zaten. bunlardan birisini ahlaka ayırmıştır. insanın eylemlerini belirleyen ve kaynağı insan olmayan temel normlar, değerler vardır ve bunlara da ancak bilgi yoluyla ulaşılabilir. mutluluğa bilgi ile ulaşılabildiği çıkmaktadır buradan. kant ise ahlaklı olmayı eylemin ödev duygusuyla yapılmış olmasına bağlar ve ona göre ahlaksal eylemin nedeni mutluluk olamaz. aynı safhada yer almalarına rağmen bir görüş ayrılığı burada patlak vermektedir. eylemin gerisindeki ilke sonucundan daha önemlidir. bu filozofların tam aksine bentham'a göre ise hayatta değerli olan şey hazdır ve insan kendisi ve çevresindeki insanlar en fazla nasıl mutlu olacaksa o şekilde hareket etmeli ve herkes için fayda olan yasa olarak kabul edilmelidir. yani evrensel bir ahlak yasasını kabul eder ama bunu subjektif bir temele dayandırır. hem bu yasa kişiye haz verecek hem de haz verdiği kişiden bağımsız olarak, onu temel almadan, herkes için fayda sağlayacak yasalar olacak bunlar.
bu iki yol ayrımına karşı olarak böyle bir ahlak yasasının mevcut olmadığından bahseden hedonizm, anarşizm, pragmatizm, nihilizm ve egoizm gibi daha çok bireyci yaklaşımlar da vardır. nihilist nietzche'ye göre toplum seçkinler ve halk diye iki ayrı sınıftan, kısımdan oluşur ve gücün sahibi olan seçkinlerin standart ahlaki değerlere uymaya çalışması acizliklerinden başka bir şey olarak nitelendirilemezdi. zaten ayrımı bunun üzerine inşa etmektedir. egoist anarşist olan stirner'e göre ise tanrı, devlet, ahlak kuralları ve toplumu dikkate almadan istediği gibi davranması gereken bireeyin, toplum üyelerine karşı bir sorumluluğu söz konusu olmadığı, böyle bir sorumluluğundan bahsedilemeyeceğiydi. varoluşçu sartre'a göre de insanın varoluşu, onun özünden önce gelir çünkü özünü kendi yaratabilme özelliğine sahiptir. onun için yapılması gereken devletin baskısından kurtulmak, toplumun değer yargılarından soyutlanmak ve tüm baskılardan kurtularak birey olabilmektir.
bu kadar fazla düşünüre göre naçizane kendi düşüncemi sonda vermek istedim. ben ortak bir evrensel yasadan bahsedilemeyeceğini düşünmekteyim. yani en başta ayırdığım iki yola da girmiyorum. düşüncelerimin çıkışını ise empati kurmak ile yapıyorum, temelini ise nihilizm felsefesinden alıyorum. bana yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmama durumuna empati denmekte. pek tabii karşı taraftan bana yapılmasını istemediğim yani bundan hoşnut olmadığım bir şeyden başkaları zevk alabilir ve hatta kendisine ısrarla bunun yapılması yönünde hareketlerde bulunabilir. aynısı tam tersi durum içinde pek tabii geçerlidir. bunun dışında yaşanılan toplumun değer yargıları çoğunlukla bireylerin de değer yargıları olabildiğinden farklı toplumlarda haliyle farklı bakış açıları olacak ve ahlak kavramı farklılık gösterecektir. örneğin doğal şartlarından dolayı etnosentrik görüşü benimseyen eskimolar yaşlılarını ölmeleri için soğuğa bırakırlarmış ya da ayılara yemek olmalarını sağlarlarmış. yaşlıya saygının en önemli ahlaki değerlerden biri olduğu kültürümüzde bu durum ne kadar korkunç da görünse eskimoların yaşam standartlarında, güçlü olanın hayatta kalabilmesi için mecburi bir durum olarak kabul görmüş. eskimoları geçelim günümüzden örnekler bile verilebilir en basitinden. zenci kadın poposu, bilmem ne kadının frikiği, "kezban" terimi, izmirli erkekler gibi konular, sevgilisinin bikini giymesine ses çıkarmayan erkek, mini etek giymesine karışmayan erkek gibi konular kuzey avrupalı bir insan tarafından anlaşılmayabilir ki anlaşılmayacaktır. işbu basite indirdiğim düşüncelerimle ben evrensel bir ahlak yasasının olmadığı yönündeyim.
felsefe tarihi içerisinde evrensel ahlak yasalarının var olduğunu kabul etmiş filozofları iki yol ayrımına ayırabiliriz. bunlardan ilki evrensel ahlak yasalarını subjektif özelliklerin belirlediği diğeri ise evrensel ahlak yasalarını objektif özelliklerin belirlediği yönünde iki yoldur. ilk kısımda bentham, bergson gibi filozoflar yer alırken ikinci kısımda sokrates, platon, spinoza gibi filozoflar örnek alınabilir.
her iki yol ayrımına yazdığım -ve yazmadığım- filozoflara göre evrensel bir ahlak yasası vardır; ancak bu yasa tanrıdan ya da a priori bir takım değerlerden kaynaklı bir yasa değildir. varlığını bizlerden yani insanlardan, onun subjektif yaşamından alır ve karşısına eylemlerini belirleyen bir biçimde çıkar.
spinoza ahlak kavramını panteist bakış açısı ile ele alır. yani tanrıyla doğayı bir görüp, doğanın bir parçası olan insanı da doğa yasasına uymakla zorunlu tutar. doğa için iyi olan, düşüncesine göre, ahlaki olarak iyi, kötü olan da keza kötüdür. böylece kaynak olarak yani diğer bir deyişe baz olarak doğayı alarak ahlak anlayışını objektif bir temele oturtmaktadır. yine objektif düşünenlerden sokrates'e göreyse; ahlaksal eylemlerin amacı mutluluktur. sokrates öğrencisi aristo'nun temel aldığı mutluluk arayışına dair bir çok atıflarda bulunmuştur zaten. bunlardan birisini ahlaka ayırmıştır. insanın eylemlerini belirleyen ve kaynağı insan olmayan temel normlar, değerler vardır ve bunlara da ancak bilgi yoluyla ulaşılabilir. mutluluğa bilgi ile ulaşılabildiği çıkmaktadır buradan. kant ise ahlaklı olmayı eylemin ödev duygusuyla yapılmış olmasına bağlar ve ona göre ahlaksal eylemin nedeni mutluluk olamaz. aynı safhada yer almalarına rağmen bir görüş ayrılığı burada patlak vermektedir. eylemin gerisindeki ilke sonucundan daha önemlidir. bu filozofların tam aksine bentham'a göre ise hayatta değerli olan şey hazdır ve insan kendisi ve çevresindeki insanlar en fazla nasıl mutlu olacaksa o şekilde hareket etmeli ve herkes için fayda olan yasa olarak kabul edilmelidir. yani evrensel bir ahlak yasasını kabul eder ama bunu subjektif bir temele dayandırır. hem bu yasa kişiye haz verecek hem de haz verdiği kişiden bağımsız olarak, onu temel almadan, herkes için fayda sağlayacak yasalar olacak bunlar.
bu iki yol ayrımına karşı olarak böyle bir ahlak yasasının mevcut olmadığından bahseden hedonizm, anarşizm, pragmatizm, nihilizm ve egoizm gibi daha çok bireyci yaklaşımlar da vardır. nihilist nietzche'ye göre toplum seçkinler ve halk diye iki ayrı sınıftan, kısımdan oluşur ve gücün sahibi olan seçkinlerin standart ahlaki değerlere uymaya çalışması acizliklerinden başka bir şey olarak nitelendirilemezdi. zaten ayrımı bunun üzerine inşa etmektedir. egoist anarşist olan stirner'e göre ise tanrı, devlet, ahlak kuralları ve toplumu dikkate almadan istediği gibi davranması gereken bireeyin, toplum üyelerine karşı bir sorumluluğu söz konusu olmadığı, böyle bir sorumluluğundan bahsedilemeyeceğiydi. varoluşçu sartre'a göre de insanın varoluşu, onun özünden önce gelir çünkü özünü kendi yaratabilme özelliğine sahiptir. onun için yapılması gereken devletin baskısından kurtulmak, toplumun değer yargılarından soyutlanmak ve tüm baskılardan kurtularak birey olabilmektir.
bu kadar fazla düşünüre göre naçizane kendi düşüncemi sonda vermek istedim. ben ortak bir evrensel yasadan bahsedilemeyeceğini düşünmekteyim. yani en başta ayırdığım iki yola da girmiyorum. düşüncelerimin çıkışını ise empati kurmak ile yapıyorum, temelini ise nihilizm felsefesinden alıyorum. bana yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmama durumuna empati denmekte. pek tabii karşı taraftan bana yapılmasını istemediğim yani bundan hoşnut olmadığım bir şeyden başkaları zevk alabilir ve hatta kendisine ısrarla bunun yapılması yönünde hareketlerde bulunabilir. aynısı tam tersi durum içinde pek tabii geçerlidir. bunun dışında yaşanılan toplumun değer yargıları çoğunlukla bireylerin de değer yargıları olabildiğinden farklı toplumlarda haliyle farklı bakış açıları olacak ve ahlak kavramı farklılık gösterecektir. örneğin doğal şartlarından dolayı etnosentrik görüşü benimseyen eskimolar yaşlılarını ölmeleri için soğuğa bırakırlarmış ya da ayılara yemek olmalarını sağlarlarmış. yaşlıya saygının en önemli ahlaki değerlerden biri olduğu kültürümüzde bu durum ne kadar korkunç da görünse eskimoların yaşam standartlarında, güçlü olanın hayatta kalabilmesi için mecburi bir durum olarak kabul görmüş. eskimoları geçelim günümüzden örnekler bile verilebilir en basitinden. zenci kadın poposu, bilmem ne kadının frikiği, "kezban" terimi, izmirli erkekler gibi konular, sevgilisinin bikini giymesine ses çıkarmayan erkek, mini etek giymesine karışmayan erkek gibi konular kuzey avrupalı bir insan tarafından anlaşılmayabilir ki anlaşılmayacaktır. işbu basite indirdiğim düşüncelerimle ben evrensel bir ahlak yasasının olmadığı yönündeyim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar