bugün
- japonya17
- kırgızistan8
- gürcistan25
- en iyi simit hangi şehirdedir21
- geceye bir şarkı bırak17
- sözlük sağ baştan saysın2
- çin8
- latin atasözleri6
- yeni yazarlara öneriler2
- geceniz nasıl geçiyor7
- ctrlx22
- sözlüğün aniden sessizleşmesi5
- erkeklerden hayır gelmeyeceğinin anlaşıldığı an4
- antalya şu an 28 derece4
- ağlamamak için kendini tutmak11
- aslında hayatta yapayalnız olmamız8
- anın fotoğrafı3
- sözlük yazarlarının çocukları olsa ne yaparlardı6
- tez yazmak4
- cep telefonu4
- on ikinci neslin ezik olması2
- birader yazarlar birader bay beylerdir3
- isveç3
- hewal ebo18
- kuran da namaz yok21
- 30 temmuz 2026 cem küçük'ün gözaltına alınması8
- ispanya3
- lahmacunu elle yiyen kız14
- domdomusa'nın haksız yere çaylaklanması6
- 35 bin lira maaşı beğenmeyen sevgili9
- ilgi isteyen kız16
- almanya10
- kazakistan2
- ona bir şey söyle11
- içim yanıyor be sözlük7
- danimarka7
- gelibolu da yaşamak vs çanakkale merkez de yaşamak5
- asla yapmam denilen şeyler4
- yalnız yaşamak5
- yıllar sonra sözlüğe dönen yazar4
- sabahattin zaim üniversitesi2
- özlenilen şeyler2
- uluslararası ilişkiler2
- norveç3
- italya2
- finlandiya3
- e'e f e6
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin11
- cinle karşılaşınca yapılacak ilk hareket7
- belçika2
Hazret-i Resûlullahın davası karşısında çaresizlikler içinde kıvranan Mekke müşriklerinin aklına yeni bir fikir geldi: Yahudi âlimlerinden Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında bir şeyler öğrenmek.
Bu maksatla Medine'ye giden temsilciler, Yahudi âlimleriyle görüşerek Resûl-i Ekrem Efendimizin söylediklerinden, yaptıklarından bahsettiler. Sonra da,
"Siz elinde Tevrat bulunan bir milletsiniz. Bu adam hakkında bize bilgi veresiniz diye size başvurduk." dediler.
Yahudî âlimlerinin, bu isteklerine cevapları şu oldu:
"O kimseye, 'Geçmişteki o genç delikanlıların hayret edilecek maceraları ne idi? Yeryüzünün doğusuna, batısına kadar ulaşan, dönüp dolaşan zâtın kıssası ne idi? Ruhun mahiyeti nedir?' Sorularını sorun. Eğer bu suâlleri cevaplandırırsa, bilin ki, o Allah'ın peygamberidir. Siz de ona tâbi olun. Yok eğer cevaplandıramazsa, o adam yalancı bir kimsedir. Kendisine istediğinizi yapabilirsiniz."
Temsilciler, Mekke'ye dönerek durumu müşriklere anlattılar. Müşrikler, ümid ve sevinç içinde Peygamber Efendimize koşarak, bu soruları sordular. Kâinatın Efendisi, sorularını cevaplandırmak için mühlet istedi:
"Size yarın bildireyim." dedi.
Bunu derken, o sırada "inşallah (Allah dilerse)" demeyi unutmuştu. Bu sebeple, bir görüşe göre üç, diğer bir rivâyete göre ise on beş gün bu konuda hiçbir vahiy gelmedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) sıkıntıdan duramaz hâle gelmişti. Hele müşriklerin,
"Muhammed bizden bir gün mühlet istedi. Bunca zaman geçti, bize hâlâ bir şey bildirmiş değil." diyerek dedikodulara başlamaları, bu sıkıntılarını daha da arttırdı. Öyle ki, kimseyle konuşamaz hâle gelmişti.
Nebiyy-i Ekremin, bu sıkıntıları fazla sürmedi, sonunda vahiy indi. Müşriklerin sorularına şöyle cevap verildi:
"Yoksa (Ey Resûlüm!) uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashabı bizim mu'cizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? Hatırla ki o vakit o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: 'Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla.'" (Kehf, 18/9-10)
Bu âyet-i kerimlerde, müşriklerin birinci soruları cevaplandırılıyordu ve adı geçen gençlerin Ashab-ı Kehf olduğu bildiriliyordu. Sonraki âyetlerde ise Ashab-ı Kehf'in maceraları anlatılıyordu.
Müşriklerin ikinci sorularına ise şu âyetler cevap veriyordu:
"Sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hâtıra okuyacağım." (Kehf, 18/83)
Sûrenin devam eden âyetlerinde ise, Cenâb-ı Hakk'ın Zülkarneyn'i iktidar sahibi yaptığı, ona bol vasıta ihsan ettiği ve bununla batıya doğru yol aldığı, yolculuğu esnasında bir kavimle karşılaştığı ve onları iyi işleri yapmaya davet ettiği belirtiliyor; sonradan doğuya doğru yol tuttuğu, burada da bir kavimle karşılaştığı ve onları da hayırlı işlerde bulunmaya çağırdığı beyân ediliyordu.
Müşriklerin üçüncü suâllerine ise şu âyet-i kerime ile cevap veriliyordu:
"Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Bilgi olarak da size pek az şey verilmiştir." (isra, 17/85)
Müşrikler, sordukları sorularına mükemmel cevap almışlardı. Buna rağmen, Peygamber Efendimizin davasını doğrulayıp, Ona uymaktan uzak durdular, şirkin ifradı içinde hayatlarına devam ettiler. Ancak, onların bu hak ve hakikattan yüz çevirmeleri, kendilerini felâkete sürüklemekten başka bir şeye yaramıyordu. Onlar direndikçe, îmân ve Kur'ân dâvâsı daha bir haşmet ve azametle gönüller üzerinde dalgalanmaya devam ediyordu.
Cenâb-ı Hak, ayrıca Peygamber Efendimizi de aynı sûrede şöyle ikaz ediyordu:
"Hiçbir şey hakkında 'Yarın bunu muhakkak yapacağım.' deme. Ancak 'inşallah' deyip Allah'ın dilemesi şartına bağlarsan müstesnâdır. Unuttuğun zaman da yine Rabbini an ve 'Umulur ki Rabbim beni bundan daha hayırlı ve doğru bir yola eriştirir.' de." (Kehf, 18/23-24)
Peygamber Efendimiz, bu ikazdan sonra, yapacağı bir şey hakkında "inşâallah" demeyi her zaman hayatında bir prensip edindi.
Kaynak: sorularla islamiyet
Bu maksatla Medine'ye giden temsilciler, Yahudi âlimleriyle görüşerek Resûl-i Ekrem Efendimizin söylediklerinden, yaptıklarından bahsettiler. Sonra da,
"Siz elinde Tevrat bulunan bir milletsiniz. Bu adam hakkında bize bilgi veresiniz diye size başvurduk." dediler.
Yahudî âlimlerinin, bu isteklerine cevapları şu oldu:
"O kimseye, 'Geçmişteki o genç delikanlıların hayret edilecek maceraları ne idi? Yeryüzünün doğusuna, batısına kadar ulaşan, dönüp dolaşan zâtın kıssası ne idi? Ruhun mahiyeti nedir?' Sorularını sorun. Eğer bu suâlleri cevaplandırırsa, bilin ki, o Allah'ın peygamberidir. Siz de ona tâbi olun. Yok eğer cevaplandıramazsa, o adam yalancı bir kimsedir. Kendisine istediğinizi yapabilirsiniz."
Temsilciler, Mekke'ye dönerek durumu müşriklere anlattılar. Müşrikler, ümid ve sevinç içinde Peygamber Efendimize koşarak, bu soruları sordular. Kâinatın Efendisi, sorularını cevaplandırmak için mühlet istedi:
"Size yarın bildireyim." dedi.
Bunu derken, o sırada "inşallah (Allah dilerse)" demeyi unutmuştu. Bu sebeple, bir görüşe göre üç, diğer bir rivâyete göre ise on beş gün bu konuda hiçbir vahiy gelmedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) sıkıntıdan duramaz hâle gelmişti. Hele müşriklerin,
"Muhammed bizden bir gün mühlet istedi. Bunca zaman geçti, bize hâlâ bir şey bildirmiş değil." diyerek dedikodulara başlamaları, bu sıkıntılarını daha da arttırdı. Öyle ki, kimseyle konuşamaz hâle gelmişti.
Nebiyy-i Ekremin, bu sıkıntıları fazla sürmedi, sonunda vahiy indi. Müşriklerin sorularına şöyle cevap verildi:
"Yoksa (Ey Resûlüm!) uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashabı bizim mu'cizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? Hatırla ki o vakit o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: 'Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla.'" (Kehf, 18/9-10)
Bu âyet-i kerimlerde, müşriklerin birinci soruları cevaplandırılıyordu ve adı geçen gençlerin Ashab-ı Kehf olduğu bildiriliyordu. Sonraki âyetlerde ise Ashab-ı Kehf'in maceraları anlatılıyordu.
Müşriklerin ikinci sorularına ise şu âyetler cevap veriyordu:
"Sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hâtıra okuyacağım." (Kehf, 18/83)
Sûrenin devam eden âyetlerinde ise, Cenâb-ı Hakk'ın Zülkarneyn'i iktidar sahibi yaptığı, ona bol vasıta ihsan ettiği ve bununla batıya doğru yol aldığı, yolculuğu esnasında bir kavimle karşılaştığı ve onları iyi işleri yapmaya davet ettiği belirtiliyor; sonradan doğuya doğru yol tuttuğu, burada da bir kavimle karşılaştığı ve onları da hayırlı işlerde bulunmaya çağırdığı beyân ediliyordu.
Müşriklerin üçüncü suâllerine ise şu âyet-i kerime ile cevap veriliyordu:
"Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Bilgi olarak da size pek az şey verilmiştir." (isra, 17/85)
Müşrikler, sordukları sorularına mükemmel cevap almışlardı. Buna rağmen, Peygamber Efendimizin davasını doğrulayıp, Ona uymaktan uzak durdular, şirkin ifradı içinde hayatlarına devam ettiler. Ancak, onların bu hak ve hakikattan yüz çevirmeleri, kendilerini felâkete sürüklemekten başka bir şeye yaramıyordu. Onlar direndikçe, îmân ve Kur'ân dâvâsı daha bir haşmet ve azametle gönüller üzerinde dalgalanmaya devam ediyordu.
Cenâb-ı Hak, ayrıca Peygamber Efendimizi de aynı sûrede şöyle ikaz ediyordu:
"Hiçbir şey hakkında 'Yarın bunu muhakkak yapacağım.' deme. Ancak 'inşallah' deyip Allah'ın dilemesi şartına bağlarsan müstesnâdır. Unuttuğun zaman da yine Rabbini an ve 'Umulur ki Rabbim beni bundan daha hayırlı ve doğru bir yola eriştirir.' de." (Kehf, 18/23-24)
Peygamber Efendimiz, bu ikazdan sonra, yapacağı bir şey hakkında "inşâallah" demeyi her zaman hayatında bir prensip edindi.
Kaynak: sorularla islamiyet
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar