bugün
- namus takıntısı olan erkek17
- yazarlar birbirlerine laf atmaktan tanım yapamıyor4
- karton toplayan cocuk evlenirse karısına bakar mı5
- regl dönemi çirkinliği5
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi15
- true'ya arkadan sahip olmak3
- emek hırsızı patronları ifşa etme akımı5
- namus4
- aya gidilmedi dünya düz aşı karşıtıyım3
- kadınlar sözlük5
- talkan ve curcan katliamları4
- güzel kızların isimleri9
- pernado bey birader3
- diamond bosphorusss2
- istanbul'da ortalama kiranın 42 bin tl olması4
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- 14 haziran 2026 avustralyalının türk çocuğu x i3
- hayatın planladığımız gibi gitmemesi3
- diyete başlama pazartesisi5
- sari renkli seker ibnesi2
- yazarların şu sıralar streslendikleri konular3
- evde boş boş çerez yiyip bira içmek4
- müzisyen yazarlar3
- yem borusu çalmak3
- halkım yok sayılıyor işte kürt sorunu benim5
- 86 yıl sonra bile atatürk'e minnet duyulma sebebi3
- bir şeyi ararken başka bir kayıp şeyi bulmak2
- ibni tekerlek el keşiş dağı2
- sözlük yazarlarının suları3
- suni arabistan2
- yarı seküler yarı muhafazakar birisi olmak2
- bilgi için mi like için mi yazılır7
- yeni arabalarda tuş yerine ekran olması3
- evlenmeyi başaramamış kadın17
- alarm ertelemek2
- karton toplayan piç2
- ismet bin komsomol el tavariş ül raskolnikov4
- aniden gelen boşluk hissi3
- ona bir şey söyle14
- buddy dude23
- abd iran anlaşması3
- kızına eşine bikini giydiren aile reisi7
- deli1i6
- 61 yaşındaki anne oğlunun bebeğini doğurdu2
- botların ekşiden başlık araklaması4
- yeşil burun adaları4
- deliliğin tedavisi10
- menzil terör örgütü metö4
- 14 haziran 2026 hollanda japonya maçı5
- barış alper yılmaz6
Hazret-i Resûlullahın davası karşısında çaresizlikler içinde kıvranan Mekke müşriklerinin aklına yeni bir fikir geldi: Yahudi âlimlerinden Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında bir şeyler öğrenmek.
Bu maksatla Medine'ye giden temsilciler, Yahudi âlimleriyle görüşerek Resûl-i Ekrem Efendimizin söylediklerinden, yaptıklarından bahsettiler. Sonra da,
"Siz elinde Tevrat bulunan bir milletsiniz. Bu adam hakkında bize bilgi veresiniz diye size başvurduk." dediler.
Yahudî âlimlerinin, bu isteklerine cevapları şu oldu:
"O kimseye, 'Geçmişteki o genç delikanlıların hayret edilecek maceraları ne idi? Yeryüzünün doğusuna, batısına kadar ulaşan, dönüp dolaşan zâtın kıssası ne idi? Ruhun mahiyeti nedir?' Sorularını sorun. Eğer bu suâlleri cevaplandırırsa, bilin ki, o Allah'ın peygamberidir. Siz de ona tâbi olun. Yok eğer cevaplandıramazsa, o adam yalancı bir kimsedir. Kendisine istediğinizi yapabilirsiniz."
Temsilciler, Mekke'ye dönerek durumu müşriklere anlattılar. Müşrikler, ümid ve sevinç içinde Peygamber Efendimize koşarak, bu soruları sordular. Kâinatın Efendisi, sorularını cevaplandırmak için mühlet istedi:
"Size yarın bildireyim." dedi.
Bunu derken, o sırada "inşallah (Allah dilerse)" demeyi unutmuştu. Bu sebeple, bir görüşe göre üç, diğer bir rivâyete göre ise on beş gün bu konuda hiçbir vahiy gelmedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) sıkıntıdan duramaz hâle gelmişti. Hele müşriklerin,
"Muhammed bizden bir gün mühlet istedi. Bunca zaman geçti, bize hâlâ bir şey bildirmiş değil." diyerek dedikodulara başlamaları, bu sıkıntılarını daha da arttırdı. Öyle ki, kimseyle konuşamaz hâle gelmişti.
Nebiyy-i Ekremin, bu sıkıntıları fazla sürmedi, sonunda vahiy indi. Müşriklerin sorularına şöyle cevap verildi:
"Yoksa (Ey Resûlüm!) uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashabı bizim mu'cizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? Hatırla ki o vakit o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: 'Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla.'" (Kehf, 18/9-10)
Bu âyet-i kerimlerde, müşriklerin birinci soruları cevaplandırılıyordu ve adı geçen gençlerin Ashab-ı Kehf olduğu bildiriliyordu. Sonraki âyetlerde ise Ashab-ı Kehf'in maceraları anlatılıyordu.
Müşriklerin ikinci sorularına ise şu âyetler cevap veriyordu:
"Sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hâtıra okuyacağım." (Kehf, 18/83)
Sûrenin devam eden âyetlerinde ise, Cenâb-ı Hakk'ın Zülkarneyn'i iktidar sahibi yaptığı, ona bol vasıta ihsan ettiği ve bununla batıya doğru yol aldığı, yolculuğu esnasında bir kavimle karşılaştığı ve onları iyi işleri yapmaya davet ettiği belirtiliyor; sonradan doğuya doğru yol tuttuğu, burada da bir kavimle karşılaştığı ve onları da hayırlı işlerde bulunmaya çağırdığı beyân ediliyordu.
Müşriklerin üçüncü suâllerine ise şu âyet-i kerime ile cevap veriliyordu:
"Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Bilgi olarak da size pek az şey verilmiştir." (isra, 17/85)
Müşrikler, sordukları sorularına mükemmel cevap almışlardı. Buna rağmen, Peygamber Efendimizin davasını doğrulayıp, Ona uymaktan uzak durdular, şirkin ifradı içinde hayatlarına devam ettiler. Ancak, onların bu hak ve hakikattan yüz çevirmeleri, kendilerini felâkete sürüklemekten başka bir şeye yaramıyordu. Onlar direndikçe, îmân ve Kur'ân dâvâsı daha bir haşmet ve azametle gönüller üzerinde dalgalanmaya devam ediyordu.
Cenâb-ı Hak, ayrıca Peygamber Efendimizi de aynı sûrede şöyle ikaz ediyordu:
"Hiçbir şey hakkında 'Yarın bunu muhakkak yapacağım.' deme. Ancak 'inşallah' deyip Allah'ın dilemesi şartına bağlarsan müstesnâdır. Unuttuğun zaman da yine Rabbini an ve 'Umulur ki Rabbim beni bundan daha hayırlı ve doğru bir yola eriştirir.' de." (Kehf, 18/23-24)
Peygamber Efendimiz, bu ikazdan sonra, yapacağı bir şey hakkında "inşâallah" demeyi her zaman hayatında bir prensip edindi.
Kaynak: sorularla islamiyet
Bu maksatla Medine'ye giden temsilciler, Yahudi âlimleriyle görüşerek Resûl-i Ekrem Efendimizin söylediklerinden, yaptıklarından bahsettiler. Sonra da,
"Siz elinde Tevrat bulunan bir milletsiniz. Bu adam hakkında bize bilgi veresiniz diye size başvurduk." dediler.
Yahudî âlimlerinin, bu isteklerine cevapları şu oldu:
"O kimseye, 'Geçmişteki o genç delikanlıların hayret edilecek maceraları ne idi? Yeryüzünün doğusuna, batısına kadar ulaşan, dönüp dolaşan zâtın kıssası ne idi? Ruhun mahiyeti nedir?' Sorularını sorun. Eğer bu suâlleri cevaplandırırsa, bilin ki, o Allah'ın peygamberidir. Siz de ona tâbi olun. Yok eğer cevaplandıramazsa, o adam yalancı bir kimsedir. Kendisine istediğinizi yapabilirsiniz."
Temsilciler, Mekke'ye dönerek durumu müşriklere anlattılar. Müşrikler, ümid ve sevinç içinde Peygamber Efendimize koşarak, bu soruları sordular. Kâinatın Efendisi, sorularını cevaplandırmak için mühlet istedi:
"Size yarın bildireyim." dedi.
Bunu derken, o sırada "inşallah (Allah dilerse)" demeyi unutmuştu. Bu sebeple, bir görüşe göre üç, diğer bir rivâyete göre ise on beş gün bu konuda hiçbir vahiy gelmedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) sıkıntıdan duramaz hâle gelmişti. Hele müşriklerin,
"Muhammed bizden bir gün mühlet istedi. Bunca zaman geçti, bize hâlâ bir şey bildirmiş değil." diyerek dedikodulara başlamaları, bu sıkıntılarını daha da arttırdı. Öyle ki, kimseyle konuşamaz hâle gelmişti.
Nebiyy-i Ekremin, bu sıkıntıları fazla sürmedi, sonunda vahiy indi. Müşriklerin sorularına şöyle cevap verildi:
"Yoksa (Ey Resûlüm!) uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashabı bizim mu'cizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? Hatırla ki o vakit o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: 'Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla.'" (Kehf, 18/9-10)
Bu âyet-i kerimlerde, müşriklerin birinci soruları cevaplandırılıyordu ve adı geçen gençlerin Ashab-ı Kehf olduğu bildiriliyordu. Sonraki âyetlerde ise Ashab-ı Kehf'in maceraları anlatılıyordu.
Müşriklerin ikinci sorularına ise şu âyetler cevap veriyordu:
"Sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hâtıra okuyacağım." (Kehf, 18/83)
Sûrenin devam eden âyetlerinde ise, Cenâb-ı Hakk'ın Zülkarneyn'i iktidar sahibi yaptığı, ona bol vasıta ihsan ettiği ve bununla batıya doğru yol aldığı, yolculuğu esnasında bir kavimle karşılaştığı ve onları iyi işleri yapmaya davet ettiği belirtiliyor; sonradan doğuya doğru yol tuttuğu, burada da bir kavimle karşılaştığı ve onları da hayırlı işlerde bulunmaya çağırdığı beyân ediliyordu.
Müşriklerin üçüncü suâllerine ise şu âyet-i kerime ile cevap veriliyordu:
"Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Bilgi olarak da size pek az şey verilmiştir." (isra, 17/85)
Müşrikler, sordukları sorularına mükemmel cevap almışlardı. Buna rağmen, Peygamber Efendimizin davasını doğrulayıp, Ona uymaktan uzak durdular, şirkin ifradı içinde hayatlarına devam ettiler. Ancak, onların bu hak ve hakikattan yüz çevirmeleri, kendilerini felâkete sürüklemekten başka bir şeye yaramıyordu. Onlar direndikçe, îmân ve Kur'ân dâvâsı daha bir haşmet ve azametle gönüller üzerinde dalgalanmaya devam ediyordu.
Cenâb-ı Hak, ayrıca Peygamber Efendimizi de aynı sûrede şöyle ikaz ediyordu:
"Hiçbir şey hakkında 'Yarın bunu muhakkak yapacağım.' deme. Ancak 'inşallah' deyip Allah'ın dilemesi şartına bağlarsan müstesnâdır. Unuttuğun zaman da yine Rabbini an ve 'Umulur ki Rabbim beni bundan daha hayırlı ve doğru bir yola eriştirir.' de." (Kehf, 18/23-24)
Peygamber Efendimiz, bu ikazdan sonra, yapacağı bir şey hakkında "inşâallah" demeyi her zaman hayatında bir prensip edindi.
Kaynak: sorularla islamiyet
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar