bugün
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir5
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür7
- zorunlu eğitim11
- yörük kızı15
- kız düşürmenin kısa yolu15
- uludağ sözlük size ne kattı24
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- mercimek çorbası içen kadın14
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü19
- sözlüğün en masum yazarları16
- fusya semsiyeli yabanci26
- bir kadını taşımanın zorluğu10
- reenkarnasyon2
- pankek mi pişi mi10
- afd'nin saksonya anhalt'ı kazanması2
- cübbeli ahmet hükümetin maşası mı sorunsalı9
- mesleki yaşama merkezi denetleme2
- otobüs camına yaslanan kafanın titremesi6
- pum pum çorbası6
- tavuk budu2
- sarapci koala43
- arkadaşlar larissa kim12
- atatürk ü sevme zorunluluğu10
- sarımsak yiyen kız6
- yemeğe bulyon koyan insan7
- sikişirken sigara içen kadın5
- ismail kartal12
- zuhal olcay'a aşık olmak7
- nervio21
- saraca098
- s'i l v'e r m'i s t26
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- seks yapmanın aslında çok iğrenç bir eylem olması6
- serhat kılıç22
- pandela 38
- türkiye13
- sözlükteki gammazlar lobi si11
- pizza6
- bir kızın aşkı size naptırabilir9
- tai lung45
- uyudunuz mu4
- hamarat kadın5
- hoşçakal uludağ sözlük7
- karnı doydukça yemeğe kusur bulan insan5
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- dinlenme tesisi soğuğu5
- arkadaşlar bi bakar mısınız4
- koca sözlüğün fusya'ya yenilmesi8
- bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğin şeyler4
Kemal Tahir anlatıyor:
"Meselimiz eski; on yedinci yüzyılın bir işleri... Moskof gavuru ile tutuşmuşuz ki arapsaçına dönmecesine! Bir onlar bizi bastırıyor, bir biz bastırıyoruz. Yenişememişiz sizin anlayacağınız. iki yanın da soluğu tükenmemiş..."
Lafı baştan uzun tutmayalım. Durumun açmaza girdiğini gören Çariçe, savaş bölgesine iki kıdemli adamını Orlof'la Abrişkof'u gönderiyor. inceleme sonunda barış gereği ortaya çıkıyor. Osmanlı'ya haber salınıyor. Gerisini Kemal Tahir anlatıyor:
"Saray sevinmiş habere. Sağlam bir barış kurabilmek ve de savaştan zararlı çıkmamak için yaman bir müzakereci bulup yollamış: Çenebaz Osman Efendi! Bu Osman Efendi medresede Aristo mantığı okumuş ki ağzından akıl donduran laflar dökülüyor. Padişah da istanbul'un altını üstüne getirerekten nefesi güçlü bir hoca bulup ona bir muska yazdırmaz mı! Muskayı hemen bir ulakla Osman Efendi'ye gönderir ve de bunu müzakerecilerin geçecekleri yola gömdürmesini, muskayı atlayanın aklı başından uçacağını haber verir!
Osman Efendi zaten çene gücüne bel bağlayıp elde avuçta durmuyor, bir de muska erişince 'Şimdi keferenin hakkından geldim' deyip yüreğini az biraz serinletip ertesi sabah barış masasına oturmuş. Derken, Orlof'la Abrişkof muskanın üstünden atlayıp gelmezler mi! Osman Efendi düşünmüş 'Bunlar muskayı geçti, akıl da bunlardan geçti demektir. Ne kaldı geride? Hırsı kalmıştır gavurun, para hırsı! Sarı liralarla hırsını da doyurdum mu, canını aldım gitti ben bu keferelerin!'
Osman Efendi büyü ve çene gücüne yaslanıp açar konuşmayı: 'Şu Kırım meselesini görüşelim!?...' Ruslar birbirlerinin yüzüne bakarlar: 'Ne diyor bu efendi' diye. Sonra Osman Efendi'nin yüzüne bakıp sırıtırlar. Besbelli bu efendi çok şakacı! Kırım meselesi çoktan sarılıp dürülmüş, yeniden konuşulacak yanı yok. Az biraz gülerler, az biraz hafiften öksürürler; gelgelelim bizim Osman Efendi 'Kırım' diyor da ağzından başka söz çıkmıyor. 'Şu Kırım meselesini canım, şunu bir görüşüp savuşturalım da gerisi kolay iş' deyip bir sağ elini sağındaki altın torbasına, bir sol elini solundaki altın torbasına sokup sarı liraları durmadan şakırdatıyor.
Ruslar 'Herhalde bu efendi bugün hasta, yarın iyileşir inşallah, konuşmayı erteleyelim' diyorlar. Ama ertesi sabah Osman Efendi'nin yine ilk sözü: 'Aman şu Kırım meselesini bir savuşturalım, gerisi kolay' oluyor. Bir gün, iki gün, üç gün; Ruslar bakıyorlar ki buradan bir yere çıkılmaz. Orlof'la Abrişkof Moskova'ya dönüyorlar, komutan Romanzof da ordularının başına geçiyor."
Osman Efendi saraya şöyle yazmış: "Her şey tasarlandığı gibi oldu. Çariçe'nin iki sevgilisi, Orlof'la Abrişkof'un akılları başlarında olmayıp Moskova yolundadırlar. Romanzof'a gelince, onun da geçeceği yola muskayı gömdüğümüzden, mecnun olup avareleşeceğinden şek kalmamıştır."
Tahir diyor ki: "Romanzof büyüyü atlayıp Osmanlı cephesini yarıyor, ta Kaynarca'ya kadar dayanıyor. Biz bu Osman Efendi yüzünden Kaynarca Anlaşması'nı imzalamak zorunda kaldık!"
Rus Başkomutanı Romanzof anılarında Osman Efendi için şöyle diyormuş: "Bu efendi delidir desek, edepten dışarı! Ancak şöyle deriz: Bunun aklı var, var ama, bu akıl bizim bildiğimiz, gördüğümüz akıllardan değildir!"
Artık "Bunlar nasıl bir akıllar!" deyip durmak da, "akıl donduran laflar" da, "temenni muskaları" da canımıza yetti. Çaresine gelince:
Meseli dinleyen dostu şöyle diyor Kemal Tahir'e: "Bu mu senin Osmanlı diye yere göğe sığdıramadığın! Bu senin Osmanlı'da iş yok!"
Kemal Tahir'in yanıtı: "O Allah'ın bir işi, senin aklın ona nereden ersin? Beş tane Osman Gazi gönderse peş peşe, dünya yetmeyecek Osmanlı'ya! Her yüz yılda yeni bir dünya gerek o zaman. Arada bir Osman Efendi gönderiyor ki Osmanlı'yı dünya idare etsin!"
"Meselimiz eski; on yedinci yüzyılın bir işleri... Moskof gavuru ile tutuşmuşuz ki arapsaçına dönmecesine! Bir onlar bizi bastırıyor, bir biz bastırıyoruz. Yenişememişiz sizin anlayacağınız. iki yanın da soluğu tükenmemiş..."
Lafı baştan uzun tutmayalım. Durumun açmaza girdiğini gören Çariçe, savaş bölgesine iki kıdemli adamını Orlof'la Abrişkof'u gönderiyor. inceleme sonunda barış gereği ortaya çıkıyor. Osmanlı'ya haber salınıyor. Gerisini Kemal Tahir anlatıyor:
"Saray sevinmiş habere. Sağlam bir barış kurabilmek ve de savaştan zararlı çıkmamak için yaman bir müzakereci bulup yollamış: Çenebaz Osman Efendi! Bu Osman Efendi medresede Aristo mantığı okumuş ki ağzından akıl donduran laflar dökülüyor. Padişah da istanbul'un altını üstüne getirerekten nefesi güçlü bir hoca bulup ona bir muska yazdırmaz mı! Muskayı hemen bir ulakla Osman Efendi'ye gönderir ve de bunu müzakerecilerin geçecekleri yola gömdürmesini, muskayı atlayanın aklı başından uçacağını haber verir!
Osman Efendi zaten çene gücüne bel bağlayıp elde avuçta durmuyor, bir de muska erişince 'Şimdi keferenin hakkından geldim' deyip yüreğini az biraz serinletip ertesi sabah barış masasına oturmuş. Derken, Orlof'la Abrişkof muskanın üstünden atlayıp gelmezler mi! Osman Efendi düşünmüş 'Bunlar muskayı geçti, akıl da bunlardan geçti demektir. Ne kaldı geride? Hırsı kalmıştır gavurun, para hırsı! Sarı liralarla hırsını da doyurdum mu, canını aldım gitti ben bu keferelerin!'
Osman Efendi büyü ve çene gücüne yaslanıp açar konuşmayı: 'Şu Kırım meselesini görüşelim!?...' Ruslar birbirlerinin yüzüne bakarlar: 'Ne diyor bu efendi' diye. Sonra Osman Efendi'nin yüzüne bakıp sırıtırlar. Besbelli bu efendi çok şakacı! Kırım meselesi çoktan sarılıp dürülmüş, yeniden konuşulacak yanı yok. Az biraz gülerler, az biraz hafiften öksürürler; gelgelelim bizim Osman Efendi 'Kırım' diyor da ağzından başka söz çıkmıyor. 'Şu Kırım meselesini canım, şunu bir görüşüp savuşturalım da gerisi kolay iş' deyip bir sağ elini sağındaki altın torbasına, bir sol elini solundaki altın torbasına sokup sarı liraları durmadan şakırdatıyor.
Ruslar 'Herhalde bu efendi bugün hasta, yarın iyileşir inşallah, konuşmayı erteleyelim' diyorlar. Ama ertesi sabah Osman Efendi'nin yine ilk sözü: 'Aman şu Kırım meselesini bir savuşturalım, gerisi kolay' oluyor. Bir gün, iki gün, üç gün; Ruslar bakıyorlar ki buradan bir yere çıkılmaz. Orlof'la Abrişkof Moskova'ya dönüyorlar, komutan Romanzof da ordularının başına geçiyor."
Osman Efendi saraya şöyle yazmış: "Her şey tasarlandığı gibi oldu. Çariçe'nin iki sevgilisi, Orlof'la Abrişkof'un akılları başlarında olmayıp Moskova yolundadırlar. Romanzof'a gelince, onun da geçeceği yola muskayı gömdüğümüzden, mecnun olup avareleşeceğinden şek kalmamıştır."
Tahir diyor ki: "Romanzof büyüyü atlayıp Osmanlı cephesini yarıyor, ta Kaynarca'ya kadar dayanıyor. Biz bu Osman Efendi yüzünden Kaynarca Anlaşması'nı imzalamak zorunda kaldık!"
Rus Başkomutanı Romanzof anılarında Osman Efendi için şöyle diyormuş: "Bu efendi delidir desek, edepten dışarı! Ancak şöyle deriz: Bunun aklı var, var ama, bu akıl bizim bildiğimiz, gördüğümüz akıllardan değildir!"
Artık "Bunlar nasıl bir akıllar!" deyip durmak da, "akıl donduran laflar" da, "temenni muskaları" da canımıza yetti. Çaresine gelince:
Meseli dinleyen dostu şöyle diyor Kemal Tahir'e: "Bu mu senin Osmanlı diye yere göğe sığdıramadığın! Bu senin Osmanlı'da iş yok!"
Kemal Tahir'in yanıtı: "O Allah'ın bir işi, senin aklın ona nereden ersin? Beş tane Osman Gazi gönderse peş peşe, dünya yetmeyecek Osmanlı'ya! Her yüz yılda yeni bir dünya gerek o zaman. Arada bir Osman Efendi gönderiyor ki Osmanlı'yı dünya idare etsin!"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar