bugün
- tai lung52
- aktrolleri çıldırtacak bir şey bırak9
- sözlüğün bünyeyi yorması7
- ankete gelin beyler25
- ne kadar yaşlısın6
- dünyanın en büyük orospu çocuğu6
- sözlükte yükselen reis sevdası20
- ırkçıların hırt dediği insanlara sevgi göstermek18
- nervio hamferdi13
- inci sözlük5
- sarapci koala39
- 18 ay askerlik yapmak4
- kapadokya3
- meleklere serbest insanlara yasak olan ilimler4
- tavuk döner4
- diego dalla palma rosso rossetto ruj2
- türkiye de sosyalist devrim olma ihtimali11
- hiç büyü yapan gavur görmemek5
- sevmediğiniz yazarlar11
- ben de reise oy vericem13
- aziz ihsan aktaş davası8
- bu teyp kaç para eder6
- kutlu doğum haftası9
- çürük raporu2
- yapay zeka ve işsizlik7
- beni sevmeyen o kişi7
- demokratik tercihi yüzünden birine hakaret etmek8
- sözlük kızları nerede sorunsalı10
- hepsiburada3
- kendini her konuda haklı gören tip5
- yalnızlık rahatlıktır14
- abd'nin suriye'yi terör listesinden çıkarması7
- denetlemede bayılma numarası yapmak6
- en büyük hatalar2
- müdürden izin almak4
- bar kokhba isyanı2
- yavudileri öğrenmek isteyen okusun3
- titus flavius vespasianus2
- sütlaçın üstünü pürmüzle yakmak5
- dürüm yerken kağıtlı kısmı ısırmak4
- arkadaşlar lütfen kavga etmeyin kitap okuyorum3
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları6
- 100 milyon dolar kaldırıp yeni bir hayata başlamak4
- az ötede havla çapulcu5
- menemen6
- azerbaycan türkçesi daha güzel olan kelimeler12
- sözlük yazarlarının saatleri4
- fetönün sümüklü mendilini yalayanlar5
- tören büyüsü üzerine bi giriş2
- duygusal boşluğa düşen kızı kandırmak2
(bkz: sabahattin ali) nin kaleminde hayat bulan bir kelime. Bir Düz yazı ancak bu kadar güzel bir şiirsel anlatımla ifade edilebilirdi.
(bkz: kürk mantolu madonna)
--spoiler--
Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu. Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı... Bunların, bütün ömrünce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: “Adam sen de, söyleyip de ne olacak sanki?” demiştim. Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: “işte bu beni anlar!” diyordum.
Onun birçok hislerinin, düşüncelerinin benimkilere ne kadar benzediğini gördükçe, aramızdaki yakınlığı daha kuvvetle hissederek seviniyor; fakat onun bir noktada benden ayrıldığını, hakikatleri kendi kendisinden saklamayı, ne pahasına olursa olsun, kendisini aldatmayı asla istemediğini anladığım için korkuyordum. Çünkü müphem bir his bana, kim olursa olsun bir insanı tamamen gördükten ve gördüklerini kendinden saklamadıktan sonra, ona hiçbir zaman büsbütün yaklaşılamayacağını fısıldıyordu.
Halbuki ben bu kadar hakikatsever olmak istemiyordum. Hiçbir hakikatin beni ondan uzaklaştırmasına tahammül edemiyeceğimi anlıyordum. Ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?
--spoiler--
(bkz: kürk mantolu madonna)
--spoiler--
Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu. Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı... Bunların, bütün ömrünce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: “Adam sen de, söyleyip de ne olacak sanki?” demiştim. Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: “işte bu beni anlar!” diyordum.
Onun birçok hislerinin, düşüncelerinin benimkilere ne kadar benzediğini gördükçe, aramızdaki yakınlığı daha kuvvetle hissederek seviniyor; fakat onun bir noktada benden ayrıldığını, hakikatleri kendi kendisinden saklamayı, ne pahasına olursa olsun, kendisini aldatmayı asla istemediğini anladığım için korkuyordum. Çünkü müphem bir his bana, kim olursa olsun bir insanı tamamen gördükten ve gördüklerini kendinden saklamadıktan sonra, ona hiçbir zaman büsbütün yaklaşılamayacağını fısıldıyordu.
Halbuki ben bu kadar hakikatsever olmak istemiyordum. Hiçbir hakikatin beni ondan uzaklaştırmasına tahammül edemiyeceğimi anlıyordum. Ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar