bugün
- ankete gelin beyler24
- sözlükte yükselen reis sevdası18
- tai lung36
- aziz ihsan aktaş davası8
- müdürden izin almak4
- sarapci koala39
- kendini her konuda haklı gören tip5
- yapay zeka ve işsizlik7
- sevmediğiniz yazarlar11
- ırkçıların hırt dediği insanlara sevgi göstermek15
- dürüm yerken kağıtlı kısmı ısırmak4
- beni sevmeyen o kişi7
- kutlu doğum haftası9
- ben de reise oy vericem13
- abd'nin suriye'yi terör listesinden çıkarması7
- denetlemede bayılma numarası yapmak6
- bu teyp kaç para eder5
- sütlaçın üstünü pürmüzle yakmak5
- yalnızlık rahatlıktır14
- demokratik tercihi yüzünden birine hakaret etmek8
- az ötede havla çapulcu5
- mavi saçlı kız2
- kendi nick altına yazmak2
- türkiye de sosyalist devrim olma ihtimali9
- sözlük kızları nerede sorunsalı10
- arkadaşlar kavga etmeyin2
- sözlük yazarlarının saatleri4
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları6
- atatürk ün gençliğe hitabesi3
- menemen6
- usualsuspect'e ayak atıp kaçmak2
- yunanistan'ın girit'e patriot konuşlandırması2
- 25 ağustos 2026 ankara madenci eylemi4
- fetönün sümüklü mendilini yalayanlar5
- 100 milyon dolar kaldırıp yeni bir hayata başlamak3
- azerbaycan türkçesi daha güzel olan kelimeler12
- bikbik akıllı olsun akıllı5
- 1 dolar 123 izlanda kronu5
- türkçesi muhteşem olan insan4
- 1 euro 56 14 tl3
- bu kadar goygoy yeter2
- toksik ilişki5
- true birader4
- başka türlü şey benim istediğim dediğiniz şeyler3
- anın görüntüsü18
- fırın sütlaç2
- ırkçıların kafasını birbirine tokuşturma isteği2
- 25 ağustos öpüşüp barışma günü2
- gocu4
- kahve içmeyen kız4
(bkz: sabahattin ali) nin kaleminde hayat bulan bir kelime. Bir Düz yazı ancak bu kadar güzel bir şiirsel anlatımla ifade edilebilirdi.
(bkz: kürk mantolu madonna)
--spoiler--
Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu. Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı... Bunların, bütün ömrünce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: “Adam sen de, söyleyip de ne olacak sanki?” demiştim. Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: “işte bu beni anlar!” diyordum.
Onun birçok hislerinin, düşüncelerinin benimkilere ne kadar benzediğini gördükçe, aramızdaki yakınlığı daha kuvvetle hissederek seviniyor; fakat onun bir noktada benden ayrıldığını, hakikatleri kendi kendisinden saklamayı, ne pahasına olursa olsun, kendisini aldatmayı asla istemediğini anladığım için korkuyordum. Çünkü müphem bir his bana, kim olursa olsun bir insanı tamamen gördükten ve gördüklerini kendinden saklamadıktan sonra, ona hiçbir zaman büsbütün yaklaşılamayacağını fısıldıyordu.
Halbuki ben bu kadar hakikatsever olmak istemiyordum. Hiçbir hakikatin beni ondan uzaklaştırmasına tahammül edemiyeceğimi anlıyordum. Ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?
--spoiler--
(bkz: kürk mantolu madonna)
--spoiler--
Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu. Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı... Bunların, bütün ömrünce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: “Adam sen de, söyleyip de ne olacak sanki?” demiştim. Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: “işte bu beni anlar!” diyordum.
Onun birçok hislerinin, düşüncelerinin benimkilere ne kadar benzediğini gördükçe, aramızdaki yakınlığı daha kuvvetle hissederek seviniyor; fakat onun bir noktada benden ayrıldığını, hakikatleri kendi kendisinden saklamayı, ne pahasına olursa olsun, kendisini aldatmayı asla istemediğini anladığım için korkuyordum. Çünkü müphem bir his bana, kim olursa olsun bir insanı tamamen gördükten ve gördüklerini kendinden saklamadıktan sonra, ona hiçbir zaman büsbütün yaklaşılamayacağını fısıldıyordu.
Halbuki ben bu kadar hakikatsever olmak istemiyordum. Hiçbir hakikatin beni ondan uzaklaştırmasına tahammül edemiyeceğimi anlıyordum. Ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar