bugün
- favlayan yazarın asıl amacı12
- iskilipli atıf hoca21
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması7
- kablosuz mouse8
- robert de niro denince akla gelen ilk film6
- sözlükteki kuzucuklarım2
- fb'nin inanılmaz başarısı4
- karanlık maddenin kuarklarla izinin sürülmesi2
- ahmet nazif zorlu8
- kelebek gibi uçarım ağzını yüzünü skerim3
- tanımadığı kadına tokat atan adam5
- togg3
- camfrog sönmez küfürleri2
- kasımda aşk başkadır5
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- ismail kartal17
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- iş yerinde atletle çalışmak4
- atatürk düşmanı değilim2
- herşeyi boşverip arıcak'a yerleşmek5
- evli bir kadını sikmek4
- millette manyak para var21
- otel odasında yalnız kalmak4
- güney kore devlet başkanı lee den türkiye mesajı3
- fon vurgunu3
- sarhoş insanlarla dolu partideki tek ayık kişi5
- tenerife andorra maçında futbolcunun ölmesi2
- sözlük kürdü54
- herşeyi kusursuz sadece ayağı çirkin olan kız3
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi5
- traveler seri oy atınca ay silkecek beni sanmak3
- sevimli kafir3
- anın görüntüsü31
- 30 liraya satılan tavuk döner15
- sözlüğün sapık dolması sorunsalı3
- pazarama com3
- travis bickle'a benzeyen sözlük yazarı2
- boşandığı eşine araba alan adam8
- dünürüm haçan sana hamsi yaptum'ye bagayım3
- neden herkes sabah erken kalkmayı erdem sanıyor4
- kale3112 tarzı entry girmek2
- osmanlı hanedanı3
- casino2
- 693
- nick vermeden bir yazara seslen3
- nar tanelemek5
- zenci kadın poposu2
- hüzünlü bakışlı ünlüler2
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
Kurşuni rengin değişik tonlarıyla kaplı bir gökyüzü... Marmara ufukları da öyle... Yer yuvarlağı insan'dan önceki dönemlerin anıları içinde gibi...
Eylül sonlarında hep böyle olur.
Kimbilir kaç milyon şiir, öykü, roman, yazı, şarkı, beste, tablo, heykel, fotoğraf, film Eylül sonu kurşuniliğinin hüznünü emzirip durmakta gelip giden kuşaklara... Tabii hayatın da bir sonbaharı olduğu çağrışımlarını yelpazeleyerek...
Biliyor musunuz ki aktif siyasetçiler hiç söz etmezler kendi hayat sonbaharlarından... Sanki insanları sonsuza dek yönetme tutkusunun azatsız birer tutsağı olmuşcasına...
Biner yıllık kesitlerden bakınca ne kadar da anlamsızca düşüyor millet, devlet, siyaset, savaş, ezme, yok etme, öldürme kavramları...
Ama yaşarken bazı çevrelere büyük olanaklar sağlıyor bu tür kavramlar...
Örneğin silah üretimleri, silah satımları...
* * *
Neyse ki bilgi çağıyla globalleşme döneminin en büyük özelliği silah pazarlarının eski kârı sağlayamaması...
Elde kalmış füzelere baksanıza. Nerdeyse süper marketlerde başlanacak satışlarına...
Benim çocukluğumda mızraklı süvari alayları vardı. Şimdi sadece eski zaman filmlerinde kaldı onlar. Mızrakları da kimbilir ne oldu?
Dikkat ederseniz lenduha uçak gemileriyle, tank ve denizaltı üretimlerinde de bir duraklama var...
Uydular her an saptayabiliyor bunların hangi koordinatlarda bulunduğunu...
Onun için de eski önemleri güngünden azalıyor.
* * *
Besbeli ki silah endüstrisinin dünya ekonomisindeki oranı bir anda sıfırlanmayacak...
Bunları kolayca kakalayacak yerler bulmak da zor değil.
Örneğin Rusya demode füzelerle stratejik çemberler yaratır önce. ABD kökenli silah satıcıları da çembere alınmış bölgelere yeni önerilerde bulunurlar...
Sağlanan kazançlar 8 Büyükler'in denetiminde adaletli olarak kırışılır sonradan...
I. Dünya Savaşı sonunda ABD Başkanı Wilson'un ileri sürdüğü barış ilkelerine karşı Lenin'in tutumu neydi acaba?
Neden Moskova Sevr'e karşı çıktı, neden Vaşington Lozan'ı imzalamadı?..
Bu tür konular ne ölçüde malolmuştur ki Türk kamuoyuna?
* * *
Bin ciltlik bir kitaplığı bulunan insan sayısının 45 bini geçmediği 65 milyonluk bir ülkede, siyaset rantını paylaşım kavgaları kolayından sona erebilir mi?
Ve bir de bakarsınız bir yanda siyasal islam manzaraları, bir yanda devlet içi çete görüntüleri...
Sonunda en hazini de Avrupa TV'lerinde bayrağa takılan şırınga olur...
* * *
Derken yüz yıl daha geçer, derken yüz yıl daha...
Eylül sonlarında gökler hep aynı kurşuniliğe bürünür, denizler de...
Dünyaya yeni gelen bebeklerin yumuk yüzleri, dünyadan ayrılıp gidenlerin çökük yanaklı sararmış yüzleri...
Bu arada Ankara siyasetçilerine de ne yapıp yapıp bir eskimo helası almalarını önermek gerek. Çok işlerine yarayabilir.
Nedir biliyor musunuz eskimo helası?
iki sopa...
Birini, çömeldiğin yerden ayağın kaymasın diye önüne kakıp tutunacaksın, ötekiyle de çevrene sokulan kurtları kovacaksın...
Ah evet Eylül sonu işte...
çetin altan
Eylül sonlarında hep böyle olur.
Kimbilir kaç milyon şiir, öykü, roman, yazı, şarkı, beste, tablo, heykel, fotoğraf, film Eylül sonu kurşuniliğinin hüznünü emzirip durmakta gelip giden kuşaklara... Tabii hayatın da bir sonbaharı olduğu çağrışımlarını yelpazeleyerek...
Biliyor musunuz ki aktif siyasetçiler hiç söz etmezler kendi hayat sonbaharlarından... Sanki insanları sonsuza dek yönetme tutkusunun azatsız birer tutsağı olmuşcasına...
Biner yıllık kesitlerden bakınca ne kadar da anlamsızca düşüyor millet, devlet, siyaset, savaş, ezme, yok etme, öldürme kavramları...
Ama yaşarken bazı çevrelere büyük olanaklar sağlıyor bu tür kavramlar...
Örneğin silah üretimleri, silah satımları...
* * *
Neyse ki bilgi çağıyla globalleşme döneminin en büyük özelliği silah pazarlarının eski kârı sağlayamaması...
Elde kalmış füzelere baksanıza. Nerdeyse süper marketlerde başlanacak satışlarına...
Benim çocukluğumda mızraklı süvari alayları vardı. Şimdi sadece eski zaman filmlerinde kaldı onlar. Mızrakları da kimbilir ne oldu?
Dikkat ederseniz lenduha uçak gemileriyle, tank ve denizaltı üretimlerinde de bir duraklama var...
Uydular her an saptayabiliyor bunların hangi koordinatlarda bulunduğunu...
Onun için de eski önemleri güngünden azalıyor.
* * *
Besbeli ki silah endüstrisinin dünya ekonomisindeki oranı bir anda sıfırlanmayacak...
Bunları kolayca kakalayacak yerler bulmak da zor değil.
Örneğin Rusya demode füzelerle stratejik çemberler yaratır önce. ABD kökenli silah satıcıları da çembere alınmış bölgelere yeni önerilerde bulunurlar...
Sağlanan kazançlar 8 Büyükler'in denetiminde adaletli olarak kırışılır sonradan...
I. Dünya Savaşı sonunda ABD Başkanı Wilson'un ileri sürdüğü barış ilkelerine karşı Lenin'in tutumu neydi acaba?
Neden Moskova Sevr'e karşı çıktı, neden Vaşington Lozan'ı imzalamadı?..
Bu tür konular ne ölçüde malolmuştur ki Türk kamuoyuna?
* * *
Bin ciltlik bir kitaplığı bulunan insan sayısının 45 bini geçmediği 65 milyonluk bir ülkede, siyaset rantını paylaşım kavgaları kolayından sona erebilir mi?
Ve bir de bakarsınız bir yanda siyasal islam manzaraları, bir yanda devlet içi çete görüntüleri...
Sonunda en hazini de Avrupa TV'lerinde bayrağa takılan şırınga olur...
* * *
Derken yüz yıl daha geçer, derken yüz yıl daha...
Eylül sonlarında gökler hep aynı kurşuniliğe bürünür, denizler de...
Dünyaya yeni gelen bebeklerin yumuk yüzleri, dünyadan ayrılıp gidenlerin çökük yanaklı sararmış yüzleri...
Bu arada Ankara siyasetçilerine de ne yapıp yapıp bir eskimo helası almalarını önermek gerek. Çok işlerine yarayabilir.
Nedir biliyor musunuz eskimo helası?
iki sopa...
Birini, çömeldiğin yerden ayağın kaymasın diye önüne kakıp tutunacaksın, ötekiyle de çevrene sokulan kurtları kovacaksın...
Ah evet Eylül sonu işte...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar