bugün
- ferdi özbeğen9
- ben geldim naneler18
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek14
- sevgiliyle sevişirken akla ilyas salmanın gelmesi3
- karşılıklı aşk yaşamadan ölmek5
- dün erkeklerin yüzde 35'i seks yapmadı4
- deniz göktaş'ın gözaltına alınması18
- çok çişi gelen insan5
- devlet kim lan7
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği5
- sözlükte flörtleşmek18
- kız arkadaşıma hediye edeceğim araba için öneriler11
- gay oğlunu sevgilisiyle basan baba2
- menekşe moru oje4
- anın görüntüsü20
- neden entry girmiyorsunuz nereye kayboldunuz3
- rus edebiyatı vs türk edebiyatı3
- pandela43
- kaçak bey kullanmayan elektrik5
- ince ruhlu erkek olmak2
- gargamel deki akıllara zarar mantık hatası2
- erkekler olarak sokakta donla dolaşmak istiyoruz6
- pandela tarzı entry gir6
- hem entelektüel hem sikici hem yakışıklı erkek8
- sözlüğün zıvanadan çıkması4
- geceye 90 lardan bir şarkı bırak5
- ispanyol erkeklerini türk erkekleriyle takas etmek4
- 35 yaşında ölmek4
- yazarlara verilmiş lakaplar3
- sözlüğü siliyorum dostlar17
- wednesdayin annesi8
- zoey2
- güne bir şarkı bırak2
- renkli gözün türkiyede çok yaygınlaşması5
- mmm pandela poposu kocaman5
- aylık 409 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- pandela1bukentay3
- tai lung ile revani yemek4
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları7
- annenin ölmesi5
- 20263
- alain delon vs cüneyt arkın5
- letterboxd2
- izlenmiş en kusursuz film8
- arkadaşlar bu ayakkabı nasıl8
- burcu yüzünden bir kızı reddeden erkek2
- sevmek2
- azgın türbanlı10
- aylık 408 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- antalya havalimanı2
Kurşuni rengin değişik tonlarıyla kaplı bir gökyüzü... Marmara ufukları da öyle... Yer yuvarlağı insan'dan önceki dönemlerin anıları içinde gibi...
Eylül sonlarında hep böyle olur.
Kimbilir kaç milyon şiir, öykü, roman, yazı, şarkı, beste, tablo, heykel, fotoğraf, film Eylül sonu kurşuniliğinin hüznünü emzirip durmakta gelip giden kuşaklara... Tabii hayatın da bir sonbaharı olduğu çağrışımlarını yelpazeleyerek...
Biliyor musunuz ki aktif siyasetçiler hiç söz etmezler kendi hayat sonbaharlarından... Sanki insanları sonsuza dek yönetme tutkusunun azatsız birer tutsağı olmuşcasına...
Biner yıllık kesitlerden bakınca ne kadar da anlamsızca düşüyor millet, devlet, siyaset, savaş, ezme, yok etme, öldürme kavramları...
Ama yaşarken bazı çevrelere büyük olanaklar sağlıyor bu tür kavramlar...
Örneğin silah üretimleri, silah satımları...
* * *
Neyse ki bilgi çağıyla globalleşme döneminin en büyük özelliği silah pazarlarının eski kârı sağlayamaması...
Elde kalmış füzelere baksanıza. Nerdeyse süper marketlerde başlanacak satışlarına...
Benim çocukluğumda mızraklı süvari alayları vardı. Şimdi sadece eski zaman filmlerinde kaldı onlar. Mızrakları da kimbilir ne oldu?
Dikkat ederseniz lenduha uçak gemileriyle, tank ve denizaltı üretimlerinde de bir duraklama var...
Uydular her an saptayabiliyor bunların hangi koordinatlarda bulunduğunu...
Onun için de eski önemleri güngünden azalıyor.
* * *
Besbeli ki silah endüstrisinin dünya ekonomisindeki oranı bir anda sıfırlanmayacak...
Bunları kolayca kakalayacak yerler bulmak da zor değil.
Örneğin Rusya demode füzelerle stratejik çemberler yaratır önce. ABD kökenli silah satıcıları da çembere alınmış bölgelere yeni önerilerde bulunurlar...
Sağlanan kazançlar 8 Büyükler'in denetiminde adaletli olarak kırışılır sonradan...
I. Dünya Savaşı sonunda ABD Başkanı Wilson'un ileri sürdüğü barış ilkelerine karşı Lenin'in tutumu neydi acaba?
Neden Moskova Sevr'e karşı çıktı, neden Vaşington Lozan'ı imzalamadı?..
Bu tür konular ne ölçüde malolmuştur ki Türk kamuoyuna?
* * *
Bin ciltlik bir kitaplığı bulunan insan sayısının 45 bini geçmediği 65 milyonluk bir ülkede, siyaset rantını paylaşım kavgaları kolayından sona erebilir mi?
Ve bir de bakarsınız bir yanda siyasal islam manzaraları, bir yanda devlet içi çete görüntüleri...
Sonunda en hazini de Avrupa TV'lerinde bayrağa takılan şırınga olur...
* * *
Derken yüz yıl daha geçer, derken yüz yıl daha...
Eylül sonlarında gökler hep aynı kurşuniliğe bürünür, denizler de...
Dünyaya yeni gelen bebeklerin yumuk yüzleri, dünyadan ayrılıp gidenlerin çökük yanaklı sararmış yüzleri...
Bu arada Ankara siyasetçilerine de ne yapıp yapıp bir eskimo helası almalarını önermek gerek. Çok işlerine yarayabilir.
Nedir biliyor musunuz eskimo helası?
iki sopa...
Birini, çömeldiğin yerden ayağın kaymasın diye önüne kakıp tutunacaksın, ötekiyle de çevrene sokulan kurtları kovacaksın...
Ah evet Eylül sonu işte...
çetin altan
Eylül sonlarında hep böyle olur.
Kimbilir kaç milyon şiir, öykü, roman, yazı, şarkı, beste, tablo, heykel, fotoğraf, film Eylül sonu kurşuniliğinin hüznünü emzirip durmakta gelip giden kuşaklara... Tabii hayatın da bir sonbaharı olduğu çağrışımlarını yelpazeleyerek...
Biliyor musunuz ki aktif siyasetçiler hiç söz etmezler kendi hayat sonbaharlarından... Sanki insanları sonsuza dek yönetme tutkusunun azatsız birer tutsağı olmuşcasına...
Biner yıllık kesitlerden bakınca ne kadar da anlamsızca düşüyor millet, devlet, siyaset, savaş, ezme, yok etme, öldürme kavramları...
Ama yaşarken bazı çevrelere büyük olanaklar sağlıyor bu tür kavramlar...
Örneğin silah üretimleri, silah satımları...
* * *
Neyse ki bilgi çağıyla globalleşme döneminin en büyük özelliği silah pazarlarının eski kârı sağlayamaması...
Elde kalmış füzelere baksanıza. Nerdeyse süper marketlerde başlanacak satışlarına...
Benim çocukluğumda mızraklı süvari alayları vardı. Şimdi sadece eski zaman filmlerinde kaldı onlar. Mızrakları da kimbilir ne oldu?
Dikkat ederseniz lenduha uçak gemileriyle, tank ve denizaltı üretimlerinde de bir duraklama var...
Uydular her an saptayabiliyor bunların hangi koordinatlarda bulunduğunu...
Onun için de eski önemleri güngünden azalıyor.
* * *
Besbeli ki silah endüstrisinin dünya ekonomisindeki oranı bir anda sıfırlanmayacak...
Bunları kolayca kakalayacak yerler bulmak da zor değil.
Örneğin Rusya demode füzelerle stratejik çemberler yaratır önce. ABD kökenli silah satıcıları da çembere alınmış bölgelere yeni önerilerde bulunurlar...
Sağlanan kazançlar 8 Büyükler'in denetiminde adaletli olarak kırışılır sonradan...
I. Dünya Savaşı sonunda ABD Başkanı Wilson'un ileri sürdüğü barış ilkelerine karşı Lenin'in tutumu neydi acaba?
Neden Moskova Sevr'e karşı çıktı, neden Vaşington Lozan'ı imzalamadı?..
Bu tür konular ne ölçüde malolmuştur ki Türk kamuoyuna?
* * *
Bin ciltlik bir kitaplığı bulunan insan sayısının 45 bini geçmediği 65 milyonluk bir ülkede, siyaset rantını paylaşım kavgaları kolayından sona erebilir mi?
Ve bir de bakarsınız bir yanda siyasal islam manzaraları, bir yanda devlet içi çete görüntüleri...
Sonunda en hazini de Avrupa TV'lerinde bayrağa takılan şırınga olur...
* * *
Derken yüz yıl daha geçer, derken yüz yıl daha...
Eylül sonlarında gökler hep aynı kurşuniliğe bürünür, denizler de...
Dünyaya yeni gelen bebeklerin yumuk yüzleri, dünyadan ayrılıp gidenlerin çökük yanaklı sararmış yüzleri...
Bu arada Ankara siyasetçilerine de ne yapıp yapıp bir eskimo helası almalarını önermek gerek. Çok işlerine yarayabilir.
Nedir biliyor musunuz eskimo helası?
iki sopa...
Birini, çömeldiğin yerden ayağın kaymasın diye önüne kakıp tutunacaksın, ötekiyle de çevrene sokulan kurtları kovacaksın...
Ah evet Eylül sonu işte...
çetin altan
balık tutmak için açtıkları oyuktur muhtemelen.
(bkz: üşüyen kaka)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar