bugün
- kurtuluş savaşı'nın müfredattan kaldırılması14
- atatürk'ün istiklal madalyasını iptal etme planı4
- yeni yazarlara öneriler6
- dinozorların gerçekten yaşadığını sanan cahiller5
- mel mel bakan adama gülümsemek2
- milyonların temmuz zammı netleşmesi4
- yeni yazar taklidi yapan eski yazar fake leri6
- folarin balogun'nun kart cezasının ertelenmesi2
- hulk'ın ikea mobilya kurması2
- zihni göktay7
- spiderman'ın yeni boyanmış duvarda yürüme3
- hoşlanılan kızın evlilik düşünmüyorum demesi2
- neden herkes aynı anda tatil yapmak ister3
- günün şiiri20
- televizyonun sesini tekli sayılarda bırakamamak5
- ragnar rockefeller38
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları28
- deniz göktaş37
- çok güzel kızların kertenkelelerle takılması2
- 5 temmuz 2026 brezilya norveç maçı7
- türkiyenin hep kötüye gidişinin tepki görmemesi2
- ferdi tayfur2
- venezuela daki deprem felaketi2
- otobüste yere oturan kızlara bağıran adam4
- fight club'a misafir getirebilir miyim diye sormak2
- kısa parmaklı erkek3
- 2026 dünya kupası21
- yeni bir kitaba başlama sorunu2
- dünya17
- futbol17
- ilk buluşmada evden kek getiren kız19
- insanların neden böyle olması6
- hava sıcak üstünü örtme gerek yok diyen sivrisinek3
- norveç6
- brezilya5
- sözlük yazarlarının trileçeleri18
- gandalf'ın toplu taşımaya ücretsiz binmesi2
- velvet34
- sevilen kadının orasını burasını yalamak5
- dünyayı ele geçirme planı yaparken kpss çalışmak2
- evde bornozla dolaşmak2
- türk insanının paraya acımadığı harcamalar3
- arkadaşlar bakar mısınız bi4
- en gıcık olunan insan davranışı9
- uysaljakoben4
- erkeklerin mental olarak daha güçlü olması11
- viski içen erkek seksiliği5
- ciddi ciddi aşure seven insan30
- kocaman kelebek girdi dışarıdan4
- evde kalmış 30 yaş üstü kadın yazarlar18
Doğduğunda, bir kangren soğuğunun hazanına, Kanla terbiye edilmiş, koca kafası ve iri bedeniyle örtülere sarıp sarmalanan, ilk nefesini bozkırın merhametsiz bilgeliğinden alan, dimağı gelişmeye fırsat bulamamış genç ölülerin ve gelişmeye hiçbir zaman fırsat bulamayacak yaşı geçkin soluk alıp veren ölülerin arasından sıyrılıp da, masum bir gelin duvağının altında savunmasız uykulara dalan, sevginin dolayımlandığı, öfkenin doğrudanlaştırıldığı bir kültürden nasiplenerek büyümek, ne denli yekpare kılabilirse bir ruhu; ben de o denli yekpareyim işte...
Ne çok acı var diyen zarafetin, masif kıvamındaki karşılığıyım ben...
En az toprağın kadar acımasız,
En az toprağın kadar kavruğum.
Paramparçayım!
Anlıyorsun değil mi?
Acılarımdan bir doğru oluşturamazsın...
Tebessümlerin aynı doğrultuda ilerlediği güvenilir tekdüzelikler, seyirlik bir oyun gibi,
Boğulduğum suların sürekli değişen tadına anlam veremeyişlerim bundandır, belli…
--spoiler--
Durmadan bölünüyorum
Katmerli hüznün zerresine
--spoiler--
Öylesine çok ki parçam, daha silueti gözbebeklerine düşmemiş bir yığın güzellik ve acı varken şu ruy-i zeminde, gözlerini toprak altındaki hülyalara kapatmayı seçtiğin gündeki parçalarımla, elimi göğsüme bastırmak zorunda kaldığım gecelerin bozkır ıslıklı seslerinde kaybettiğim parçalarımı bir araya getirmeye çalışsam, Korkarım ki, hançeremden meczup bir sada yükselecek yattığın mezarın kül rengi coğrafyasına!
--spoiler--
Ayrılıyorum,
Yollar gibi...
--spoiler--
Ve şimdi, bozkır yanığı ellerimi bir tarafa bırak.
Kız saçı dedikleri tütünün sarımtırak bir buhranla parmaklarımıza sindiği o kadim şehrin izbe hikâyeler türeten gecelerini anlatmalıyım sana…
Dideban tepesinin böğrünü ak bir hançerle ortadan ikiye bölen kuzey soğuklarına baktığım gün ve gecelerde, bizi biz yapan bitimsiz ayrılığın varlığına rağmen kurduğum tümleşik hayallerin safiyetini dinle...
Belki bir kurt uluması değil, lakin bir tilki sinsiliğine yatmış yosun renkli cemiyetlerin ihanet çemberini yırtıp da saf rüyasına daldığım satırlardan müteşekkil resimlerin sana ne denli benzediğini, bol yıldızlı gecede gözlerini, akan suyun sesinde kırılgan mırıltını seyreyleyip de gizliden gizliye sigara içtiğim boynuz şehrinin saklı heybetini dinle…
Dağların döşünde kaynayan uysal bir pınarın, beyaza kesen dehşetengiz öfkesini diz üstü çökerek dinlediğim saatlerde, beni durmadan sana götüren o yağız atın suya öykünerek doludizgin bir serkeşlik tutturduğunu, göğsüme çöken sancıdan anlayıp da ölüm şarkısını terennüm ettiğim sarhoşluk hallerimi dinle...
Ah şu mezar taşları…
Geçip gidiversemler eşliğindeki göz teması dilemmalarında kalakalmalara yenik düşmenin ne denli ağır bir irin olduğunu bilsen keşke…
Bilsen keşke de, gözleri meçhul, elleri meçhul, hikâyesi ve eceli meçhul bir çocuk mezarı başında cerehat acısı çekerek yakarmanın nasıl bir tutunamamışlık olduğunu anlatabilsem sana…
Gözlerinden, o koca gözlerinden doyasıya öpebilsem…
--spoiler--
Varlığım,
Yokluğun,
Yani Bir efsun şalına bürünmüş kül rengi hakikatimiz,
Paramparçadır...
--spoiler--
Ne çok acı var diyen zarafetin, masif kıvamındaki karşılığıyım ben...
En az toprağın kadar acımasız,
En az toprağın kadar kavruğum.
Paramparçayım!
Anlıyorsun değil mi?
Acılarımdan bir doğru oluşturamazsın...
Tebessümlerin aynı doğrultuda ilerlediği güvenilir tekdüzelikler, seyirlik bir oyun gibi,
Boğulduğum suların sürekli değişen tadına anlam veremeyişlerim bundandır, belli…
--spoiler--
Durmadan bölünüyorum
Katmerli hüznün zerresine
--spoiler--
Öylesine çok ki parçam, daha silueti gözbebeklerine düşmemiş bir yığın güzellik ve acı varken şu ruy-i zeminde, gözlerini toprak altındaki hülyalara kapatmayı seçtiğin gündeki parçalarımla, elimi göğsüme bastırmak zorunda kaldığım gecelerin bozkır ıslıklı seslerinde kaybettiğim parçalarımı bir araya getirmeye çalışsam, Korkarım ki, hançeremden meczup bir sada yükselecek yattığın mezarın kül rengi coğrafyasına!
--spoiler--
Ayrılıyorum,
Yollar gibi...
--spoiler--
Ve şimdi, bozkır yanığı ellerimi bir tarafa bırak.
Kız saçı dedikleri tütünün sarımtırak bir buhranla parmaklarımıza sindiği o kadim şehrin izbe hikâyeler türeten gecelerini anlatmalıyım sana…
Dideban tepesinin böğrünü ak bir hançerle ortadan ikiye bölen kuzey soğuklarına baktığım gün ve gecelerde, bizi biz yapan bitimsiz ayrılığın varlığına rağmen kurduğum tümleşik hayallerin safiyetini dinle...
Belki bir kurt uluması değil, lakin bir tilki sinsiliğine yatmış yosun renkli cemiyetlerin ihanet çemberini yırtıp da saf rüyasına daldığım satırlardan müteşekkil resimlerin sana ne denli benzediğini, bol yıldızlı gecede gözlerini, akan suyun sesinde kırılgan mırıltını seyreyleyip de gizliden gizliye sigara içtiğim boynuz şehrinin saklı heybetini dinle…
Dağların döşünde kaynayan uysal bir pınarın, beyaza kesen dehşetengiz öfkesini diz üstü çökerek dinlediğim saatlerde, beni durmadan sana götüren o yağız atın suya öykünerek doludizgin bir serkeşlik tutturduğunu, göğsüme çöken sancıdan anlayıp da ölüm şarkısını terennüm ettiğim sarhoşluk hallerimi dinle...
Ah şu mezar taşları…
Geçip gidiversemler eşliğindeki göz teması dilemmalarında kalakalmalara yenik düşmenin ne denli ağır bir irin olduğunu bilsen keşke…
Bilsen keşke de, gözleri meçhul, elleri meçhul, hikâyesi ve eceli meçhul bir çocuk mezarı başında cerehat acısı çekerek yakarmanın nasıl bir tutunamamışlık olduğunu anlatabilsem sana…
Gözlerinden, o koca gözlerinden doyasıya öpebilsem…
--spoiler--
Varlığım,
Yokluğun,
Yani Bir efsun şalına bürünmüş kül rengi hakikatimiz,
Paramparçadır...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar