bugün
- keşke dediğiniz bir anı yazar mısınız10
- ekşi sözlük13
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı35
- osuruktan şiirler47
- game of thrones taki kerhaneci5
- evde pide yapmak7
- enayimiknatisi ile kavga etmek4
- aleksey batrakov15
- eski sevgili nerede ne yapıyor8
- zeki olmanın avantajları4
- kavga yok mu ya5
- giysi fiyatlarının uçması12
- bu saatte seks yapılır mı sorunsalı4
- çirkin kaslı erkek vs yakışıklı cılız erkek5
- sözlükte kavga çıkmasının sebebi4
- her şeyi hatırlayan insan5
- bu saatte kahve içilir mi sorunsalı4
- en gıcık olunan şoför tipleri13
- vedat muriqi6
- online yazarlar2
- konya da 3 4 büyüklüğünde deprem5
- anın görüntüsü30
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci15
- twin peaks3
- sütyenin 2 gözü doldurulmuş heybe olması3
- seninle sevişirken ölmek istiyorum3
- çaylakların dolunayda yazara dönüşmesi3
- anne pizzası10
- uludağ sözlük'ü diriltme hareketi3
- kadınsızlıkla nasıl baş ediyorsunuz11
- beni neden sevmedin3
- arkadaşlar uyudunuz mu3
- sözlük kızı ile iletişim kurmak10
- kürt kelimesi türk kelimesinden mi türedi3
- dinci ve müslüman kavramları8
- ben geldim kerkenezler19
- apo orospu çocuğu değildir demek5
- yenilgisiz tek şampiyon5
- fenerbahçe17
- putin türkmüş11
- netflix ten daha iyi ücretsiz film sunucuları3
- şoförün yan koltuğu4
- ismail kartal ne zaman kovulur sorunsalı3
- arkadaşlar hoşçakalın3
- sevgilinin sensiz de mutlu olmasını ister misin4
- zorunlu eğitim12
- ismail kartal'ın kovulması3
- trileçe7
- türk vatandaşları türktür9
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı2
Biz artık o ulus değiliz-Ahmet Altan
Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda biz koca bir imparatorluğu kaybettik.
Elimizde, Urfa, Antep civarında Fransızların, istanbul'da ingilizlerin, Ege bölgesinde de Yunanlıların bulunduğu bir Anadolu kaldı. istiklal Savaşı'nda bu güçleri püskürtüp Anadolu'yu bir bütün olarak geri aldık. Anadolu'yu almak çok önemliydi elbette ama önemli ölçüde toprak kaybettiğimiz de bir gerçekti.
Bugünkü durumla kıyaslayarak anlatırsak sanırım durum daha berrak anlaşılır.
Bir savaşta bütün Türkiye'yi kaybettikten sonra Marmara Bölgesi'nin bazı kısımlarında bulunan düşmanı püskürterek Marmara'yı kurtardığımızı düşünün. Marmara'yı kurtarmak hiçbir şeyi kurtarmamaktan daha iyidir elbette. Ama bu, bütün Türkiye'yi kaybettiğiniz gerçeğini değiştirmez. Koskoca Osmanlı'yı kaybedip Anadolu’yu kurtarmak da, Türkiye'yi, kaybedip Marmara'yı kurtarmak gibiydi.
Mustafa Kemal yönetimi, halkın moralini ayakta tutabilmek için iki şeyi birden yapmak zorundaydı. Birincisi, kaybettiklerimizi unutturup, kazandıklarımızı abartmak... ikincisi, bizi yenip neredeyse bütün topraklarımızı alan "düşmanları" aslında bizim yendiğimize ve herkesin bize "düşman" olduğu bir dönemde bu "başarıyı" elde ettiğimize insanları inandırmak.
Bunu yaptılar.
Ama bu o kadar kolay yapılabilecek bir şey değildi. Halkın bütün hafızasını boşaltıp o hafızayı yeniden oluşturmak gerekiyordu. Bunun için de "eğitimi" kullandılar. Tarih kitapları, bu amaca uygun biçimde yazıldı. Kahramanlığımız, cesaretimiz, zaferimiz vurgulandı, "düşmanlar"ın kötülüğünün altı fazla abartılı çizildi. Neticede, yeryüzünün "en kahraman ırkı" olduğuna inanan ve neredeyse bütün dünyayı, özellikle de Rumlarla Ermenileri kendisine düşman gören kuşaklar yetiştirildi. Bu, öylesine koyu ve kaba bir şekilde yapıldı, çocukların beyni öylesine yıkandı ki, bu ülkenin "hukukçu" bir cumhurbaşkanı, "gayrimüslim vatandaşlarımıza" açıkça "yabancı" diyen yasalar imzaladı.
Yıllar boyu süren bu "propagandist" tarih eğitimi sonucunda Türk ve Müslüman olmayan herkesi düşman sanan insan kalabalıkları türedi ülkede. Şimdi bunlar rahatça kışkırtılabiliyorlar ve gidip gidip "yabancıları" öldürüyorlar.
Cumhuriyetin ilk yıllarında böyle bir eğitim belki anlaşılabilir bir şeydi. Yenilginin kalıntıları temizlenmeye çalışılıyor, güvenini kaybeden bir topluma güven verilmeye uğraşılıyordu. Ama artık çok zaman geçti. Dünya değişti, biz değiştik. Arada bir dünya savaşı daha yaşandı.
O savaşta dövüşenler bile birbiriyle barıştı, birbirlerinden kuşkulanmaktan vazgeçti, sınırlarını birbirine açtı. Biz hâlâ ilk savaşın etkisi altındayız. Hala bütün dünyaya, hatta kendi vatandaşlarımıza şüpheyle bakıyoruz. Bu, bizi "hastalıklı" bir toplum yapıyor.
Herkesin bize düşman olduğuna inanmak, hep yenilmekten, hep parçalanmaktan, hep toprak kaybetmekten korkmak, rahatça çözebileceğimiz sorunlar karşısında bile bize soğukkanlılığımızı kaybettiriyor, sağlıklı kararlar vermemizi zorlaştırıyor. Gençlerimizin dengesini bozuyor. Mahalleler dolusu "katil adaylarımız" oluyor. "Yabancılara" rahatça saldırıyorlar. Bunu değiştirmenin zamanı geldi sanırım.
Tarihi, propaganda amacıyla kullanmak yerine, gerçekleri anlamamıza yardım eden bir bilime dönüştürmeliyiz yeniden. Çocukları bu korkunç "beyin yıkama" ve "düşmanlaştırma" seanslarından kurtarmalıyız. Düşünsenize, bugünkü eğitimden geçmiş olan "hukukçular" bile devleti adaletten daha önemli zannediyorlar.
En parlak kadrolarımızın çoğunluğu ya başka bir ülkede ya da "yabancı dilde eğitim yapan" bir okulda okumuş oluyorlar. Tabulardan kurtulabilmek, daha esnek ve yaratıcı olabilmek, daha derinliğine düşünebilmek için mutlaka "yabancıların" bir yerinden değdiği eğitimlerden geçmemiz gerekiyor. Sadece bu gerçek bile, durumu bir daha değerlendirmemiz için yeterli değil mi?
Ben, son zamanlarda pıtrak gibi çoğalan "katil genç" tipini yeniden normale çevirebilmenin en önemli yollarından birinin eğitimdeki tuhaflığı düzeltmek olduğuna inanıyorum doğrusu. Bugünkü tarih eğitimi "katil ve manyak" yetiştirmeye çok müsait çünkü. Bütün dünyanın “kendisine düşman olduğuna” inanan birinden sağlıklı bir insan çıkartamazsınız öyle kolayca. Savaş şartlarında düzenlenmiş bir eğitimle yoluna devam eden bir ulus kendini hep savaşta zanneder. Birinin, bu çocuklara "savaş bitti" demesi gerekiyor. Yoksa, savaşın bittiğini bilmediği için ormanlarda saklanmayı sürdüren Japon askerleri gibi olacağız. Ormandan çıktığımızda da gördüğümüz ilk "yabancıyı" öldüreceğiz.
Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda biz koca bir imparatorluğu kaybettik.
Elimizde, Urfa, Antep civarında Fransızların, istanbul'da ingilizlerin, Ege bölgesinde de Yunanlıların bulunduğu bir Anadolu kaldı. istiklal Savaşı'nda bu güçleri püskürtüp Anadolu'yu bir bütün olarak geri aldık. Anadolu'yu almak çok önemliydi elbette ama önemli ölçüde toprak kaybettiğimiz de bir gerçekti.
Bugünkü durumla kıyaslayarak anlatırsak sanırım durum daha berrak anlaşılır.
Bir savaşta bütün Türkiye'yi kaybettikten sonra Marmara Bölgesi'nin bazı kısımlarında bulunan düşmanı püskürterek Marmara'yı kurtardığımızı düşünün. Marmara'yı kurtarmak hiçbir şeyi kurtarmamaktan daha iyidir elbette. Ama bu, bütün Türkiye'yi kaybettiğiniz gerçeğini değiştirmez. Koskoca Osmanlı'yı kaybedip Anadolu’yu kurtarmak da, Türkiye'yi, kaybedip Marmara'yı kurtarmak gibiydi.
Mustafa Kemal yönetimi, halkın moralini ayakta tutabilmek için iki şeyi birden yapmak zorundaydı. Birincisi, kaybettiklerimizi unutturup, kazandıklarımızı abartmak... ikincisi, bizi yenip neredeyse bütün topraklarımızı alan "düşmanları" aslında bizim yendiğimize ve herkesin bize "düşman" olduğu bir dönemde bu "başarıyı" elde ettiğimize insanları inandırmak.
Bunu yaptılar.
Ama bu o kadar kolay yapılabilecek bir şey değildi. Halkın bütün hafızasını boşaltıp o hafızayı yeniden oluşturmak gerekiyordu. Bunun için de "eğitimi" kullandılar. Tarih kitapları, bu amaca uygun biçimde yazıldı. Kahramanlığımız, cesaretimiz, zaferimiz vurgulandı, "düşmanlar"ın kötülüğünün altı fazla abartılı çizildi. Neticede, yeryüzünün "en kahraman ırkı" olduğuna inanan ve neredeyse bütün dünyayı, özellikle de Rumlarla Ermenileri kendisine düşman gören kuşaklar yetiştirildi. Bu, öylesine koyu ve kaba bir şekilde yapıldı, çocukların beyni öylesine yıkandı ki, bu ülkenin "hukukçu" bir cumhurbaşkanı, "gayrimüslim vatandaşlarımıza" açıkça "yabancı" diyen yasalar imzaladı.
Yıllar boyu süren bu "propagandist" tarih eğitimi sonucunda Türk ve Müslüman olmayan herkesi düşman sanan insan kalabalıkları türedi ülkede. Şimdi bunlar rahatça kışkırtılabiliyorlar ve gidip gidip "yabancıları" öldürüyorlar.
Cumhuriyetin ilk yıllarında böyle bir eğitim belki anlaşılabilir bir şeydi. Yenilginin kalıntıları temizlenmeye çalışılıyor, güvenini kaybeden bir topluma güven verilmeye uğraşılıyordu. Ama artık çok zaman geçti. Dünya değişti, biz değiştik. Arada bir dünya savaşı daha yaşandı.
O savaşta dövüşenler bile birbiriyle barıştı, birbirlerinden kuşkulanmaktan vazgeçti, sınırlarını birbirine açtı. Biz hâlâ ilk savaşın etkisi altındayız. Hala bütün dünyaya, hatta kendi vatandaşlarımıza şüpheyle bakıyoruz. Bu, bizi "hastalıklı" bir toplum yapıyor.
Herkesin bize düşman olduğuna inanmak, hep yenilmekten, hep parçalanmaktan, hep toprak kaybetmekten korkmak, rahatça çözebileceğimiz sorunlar karşısında bile bize soğukkanlılığımızı kaybettiriyor, sağlıklı kararlar vermemizi zorlaştırıyor. Gençlerimizin dengesini bozuyor. Mahalleler dolusu "katil adaylarımız" oluyor. "Yabancılara" rahatça saldırıyorlar. Bunu değiştirmenin zamanı geldi sanırım.
Tarihi, propaganda amacıyla kullanmak yerine, gerçekleri anlamamıza yardım eden bir bilime dönüştürmeliyiz yeniden. Çocukları bu korkunç "beyin yıkama" ve "düşmanlaştırma" seanslarından kurtarmalıyız. Düşünsenize, bugünkü eğitimden geçmiş olan "hukukçular" bile devleti adaletten daha önemli zannediyorlar.
En parlak kadrolarımızın çoğunluğu ya başka bir ülkede ya da "yabancı dilde eğitim yapan" bir okulda okumuş oluyorlar. Tabulardan kurtulabilmek, daha esnek ve yaratıcı olabilmek, daha derinliğine düşünebilmek için mutlaka "yabancıların" bir yerinden değdiği eğitimlerden geçmemiz gerekiyor. Sadece bu gerçek bile, durumu bir daha değerlendirmemiz için yeterli değil mi?
Ben, son zamanlarda pıtrak gibi çoğalan "katil genç" tipini yeniden normale çevirebilmenin en önemli yollarından birinin eğitimdeki tuhaflığı düzeltmek olduğuna inanıyorum doğrusu. Bugünkü tarih eğitimi "katil ve manyak" yetiştirmeye çok müsait çünkü. Bütün dünyanın “kendisine düşman olduğuna” inanan birinden sağlıklı bir insan çıkartamazsınız öyle kolayca. Savaş şartlarında düzenlenmiş bir eğitimle yoluna devam eden bir ulus kendini hep savaşta zanneder. Birinin, bu çocuklara "savaş bitti" demesi gerekiyor. Yoksa, savaşın bittiğini bilmediği için ormanlarda saklanmayı sürdüren Japon askerleri gibi olacağız. Ormandan çıktığımızda da gördüğümüz ilk "yabancıyı" öldüreceğiz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar