bugün
- gocu nerede8
- bugün sağlığın için ne yaptın13
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak8
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak4
- nickli başlık sözlüğe ihanettir2
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı11
- nickli başlık açanlar kucağa alınacak3
- tadıldığına pişman eden şeyler7
- bir kadının en güzel bölgesi13
- gocu'nun heykeli4
- narlıdere2
- bozuk paraların kullanılmaz hale gelmesi6
- iran'ın abd üslerine misilleme saldırıları2
- hoşlanılan kızın evinde sırt kaşıyıcıya rastlamak4
- true'nun iyice zıvanadan çıkması7
- dünyanın en güzel tatlısı12
- karaburun2
- true namussuzdur2
- allah varsa beni milli yapsın4
- uludağ sözlük cs 1 6 zirvesi2
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları34
- barış yarkadaş2
- yazarların çektiği manzara fotoğrafları10
- true'nun maaşı2
- 6 eylül fenerbahçe beşiktaş maçı4
- true nickli namussuz kadın düşkünü2
- migros ta 69 95 tl'ye satılan buzlu bardak5
- maruf güneş4
- balık ekmek2
- çeşme de beach çalışanlarının vatandaşa saldırması3
- insanlığın kötülüklerini allah yok'a bağlamak2
- allah neden cinselliği yarattı2
- netanyahu'dan arjantin'e destek2
- ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu3
- ürdün de iki abd askerinin öldürülmesi4
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı12
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak11
- türklerin başarıları2
- surströmming2
- berra ahsen uslu2
- regl dönemi dengesizlikleri4
- türklerin ileri olduğu konular21
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı3
- allah varsa afrika daki çocuklar niye aç2
- ruhi çenet2
- memecoin2
- oğuzhan uğur7
- tron coin2
- dünya fenerbahçeliler günü3
- vantilatörü kendine çevirmek10
sene 2009, ılık bir ağustos akşamı...
biz -marjinal tosbaga, derwish dede ve kuul adam- tabi o zamanlar da yakın arkadaşlarız. starbucks da şöhretinin doruklarında, şimdiki gibi ele ayağa düşmemişti. gidenin belli bir ayrıcalığı vardı. herkes o kahvelerden içemezdi mesela. ''acı ya'' diye bahane bulurdu çoğu ''mundarcı kediler'' misali... neyse fazla caz yapmadan introyu geçiyorum.
azizim, gelmişiz yine işte kek, kahve ne bileyim cookie, muffin falan ''donatalım'' dedik masayı. onay verdik birbirimize. zaten yarım saat kasada sürdü maceramız. ''şunu al, bunu al, tosbik şundan söyle...'' aldık tepsi tepsi taşıyoruz. dışarı çıktık o da ne? yer yok! pek bozuntuya vermeden içerideki boş bir masaya koyduk tepsileri. dervişciğim hemen o cevvalliğini gösterdi gitti görevlinin yanına, tuttu kolundan, çıkardı bi 100 dolar koydu gömlek cebine; ''hadi aslanım göster kendini, bize şöyle güzel bi mekan ayarla dışarıda'' dedi. çocuk hemen bize arka tarafı gösterdi. ''ulan'' dedik kısık ses tonlarımızla (malum sesimizi pek kullanmayı sevmeyiz böyle ortamlarda bilen bilir). baktım kuğul'a; kafasını salladı onayladı. bindik bir alamete gidiyoruz arka bahçeye. bu sırada tepsiler elimizde hala. garson gibi gidiyoruz. ulan yol bitmiyor. arkaya bakıyorum müşteri sesleri kesilmeye başladı. mekandan ayrıldık sonra. elde tepsiler... biz gittikçe gidiyoruz. en sonunda derviş tabi dayanamadı sinirli adamdır o. şansına, o gün de akşam üstü seksini yapamamış bi stres hakim üzerinde puro içip duruyor bastırsın diye. ''canım'' dedi görevliye. ''nereye gidiyoruz? nerede bu arka bahçe yürü yürü eminönüne geldik yahu!'' dedi.
''efendim az kaldı''...
ulan kahveler ılıklaştı. dedik herhalde çok güzel, çok özel bir yere götürüyorlar bizi. elde tepsiler... gidiyoruz... yolda artık muhabbet ediyorum ben dervişle. urangu'yla yeni tanışmışım. onla takılırken beni yanında aramışlardı ''akşam starbucks'tayız'' diye. ne çok zengin ne de orta halli biri sayılmazdı urangu. onu anlatıyorum bir yandan acaba bizle takılsa mı falan... muhabbeti iyi çünkü, yaşça da büyük biraz. severdik hemen diye düşünüyordum ilk izlenimlerime göre.
ufak, harabe bir gecekonduya geldik sonunda. ''eee'' dedi kuğul. ''ne bu şimdi? ne yapacağız burada?'' diye sordu görevliye. derviş bana bakıyor melül melül. ''ne? ne var?'' dedim. biliyor benim piçliklerimi o. hemen sordu ''ulan tosbik yaptın yine yapacağını di mi?''. ''yok'' dedim. ''ben bişey yapmadım bu sefer''. eh ulan o zaman kim getirdi bizi buraya? ''napacağız burda diyorum'' diye sordu kuğul tekrar... görevli şapkasını çıkardı... yüzünde bir gülümseme. ben de hiç bakmadım adamın suratına meğer bizim urangu'ymuş. ''eurohohoho'' diye güldüm o zamanlar ben dolar kullanmıyorum tabi. ''sen napıyorsun? bu kılık kıyafet ne? bizi niye buraya getirdin?'' soru yağmuruna tuttum her zaman soru sorardım ben. o zamanlar çok paranoyaktım.
''yaaa'' dedi urangu buğulu, acayip bir sesle. ramiz dayı girmiş içine sanki. ''lan'' dedi. biz hala elimizde tepsiler bakıyoruz şaşkınlıkla. bir daha ''lan!'' dedi daha yüksek bi sesle. biz tabi gelemeyiz böyle şeylere hemen dedik. ''ne oldu azizim? söyle derdin nedir?'' anlattı bize urangu işte içeride şu şu şu insanlar var dedi isim vermiyorum. ''onlara yardım edeceksiniz bundan sonra. madem bu kadar zenginsiniz bi boka yarasın''
atladı derviş hemen zaten siniri tepesinde; ''ya uranga, bak adını zor söylüyorum, ne gerek vardı bunlara? biz parayı gönderirdik istediğin yere sen niye böyle fanteziler ürettin kafanda ki?'' dedi. urangu hışımla çıkardı belindeki önlüğü. bi savurdu rüzgarı arabaları yoldan çıkarır o derece. sert bir bakış attı ve kapıyı açıp. ''girin lan içeri. servis edin!''
bizde tabi hazırlıksızız, bilsek korumalarla gezeriz ama ne bilelim kapıda hammer var diye gerek duymadık. e tabi oraya kadar yayan gidince de mecbur ne dediyse yaptık.
urangu bize insanlık dersi verdiğini düşünüp böbürleniyordu bu sırada. gecekondudaki iki kadın, bir kız çocuğuna yöneldi. ''bunları ben tuttum. bunlar benim adamlarım'' dedi. ''lan'' dedik. artık seviyede düşüyor tabi sinirlendikçe. derviş daha da sinirli; ''madem biz yaptık hayrı sen ne boka duruyon orda? (bak bak duruyorsun'a ne oldu? duruyon? enteresan...) ablacım biz aldık onları. size getirdik.'' dedi.
halbuki urangu iyiliğin asıl gerçekleştiricisi. bizi de bunda kullanmıştı. ama o ''adamlarım'' kelimesi sınırı aşmıştı artık. neyse biz o gün çoğu gecekonduyu dolaşıp hepsine bir miktar para, evlerine alışveriş vs. yardımcı olduk... urangu ile de ilişkiyi kestik çok fakirseverdi.
ve bundan 1 yıl sonra... 2010 eylül, akşamüstü.
urangu starbucks'ta oturuyor müşteri olarak ama. kahve kurabiye falan derken o da donatmış masasını... hain urangu. artık o da zengin olmuştu belli ki. iphone da meşhur o zamanlar masaya koymuş artist artist. araba anahtarı mercedes. biz ki mercedes'ten sıkılıp ferrari'ye geçen adamlar (#25631738) olarak tabii ki aldırmadık. adlık birer kahve mütevazi takılıyoruz. ''şşt'' dedim ''urangu!'' arkasını döndü baktı. ''vay azizim''. azizim demişti urangu. nasıl da yakışmıyordu ağzına. biz daha çok kardeş, moruk gibi laflar duyduktan sonra azizim bi tuhaf gelmişti...
derviş o gün mutlu. sabah seksini yapmış da gelmiş. çağırdı urangu'yu. urangu, ben, kuğul, derviş oturuyoruz kahvemizi yudumluyoruz. görevlilerse çoktan urangunun masasını temizlemişti... işte sohbet muhabbet urangu da artık zengin oldu diye bozuntuya vermiyoruz, tekrar aramıza alacağız. aradan 5 dakika geçti (saatime dikkatli bakarım). urangu şöyle bir arkasını döndü. döner dönmez bi yakarış ''ulan erzaklarımı (erzak) kimi aldı!?''. hiddetle kalktı masadan urangu devire devire gidiyor sandalyeleri. yapıştı görevlinin yakasına. ''ben onları yiyecektim kardeşim ya'' (evet kardeşim dedi) bi moruk lafı kaldı ağzından çıkmayan. duysak emin olacaktık urangu'nun eski urangu olduğuna. urangu kardeşim deyince dönüp bize baktı tepkimiz ne diye. biz aldırmadık, duymazdan geldik dervişle. kuğul da paralarını sayıyor akşam için nakit ayarlıyor kulübe gideceğiz ama kafası çabuk karışır onun. matematikte hep bi zorlanmıştır. o da ilgisiz... görevli ''tamam efendim, tekrar siparişlerinizi verin, para almayacaklar.'' urangu; ''he şöyle moruk ya adamsın'' dedi. dedi. dedi ve der demez eliyle ağzını kapattı. tekrar dönüp bize baktı. tabi biz ultra zengin olduğumuzdan sezgilerimiz de kuvvetlidir. toz olmuştuk oradan. urangu masaya geldi bir not var.
''yaa urangu. herkes zengin olamaz, hele zengin taklidi hiç yapılamaz. sen en iyisi gece konduya geri dön. arabanın anahtarı da süs, iphone desen maket... hoşçakal ''moruk'' ''
urangu elinde tepsi. koşturdu arkamızdan. bizse hala tepsiyi bırakmayışına gülüyoruz, aklımıza bizi yürüttüğü anlar geliyor; urangu koştukça koşuyor...
elinde tepsi...
biz -marjinal tosbaga, derwish dede ve kuul adam- tabi o zamanlar da yakın arkadaşlarız. starbucks da şöhretinin doruklarında, şimdiki gibi ele ayağa düşmemişti. gidenin belli bir ayrıcalığı vardı. herkes o kahvelerden içemezdi mesela. ''acı ya'' diye bahane bulurdu çoğu ''mundarcı kediler'' misali... neyse fazla caz yapmadan introyu geçiyorum.
azizim, gelmişiz yine işte kek, kahve ne bileyim cookie, muffin falan ''donatalım'' dedik masayı. onay verdik birbirimize. zaten yarım saat kasada sürdü maceramız. ''şunu al, bunu al, tosbik şundan söyle...'' aldık tepsi tepsi taşıyoruz. dışarı çıktık o da ne? yer yok! pek bozuntuya vermeden içerideki boş bir masaya koyduk tepsileri. dervişciğim hemen o cevvalliğini gösterdi gitti görevlinin yanına, tuttu kolundan, çıkardı bi 100 dolar koydu gömlek cebine; ''hadi aslanım göster kendini, bize şöyle güzel bi mekan ayarla dışarıda'' dedi. çocuk hemen bize arka tarafı gösterdi. ''ulan'' dedik kısık ses tonlarımızla (malum sesimizi pek kullanmayı sevmeyiz böyle ortamlarda bilen bilir). baktım kuğul'a; kafasını salladı onayladı. bindik bir alamete gidiyoruz arka bahçeye. bu sırada tepsiler elimizde hala. garson gibi gidiyoruz. ulan yol bitmiyor. arkaya bakıyorum müşteri sesleri kesilmeye başladı. mekandan ayrıldık sonra. elde tepsiler... biz gittikçe gidiyoruz. en sonunda derviş tabi dayanamadı sinirli adamdır o. şansına, o gün de akşam üstü seksini yapamamış bi stres hakim üzerinde puro içip duruyor bastırsın diye. ''canım'' dedi görevliye. ''nereye gidiyoruz? nerede bu arka bahçe yürü yürü eminönüne geldik yahu!'' dedi.
''efendim az kaldı''...
ulan kahveler ılıklaştı. dedik herhalde çok güzel, çok özel bir yere götürüyorlar bizi. elde tepsiler... gidiyoruz... yolda artık muhabbet ediyorum ben dervişle. urangu'yla yeni tanışmışım. onla takılırken beni yanında aramışlardı ''akşam starbucks'tayız'' diye. ne çok zengin ne de orta halli biri sayılmazdı urangu. onu anlatıyorum bir yandan acaba bizle takılsa mı falan... muhabbeti iyi çünkü, yaşça da büyük biraz. severdik hemen diye düşünüyordum ilk izlenimlerime göre.
ufak, harabe bir gecekonduya geldik sonunda. ''eee'' dedi kuğul. ''ne bu şimdi? ne yapacağız burada?'' diye sordu görevliye. derviş bana bakıyor melül melül. ''ne? ne var?'' dedim. biliyor benim piçliklerimi o. hemen sordu ''ulan tosbik yaptın yine yapacağını di mi?''. ''yok'' dedim. ''ben bişey yapmadım bu sefer''. eh ulan o zaman kim getirdi bizi buraya? ''napacağız burda diyorum'' diye sordu kuğul tekrar... görevli şapkasını çıkardı... yüzünde bir gülümseme. ben de hiç bakmadım adamın suratına meğer bizim urangu'ymuş. ''eurohohoho'' diye güldüm o zamanlar ben dolar kullanmıyorum tabi. ''sen napıyorsun? bu kılık kıyafet ne? bizi niye buraya getirdin?'' soru yağmuruna tuttum her zaman soru sorardım ben. o zamanlar çok paranoyaktım.
''yaaa'' dedi urangu buğulu, acayip bir sesle. ramiz dayı girmiş içine sanki. ''lan'' dedi. biz hala elimizde tepsiler bakıyoruz şaşkınlıkla. bir daha ''lan!'' dedi daha yüksek bi sesle. biz tabi gelemeyiz böyle şeylere hemen dedik. ''ne oldu azizim? söyle derdin nedir?'' anlattı bize urangu işte içeride şu şu şu insanlar var dedi isim vermiyorum. ''onlara yardım edeceksiniz bundan sonra. madem bu kadar zenginsiniz bi boka yarasın''
atladı derviş hemen zaten siniri tepesinde; ''ya uranga, bak adını zor söylüyorum, ne gerek vardı bunlara? biz parayı gönderirdik istediğin yere sen niye böyle fanteziler ürettin kafanda ki?'' dedi. urangu hışımla çıkardı belindeki önlüğü. bi savurdu rüzgarı arabaları yoldan çıkarır o derece. sert bir bakış attı ve kapıyı açıp. ''girin lan içeri. servis edin!''
bizde tabi hazırlıksızız, bilsek korumalarla gezeriz ama ne bilelim kapıda hammer var diye gerek duymadık. e tabi oraya kadar yayan gidince de mecbur ne dediyse yaptık.
urangu bize insanlık dersi verdiğini düşünüp böbürleniyordu bu sırada. gecekondudaki iki kadın, bir kız çocuğuna yöneldi. ''bunları ben tuttum. bunlar benim adamlarım'' dedi. ''lan'' dedik. artık seviyede düşüyor tabi sinirlendikçe. derviş daha da sinirli; ''madem biz yaptık hayrı sen ne boka duruyon orda? (bak bak duruyorsun'a ne oldu? duruyon? enteresan...) ablacım biz aldık onları. size getirdik.'' dedi.
halbuki urangu iyiliğin asıl gerçekleştiricisi. bizi de bunda kullanmıştı. ama o ''adamlarım'' kelimesi sınırı aşmıştı artık. neyse biz o gün çoğu gecekonduyu dolaşıp hepsine bir miktar para, evlerine alışveriş vs. yardımcı olduk... urangu ile de ilişkiyi kestik çok fakirseverdi.
ve bundan 1 yıl sonra... 2010 eylül, akşamüstü.
urangu starbucks'ta oturuyor müşteri olarak ama. kahve kurabiye falan derken o da donatmış masasını... hain urangu. artık o da zengin olmuştu belli ki. iphone da meşhur o zamanlar masaya koymuş artist artist. araba anahtarı mercedes. biz ki mercedes'ten sıkılıp ferrari'ye geçen adamlar (#25631738) olarak tabii ki aldırmadık. adlık birer kahve mütevazi takılıyoruz. ''şşt'' dedim ''urangu!'' arkasını döndü baktı. ''vay azizim''. azizim demişti urangu. nasıl da yakışmıyordu ağzına. biz daha çok kardeş, moruk gibi laflar duyduktan sonra azizim bi tuhaf gelmişti...
derviş o gün mutlu. sabah seksini yapmış da gelmiş. çağırdı urangu'yu. urangu, ben, kuğul, derviş oturuyoruz kahvemizi yudumluyoruz. görevlilerse çoktan urangunun masasını temizlemişti... işte sohbet muhabbet urangu da artık zengin oldu diye bozuntuya vermiyoruz, tekrar aramıza alacağız. aradan 5 dakika geçti (saatime dikkatli bakarım). urangu şöyle bir arkasını döndü. döner dönmez bi yakarış ''ulan erzaklarımı (erzak) kimi aldı!?''. hiddetle kalktı masadan urangu devire devire gidiyor sandalyeleri. yapıştı görevlinin yakasına. ''ben onları yiyecektim kardeşim ya'' (evet kardeşim dedi) bi moruk lafı kaldı ağzından çıkmayan. duysak emin olacaktık urangu'nun eski urangu olduğuna. urangu kardeşim deyince dönüp bize baktı tepkimiz ne diye. biz aldırmadık, duymazdan geldik dervişle. kuğul da paralarını sayıyor akşam için nakit ayarlıyor kulübe gideceğiz ama kafası çabuk karışır onun. matematikte hep bi zorlanmıştır. o da ilgisiz... görevli ''tamam efendim, tekrar siparişlerinizi verin, para almayacaklar.'' urangu; ''he şöyle moruk ya adamsın'' dedi. dedi. dedi ve der demez eliyle ağzını kapattı. tekrar dönüp bize baktı. tabi biz ultra zengin olduğumuzdan sezgilerimiz de kuvvetlidir. toz olmuştuk oradan. urangu masaya geldi bir not var.
''yaa urangu. herkes zengin olamaz, hele zengin taklidi hiç yapılamaz. sen en iyisi gece konduya geri dön. arabanın anahtarı da süs, iphone desen maket... hoşçakal ''moruk'' ''
urangu elinde tepsi. koşturdu arkamızdan. bizse hala tepsiyi bırakmayışına gülüyoruz, aklımıza bizi yürüttüğü anlar geliyor; urangu koştukça koşuyor...
elinde tepsi...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar