bugün
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz20
- hangi yazarla çift olursunuz28
- üzülünce kime gidersiniz8
- silvermist sözlükten gitmesin kampanyası11
- sözlükte bile yalnız olmak10
- whatsapp telegram discord grupları sözlüğü bitirdi16
- ya bi siktirin gidin15
- sözlük çiftleştirme servisi11
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı21
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- murat kekilli dinleyip intihar eden gençler3
- nick vermeden bir yazara seslen13
- ulu sözlük telegram grubu12
- erkeklerin sohbet muhabbet edememesi7
- sözlük yazarlarının eski sevgiliyi unutma süresi11
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun19
- şapka takar mısınız12
- sözlükte sevgili yazar eksikliği9
- arkadaşlar ben de hesabımı siliyorum11
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır18
- mersin'in hristiyanları2
- fon skandalı önergesini akp ve mhp'nin reddetmesi5
- sarapci koala hatayi13
- istanbul12
- sözlükte eleştiri kaldıramayan küçük krallık19
- 2026 lisans kpss sonuçları8
- roma imparatorluğu nun yıkılış nedeni3
- ismet gurbuz'ün tırnakları4
- bakıp bakıp adım atmayan erkek17
- 2200 yılında nasıl görünürdüm4
- bir bela geliyorun profil fotosu4
- süpermarket dolabının arkasında 10 yıl ölü kalmak3
- ucan tekme atan hipopotam43
- roman karakteri olsaydınız hangisi olurdunuz16
- arkadaşlar sizce neyimi düşüreyim14
- sümüklü böcek çiftleşmesi6
- sezen taş7
- bakalım erkeğim beni kıskanacak mı ergensiliği4
- karton toblayan cocuga arkadan sımsıkı sarılmak5
- erkeklerin antidepresan kullanmaması3
- vahşi kelebeğim3
- yemek yedikten sonra kusmak9
- parcalandim toparlanamiyorum316
- tomtom mahallesi2
- nervionun beni engellemesi10
- cemil tugay11
- sinek as5
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- atilla taş'ın kızı hayatını kaybetti3
yıldırım türker'in radikal2 de bugün yazmış olduğu yazının adıdır.
Geçen yıl Uşak'ta, Eşme, Kışla'da, altın madeninde ilk altını Enerji Bakanı Hilmi Güler dökmüş ve Kanadalı Eldorado Gold firması yöneticilerinin de aralarında bulunduğu bir törende, "Engellerle karşılaşsak da bunlara aldırmayarak, Türkiye'nin zenginliklerini ekonomiye kazandırmak için çalışmaları sürdüreceğiz" demişti.
Açık Radyo'da Ömer Madra'yla Kaz Dağları üstüne bir söyleşi yapan Çağlar Keyder, "'Böyle bir girişimin haklı gösterilmesi için nasıl bir perspektif olabilir?' diye düşününce, olay tamamen Türkçe'deki terimi ile bir 'rant toplama' olayıysa, yani bir yolsuzluk olayıysa, birtakım insanlara para aktarmak olayıysa o zaman söylenecek bir şey yok, o zaman bir muhasebe söz konusu değildir zaten. Afrikalı liderlerin parçalayıcı bir tutumla, hiçbir muhasebeye bakmadan, hiçbir ulusallığı, toplumsal veya ekonomik durumu gözetmeden kendilerine ve yandaşlarına gelir aktarmak için, yaptıkları, literatüre de geçen birtakım projelere benziyordur belki, orasını bilmiyorum" diye başlıyordu söze. Sonra da maliye ile ekonomiyi karıştırmamak gerektiğini vurgulayarak önemli bir noktanın altını çiziyordu: "Herhalde burada düşünülen, gelir dağılımı filan değil de daha mutlak gelir seviyesi, yani ulusal ekonomi. Bu da nasıl ölçülür, neyle ölçülür? Genelde milli gelirle ölçülür, yani 'milli gelire ne kadar katkı yapacak böyle bir proje?' diye bakılır. Burada çok önemli sorunlar var; bu mali fetişizme bir geri dönüş gibi, ben bunu algılıyorum. Yani altın o kadar fetiş bir obje ki, sadece insanların zenginliğini gösterebilen bir şey gibi düşünülüyor sanıyorum.
Kaz Dağı ekonomi açısından çok büyük varlığı ve potansiyeli olan bir bölge. iki tane çok önemli sektörden söz ediyorum; bir tanesi zeytinyağı ki binlerce yıldır orada olan bir sektör ve benzersiz bir ürün, hiç olmazsa bu bölgenin zeytinyağının çok farklı olduğunu, mesela Güney Ege'deki zeytinyağına benzemediğini biliyoruz. Dolayısıyla oradaki insanlar bu yörenin zeytinyağının bir marka olarak görülebileceğini düşünüyorlar. Yani korktukları şeylerin en önemlisi, -ki bu çok yaygın bir korku- sadece büyük tüccarlardan filan söz etmiyorum- 'adımız çıkacak, buralara zehirli denecek, suları siyanürlü denecek, havada çok siyanür buharı var dolayısıyla zeytin ağaçlarını etkiliyor denecek ve bizim zeytinyağımız eskisi gibi satılamayacak, eskisi kadar rağbet görmeyecek' gibi bir korku var. Bence de son derece haklı bir korku, gerçek bir korku, çünkü bu pazarlar, birçok pazarlarda olduğu gibi, artık tamamen sembolik düzeyde işleyen pazarlar. Yani zeytinyağı dünyada çok, Cezayir'de de var, muhtemelen yeni yeni Asya'dan da gelmeye başlayacak. Akdeniz'in tümü zeytinyağı üretiyor ve zeytinyağı bir şekilde bir marka... Ekonomik olarak dahi bir marka, bir üründen ve çok yüksek değer elde edilen bir turizm sektöründen vazgeçmek bana çok tuhaf geliyor. Bunun muhasebesini doğru dürüst yapmak gerekiyor."
Geçtiğimiz cuma günü Radikal'den okuduk. Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanımız Hilmi Güler, Kaz Dağları'nda altın arama izni karşısında sesini yükseltenleri kibarca ajanlıkla suçluyordu: "Konu altın olunca daha farklı davranışla karşılaşıyoruz. Hiçbir konuda altına gösterilen hassasiyet gösterilmedi.
iş altın olunca bir başka mekanizma işliyor" diyen Bakan Güler, NTV televizyonuna o mekanizmaları açıklıyordu: "Türkiye'de başka madenler de var ama konu altın olunca, ülkemizin altın konusundaki zenginliğine müsaade etmek istemeyen dış kaynaklı bazı grupların etkinliğinin olduğunu düşünüyorum. Ama çevre gibi bir konuda bölge halkının hassasiyet göstermesi de bizi mutlu ediyor."
Sonuçta vazgeçilmezlerinin dökümünü çıkarmamış bir kültürün bendeleriyiz. Eşsiz bir tarih ve kültürel zenginlik zirvesi olan, Akdenizliliğin kaynakbaşı ida Dağları'ndan vazgeçip vazgeçmemeyi tartışabiliyoruz. Hasankeyf için de keyfiyet aynıdır.
Küresel Eylem Grubu, 8 Aralık'ta düzenleyeceği mitingin çağrılarına şimdiden başladı. Birlikte okuyalım.
Türkiye Kyoto'yu imzala
Buzulların erimesiyle açılacak denizin altında yatan fosil yakıtlar
için gösteri amaçlı dahi olsa askeri birliklerin bölgede devriye gezmeye başlaması, Kuzey Afrika'yı esir alan kuraklığın yarattığı su savaşlarının genişlemesi gibi strateji oyunu senaryoları şimdiden gündemimizi meşgul etmeye başladı.Kaynaklar savaşının yok etmekte olduğu bir dünyanın son zehrini elde etmek için planlar çoktan yapıldı. Egemenler, iklim değişikliğini nükleer enerjiyi yaygınlaştırmak için vesile
olarak kullanıyor. Kâr için dünya yok ediliyor...
Paylaşım savaşlarını durdurabilmek için alternatif yerel enerjiyi destekliyorum. Güneş ve rüzgâr savaşları durdurur! Biz, Küresel
Eylem Grubu (KEG) olarak, 3 Aralık 2005 yılında küresel ısınmaya karşı örgütlenen küresel eylem gününde bir araya gelen kurum, birey ve inisiyatiflerin 'Savaşlara, militarizme ve çokuluslu şirketlerin dünya çapında yarattıkları tahribatlara karşı' birlikte mücadele etme isteğinin ürünü olarak kurulan bir kampanya birliğiyiz.
Nükleer santrallere karşı, küresel ısınmaya karşı, sağlıkta reform
aldatmacasına ve bunun üniversitelerdeki yansımalarına karşı mücadele ettik, ediyoruz.
Çernobil faciasının 20. yılında çok sayıda kurumla birlikte örgütlenen eylemlere katıldık. 4 Kasım 2006'da küresel eylem gününde küresel ısınmaya karşı sokaktaydık.
28 Nisan 2007'de 'Türkiye Kyoto'yu imzala!' sloganıyla binlerce aktivist,onlarca kurum bir araya gelerek Kadıköy Meydanı'nda miting yaptık. 12 Mayıs'ta Ankara'da sağlıkta yıkım yasalarının bir parçası olan 'Mediko hizmetlerinin gasp edilmesine' karşı Ankara'da eylem yaptık.
8 Aralık 2007'de ise tüm dünyada küresel ısınmaya karşı küresel bir eylem örgütleniyor. Bu eylem çok büyük olmalı çünkü özellikle bu yaz tüm dünyada iklim değişikliğinin etkileri çok daha net bir şekilde görülmeye başlandı. Küresel ısınma iklim göçleri, susuzluk, kuraklık, tarımsal yapının çökmesi, hayat pahalılığı, canlı yaşamının tüm dengesinin bozulması demek.
Küresel ısınma yoksulların, hem bir ülkedeki yoksulların hem de yoksul ülke ve kıtaların insanlarının ve canlılarının yok olması demek.
Tüm dünyada paralel eylemlerin yapılmasının nedeni aralık ayında Endonezya Bali'de yapılacak Birleşmiş Milletler iklim Değişikliği toplantısına katılacak hükümetlere uyarıda ve çağrıda bulunmak. Dünyanın diğer ülkelerinde Kyoto sonrası dönemin en etkili bir biçimde şekillenmesi için yapılıyor eylemler. Biz ise Türkiye'nin bu toplantıya artık Kyoto'yu imzalamak üzere katılmasını istiyoruz. Çok geç kalmadan bir an önce harekete geçilmesi gerekiyor. Hükümetlerin topu birbirlerine atması, birbirini suçlaması ve sorumluluk almayı başkasından beklemesi bize yalnızca zaman kaybettiriyor.
Zira gezegenimizi kurtarmak için politik manevralarla kaybedecek zamanımız yok. Türkiye de bir an önce harekete geçmeli. Bu toplantı tam zamanı.
Bu yüzden 8 Aralık'ta dünya çapında örgütlenen kampanyanın en büyük ayaklarından birisini Türkiye'de örgütlemek zorundayız. Tüm kurumlar, tüm platform, inisiyatif ve kampanyalar 8 Aralık'ta buluşacağız.
Munzur'dan Hasankeyf'e, Eşme'den Aliağa'ya, Fındıklı'dan Maraş'a tüm kampanyalar 8A (8 Aralık'ta) mitinginde bir araya geleceğiz. AKP hükümetine küresel ısınmaya karşı acil tedbir alması ve nükleer santral yapımını aklına bile getirmemesi gerektiğini haykıracağız.
Ne petrol ne nükleer! Güneş, rüzgâr bize yeter! Türkiye Kyoto'yu imzala! Küresel Isınmayı Durdur."
Daha fazla bilgi ve iletişim için:
istanbul 0535 439 21 93 / 0532 396 25 07
Ankara 0543 417 36 07
Bursa 0542 500 23 22
izmir 0533 445 34 68
Geçen yıl Uşak'ta, Eşme, Kışla'da, altın madeninde ilk altını Enerji Bakanı Hilmi Güler dökmüş ve Kanadalı Eldorado Gold firması yöneticilerinin de aralarında bulunduğu bir törende, "Engellerle karşılaşsak da bunlara aldırmayarak, Türkiye'nin zenginliklerini ekonomiye kazandırmak için çalışmaları sürdüreceğiz" demişti.
Açık Radyo'da Ömer Madra'yla Kaz Dağları üstüne bir söyleşi yapan Çağlar Keyder, "'Böyle bir girişimin haklı gösterilmesi için nasıl bir perspektif olabilir?' diye düşününce, olay tamamen Türkçe'deki terimi ile bir 'rant toplama' olayıysa, yani bir yolsuzluk olayıysa, birtakım insanlara para aktarmak olayıysa o zaman söylenecek bir şey yok, o zaman bir muhasebe söz konusu değildir zaten. Afrikalı liderlerin parçalayıcı bir tutumla, hiçbir muhasebeye bakmadan, hiçbir ulusallığı, toplumsal veya ekonomik durumu gözetmeden kendilerine ve yandaşlarına gelir aktarmak için, yaptıkları, literatüre de geçen birtakım projelere benziyordur belki, orasını bilmiyorum" diye başlıyordu söze. Sonra da maliye ile ekonomiyi karıştırmamak gerektiğini vurgulayarak önemli bir noktanın altını çiziyordu: "Herhalde burada düşünülen, gelir dağılımı filan değil de daha mutlak gelir seviyesi, yani ulusal ekonomi. Bu da nasıl ölçülür, neyle ölçülür? Genelde milli gelirle ölçülür, yani 'milli gelire ne kadar katkı yapacak böyle bir proje?' diye bakılır. Burada çok önemli sorunlar var; bu mali fetişizme bir geri dönüş gibi, ben bunu algılıyorum. Yani altın o kadar fetiş bir obje ki, sadece insanların zenginliğini gösterebilen bir şey gibi düşünülüyor sanıyorum.
Kaz Dağı ekonomi açısından çok büyük varlığı ve potansiyeli olan bir bölge. iki tane çok önemli sektörden söz ediyorum; bir tanesi zeytinyağı ki binlerce yıldır orada olan bir sektör ve benzersiz bir ürün, hiç olmazsa bu bölgenin zeytinyağının çok farklı olduğunu, mesela Güney Ege'deki zeytinyağına benzemediğini biliyoruz. Dolayısıyla oradaki insanlar bu yörenin zeytinyağının bir marka olarak görülebileceğini düşünüyorlar. Yani korktukları şeylerin en önemlisi, -ki bu çok yaygın bir korku- sadece büyük tüccarlardan filan söz etmiyorum- 'adımız çıkacak, buralara zehirli denecek, suları siyanürlü denecek, havada çok siyanür buharı var dolayısıyla zeytin ağaçlarını etkiliyor denecek ve bizim zeytinyağımız eskisi gibi satılamayacak, eskisi kadar rağbet görmeyecek' gibi bir korku var. Bence de son derece haklı bir korku, gerçek bir korku, çünkü bu pazarlar, birçok pazarlarda olduğu gibi, artık tamamen sembolik düzeyde işleyen pazarlar. Yani zeytinyağı dünyada çok, Cezayir'de de var, muhtemelen yeni yeni Asya'dan da gelmeye başlayacak. Akdeniz'in tümü zeytinyağı üretiyor ve zeytinyağı bir şekilde bir marka... Ekonomik olarak dahi bir marka, bir üründen ve çok yüksek değer elde edilen bir turizm sektöründen vazgeçmek bana çok tuhaf geliyor. Bunun muhasebesini doğru dürüst yapmak gerekiyor."
Geçtiğimiz cuma günü Radikal'den okuduk. Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanımız Hilmi Güler, Kaz Dağları'nda altın arama izni karşısında sesini yükseltenleri kibarca ajanlıkla suçluyordu: "Konu altın olunca daha farklı davranışla karşılaşıyoruz. Hiçbir konuda altına gösterilen hassasiyet gösterilmedi.
iş altın olunca bir başka mekanizma işliyor" diyen Bakan Güler, NTV televizyonuna o mekanizmaları açıklıyordu: "Türkiye'de başka madenler de var ama konu altın olunca, ülkemizin altın konusundaki zenginliğine müsaade etmek istemeyen dış kaynaklı bazı grupların etkinliğinin olduğunu düşünüyorum. Ama çevre gibi bir konuda bölge halkının hassasiyet göstermesi de bizi mutlu ediyor."
Sonuçta vazgeçilmezlerinin dökümünü çıkarmamış bir kültürün bendeleriyiz. Eşsiz bir tarih ve kültürel zenginlik zirvesi olan, Akdenizliliğin kaynakbaşı ida Dağları'ndan vazgeçip vazgeçmemeyi tartışabiliyoruz. Hasankeyf için de keyfiyet aynıdır.
Küresel Eylem Grubu, 8 Aralık'ta düzenleyeceği mitingin çağrılarına şimdiden başladı. Birlikte okuyalım.
Türkiye Kyoto'yu imzala
Buzulların erimesiyle açılacak denizin altında yatan fosil yakıtlar
için gösteri amaçlı dahi olsa askeri birliklerin bölgede devriye gezmeye başlaması, Kuzey Afrika'yı esir alan kuraklığın yarattığı su savaşlarının genişlemesi gibi strateji oyunu senaryoları şimdiden gündemimizi meşgul etmeye başladı.Kaynaklar savaşının yok etmekte olduğu bir dünyanın son zehrini elde etmek için planlar çoktan yapıldı. Egemenler, iklim değişikliğini nükleer enerjiyi yaygınlaştırmak için vesile
olarak kullanıyor. Kâr için dünya yok ediliyor...
Paylaşım savaşlarını durdurabilmek için alternatif yerel enerjiyi destekliyorum. Güneş ve rüzgâr savaşları durdurur! Biz, Küresel
Eylem Grubu (KEG) olarak, 3 Aralık 2005 yılında küresel ısınmaya karşı örgütlenen küresel eylem gününde bir araya gelen kurum, birey ve inisiyatiflerin 'Savaşlara, militarizme ve çokuluslu şirketlerin dünya çapında yarattıkları tahribatlara karşı' birlikte mücadele etme isteğinin ürünü olarak kurulan bir kampanya birliğiyiz.
Nükleer santrallere karşı, küresel ısınmaya karşı, sağlıkta reform
aldatmacasına ve bunun üniversitelerdeki yansımalarına karşı mücadele ettik, ediyoruz.
Çernobil faciasının 20. yılında çok sayıda kurumla birlikte örgütlenen eylemlere katıldık. 4 Kasım 2006'da küresel eylem gününde küresel ısınmaya karşı sokaktaydık.
28 Nisan 2007'de 'Türkiye Kyoto'yu imzala!' sloganıyla binlerce aktivist,onlarca kurum bir araya gelerek Kadıköy Meydanı'nda miting yaptık. 12 Mayıs'ta Ankara'da sağlıkta yıkım yasalarının bir parçası olan 'Mediko hizmetlerinin gasp edilmesine' karşı Ankara'da eylem yaptık.
8 Aralık 2007'de ise tüm dünyada küresel ısınmaya karşı küresel bir eylem örgütleniyor. Bu eylem çok büyük olmalı çünkü özellikle bu yaz tüm dünyada iklim değişikliğinin etkileri çok daha net bir şekilde görülmeye başlandı. Küresel ısınma iklim göçleri, susuzluk, kuraklık, tarımsal yapının çökmesi, hayat pahalılığı, canlı yaşamının tüm dengesinin bozulması demek.
Küresel ısınma yoksulların, hem bir ülkedeki yoksulların hem de yoksul ülke ve kıtaların insanlarının ve canlılarının yok olması demek.
Tüm dünyada paralel eylemlerin yapılmasının nedeni aralık ayında Endonezya Bali'de yapılacak Birleşmiş Milletler iklim Değişikliği toplantısına katılacak hükümetlere uyarıda ve çağrıda bulunmak. Dünyanın diğer ülkelerinde Kyoto sonrası dönemin en etkili bir biçimde şekillenmesi için yapılıyor eylemler. Biz ise Türkiye'nin bu toplantıya artık Kyoto'yu imzalamak üzere katılmasını istiyoruz. Çok geç kalmadan bir an önce harekete geçilmesi gerekiyor. Hükümetlerin topu birbirlerine atması, birbirini suçlaması ve sorumluluk almayı başkasından beklemesi bize yalnızca zaman kaybettiriyor.
Zira gezegenimizi kurtarmak için politik manevralarla kaybedecek zamanımız yok. Türkiye de bir an önce harekete geçmeli. Bu toplantı tam zamanı.
Bu yüzden 8 Aralık'ta dünya çapında örgütlenen kampanyanın en büyük ayaklarından birisini Türkiye'de örgütlemek zorundayız. Tüm kurumlar, tüm platform, inisiyatif ve kampanyalar 8 Aralık'ta buluşacağız.
Munzur'dan Hasankeyf'e, Eşme'den Aliağa'ya, Fındıklı'dan Maraş'a tüm kampanyalar 8A (8 Aralık'ta) mitinginde bir araya geleceğiz. AKP hükümetine küresel ısınmaya karşı acil tedbir alması ve nükleer santral yapımını aklına bile getirmemesi gerektiğini haykıracağız.
Ne petrol ne nükleer! Güneş, rüzgâr bize yeter! Türkiye Kyoto'yu imzala! Küresel Isınmayı Durdur."
Daha fazla bilgi ve iletişim için:
istanbul 0535 439 21 93 / 0532 396 25 07
Ankara 0543 417 36 07
Bursa 0542 500 23 22
izmir 0533 445 34 68
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar