bugün
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması9
- yüz yaşından büyük binada yaşamak4
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay10
- stres3
- hükümet değişse ülke düzelir mi17
- elalem ne der4
- scooter'a 6 kişi binmek3
- spiderman mi döver batman mi3
- aylık 449 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- mekana müşteri çekecek kadar güzel olmak4
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı3
- ayda bir baklava yiyince kilo alacağını sanmak8
- evlenilmeyecek 4 erkek10
- arkadaşlar ben güzel miyim6
- stres yönetimi6
- doğuda yaşayan yazarlar5
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı2
- yeni parti tüzüğü2
- 26000 entry2
- opel alman arabası mı sorunsalı6
- mekke ortak savunma anlaşması2
- memurların 4 gün mesai 3 gün tatil istemesi3
- taksici muhabbeti2
- kuran ı kerim meali7
- sözlüğü 3 kelime ile anlatın2
- petrol3
- gulmekicinyaratilmis11
- josh hartnett2
- kadın kıyafeti giydirilip şantaj yapılan adam2
- 1 50 boyundaki kızın benden kork demesi4
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı2
- ekşi mayalı tam buğday ekmeği4
- askerlik2
- rüşvet5
- insan olmaya ceyrek kala insan olabildi mi sorusu3
- karton toplayan çocuğun kartonları ne yaptığı3
- aşk acısı çekiyorum sözlük13
- sokak hayvanları düzenlemesinin ikinci yılı4
- kimseyi muhatap edemeyeceğin dertler3
- okulda itaat2
- kylie minogue5
- free ceuta2
- erotik şarkılar2
- true koş4
- gocu6
- çocukların sürekli abur cubur istemesi7
- 1 55lik türk kızının 1 85lik erkek hayal etmesi3
- hepinizin agzina biber surcem5
- sözlükte kimsenin kalmaması5
- din3
ortakantin'deki yazımdan alıntıdır;
kimi zamanlar vardır, haklıyla haksızın tam ortasında kalırsınız, ya da haklıyı ve haksızı iyi olarak ya da kötü olarak tanımlayamaycağınız ince çizgide, hangisinin doğru yolda olduğuna karar veremezsiniz ( ne demek istiyosun lan deyyus diyosunuz belki de filmi izlemeyenler olarak) işte, ben de rabırt amca'nın baskın ve de, hemen hemen her yerde 'nik' olarak seçmeme sebebiyet verdirecek derecede bağlandığım, ve de kötü olarak lanse edilmesi gereken bir işi (hırsızlık) meslek edinmiş olsa da içime işlemiş karakterinden, NeilMcCauley'den bahsediyorum. işinin ehli, ustalaşmış, filmi izleyip de, hikayeyi bilenler için artık klişeleşmiş '30 saniye kuralı' ve, yine işinde usta aynı zamanda da, ailevi problemlerle boğuşan, ağzında sakızı ile her daim sevişen bir al pacino, 'vincent hanna' dayı. ilk bakışta, siz olsanız filmi izlemeden, ne dersiniz ki? hırsız - polis oyununda kaybeden kim olmalıdır. nesillerimizce süregelen bu oyunda, her ne kdar rakip takımın as oyuncularında olduğu gibi, kuralı bozan bir iki hırsız olsa da, her daim polislerimizin zaferleri ile filmlerimiz 'the end' sekansına ulaşmışlardır. ama, kişisel kanaatimce, bu filmdeki son ise, bana oldum olası aykırı gelmiştir. robert de niro amcam, (ellerinden öperim, bayram geldi geçiyor, arayamadık da kendisini) film boyunca her türlü vincent hanna'nın eline vermiş olsa da, (sıpoylır mıpoylır yok, on defa seyretmeniz gerekir lan bu filmi) sonunda, bir gölgesini hesaplayamayacak derecedeki acizliğine kapılarak, haketmediği bir şekilde, al abisi tarafından kurşunlanmıştır. ama, gelgelelim, NeilMcCauley'in ruh halini belki de, hatunla yiyiştikten sonraki şehrin o boğuk ve kasvetli havası anlatmaktadır. her ne kadar acımasız bir hırsız gibi görünse de, val kilmer'ın (filmde chris shiherlis) bozuk giden ve yürümeyen evliliği için bile, bir 'aile babası' tadındaki girişimleriyle, aslında takım caoch'u olarak nasıl bir yol izlediğini de, babacanlığı ve de, kendisi bir aile kuramadığı için bu yoldaki davranışlarıyla belli eden bir karakter olarak karakterize edilmiştir. aynı zamanda, psikopatlaşma yolunda ilerleyen, ailevi problemlerini eşsiz derecede beyazperdeye aktarmış bir al pacino'da diğer bir yarısıdır filmin. hani özene bezene karpuz alırsınız, gavur damı gibi yanan bir yaz akşamında; bıçağı da bir vurdunuz mu cartt, çaturtt nidaları ile yarılır da, ortadan bölünüverir; bir bakarsınız iki yarısı da kıpkırmızıdır, yenecek, çekirdeklerini ayıklayacak, elleri kırmızıya boyayacak, mideyi şişirecek zamanı bekler ;velakin lezzetlidir de. işte bu filmde aynı lezzeti bahşeder insana, hazmı zor, mideyi şişirgen yapısı olsa da uzun zamanı ile, son sahnelerini de görünce, vcd ya da bilimum ne b.ksa, onu bir kez daha geriyi sarıp da, 170 dakikalık takribi süreyi, bir daha izlemeyi göze alır insan. tabii, karpuzun bir yanı robert de niro - Neil McCauley, diğer yanı da al pacino - Vincent Hanna'dır.
kimi zamanlar vardır, haklıyla haksızın tam ortasında kalırsınız, ya da haklıyı ve haksızı iyi olarak ya da kötü olarak tanımlayamaycağınız ince çizgide, hangisinin doğru yolda olduğuna karar veremezsiniz ( ne demek istiyosun lan deyyus diyosunuz belki de filmi izlemeyenler olarak) işte, ben de rabırt amca'nın baskın ve de, hemen hemen her yerde 'nik' olarak seçmeme sebebiyet verdirecek derecede bağlandığım, ve de kötü olarak lanse edilmesi gereken bir işi (hırsızlık) meslek edinmiş olsa da içime işlemiş karakterinden, NeilMcCauley'den bahsediyorum. işinin ehli, ustalaşmış, filmi izleyip de, hikayeyi bilenler için artık klişeleşmiş '30 saniye kuralı' ve, yine işinde usta aynı zamanda da, ailevi problemlerle boğuşan, ağzında sakızı ile her daim sevişen bir al pacino, 'vincent hanna' dayı. ilk bakışta, siz olsanız filmi izlemeden, ne dersiniz ki? hırsız - polis oyununda kaybeden kim olmalıdır. nesillerimizce süregelen bu oyunda, her ne kdar rakip takımın as oyuncularında olduğu gibi, kuralı bozan bir iki hırsız olsa da, her daim polislerimizin zaferleri ile filmlerimiz 'the end' sekansına ulaşmışlardır. ama, kişisel kanaatimce, bu filmdeki son ise, bana oldum olası aykırı gelmiştir. robert de niro amcam, (ellerinden öperim, bayram geldi geçiyor, arayamadık da kendisini) film boyunca her türlü vincent hanna'nın eline vermiş olsa da, (sıpoylır mıpoylır yok, on defa seyretmeniz gerekir lan bu filmi) sonunda, bir gölgesini hesaplayamayacak derecedeki acizliğine kapılarak, haketmediği bir şekilde, al abisi tarafından kurşunlanmıştır. ama, gelgelelim, NeilMcCauley'in ruh halini belki de, hatunla yiyiştikten sonraki şehrin o boğuk ve kasvetli havası anlatmaktadır. her ne kadar acımasız bir hırsız gibi görünse de, val kilmer'ın (filmde chris shiherlis) bozuk giden ve yürümeyen evliliği için bile, bir 'aile babası' tadındaki girişimleriyle, aslında takım caoch'u olarak nasıl bir yol izlediğini de, babacanlığı ve de, kendisi bir aile kuramadığı için bu yoldaki davranışlarıyla belli eden bir karakter olarak karakterize edilmiştir. aynı zamanda, psikopatlaşma yolunda ilerleyen, ailevi problemlerini eşsiz derecede beyazperdeye aktarmış bir al pacino'da diğer bir yarısıdır filmin. hani özene bezene karpuz alırsınız, gavur damı gibi yanan bir yaz akşamında; bıçağı da bir vurdunuz mu cartt, çaturtt nidaları ile yarılır da, ortadan bölünüverir; bir bakarsınız iki yarısı da kıpkırmızıdır, yenecek, çekirdeklerini ayıklayacak, elleri kırmızıya boyayacak, mideyi şişirecek zamanı bekler ;velakin lezzetlidir de. işte bu filmde aynı lezzeti bahşeder insana, hazmı zor, mideyi şişirgen yapısı olsa da uzun zamanı ile, son sahnelerini de görünce, vcd ya da bilimum ne b.ksa, onu bir kez daha geriyi sarıp da, 170 dakikalık takribi süreyi, bir daha izlemeyi göze alır insan. tabii, karpuzun bir yanı robert de niro - Neil McCauley, diğer yanı da al pacino - Vincent Hanna'dır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar