bugün
- gürcistan göçmenleri12
- dolar isterse 100 olsun37
- nah sana oy11
- orospu çocuğu abdullah öcalan16
- öcalan isterse savunma bakanı olsun10
- hiç çaylak olmamış yazar gizli eşcinseldir9
- evlenmeden olmaz diyen kız7
- enoch un kitabı4
- ben cehapeli değilim yeni partiliyim6
- almancıları sevmemek10
- dolar 100 tl mazot 100 tl13
- 19 litre damacanayı sırtlayıp su sebile takan kız8
- iyi günler arkadaşlar nasibimi arıyorum12
- ihanetin affı olmaz5
- türk askerini kursuna dizen abdullah öcalan9
- akp şehit ailelerine ne diyecek4
- sözlüğü bırakmaktan vazgeçmek12
- annen mi ben mi diyen kadın3
- günde 5 yumurta yiyen erkek4
- lastik alırken nelere dikkat etmek gerek7
- sözlüğün en düşük iq sahibi yazarları3
- külodunu çıkarıp usulca erkeğe doğru atan kız8
- gram altın7
- cinsel fanteziler5
- muşlettin amca bay beydir8
- sözlüğün nimet olması2
- gavur sıcakları geri döndü4
- tai lung12
- tayyib'in masayı devirme ihtimali5
- gina carano2
- ünlüleri tanımamaya başlamak7
- tanga giyen kızı doyurmak ne mümkün3
- iyilerin kıymeti ne zaman anlaşılır3
- bu sıcakta cumaya gitmek4
- chp'nin yeni partiden fazla oy alması2
- suno ai2
- gocu bay birader bey2
- darıca da bulunan 3 cesedin kimlikleri10
- giriş yapınca sözlüğün kalitesini yükselten yuzır2
- pkk'yı affeden vatan hainidir3
- sanayi tostu5
- ayvalık tostu8
- ishal olmak götyaşı dökmektir5
- bibi3
- 376 dönem yedek subay ve kısa dönem devresi3
- sonradan yahudi olmak5
- 81'e 3 tertip3
- türban üzerinden mağduriyet kasanlar3
- 25 yıl şarkısı2
- velvet51
her ne kadar bir edebi eser türü olarak görülse de bence şairlerin ya da yazarların ciğerine yolculuk yapabileceğiniz, "şair -yazar" olarak değil de edebi yönünden çok "insan" yönünü görebileceğimiz , kralın çıplak olduğu insanlık hallerinin turnusolluğunu yapan yazınlardır bu mektuplar.
mesela ben ahmed arif'i yaşar kemal'e küfür ederken düşünemezdim ama ediyormuş. istanbul'a gidince de yaşar kemal'i bul. de ki "ahmed a... s..cek senin." çekinme söyle. böyle küfürlere alışıktır o. memnun olur, kahve içirir sana. evcek gidin onlara, züppeleşeceğini sanmam onun. biraz megalomanisi vardır ya hemen hemen her sanatçıda oluyor bu.. diyor bir mektubunda leyla erbil'e.
ben orhan veli' yi de pek severim ama gördüm ki ahmed arif pek sevmezmiş. ama bunla beraber cemal süreya'yı pek severmiş. varlık dergisini de pek sallamıyor anladığım kadarıyla. yaşar kemal'le bir dostluğu var ki sormayın ama, anasına sövecek kadar !
sadece bir keşkem var bu kitaba dair. keşke leyla erbil'in yazdığı cevapları da okuma imkanım olsaydı ama neylersiniz ki leyla erbilin mektuplarının nerede olduğu bilinmiyor ya da ahmed arif'in mektupları ne yaptığı bilinmiyor.
ahmed arif gençliğimin ve çocukluğumun şairidir esasında yani uzak değilim, iyi bildiğimi düşünürdüm hep. o şiirlerin leyla erbil'e yazıldığını da daha önce farklı kaynaklardan duymuştum. ama hep söylenir ya bir şeyi duymak farklı yaşamak farklı diye. ben bu kitapta bunu yaşadım işte. o dev dizelerin, emsalsiz imgelerin, içinden bir kelimeyi çekseniz bozulacak olan mısraların, bir mısra çekseniz bozulacak olan şiirlerin duygulu mühendisi ahmed arif'in aşk halini gördükçe iki şeyden utanır oldum.
birincisi; ulan oğlum sen de aşık mı oldun sanki hiç dedim kendime ve hayatımda bir kere başıma gelen o aşkın hakkını verememenin ezikliği düştü içime,
ikincisi; yahu leyla erbil sen de hiç insaf yok mu ? insan bu güzel dizelerin sahibine, bu dava adamına, bu yoldaşa, bu "insan" a, kelime mühendisi olmasına rağmen senin kelimelerine ve sana tapan adama, hem sanatçılığını hem külhanbeyi edasını bir yüreğe sığdırmış esmer adama nasıl olur da karşılık vermezsin. ben utandım bundan. ahmed arif yazdıkça ben ezildim. utanmakla beraber bir teşekkür de ettim aslında sana. ya karşılık verseydin de ahmed arif bu dizelerden mahrum etseydi bizi neylerdik sonra. ya bahar gibi düşünmeseydi seni, hangi imgeye sarılırdık sevgiliyi düşünürken.
--spoiler--
"canım benim,
bilir misin, 'canım' dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
"evrenin seninle ilgili olmayan hiçbir neni beni sarmıyor zaten."
--spoiler--
kitaptan sadece iki cümle yukarıdakiler.
bir adam düşünün, sistemle, zalimle, namussuzla kavgalı. sistemin en büyük çarklarına çomak sokuyor, karşısına devleti alıyor bırakın hakaret etmeyi kendisini takip eden polisin dişlerini döküp, kolunu kırıyor, seyahat özgürlüğünü elinden alan sisteme sövüyor anadan avrada ama sevgilinin türlü hakaretlerine karşı içindeki kabadayıyı öldürüyor," sen demişsen haketmişimdir" diyor aslında hiçbir haksızlığı haketmeyen ve hak ettirenin karşısına koyan adam.
ya bu aşk dediğimiz nedir ? tam bir teslimiyet hali mi ? onursuzluk mu ? kedi sırnaşıklığı mı ? ar damarının yedi yerden çatlaması mı ? bakar körlük mü ? kulağını açıp dilini kesmek mi ? ya en " ben'im ulan " diyenin "ben"liğini hiç-piç etmesi mi ?
mesela ben ahmed arif'i yaşar kemal'e küfür ederken düşünemezdim ama ediyormuş. istanbul'a gidince de yaşar kemal'i bul. de ki "ahmed a... s..cek senin." çekinme söyle. böyle küfürlere alışıktır o. memnun olur, kahve içirir sana. evcek gidin onlara, züppeleşeceğini sanmam onun. biraz megalomanisi vardır ya hemen hemen her sanatçıda oluyor bu.. diyor bir mektubunda leyla erbil'e.
ben orhan veli' yi de pek severim ama gördüm ki ahmed arif pek sevmezmiş. ama bunla beraber cemal süreya'yı pek severmiş. varlık dergisini de pek sallamıyor anladığım kadarıyla. yaşar kemal'le bir dostluğu var ki sormayın ama, anasına sövecek kadar !
sadece bir keşkem var bu kitaba dair. keşke leyla erbil'in yazdığı cevapları da okuma imkanım olsaydı ama neylersiniz ki leyla erbilin mektuplarının nerede olduğu bilinmiyor ya da ahmed arif'in mektupları ne yaptığı bilinmiyor.
ahmed arif gençliğimin ve çocukluğumun şairidir esasında yani uzak değilim, iyi bildiğimi düşünürdüm hep. o şiirlerin leyla erbil'e yazıldığını da daha önce farklı kaynaklardan duymuştum. ama hep söylenir ya bir şeyi duymak farklı yaşamak farklı diye. ben bu kitapta bunu yaşadım işte. o dev dizelerin, emsalsiz imgelerin, içinden bir kelimeyi çekseniz bozulacak olan mısraların, bir mısra çekseniz bozulacak olan şiirlerin duygulu mühendisi ahmed arif'in aşk halini gördükçe iki şeyden utanır oldum.
birincisi; ulan oğlum sen de aşık mı oldun sanki hiç dedim kendime ve hayatımda bir kere başıma gelen o aşkın hakkını verememenin ezikliği düştü içime,
ikincisi; yahu leyla erbil sen de hiç insaf yok mu ? insan bu güzel dizelerin sahibine, bu dava adamına, bu yoldaşa, bu "insan" a, kelime mühendisi olmasına rağmen senin kelimelerine ve sana tapan adama, hem sanatçılığını hem külhanbeyi edasını bir yüreğe sığdırmış esmer adama nasıl olur da karşılık vermezsin. ben utandım bundan. ahmed arif yazdıkça ben ezildim. utanmakla beraber bir teşekkür de ettim aslında sana. ya karşılık verseydin de ahmed arif bu dizelerden mahrum etseydi bizi neylerdik sonra. ya bahar gibi düşünmeseydi seni, hangi imgeye sarılırdık sevgiliyi düşünürken.
--spoiler--
"canım benim,
bilir misin, 'canım' dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
"evrenin seninle ilgili olmayan hiçbir neni beni sarmıyor zaten."
--spoiler--
kitaptan sadece iki cümle yukarıdakiler.
bir adam düşünün, sistemle, zalimle, namussuzla kavgalı. sistemin en büyük çarklarına çomak sokuyor, karşısına devleti alıyor bırakın hakaret etmeyi kendisini takip eden polisin dişlerini döküp, kolunu kırıyor, seyahat özgürlüğünü elinden alan sisteme sövüyor anadan avrada ama sevgilinin türlü hakaretlerine karşı içindeki kabadayıyı öldürüyor," sen demişsen haketmişimdir" diyor aslında hiçbir haksızlığı haketmeyen ve hak ettirenin karşısına koyan adam.
ya bu aşk dediğimiz nedir ? tam bir teslimiyet hali mi ? onursuzluk mu ? kedi sırnaşıklığı mı ? ar damarının yedi yerden çatlaması mı ? bakar körlük mü ? kulağını açıp dilini kesmek mi ? ya en " ben'im ulan " diyenin "ben"liğini hiç-piç etmesi mi ?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar