bugün
- başkanlık sisteminden beri her şeyin kötü gitmesi12
- sana vurana sen de vur diyen ebeveyn13
- gazze de can kaybı 72 bin 993'e yükseldi4
- erkeksii bayan buse6
- o kadar zengin olmak ki ölümü yenememek15
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor22
- mor semsiyeli yabanci16
- naber lan it diye mesaj atan sevgili5
- iğrenç bulup ama genede bağımlılık şeyler2
- tanrıyı güldürmek için yapılacak şeyler3
- playstation3
- barış yarkadaş7
- true denilen yazar18
- en iyi antidepresan9
- uludağ sözlük bitmiş3
- psikiyatristin size soğuk davranması6
- başka sözlükler heves uludağ bir tutkudur4
- chp'nin hali ne olacak53
- diyanetin abd'deki villaları15
- yahudi madalyası almış gürcü3
- birgün gazetesi'nin namaza düşmanlık etmesi3
- zengin kaltakları3
- sözlükte başlayan aşklar3
- müfredatın felsefeyi boğması üzerine2
- amigurumi2
- yılan4
- üniversite mezunu olmak için üniversite okumak8
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi16
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı16
- eyjafjallajökull denince akla gelenler3
- insanlığa katkısı olmayan üniversite mezunu4
- hayatında bir kere bile sigara içmemiş yazarlar7
- iyi öpüşmek için yapılması gerekenler16
- ümmetçiler neden filistin'i kurtarmıyor12
- babanın ölmesi3
- gizli rum vs gizli ermeni2
- 12 haziran 2026 kanada bosna hersek maçı8
- yeni üniversite kazanmış kız azgınlığı4
- bodruma yüzme havuzu inşa etmek2
- bahçalarda barım var2
- bira bardagi2
- abd milli futbol takımı4
- genco erkal vs ibrahim erkal2
- kötü biri olduğunu bilmek7
- yaz3
- iç sıkıntısından intihar etmek17
- evrimdeki aşağılamaya katlanan homo sapiens3
- 2026 abd kanada meksika dünya kupası3
- ben bu yazıyı oğluma yazdım4
- susma sustukça sıra sana gelecek2
üşüyorum biliyor musun?
seni o son gördüğüm günden beri üşüyorum. hani o otobüs durağından ayrıldığımız günden beri.
öylesine öpüşmüştük sadece. biraz gözyaşı, biraz sarılma. peki ya öncesi. biz bu kadar mı basit sevdik birbirimizi.
--spoiler--
09/07/2008
nerden bilebilirdim, ışığı güneşi kıskandıran o bir çift gözle bu günün gecesinde tanışacağımı. hayatımın bambaşka bir yola gireceğini, yıllardır ertelediğim bi çok şeyi bu zamandan sonra yapacağımı ve bilmeden biraz kabuğuma çekileceğimi... ve o küçücük kabuğa seni sığdırmak için uğraştığımı aslında, nasıl bilebilirdim. nasıl anlayamadım ben o küçücük kaplumbağa evine iki kişinin sığamayacağını.
böyle daha mı az hasar görecektik. sadece biz ikimiz mi yaşayacaktık bunu. bizden başka kimse bilemiyecek miydi neler olduğunu. her şeyden bizi koruyan o o tek kişilik ev mi olacaktı.
aylardır oraya sığdırmaya çalıştım seni ama olmadı olmadı olmadı olmadı. o küçük eve ben zor sığarken... sadece içimdeki o küçük çocuk içinmiş orası. ve onun yuvasıymış sadece. benim girmem bile aptallıkmış oraya.
dışarıya çıkarak, gökyüzünü görerek, yenileceğini bilsen bile, çığlığını atarak bağırmak gerekiyormuş aslında hayata. önce seni, sonra kendimi korumak gerekiyomuş. en büyük bencillik kabuğa çekilip, ne olacaksa olsun demekmiş aslında.
her zaman, karşı durmakmış, savaşmakmış, kararlı olmakmış, değeceğini bildiğin insan için canını tereddüt etmeden verebilmekmiş aşk. işte bu kadar basitmiş aslında.
her geçen gün daha da büyüdüm, olgunlaştım seninle. dönüp arkama baktığımda seninle dolu dolu yaşanan binlerce anı geliyor aklıma. hem en mutlu olduğum, hem de en dibe battığım, gözyaşlarımı içime akıttığım günde de sen vardın hayatımda. işte bu iki zıtlığı bile seninle yaşayabildik.
anlatılacak, yazılacak sayfalarca yazı var aslında. hepsi an ve an aklımda. gözlerimi kapatıp seni düşündüğüm her an yavaş yavaş bir film gibi oynuyor gözlerimin önünde. her ayrıntısına kadar. her günü diğerinden daha güzel 365 gün. ve hepsinin başrol oyuncususun.
arkama bakıyorum, dolu dolu geçen bir sene ve sadece sen. üzüntülerin yanında sevinçler, kahkahaların yanında gözyaşları. hepsi birbirine karışmış dolu dolu geçen bi bir sene.
iyi ki varsın. iyi ki yanımdasın. iyi ki yanımda olduğunu biliyorum. ve o güneşi kıskandıran bir çift gözün hep aynı ışıltıyla bakacağını biliyorum... ve o muhteşem gülüşün ulaşabileceği en son levele kadar ulaşıp içimi sımsıcak yapacağını biliyorum.
bu sene her şey daha iyi ve daha güzel olur umarım hem senin hem benim hem de ikimiz için...
yepisyeni hayatında, verdiğin tüm kararlarda, attığın bütün adımlarda, söylediğin tüm sözlerde, yaptığın bütün her şeyde arkandayım. cephede, masada, futbol sahasında her türlü çarpışmaya hazırım. ve her türlü desteği vermek için yanındayım...
--spoiler--
seninle tanıştıktan tam 1 sene sonra sana bunları yazmışım.
ve şu an tam 5.5 sene olmuş seninle tanışalı.
peki biz ne yaptık bu kadar, bunca sene.
karşıma alıp saatlerce konuşamadım seninle. sabahlara kadar gözlerinin içine bakarak gülemedim.
gecenin 3ünde bile ağız kaslarımız bu kadar gerilmişken gülmekten, gözlerinin içinde kaybolamadım.
sarılamadım sana doya doya. kokunu çekemedim bile içime. ama senin her ayrıntını biliyorum ben küçük kız.
her santımetren aklımda ucumda. gözlerinin ne denli güldüğünü, iç ısıttığından, gamzelerinin benim mezarım olacağımdan haberdardım. çok yol yürüdük seninle. biz bu hayatın hileleriyiz seninle.
tıpkı oyunda bölüm geçmek için yapılan hileler gibi.
biz o 2 seneye önceki 25 senemizi ve sonraki sonsuzluğumuzu sığdırdık küçük bir merhabayla.
sen şehrime geldin. her yerde senden bir parça bıraktın.
o seni öptüğüm iskele yıkıldı mesela. ama yerine yenisini yaptılar.
birlikte çay içtiğimiz pastanenin üst katını da yıktılar. ama şimdi tekrardan açmışlar.
beraber kahvaltı yaptığımız o bina var ya. orası da burger king oldu.
onun dışında her şey aynı. sahildeki kumlar, kaldırımdaki taşlar. pikap bile hala orda duruyor.
bazen geçiyorum ordan yanyan.
özellikle pazartesi günleri geçiyorum ki bütün sendromum gitsin yüzüme bi gülümseme gelsin diye.
hani sana öve öve bitiremediğim dönerci vardı ya. oranın döneri de artık eskisi gibi güzel değil.
şimdi daha güzel bi yer var. denesen bayılırsın sen de.
çok fazla yağlı değil. bir tabak dolusu peçete harcamak zorunda değilim.
seni gördüğüm köşede bi cafe vardı ya hani. orası da kapandı.
artık başka bi yere takılıyorum ben de.
bu şehrin her yeri senin anılarınla dolu. kaçamıyorum hiç bi yere. dolanup duruyorum her seferinde en başa doğru. aslında kaçmak da istemiyorum bi yandan. belki diyorum hep karşıdan gelir gülümser bana. anılarımızın şehri böyle.
peki ya ben.
ben nasıldım bu kadar sene. nefes alıp vermekten muaf geçen günler.
sessizliklere ve dahi sensizliklere gömülü geceler. ve çaresiz kalmanın verdiği hissizlikle yaşıyorum.
öylece dururken ben, bir başıma, hani sen de öylece çıkmıştın karşıma, aylardan aralıktı.
tek hatırladığım, benim üstümde kahverengi bir ceket, senin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
ve karanfiller açtı, ışık vurdu karanlığa. inadına kaçardım ben her şeyden, uzatmaya korkardım ellerimi hep, sen geldin.
ve kayboldum boşlukta. ama hiç korkmayarak, öyle aptal cesareti avuçlarımda.
şimdi düşünüyorum da güleceğim tutuyor. insan aslında hep imkansızı ister evet ama, senle yürümek bulutlarda.
hayali bile güzel geliyor işte. olmayanı oldurmak bana mı düştü? bana mı düştü geceyi gündüze kavuşturmak?
düpedüz ahmaklık bu işte. senli hayal kurmak, rüyalara kavuşmak senli. ahmaklık hepsi.
şimdi bana ait olmaman düşüncesinin ağırlığı beynimde ve yağmurlar hep gözlerime gözlerime yağıyor.
bir ıslık dudağımda, ellerim buza kesmiş, yürüyorum..
yürüyorum bir başıma ve yürüdükçe yağmura karışıyorum.
kızamıyorum hiç kimselere. ne sana ne de herhangi üçüncü şahıslara.
oynalınan oyunda figuran olmak ağırıma gidiyor, basıp tekmeyi hayallerime, kendime küfretmeye başlıyorum.
kış mevsiminde karanfiller açmaz hiç.
bahar kokmaz ortalık, her taraf kar altında.
ahmaklığım geliyor aklıma. ve kendimden başka hiç kimseye kızamıyorum.
bilinmezlik her tarafta, tamamlanmamış hiçbir şey, eksik hep ne varsa.
böyle melankolinin koyusunda olmak hiç hoşuma gitmiyor. doğrulup dizlerimin üzerinde ayağa kalkmak için delice çabalıyorum.
ama birden bir şarkı isleniyor aklıma, "dışarda yağmur yağıyor, gitme vakti benim için, biraz yürüsem altında, belki yıkanır içim?." öylece kalıyorum, kalkamıyorum.. ve lanetler yağdırıyorum herkese, her şeye.
bir sana kızamıyorum ama.
ağır bir kabülleniş sarıyor bedenimi, gerçekler acı hep, ürperiyorum.
bir parça umut kalmıştı ellerimde, usulca bırakıyorum yere.
ve basıp üzerine yürüyorum sessizce, ayaklarım yağmura karışıyor öylece.
yüzlercesi binlercesi geçiyor üzerimden teker teker. her dokunuş sen geliyor bana.
sana yazılacak anlatılacak konuşulacak binlerce milyonlarca kelimem var içimde. ve hepsi de hazırolda seni bekliyor dilimin ucunda.
belki bu gün ya da yarın o kelimeler dökülmeli dilimden.
sen benim çıkış noktamdın. belki varışınca görüşürüz.
simyacı
"- peki dünyanın en büyük yalanı ne? diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.
- ne mi? hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. dünyanın en büyük yalanı budur."
simyacı
seni o son gördüğüm günden beri üşüyorum. hani o otobüs durağından ayrıldığımız günden beri.
öylesine öpüşmüştük sadece. biraz gözyaşı, biraz sarılma. peki ya öncesi. biz bu kadar mı basit sevdik birbirimizi.
--spoiler--
09/07/2008
nerden bilebilirdim, ışığı güneşi kıskandıran o bir çift gözle bu günün gecesinde tanışacağımı. hayatımın bambaşka bir yola gireceğini, yıllardır ertelediğim bi çok şeyi bu zamandan sonra yapacağımı ve bilmeden biraz kabuğuma çekileceğimi... ve o küçücük kabuğa seni sığdırmak için uğraştığımı aslında, nasıl bilebilirdim. nasıl anlayamadım ben o küçücük kaplumbağa evine iki kişinin sığamayacağını.
böyle daha mı az hasar görecektik. sadece biz ikimiz mi yaşayacaktık bunu. bizden başka kimse bilemiyecek miydi neler olduğunu. her şeyden bizi koruyan o o tek kişilik ev mi olacaktı.
aylardır oraya sığdırmaya çalıştım seni ama olmadı olmadı olmadı olmadı. o küçük eve ben zor sığarken... sadece içimdeki o küçük çocuk içinmiş orası. ve onun yuvasıymış sadece. benim girmem bile aptallıkmış oraya.
dışarıya çıkarak, gökyüzünü görerek, yenileceğini bilsen bile, çığlığını atarak bağırmak gerekiyormuş aslında hayata. önce seni, sonra kendimi korumak gerekiyomuş. en büyük bencillik kabuğa çekilip, ne olacaksa olsun demekmiş aslında.
her zaman, karşı durmakmış, savaşmakmış, kararlı olmakmış, değeceğini bildiğin insan için canını tereddüt etmeden verebilmekmiş aşk. işte bu kadar basitmiş aslında.
her geçen gün daha da büyüdüm, olgunlaştım seninle. dönüp arkama baktığımda seninle dolu dolu yaşanan binlerce anı geliyor aklıma. hem en mutlu olduğum, hem de en dibe battığım, gözyaşlarımı içime akıttığım günde de sen vardın hayatımda. işte bu iki zıtlığı bile seninle yaşayabildik.
anlatılacak, yazılacak sayfalarca yazı var aslında. hepsi an ve an aklımda. gözlerimi kapatıp seni düşündüğüm her an yavaş yavaş bir film gibi oynuyor gözlerimin önünde. her ayrıntısına kadar. her günü diğerinden daha güzel 365 gün. ve hepsinin başrol oyuncususun.
arkama bakıyorum, dolu dolu geçen bir sene ve sadece sen. üzüntülerin yanında sevinçler, kahkahaların yanında gözyaşları. hepsi birbirine karışmış dolu dolu geçen bi bir sene.
iyi ki varsın. iyi ki yanımdasın. iyi ki yanımda olduğunu biliyorum. ve o güneşi kıskandıran bir çift gözün hep aynı ışıltıyla bakacağını biliyorum... ve o muhteşem gülüşün ulaşabileceği en son levele kadar ulaşıp içimi sımsıcak yapacağını biliyorum.
bu sene her şey daha iyi ve daha güzel olur umarım hem senin hem benim hem de ikimiz için...
yepisyeni hayatında, verdiğin tüm kararlarda, attığın bütün adımlarda, söylediğin tüm sözlerde, yaptığın bütün her şeyde arkandayım. cephede, masada, futbol sahasında her türlü çarpışmaya hazırım. ve her türlü desteği vermek için yanındayım...
--spoiler--
seninle tanıştıktan tam 1 sene sonra sana bunları yazmışım.
ve şu an tam 5.5 sene olmuş seninle tanışalı.
peki biz ne yaptık bu kadar, bunca sene.
karşıma alıp saatlerce konuşamadım seninle. sabahlara kadar gözlerinin içine bakarak gülemedim.
gecenin 3ünde bile ağız kaslarımız bu kadar gerilmişken gülmekten, gözlerinin içinde kaybolamadım.
sarılamadım sana doya doya. kokunu çekemedim bile içime. ama senin her ayrıntını biliyorum ben küçük kız.
her santımetren aklımda ucumda. gözlerinin ne denli güldüğünü, iç ısıttığından, gamzelerinin benim mezarım olacağımdan haberdardım. çok yol yürüdük seninle. biz bu hayatın hileleriyiz seninle.
tıpkı oyunda bölüm geçmek için yapılan hileler gibi.
biz o 2 seneye önceki 25 senemizi ve sonraki sonsuzluğumuzu sığdırdık küçük bir merhabayla.
sen şehrime geldin. her yerde senden bir parça bıraktın.
o seni öptüğüm iskele yıkıldı mesela. ama yerine yenisini yaptılar.
birlikte çay içtiğimiz pastanenin üst katını da yıktılar. ama şimdi tekrardan açmışlar.
beraber kahvaltı yaptığımız o bina var ya. orası da burger king oldu.
onun dışında her şey aynı. sahildeki kumlar, kaldırımdaki taşlar. pikap bile hala orda duruyor.
bazen geçiyorum ordan yanyan.
özellikle pazartesi günleri geçiyorum ki bütün sendromum gitsin yüzüme bi gülümseme gelsin diye.
hani sana öve öve bitiremediğim dönerci vardı ya. oranın döneri de artık eskisi gibi güzel değil.
şimdi daha güzel bi yer var. denesen bayılırsın sen de.
çok fazla yağlı değil. bir tabak dolusu peçete harcamak zorunda değilim.
seni gördüğüm köşede bi cafe vardı ya hani. orası da kapandı.
artık başka bi yere takılıyorum ben de.
bu şehrin her yeri senin anılarınla dolu. kaçamıyorum hiç bi yere. dolanup duruyorum her seferinde en başa doğru. aslında kaçmak da istemiyorum bi yandan. belki diyorum hep karşıdan gelir gülümser bana. anılarımızın şehri böyle.
peki ya ben.
ben nasıldım bu kadar sene. nefes alıp vermekten muaf geçen günler.
sessizliklere ve dahi sensizliklere gömülü geceler. ve çaresiz kalmanın verdiği hissizlikle yaşıyorum.
öylece dururken ben, bir başıma, hani sen de öylece çıkmıştın karşıma, aylardan aralıktı.
tek hatırladığım, benim üstümde kahverengi bir ceket, senin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
ve karanfiller açtı, ışık vurdu karanlığa. inadına kaçardım ben her şeyden, uzatmaya korkardım ellerimi hep, sen geldin.
ve kayboldum boşlukta. ama hiç korkmayarak, öyle aptal cesareti avuçlarımda.
şimdi düşünüyorum da güleceğim tutuyor. insan aslında hep imkansızı ister evet ama, senle yürümek bulutlarda.
hayali bile güzel geliyor işte. olmayanı oldurmak bana mı düştü? bana mı düştü geceyi gündüze kavuşturmak?
düpedüz ahmaklık bu işte. senli hayal kurmak, rüyalara kavuşmak senli. ahmaklık hepsi.
şimdi bana ait olmaman düşüncesinin ağırlığı beynimde ve yağmurlar hep gözlerime gözlerime yağıyor.
bir ıslık dudağımda, ellerim buza kesmiş, yürüyorum..
yürüyorum bir başıma ve yürüdükçe yağmura karışıyorum.
kızamıyorum hiç kimselere. ne sana ne de herhangi üçüncü şahıslara.
oynalınan oyunda figuran olmak ağırıma gidiyor, basıp tekmeyi hayallerime, kendime küfretmeye başlıyorum.
kış mevsiminde karanfiller açmaz hiç.
bahar kokmaz ortalık, her taraf kar altında.
ahmaklığım geliyor aklıma. ve kendimden başka hiç kimseye kızamıyorum.
bilinmezlik her tarafta, tamamlanmamış hiçbir şey, eksik hep ne varsa.
böyle melankolinin koyusunda olmak hiç hoşuma gitmiyor. doğrulup dizlerimin üzerinde ayağa kalkmak için delice çabalıyorum.
ama birden bir şarkı isleniyor aklıma, "dışarda yağmur yağıyor, gitme vakti benim için, biraz yürüsem altında, belki yıkanır içim?." öylece kalıyorum, kalkamıyorum.. ve lanetler yağdırıyorum herkese, her şeye.
bir sana kızamıyorum ama.
ağır bir kabülleniş sarıyor bedenimi, gerçekler acı hep, ürperiyorum.
bir parça umut kalmıştı ellerimde, usulca bırakıyorum yere.
ve basıp üzerine yürüyorum sessizce, ayaklarım yağmura karışıyor öylece.
yüzlercesi binlercesi geçiyor üzerimden teker teker. her dokunuş sen geliyor bana.
sana yazılacak anlatılacak konuşulacak binlerce milyonlarca kelimem var içimde. ve hepsi de hazırolda seni bekliyor dilimin ucunda.
belki bu gün ya da yarın o kelimeler dökülmeli dilimden.
sen benim çıkış noktamdın. belki varışınca görüşürüz.
simyacı
"- peki dünyanın en büyük yalanı ne? diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.
- ne mi? hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. dünyanın en büyük yalanı budur."
simyacı
güncel Önemli Başlıklar