bugün
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları29
- gocu'nun sağlığı3
- ragnar rockefeller38
- götüngenli ethem2
- ilk buluşmada evden kek getiren kız19
- insanların neden böyle olması3
- sözlük yazarlarının trileçeleri19
- uzun yol araba yolculuğunu çekilir yapacak şey7
- kocaman kelebek girdi dışarıdan3
- devlet bahçeli4
- arkadaşlar derin şeyler düşünüyorum6
- daha önce başkasına nude atmış kızla evlenmek2
- erkeklerin mental olarak daha güçlü olması12
- uysaljakoben3
- sevilen kadının orasını burasını yalamak2
- çocukken içine kapanık olmak5
- selülit kadına yakışıyor4
- aylık 336 bin lira iyi para mıdır sorunsalı5
- günün şiiri14
- viski içen erkek seksiliği4
- bir amaca hizmet etmek4
- lahmacunun yanında ne içilir10
- ilk buluşmada masa altından aleti yoklayan kız13
- eşinize kaç gram altın mehir verdiniz3
- deniz göktaş37
- evde kalmış 30 yaş üstü kadın yazarlar18
- türklerin tembel bir millet olması8
- bacakları traş edip canlı show yapan erkek3
- gay sevgiliye lezbiyen bir kızın musallat olması7
- cd devrinin bitmesi8
- ahmet sezar bey'e mesaj gitmemesi3
- babalarımız gibi erkeklerin yetişmemesi13
- sevgiliye alınabilecek 200 tl altı hediyeler5
- babamın hiç 31 çekmemesi5
- ciddi ciddi aşure seven insan30
- gocu meme ucu5
- bir ilişkiyi kim yönetir22
- evli olduğunu saklayan kişi8
- erling braut haaland2
- sözlüğe fotoğrafımı atacağım4
- velvet33
- oberyn martell vs ramsay bolton3
- gocu'ya yazdığım şiir3
- gürültüsü en rahatsız edici şey5
- fsm köprüsü ndeki abd bayrağı ışıklandırması5
- 309 iş başvurusu yapıp sıfır dönüş almak2
- ilk buluşmaya giderken alınacak çiçek3
- tuzlu fıstık3
- uludağ sözlükte herkes birader yazardır5
- hava soğuk mu ılık mı anlamadım4
güzellik, aşk, estetik, ilişki, alışkanlık, paranoya...
hepsine ne de güzel atış yapmış kim ki duk, filmdeki atış sahnesindeki 9'ların aksine, tam isabet.
film, bin jip'in en güzel sahnesinin bilgisayarda görünmesiyle içine çekmeye başlıyor seyirciyi, bismillah.
uzun süren ilişkilerdeki alışkanlık ve sıkılma belirtileriyle devam ediyor. aslında benim düşüncemin tam tersini söylüyor. aşkın da zamana direnecegini, hep odakta olmasa dahi, bir agaçta asılı bir adak çaputu gibi gözlerden ırak salınmaya devam edecegini vurguluyor. aşkın karşılıgının heyecan olmadıgında ısrar ediyor. bunda kani oldum mu bilemiyorum ama, hemfikir oldugumuz bir nokta var, o da sevgililerin bazen ayrı düşmeleri gerektigi; hep taze, hep korpe kalabilmek için, her gün aynı yastıga başkoymamaları gerektigi. işte tam bu noktada, filmin çıkış fikrinin, film boyunca beni eternal sunshine of the spotless mind'a götürmesi gibi, konu da kendiliginden esotsm'a geliyor. alışkanlıklar, bıkkınlıklar ve o bedeni çok iyi tanımaktan mutevellit musamaha eksikligi sonucu ayrılıklar. biri simasını silmek istiyor, digeri hafızasını. biri o aşkı tekrar yaşatabilmek, digeri tamamen öldürebilmek için de olsa temelde aynı acı yatıyor: acı çekmeyi istememek. insanın başına gelen en güzel şeyin, aşkın bir zehir oldugu kadar panzehir de olması veya tersten bakarsak bir panzehir oldugu kadar bir zehir de olmasının kaçınılmaz sonucu. bir mutluluk oldugu kadar, mutsuzluk; bir coşku oldugu da korku. ne kadar yürek burkucu seh-hee'nin sözleri: ''benden sıkıldın mı... o zaman onu düşünerek seviş benimle.''
neticede filmdeki mantıksızlıkları göze alacak kadar battıysanız filme, başarısı konusunda bin jip ile kıyaslayacak kadar ileri gidebilirsiniz. son sahneleri oluşturan seh-hee'nin keşif/paranoya eksenindeki insanı çıldırtacak arayışlarını onunla aynı kalp çarpıntısıyla yaşayacak dereceye gelebilmek, kim ki duk'un hakkını yememeyi gerektiriyor. hele ki o heykel parkı...
hepsine ne de güzel atış yapmış kim ki duk, filmdeki atış sahnesindeki 9'ların aksine, tam isabet.
film, bin jip'in en güzel sahnesinin bilgisayarda görünmesiyle içine çekmeye başlıyor seyirciyi, bismillah.
uzun süren ilişkilerdeki alışkanlık ve sıkılma belirtileriyle devam ediyor. aslında benim düşüncemin tam tersini söylüyor. aşkın da zamana direnecegini, hep odakta olmasa dahi, bir agaçta asılı bir adak çaputu gibi gözlerden ırak salınmaya devam edecegini vurguluyor. aşkın karşılıgının heyecan olmadıgında ısrar ediyor. bunda kani oldum mu bilemiyorum ama, hemfikir oldugumuz bir nokta var, o da sevgililerin bazen ayrı düşmeleri gerektigi; hep taze, hep korpe kalabilmek için, her gün aynı yastıga başkoymamaları gerektigi. işte tam bu noktada, filmin çıkış fikrinin, film boyunca beni eternal sunshine of the spotless mind'a götürmesi gibi, konu da kendiliginden esotsm'a geliyor. alışkanlıklar, bıkkınlıklar ve o bedeni çok iyi tanımaktan mutevellit musamaha eksikligi sonucu ayrılıklar. biri simasını silmek istiyor, digeri hafızasını. biri o aşkı tekrar yaşatabilmek, digeri tamamen öldürebilmek için de olsa temelde aynı acı yatıyor: acı çekmeyi istememek. insanın başına gelen en güzel şeyin, aşkın bir zehir oldugu kadar panzehir de olması veya tersten bakarsak bir panzehir oldugu kadar bir zehir de olmasının kaçınılmaz sonucu. bir mutluluk oldugu kadar, mutsuzluk; bir coşku oldugu da korku. ne kadar yürek burkucu seh-hee'nin sözleri: ''benden sıkıldın mı... o zaman onu düşünerek seviş benimle.''
neticede filmdeki mantıksızlıkları göze alacak kadar battıysanız filme, başarısı konusunda bin jip ile kıyaslayacak kadar ileri gidebilirsiniz. son sahneleri oluşturan seh-hee'nin keşif/paranoya eksenindeki insanı çıldırtacak arayışlarını onunla aynı kalp çarpıntısıyla yaşayacak dereceye gelebilmek, kim ki duk'un hakkını yememeyi gerektiriyor. hele ki o heykel parkı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar