bugün
- herkes yatsın iyi geceler8
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- 1 saatte 10 bira içmek19
- tembel ve çalışmayan insan16
- erkeklerin giderek feminenleşmesi11
- oğlum çok güzel lan6
- cips olsa da yesek7
- istanbul un çok pahalı olması12
- the merich13
- sözlük kızlarının kombinleri20
- velvet vs nervio19
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- otobüste kitap okuyan insanlara bakmak3
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- aklını yitirmek4
- magnum dondurmasının eskiden daha pahalı olması8
- matbaanın gecikmesine sebep5
- eşeği alıp kafa iznine çıkmak7
- 50 tl ile rolling yapmak6
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- horoz hayası çorbası5
- uzaylı görünce söylenecek ilk şey10
- velvet13
- en sevilmeyen ev işleri2
- oğuzhan uğur'un tutuklanması2
- benzini dolarla mı alıyoruz diyen tip6
- slavko vincic15
- kadınlar nasıl erkeklerden hoşlanırlar6
- lale devrinde deliler gibi eğlenmek4
- eski nahif sözlük kızları2
- bira cips6
- nervio11
- manifest grubu3
- atatürk e din düşmanı diyenler6
- ispanya20
- acıktım ben3
- ona bir şey söyle9
- arkadaşlar beni gammazlayın5
- kadim kültürler4
- 2026 dünya kupası25
- laptop5
- uludağ sözlük yazarlar yüzünden bitti6
- yarın iş olduğu gerçeği3
- devlet bahçeli5
- aga be şarkılar5
- manyak olmaya karar verdim9
- gocusuz sözlük4
- tememda kenka nalaka10
- bir yazarın cinsiyetini öğrenme yolları5
- kalpte velvele yaratan güzel yazar4
ing. kuzgun demektir efendim.
ayrıca edgar allan poe şiirdir ve türkçe meali için buyrun;
evvel zaman önce ürkünç bir gecede,
eski kitaplardaki yitik hikmeti,
düşünüyordum güçsüz ve bitkin.
başım öne düşmüş, uyumak üzereyken,
nazik vuruşlarla kapı çaldı birden.
-bir misafir- dedim -çalıyor kapımı-
-bir misafir, başkası değil.-
açık seçik hatırımda, bir aralık günüydü,
yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı.
çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim
ıstırabın bitişini; lenore'u kaybetmenin ıstırabı.
meleklerin lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz,
artık ebediyyen isimsiz.
ipeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,
garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım.
yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,
-odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,
odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,
başkası değil.-
canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden,
-bayım-; dedim -ya da bayan, affınızı diliyorum.
gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz,
usulca geldiniz, kapıma dokundunuz.
emin olamadım işittiğimden
sonra ardına kadar açtım kapıyı,
karanlıktı, sadece karanlık.
merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun,
hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde.
sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan,
orada tek kelime -lenore- idi, fısıldadığım.
ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: -lenore,-
sadece bu, başka bir şey değil.
ruhum alevler içinde döndüm odama,
ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli
-eminim- dedim -birşeyler var penceremde,
gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün,
kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün.
-rüzgardır, başka bir şey değil.-
tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla
heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma
hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu
bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi,
oda kapımın üzerinde, bir pallas büstüne tünedi,
tünedi ve oturdu, sadece bu
cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla
üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun
-sorgucun kırpılmış olsa da- dedim - değilsin namert,
karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun.
söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin-
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık,
pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği;
çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz
oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın
kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar,
adı -hiçbir zaman- olsun
tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun
taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden
ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı
acıyla mırıldandım: -diğerleri uçup gittiler,
sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi-
dedi kuş -hiçbir zaman-
irkildim tam yerinde söylenen bu sözle,
-şüphesiz- dedim -bu söz, tek sermayesi,
üzgün bir sahipten miras, zalim belaların
şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı
umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan
-asla---hiçbir zaman-
kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken,
yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önündeki
gömülürken koltuğuma, düşünüyordum
eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun
bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun
neydi kastettiği, derken -hiçbir zaman-
tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden
ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa
devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı
lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine
lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki
ah,-hiçbir zaman- yaslanamayacak o!
sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava
yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde.
-ey sefil- diye haykırdım -bir ferahlık verdi sana tanrın-
lenore'un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç,
iç bu iksiri kana kana ve sil lenore'u aklından
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
-kahin-dedim -şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis-
kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan
kimsesiz ama gözüpek - bu afsunlu çöl toprağında
bu perili evde- bana gerçeği söyle, yalvarıyorum
var mı -günahların ilacı? söyle bana- söyle, yalvarıyorum
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
-kahin- dedim -şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis-
üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz tanrı adına
söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi
meleklerin lenore adını verdiği kutsal bir bakireye
meleklerin lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
-bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis-
-dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara,
söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma.
yalnızlığıma dokunma, terket o büstü,
çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan-
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada
oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte
rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde
gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan
ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan,
yükselecek mi ruhum? -hiçbir zaman-
ayrıca edgar allan poe şiirdir ve türkçe meali için buyrun;
evvel zaman önce ürkünç bir gecede,
eski kitaplardaki yitik hikmeti,
düşünüyordum güçsüz ve bitkin.
başım öne düşmüş, uyumak üzereyken,
nazik vuruşlarla kapı çaldı birden.
-bir misafir- dedim -çalıyor kapımı-
-bir misafir, başkası değil.-
açık seçik hatırımda, bir aralık günüydü,
yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı.
çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim
ıstırabın bitişini; lenore'u kaybetmenin ıstırabı.
meleklerin lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz,
artık ebediyyen isimsiz.
ipeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,
garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım.
yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,
-odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,
odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,
başkası değil.-
canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden,
-bayım-; dedim -ya da bayan, affınızı diliyorum.
gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz,
usulca geldiniz, kapıma dokundunuz.
emin olamadım işittiğimden
sonra ardına kadar açtım kapıyı,
karanlıktı, sadece karanlık.
merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun,
hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde.
sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan,
orada tek kelime -lenore- idi, fısıldadığım.
ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: -lenore,-
sadece bu, başka bir şey değil.
ruhum alevler içinde döndüm odama,
ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli
-eminim- dedim -birşeyler var penceremde,
gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün,
kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün.
-rüzgardır, başka bir şey değil.-
tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla
heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma
hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu
bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi,
oda kapımın üzerinde, bir pallas büstüne tünedi,
tünedi ve oturdu, sadece bu
cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla
üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun
-sorgucun kırpılmış olsa da- dedim - değilsin namert,
karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun.
söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin-
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık,
pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği;
çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz
oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın
kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar,
adı -hiçbir zaman- olsun
tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun
taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden
ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı
acıyla mırıldandım: -diğerleri uçup gittiler,
sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi-
dedi kuş -hiçbir zaman-
irkildim tam yerinde söylenen bu sözle,
-şüphesiz- dedim -bu söz, tek sermayesi,
üzgün bir sahipten miras, zalim belaların
şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı
umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan
-asla---hiçbir zaman-
kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken,
yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önündeki
gömülürken koltuğuma, düşünüyordum
eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun
bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun
neydi kastettiği, derken -hiçbir zaman-
tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden
ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa
devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı
lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine
lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki
ah,-hiçbir zaman- yaslanamayacak o!
sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava
yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde.
-ey sefil- diye haykırdım -bir ferahlık verdi sana tanrın-
lenore'un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç,
iç bu iksiri kana kana ve sil lenore'u aklından
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
-kahin-dedim -şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis-
kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan
kimsesiz ama gözüpek - bu afsunlu çöl toprağında
bu perili evde- bana gerçeği söyle, yalvarıyorum
var mı -günahların ilacı? söyle bana- söyle, yalvarıyorum
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
-kahin- dedim -şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis-
üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz tanrı adına
söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi
meleklerin lenore adını verdiği kutsal bir bakireye
meleklerin lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
-bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis-
-dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara,
söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma.
yalnızlığıma dokunma, terket o büstü,
çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan-
dedi kuzgun -hiçbir zaman-
uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada
oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte
rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde
gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan
ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan,
yükselecek mi ruhum? -hiçbir zaman-
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar