bugün

beşiktaş

hakkında uzun uzun yazdıran takım, renkleri siyah beyazdır.

oruç vakti kimsenin gözüne batmasın diye hayali sigaramdan derin bir nefes çekerken soralım, kimin ah'ını aldık arkadaş?

renkler de siyah ve beyaz ya hani, gerçi siyah ve beyaz için renk değil ton denir onlara demişti ilkokul resim öğretmenim, uyuz kadının tekiydi gün batımı çizip verirdin pembe gökyüzü mü olur derdi, neyse konumuz o değil; Süleyman seba'yı hatırlar mısın?

hatırlamayanlar azıcık altlara doğru gitsin onlarla sonraki panelde buluşalım şimdi seba başkanlık dönemini hatırlayanlar ile başbaşa olmak istiyorum. kaya çilingiroğlu sen gelme güzelim, akıl yaşı tabelası koydurtmayın adama. biz ne zaman ''baba'' hakkı'lardan (şu klasik edebiyata girdik kazasız belasız çıkabilecek miyiz bakalım) kazık kadar olup hala baba parası yiyen böyle kaya kafalı bebelere kulak verir olduk? yetmedi bir tanesini de başkan yaptık. bebe dedim de ankaralı değilim sanırım sadece ankaralılar kullanıyor bu lafı. öyle veya böyle gelin itiraf edelim, biz sebat etmesini beceremedik beyler. haydi hep birlikte, sebat etmeyi beceremedik, all together... öhm,

acaba ben mi çok romantik bakıyorum dediğim de çok oldu, hepi topu 11 gencin top oynadığı bir düzen sahadaki. o bana göre öyle değil beyler, yüzlerce yazı var aramasanız bile görürsünüz ''sevinmek için sevmedik'' temalı. e peki ya ne, siyah-beyaz işte. bak şimdi;

sen benim her gece efkârım,
gözümdeki yaşım, sigara dumanım,

sen benim damardaki kanım,
alnımdaki yazım, şanlı beşiktaşım

11 kişilik takıma yazılan marşa bak. bu dizeler en kral, en nazlı, kaprisli sevgiliye yazılsa söylense hatunun gözleri japon çizgifilmlerindekine döner kocaman kocaman terbiyesizim.devamı daha da vahim;

kalbimin en orta yerinde, büyük bir yangın var,
alevler içinde,
beşiktaş, sana yemin olsun, bitmeyecek sevdam,
mezarımda bile.

al bu dizelerden beşiktaş'ı, koy sevdiceğinin ismini sırıtmıyor. 30.000 kişinin aynı anda haykırdığı birkaç besteden hareket ederek karanlıktaki fili tarif etmeye uğraşalım. bu nasıl sevgi arkadaş, işte bu öyle bir sevgi ki beşiktaşlı olduğunu öğrendiğin birine daha yakın hissettirir seni. kimisi ana-babası ile anılarını yad ederek sever beşiktaş'ı, kimisi hayal kırıklıklarını yad edercesine ''aldırma'' der, kimisi de kavuşamadığı sevgilisine seslenir kavuşamayacağını bile bile ve dahi orada olduğu bilinmemesine rağmen. bu yüzden artık o marşın kime yazıldığı söylendiği değil beşiktaşlılık olur kişinin romantikliği veyahut aidiyet hissi. misal ben şu sözlerde buram buram sevgi kokluyorum:

yağmurlu bir günde görmüştüm seni,
üstünde çubuklu formalar vardı,
bir anda tutuldum aşık oldum ben,
hayatın anlamı siyah beyaz'dı.

erol büyükburç en çok bana soracaksınız diyedursun şu cümlelerdeki hikayeyi filmleştirmek öyle zordur ki bu yol insanı zeki demirkubuz'a döndürür.kavuşamamak olur beşiktaşlı için siyah ve beyaz, yan yana olsa dahi kavuşamamanın da bir anlamı olduğunu kabul etmektir. -tır -tir gibi dırdır cümlelerine girmeden şiiri tamamlayalım:

ölümle yaşamı ayıran çizgi,
siyahla beyazı ayıramaz ki,
her yolun sonunda ölüm olsa da,
sevenleri kimse ayıramaz ki.

adam herşeyi apaçık anlatmış işte.ne diyeyim.

bir de seba boyutu var işte arkadaş, yalnız kurtların yolu. gün batımına doğru süren atlı gibi ''o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler'' demeye korktuğumuz insanlar var. ben şu hayali sigarayı söndürürken arkada şu çalsın:

https://www.youtube.com/watch?v=RYzZPsK78Gg

neden efsane başkan olduğunu sorduğunuzda insanlardan (takım ayırt etmeksizin) alacağınız cevabın yüzde 90'ı beyefendiliği hakkında olacaktır.işin kötü yanı centilmen olduğunu fark edemeyecek derecede centilmen bir insanlık göstererek çıtayı çok yükseklere koyu kendisi, allah herkese yaşarken böyle hürmet görmeyi nasip etsin, amin. çok polyannacı bir dua oldu neyse. geriye kalan yüzde 10'u da 3 sene üst üste şampiyonluk gördük vs vs. der bu da başarıya dayalı sevginin demirörenci kuşaktan önce başladığının nerelere dayandığının ufak bir filizi olsun. serpil hamdi tüzün gibi metin-ali-feyyaz düzenini yeşertebilen ve buna fırsat verip emeği geçen herkese de ayrı teşekkürümüz borcumuz olsun. ödenmez.

geldik yine siyah beyaz'a burada da.

artık midemiz bulanmıştı, (hala da bulanır ya) hayatın her konusunda, televizyonda ramazanda kuponla kuran dağıtan ay sonunda arka sayfada meme uçları sansürlü kızları basan gazetelerden (ki burada kadının bir ticari meta haline getirilmişliğidir mideyi bulandıran), ''yiyor ama çalışıyor'' denilerek savunulan siyasetçilerden, ''almanyadan oğlum gelecek'' denip kiracı değiştiren ev sahiplerinden. doğru ile yanlış, yalan ile gerçek gibi temel zıtlıklar artık ayrılamaz biçimde birleşmiş girift bir hale dönüşmüştü.

siyah ile beyaz'ın birbirinden ayrı fakat yan yana, ve bir o kadar da net oluşu gibidir beşiktaşlılık bu yönden. pek tabii ki kendi kanaatimce. dedim ya belki de ben çok romantik bakıyorum, acaba yalnız mıyım lan, dur hayali bir sigara daha yakayım.

işte bu beyaz rengini ette kemikte en iyi temsil eden örneklerin halihazırda canlı olanıydı süleyman seba. beşiktaşlı duruşu denip duruyor ya her mecrada, çoğu anlamadı, çoğuna anlatamadık 'duruş' denen şeyin laf ile değil hayatı idame ediş yolu ile yaşatılacağını.bu bir itirafnamedir bu açıdan.

siyahlarımız olmadı mı, sürüsüne bereket. dedim ya siyahı ile beyazı ile yanyana ancak net olarak yaşamaktı beşiktaşlılık. idealistlik bu belli bir açıdan, ancak karanlığın varlığı ile ışığın ispatı yapılacağı gibi ayrılmaz bir ilişkiye sahiptik. fakat karanlık arttı, yıllarca arttı. bu yazıda sinirlenmeden gücenmeden ışığı parlatmaya uğraşıyorum işte. star wars'ta ''ben seni güce dengeyi getiresin diye yetiştirdim, onlara katılasın diye değil'' diyen obi-wan gibi konuştum lan ehehe.

zannedilmesin ki beşiktaş'ı başarıları gelmeden seviyoruz diye başarılarına da sevinmeyeceğiz. biz sevinmeyi sizden öğrenecek değiliz...öhm hatlarda karışıklık olmadan tekrar edeyim, başarıya odaklı sevmiyoruz diye ne galibiyetlere mutlu olmaktan çekineceğim, ne de ''hangi başarınız var ki'' diyenlere şurada yazılanları uzun uzun anlatabileceğim. olay o değil hacı. olay başka.

beşiktaş kongre üyesiyim, yeni üye oldum, neden yeni oldum; 1- daha düzenli maaşım bile yok, 2- üyelik fiyatlarının uygunluğu çok cazipti. hacı 1200 tl ayda 100 tl 12 taksit yapıyor adamlar. misyonerliğini yapmayacağım kendileri reklam masasına milyarlar ayırıyor azıcık iş yapsınlar arkadaş. neyse konu bu da değil, bu maçlara giden tonla arkadaşım var, dedim ya düzenli maaş olmayınca maçlar konusu da hayal oluyor benim için. yok cep telefonum ayfon 5-6 falan da değil bildiğin 33-10 nokia. hani baldırımdan kesmediğim sürece ''şuradan kes yap et'' de yok. oha ''seda sayan abla yardım et bana yetiş bacım'' diyecek kıvama girmeden konunun çizgisine geri gelelim.

bu maçlara giden arkadaşlarımdan deplasmanlara da gidenler ve gitmeyenler olarak 2 grubu anlatacağım. yaş olarak ufaklar daha da aşağılara insin kapıya pano asmayalım şimdi. neyse efendim; deplasmanlara gitmeyenler hatıralarını iyi araştırsın stadyuma parasız (beleş deyince irrite olunuyor diye yumuşattım) girmeye pek aşinadırlar. son sezonda parasız olarak vip'de oturduğunu bildiğim insanlar var. ben de böyle maç izlemek ister miydim, istemezdim. ha melek miyim, aksine bulanmadığım leke yok.

diğer yanı da deplasmana da gidenler tayfası. bu arkadaşların da pek nadide örnekleri dışında hemen hemen hepsi hatırlayacaktır ki otobüs seferlerinde yağma anlayışına şahit olmuşlardır. he benzin istasyonum falan yok hatta alakam bile yok ancak çok sayıda isim yazabilirim ki (kendileri taraftar grubunun önderlerindendir) deplasmana giderken yolda çerez-soğuk meşrubat-tatlı gibi malzemeleri otobüste canı isteyenler adedince alıp engel olmak isteyene tehdit savurdukları hiç de ender olmayan olaylardır.

bu 2 taraftar güruhunun da şikayet ettiği ortak paye de: stadyumda eski taraftarların aksine yeni taifenin son derece küfürbaz olması ve sloganlarının da yaratıcılıktan uzak salt küfür jargonuna odaklı olması. buna ek olarak, koşulsuz sevmeyi öğrenememiş ve yıldız transfer ile rakiplerine yarışta geçildiğini veya geçtiğini zannetmesi. şimdi hazır buradayken hayali sigaramızın külünü bi dökelim.

siyah ve beyaz'ı seviyor muyuz arkadaş?

3 kasım 2011 beşiktaş d kiev maçındaki karambol'de yeni adımlayan çocuğunun ayağı takılmışçasına kalbin hopluyor mu

fevzi tuncay'ın halilagiç'ten aldığı enfes(!) pası ıskalayışını unutturuyor mu sevgilisi ile hıçkıra hıçkıra ağlayışı

ike shorunmu gibi gülümseyebiliyor musun oyun düzeyinin kapasiteni aştığının farkında olunca.

oynayanlar oyuncu, ancak hayattaki örneği sensin benim hepimiziz.

eğer elinden geleni yapıyorsan fakat yetmiyorsa ( coldplay -fix you şarkısı geldi aklıma mütemadiyen) sen baki mercimek'sin aslında arkadaş.

önceden yaptığın bir hatayı tekrar yapıp kendine kızıyorsan, sen ertesi hafta kale direğine kafasını vuran fevzi tuncay'sın.

ve bil ki beşiktaş, beşiktaşlı seni kucaklar, sahiplenir. korkma.

geçmişin arabesk bakış açısı bir tarafa, güncel kuşağın kompetitif hali de efsaneleri haliyle değiştirdi, geçmişteki emektar insanların anıları arasına da tembelliğini perdelemek isteyenler karışır olunca, ortaya toramanlı takımın efsanesi quaresma çıktı.

daha çok yazılacak var da, hayali sigaram bitti, Süleyman seba'nın şu 2 kelamı ile bağlayalım:

iyi insan olmadan iyi beşiktaşlı olunmaz
ve
''beşiktaş için birşeyler yapmak istiyorsanız kimsenin adamı olmayın''
kulağa küpe olsun.

ama shorunmu güzel gülerdi ha.
© copyright 2005 - 2026