bugün
- sneijderın kaşar karısının nafaka talebinin reddi7
- ürdün6
- izmirde bok kokusunun kaybolması8
- fusya şemsiyeli ve hipopotam9
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği5
- hilafetin türklere faydası18
- filistin4
- çin2
- nervioya talip olmak5
- kız sanılan yazarlar11
- ismet gürbüz ile almanya da sosisli yemek3
- ismet gurbuz'e tavsiyeler2
- öleceğin günü bilmek4
- almanya da yaşayan yazarlar2
- kayseri ceosu olan yazarlar4
- istanbul da cirit atmak5
- mehdi'nin namaz kılmayıp sürekli dolaşması4
- kibarhergele14
- istanbul'un başına geçseniz ne yaparsınız8
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- azerbaycan da öğretmenlere başörtüsü yasağı3
- sözlükte sevap işlemek2
- çerkezköy kapıkule tren hattı4
- türkiye6
- yuvarlak masa şövalyelerinin meeting set etmesi2
- arkadaşlar ben geri gelsem ayıp olur mu4
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
- çorapla ıslak bir yere basmak2
- siyatik2
- iki elin doluyken burnun kaşınması3
- arda turan2
- güllü davası nda tuğyan'ın savunması2
- george washington7
- evde tekken yan odadan gelen khkaha ve ağlama sesi9
- sözlüğün kırbacı10
- sorusormayin7
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı3
- gocu8
- süpermarket dolabının arkasında 10 yıl ölü kalmak8
- kütüphanelerde risale'i nurlar olmalı4
- ucan tekme atan hipopotam45
- hangi yazarla çift olursunuz28
- masum sözlük kızları3
- elektrik süpürgesinin kafasının güzel olması2
- fenerbahçe adası4
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı12
- pavyonları dönüştürmek5
- cuma namazına gitmeyen yazarlar silinsin8
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- rahmi koç2
"doğunun yedinci oğlu" masal adlı şiirinde geçen bir ifadeden dolayı kendisine takılan isimdir. doğu'nun altı oğlunun başına gelenleri anlattıktan sonra üstad, doğunun yedinci oğluyum ben der. hikayesi aşağıdaki gibidir:
masal
doğuda bir baba vardı
batı gelmeden önce
onun oğulları batıya vardı
birinci oğul batı kapılarında
büyük törenlerle karşılandı
sonra onuruna büyük şölen verdiler
söylevler söylediler babanın onuruna
gece olup kuştüyü yastıklar arasında
oğul masmavi şafağın rüyasında
bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
öcünü alsın diye kardeşini yolladı
ikinci oğul batı ülkesinde
gezerken bir ırmak kıyısında
bir kıza rastladı dağların tazeliğinde
bal arılarının taşıdığı tozlardan
ayna hamurundan ay yankısından
samanyolu aydınlığından inci korkusundan
gül tütününden doğmuş sanki
anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
saçlarını güneş destelemiş
yıllarca peşinden koştu onun
kavuşamadı ama ona
batı bir uçurum gibi girdi aralarına
sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
alıp götürdü onu
ve ikinci oğulu
sivri uçurumların ucunda
buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
baba yağmurlardan anladı bunu
yağmur suları acı ve buruktu
işin künhüne varsın diye
yolladı üçüncü oğlunu
üçüncü oğul batıda
çok aç kaldı ezildi yıkıldı
ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
fakat batinin büyüsü ağır bastı
iş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
sonra büsbütün unuttu onları
şef oldu buyruğunda birçok kişi
kravat bağlamasını öğrendi geceleri
gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
patron oldu ama hala uşaktı
ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
ondan hesap sordu o da
sırf utançtan babasına
bir çek gönderdi onunla
baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
bu yüklü çeki
iyice yaşlanmıştı ama
vazgeçmedi koyduğundan kafasına
dördüncü oğlunu gönderdi batıya
dördüncü oğul okudu bilgin oldu
kendi oymak ve ülkesini
kendi görenek ve ülküsünü
günü geçmiş bir uygarlığa yordu
kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
batı bilginleri bunu kutladı
o da silindi gitti binlercesi gibi
baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan
beşinci oğul bir şairdi
babanın git demesine gerek kalmadan
geldi ve batının ruhunu sezdi
büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
topladı tomarlarını geri dönmek istedi
çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
kum gibi eridi gitti yollarda
sıra altıncı oğulda
o da daha batı kapılarında görünür görünmez
alıştırdılar tatlı zehirli sulara
içkiler içti
kaldırım taşlarını saymaya kalktı
ev sokak ayırmadı
geceyi gündüzle karıştırdı
kendisi de bir gün karıştı karanlıklara
baba ölmüştü acısından bu ara
yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
bir alınyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
bir de o talihini denemek istedi
bir şafak vakti batıya erdi
en büyük batı kentinin en büyük meydanında
durdu ve tanrıya yakardı önce
kendisini değiştiremesinler diye
sonra ansızın ona bir ilham geldi
ve başladı oymaya olduğu yeri
başına toplandı ve baktılar batılılar
o aldırmadı bakışlara
kazdı durmadan kazdı
sonra yarı beline kadar girdi çukura
kalabalık büyümüş çok büyümüştü
o zaman dönüp konuştu :
batılılar !
bilmeden
altı oğlunu yuttuğunuz
bir babanın yedinci oğluyum ben
gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
babam öldü acılarından kardeşlerimin
ruhunu üzmek istemem babamın
gömün beni değiştirmeden
doğulu olarak ölmek istiyorum ben
sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
karşınızdakini değiştirmek
beni öldürseniz de çıkmam buradan
kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
fakat değişmeyecek ruhum
onu kandırmak için boşuna dil döktüler
açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
o gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
o nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
en onulmaz yarası olanlar
ta kalplerinden vurulmuş olanlar
yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar
masal
doğuda bir baba vardı
batı gelmeden önce
onun oğulları batıya vardı
birinci oğul batı kapılarında
büyük törenlerle karşılandı
sonra onuruna büyük şölen verdiler
söylevler söylediler babanın onuruna
gece olup kuştüyü yastıklar arasında
oğul masmavi şafağın rüyasında
bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
öcünü alsın diye kardeşini yolladı
ikinci oğul batı ülkesinde
gezerken bir ırmak kıyısında
bir kıza rastladı dağların tazeliğinde
bal arılarının taşıdığı tozlardan
ayna hamurundan ay yankısından
samanyolu aydınlığından inci korkusundan
gül tütününden doğmuş sanki
anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
saçlarını güneş destelemiş
yıllarca peşinden koştu onun
kavuşamadı ama ona
batı bir uçurum gibi girdi aralarına
sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
alıp götürdü onu
ve ikinci oğulu
sivri uçurumların ucunda
buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
baba yağmurlardan anladı bunu
yağmur suları acı ve buruktu
işin künhüne varsın diye
yolladı üçüncü oğlunu
üçüncü oğul batıda
çok aç kaldı ezildi yıkıldı
ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
fakat batinin büyüsü ağır bastı
iş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
sonra büsbütün unuttu onları
şef oldu buyruğunda birçok kişi
kravat bağlamasını öğrendi geceleri
gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
patron oldu ama hala uşaktı
ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
ondan hesap sordu o da
sırf utançtan babasına
bir çek gönderdi onunla
baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
bu yüklü çeki
iyice yaşlanmıştı ama
vazgeçmedi koyduğundan kafasına
dördüncü oğlunu gönderdi batıya
dördüncü oğul okudu bilgin oldu
kendi oymak ve ülkesini
kendi görenek ve ülküsünü
günü geçmiş bir uygarlığa yordu
kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
batı bilginleri bunu kutladı
o da silindi gitti binlercesi gibi
baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan
beşinci oğul bir şairdi
babanın git demesine gerek kalmadan
geldi ve batının ruhunu sezdi
büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
topladı tomarlarını geri dönmek istedi
çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
kum gibi eridi gitti yollarda
sıra altıncı oğulda
o da daha batı kapılarında görünür görünmez
alıştırdılar tatlı zehirli sulara
içkiler içti
kaldırım taşlarını saymaya kalktı
ev sokak ayırmadı
geceyi gündüzle karıştırdı
kendisi de bir gün karıştı karanlıklara
baba ölmüştü acısından bu ara
yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
bir alınyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
bir de o talihini denemek istedi
bir şafak vakti batıya erdi
en büyük batı kentinin en büyük meydanında
durdu ve tanrıya yakardı önce
kendisini değiştiremesinler diye
sonra ansızın ona bir ilham geldi
ve başladı oymaya olduğu yeri
başına toplandı ve baktılar batılılar
o aldırmadı bakışlara
kazdı durmadan kazdı
sonra yarı beline kadar girdi çukura
kalabalık büyümüş çok büyümüştü
o zaman dönüp konuştu :
batılılar !
bilmeden
altı oğlunu yuttuğunuz
bir babanın yedinci oğluyum ben
gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
babam öldü acılarından kardeşlerimin
ruhunu üzmek istemem babamın
gömün beni değiştirmeden
doğulu olarak ölmek istiyorum ben
sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
karşınızdakini değiştirmek
beni öldürseniz de çıkmam buradan
kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
fakat değişmeyecek ruhum
onu kandırmak için boşuna dil döktüler
açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
o gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
o nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
en onulmaz yarası olanlar
ta kalplerinden vurulmuş olanlar
yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar