bugün
- arabayla almanya'dan türkiye'ye gitmek11
- recep tayyip erdoğan7
- türkiye10
- yeni partinin çerçeve yasa kararı15
- eşitlik mi özgürlük mü8
- ekonomi8
- yaşlandığının farkına varmak9
- ekşi sözlük referans17
- kainattaki değişim2
- sonradan olma2
- çerçeve yasa10
- emekliler2
- emeklilik2
- sözlük yazarlarının hayatını değiştirecek şey4
- müzik dinlemek5
- mekke anlaşması20
- dağ evi olmayan erkek5
- tarım3
- sözlük yazarlarının kekleri5
- kartoncu birader vs erecto bey3
- gammazlığı elinden alınan yazar15
- sözlüğün çok durgun olması6
- asosyal ve çirkin olmak4
- apı uygulama programlama ara yüzü2
- allah'ın doğurmamış ve doğmamış olması2
- orospu çocuğu gördüm de böylesini hiç görmedim3
- yahudi olmak için anneniz yahudi olması gerekiyor3
- yahudilere sallayan kitaplar3
- sıcak hava vs soğuk hava6
- clean girl akımı4
- sigara içmeyen erkek4
- evlenmeme nedenleri5
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde11
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler5
- allah3
- sözlük kızları çirkin oldukları için buradalar4
- merfulu11
- spor olsun diye her yere yürüyen insan10
- ev almak isteyenlere tavsiye7
- namaz5
- almanya11
- hutiler suudlara saldırdı ne olacak4
- kedi3
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz16
- günlük tutan erkek19
- eva mendes2
- ulu parti5
- geleceğe yolculuk vs geçmişe yolculuk4
- cansever19
- 11 ağustos 20262
--spoiler--
Hun Kanunları
Hun toplumu kendisine özgü bir sisteme sahipti. Ağır suçlar ve silâhlı yaralamalar ölümle cezalandırılır; hırsızlık hâlinde sadece hırsızın malvarlığı değil, ailenin çalarak elde ettiği bütün eşyası da müsadere edilirdi. Ufak suçlar için suçlunun yüzüne çizik atılırdı. Mahkeme en çok 10 gün sürer; gözaltına alınan kişilerin sayısı aynı anda birkaç kişi olur, 10 kişiyi geçmezdi.
Bilinen hukukun yanı sıra Mete döneminden itibaren savaş disiplinini bozan ve askerî emirlere itaat etmeyenlere karşı ölüm cezası getiren bazı devlet hukuku da konuldu. Bu özel kanunlar hem Hunların konsolidasyonunda önemli bir rol oynadı, hem de onların Asya'nın en güçlü devleti hâline gelmelerini sağladı.
Hun kamu hukukunda diğer göçebe sistemlerin çoğunda rastladığımız mülkiyet hukukunu buluyoruz: Her biri belli bir toprağa sahiptir ve su, mera durumuna göre bir yerden başka bir yere göç edebilir. Ancak metnin muhtevasından toprak sahibinin herhangi bir prense veya aileye bağlı bir boy olduğu şeklinde kesin bir hüküm çıkarılamıyor.
Gumilev, ikinci bir iddia üzerinde duruyor ve VI-VII. yüzyıllarda Türklerde uygulanan analojik bir formülden bahsediliyor. Kitabına aldığı metinde şöyle denilmekte:
"Bu ülkelerde (Türklerin yaşadıkları topraklarda) geniş meralar, bol sulu topraklar vardı. Neden Türkler kavgalar ederek dağıldılar?" Ancak Hunlar zamanında 24 boydan her birinin kendine ait bir toprak parçasına sahip olması istisnaî bir olasılık değildir ki, zaten bu görüşü teyid eden bazı deliller de vardır. MS I. yüzyılın ortalarına kadar çıkan büyün iç mera topraklarına sahip olmasından kaynaklandığını gösteren dolaylı delillerden sayılabilir. Dağlık ormanların onların mera topraklarına sahip olmasından kaynaklandığını gösteren dolaylı delillerden sayılabilir. Dağlık ormanların mülkiyeti muhtemelen ortaktı. Çünkü Çin sınırı boyundaki ormanla kaplı sıradağların elde tutulması meselesi Şanyü'yü daima tasalandırmış ama buralardan faydalananlar 'tâli dereceli prensler' yani onlara bağlı boylar olmuştur. Çöllerin ve kullanışsız toprakların mülkiyeti ise bütün Hun halkına aittir. Mete: 'Toprak, devletin temelidir' demişti. Bu söz, bundan sonraki bütün Hun tarihi boyunca devletin temel prensibi olmuştur. Kölelik Hunlarda da vardı, fakat bu, uzun süreli boyunduruk altında tutma şeklinde değildi. Bu durum, daha ziyade Yakın Doğu için geçerliydi. Genelde savaş esir ve esirleri köle olarak kullanılıyor ama bunlar da bilindiği kadarıyla üretim işlerinde istihdam ediliyorlardı. Hunların köleye çok ihtiyaçları bulunmasına ve hatta Çin'e yapılan savaşlar sonunda pek çok insanı beraberlerinde bozkırlara getirmelerine rağmen, bütün Hun tarihi boyunca köle ticaretinin var olduğunu gösteren herhangi bir belirti bulamıyoruz."
--spoiler--
Hun Kanunları
Hun toplumu kendisine özgü bir sisteme sahipti. Ağır suçlar ve silâhlı yaralamalar ölümle cezalandırılır; hırsızlık hâlinde sadece hırsızın malvarlığı değil, ailenin çalarak elde ettiği bütün eşyası da müsadere edilirdi. Ufak suçlar için suçlunun yüzüne çizik atılırdı. Mahkeme en çok 10 gün sürer; gözaltına alınan kişilerin sayısı aynı anda birkaç kişi olur, 10 kişiyi geçmezdi.
Bilinen hukukun yanı sıra Mete döneminden itibaren savaş disiplinini bozan ve askerî emirlere itaat etmeyenlere karşı ölüm cezası getiren bazı devlet hukuku da konuldu. Bu özel kanunlar hem Hunların konsolidasyonunda önemli bir rol oynadı, hem de onların Asya'nın en güçlü devleti hâline gelmelerini sağladı.
Hun kamu hukukunda diğer göçebe sistemlerin çoğunda rastladığımız mülkiyet hukukunu buluyoruz: Her biri belli bir toprağa sahiptir ve su, mera durumuna göre bir yerden başka bir yere göç edebilir. Ancak metnin muhtevasından toprak sahibinin herhangi bir prense veya aileye bağlı bir boy olduğu şeklinde kesin bir hüküm çıkarılamıyor.
Gumilev, ikinci bir iddia üzerinde duruyor ve VI-VII. yüzyıllarda Türklerde uygulanan analojik bir formülden bahsediliyor. Kitabına aldığı metinde şöyle denilmekte:
"Bu ülkelerde (Türklerin yaşadıkları topraklarda) geniş meralar, bol sulu topraklar vardı. Neden Türkler kavgalar ederek dağıldılar?" Ancak Hunlar zamanında 24 boydan her birinin kendine ait bir toprak parçasına sahip olması istisnaî bir olasılık değildir ki, zaten bu görüşü teyid eden bazı deliller de vardır. MS I. yüzyılın ortalarına kadar çıkan büyün iç mera topraklarına sahip olmasından kaynaklandığını gösteren dolaylı delillerden sayılabilir. Dağlık ormanların onların mera topraklarına sahip olmasından kaynaklandığını gösteren dolaylı delillerden sayılabilir. Dağlık ormanların mülkiyeti muhtemelen ortaktı. Çünkü Çin sınırı boyundaki ormanla kaplı sıradağların elde tutulması meselesi Şanyü'yü daima tasalandırmış ama buralardan faydalananlar 'tâli dereceli prensler' yani onlara bağlı boylar olmuştur. Çöllerin ve kullanışsız toprakların mülkiyeti ise bütün Hun halkına aittir. Mete: 'Toprak, devletin temelidir' demişti. Bu söz, bundan sonraki bütün Hun tarihi boyunca devletin temel prensibi olmuştur. Kölelik Hunlarda da vardı, fakat bu, uzun süreli boyunduruk altında tutma şeklinde değildi. Bu durum, daha ziyade Yakın Doğu için geçerliydi. Genelde savaş esir ve esirleri köle olarak kullanılıyor ama bunlar da bilindiği kadarıyla üretim işlerinde istihdam ediliyorlardı. Hunların köleye çok ihtiyaçları bulunmasına ve hatta Çin'e yapılan savaşlar sonunda pek çok insanı beraberlerinde bozkırlara getirmelerine rağmen, bütün Hun tarihi boyunca köle ticaretinin var olduğunu gösteren herhangi bir belirti bulamıyoruz."
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar