bugün
- karşısındaki yazarı kadın sanıp mesaj atan erkek11
- akp vs pkk5
- nihoşun ölümü6
- yazarların sgk borcu4
- ülkücü bir babanın oğluna vereceği isim6
- sözlükteki ılımlı bayanlar3
- osmanlıca3
- bayan yazarların nick altı2
- lütfen mümkünse zahmet olmazsa rica etsem4
- dm açsana diyen erkek5
- bir kadının hoşlandığını belli etmesinin yolları6
- kadın ve paradan başka bir şey düşünmeyen erkek8
- arka kapının gıcırdaması4
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi11
- masklavi ve mel mel gibson'un birbirini artılaması6
- özgür özel'in tutuklanması5
- namazlı mealler kuran değildir2
- bilmediğin numaraya alo dedin yandın4
- magnezyum ve colagen kullanmak5
- düğün dernekle evlenir kimseye duyurmadan boşanır7
- kaplumbağaya yem verdim3
- terörsüz türkiye de yasal süreç4
- aile hekimi5
- spacex roket parçasının ay'a çarpması2
- ama kent uzlaşısı6
- 5 ağustos 2026 üç kadın cinayeti üç bavul2
- sözlük yazarı dövmek4
- ikinci el otomobil piyasası2
- çerçeve yasa teklifinin meclis'e sunulması6
- meal kuran değildir26
- afrika'ya erzak yardımı yapmak3
- inci sözlük3
- lore peyniri3
- bir erkek ve bir kız arkadaş olabilir mi14
- theodor herzl e devlet madalyası vermek4
- midilli adası6
- mayışın çekildiği günlerde sucuk yemek2
- insanlar sizi nasıl tanımlar7
- leon2
- ülkücü vs pkklı3
- bayan kelimesi neden rahatsız edici28
- duş almak vs duş yapmak6
- lor peynirini krem peynir haline getirmek2
- aylık 508 bin tl iyi para mıdır sorunsalı5
- geceye güzel bir söz bırak6
- lionel messi3
- online kumar4
- acil iş fikri lazım arkadaşlar16
- aslan abilerim sözlüğe geri dönsün kampanyası7
- afrika nasıl kalkınabilir15
Peygamber aşığı Martin Lings
12 Mayıs 2005'te kaybettik onu. Bir Perşembe gecesiydi. Sufilerin zikir gecesiydi Perşembe. O gecede Rabbine uyku halinde kavuştu. Martin Lings olarak gelmişti dünyaya, ama Ebubekir Siraceddin olarak veda etmişti. 96 yaşındaydı. Yüzyılın sufisiydi. Ölümünü duyan tüm dünya Müslümanları "inna lillahi ve inna ileyhi raciun!" (Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz!) mesajlarıyla teessürlerini bildirmişlerdi birbirlerine.
Bir ingiliz'di o. Batılı olarak dünyaya gelmişti, ama Doğulu olmuştu. Köyde doğmuş köyde ölmüştü bir Doğulu gibi. Ömrünün belki son 20 yılını köyde geçirmiş, münzevi bir hayatı tercih etmişti. Ama iki köy arasında birçok durakta oyalanmıştı. Hem Doğu'ya hem Batıya uğrayan duraklardı bunlar. Hem yıldızları hem de şehrin gece ışıklarını seyretmişti bu duraklarda. 1909'da ingiltere'nin Burnage köyünde (Lancashire) Protestan olarak başlayan hayat, 2005'te Londra yakınlarında yine bir köyde Müslüman olarak son bulmuştu. Hem de herkesin kendisinden razı olduğu bir sufi olarak.
Saflığını kalbinin yüzüne yansımasında okumak mümkündü onun. Adını değil, kalbini ve yüzünü sufi yapmayı tercih etmişti. Tıpkı ikinci isim olarak aldığı "nur saçan" anlamına gelen Siraceddin gibi.
Melek yüzlü Batılı Müslüman bilge
Türkler de çok sevdi onu. Hikmet arayışının modern insana bakan yüzünde köşe taşı olan eserleri Türk okurlarının başucu kitabı oldu. Hz. Muhammed'in Hayatı bunlardan sadece biriydi. Yirmiye yakın eser bıraktı geriye. Bilgeliğin mührünü taşıyordu hepsi de.
Eserlerinin en fazla çevrildiği dil Türkçe'ydi. Türkiye ziyaretlerinin en sonuncusunda, 1996 yılında, istanbul Belediyesi'nin düzenlediği Doğu'dan Batı'dan konferanslarını ihya etmişti. Cemal Reşit Rey tarihi günlerinden birini yaşamıştı o gün. "On Birinci Saatte Müslümanların Görevleri" başlıklı bir konuşma yapıyordu. "Melek yüzlü" bu bilge ihtiyarın sanki ötelerden gelmiş bir edayla yaptığı bu konuşmaya meftun olmuştu yüzlerce insan. Lisanını bilmeseler de lisan-ı halini çok iyi anlıyorlardı. 12 Mayıs 2005 günü, onun Şeb-i Arus gününde, Türk meftunları da "inna lillahi ve inna ileyhi raciun!" demişti onun için gönülden.
Protestanlıktan sonraki durağı ateizmdi Martin Lings'in. Üniversite'yi Oxford'da ingiliz Edebiyatı bölümünde okumuştu. 1932 yılında mezun oldu. 1935'de Litvanya'ya gitti; Kaunas Üniversitesi'nde Anglo-Sakson ve Orta Çağ ingilizcesi dersi vermeye başladı. Ateistti, ama dünya dinlerine meraklıydı. Bu merakı onu 1938'de 29 yaşında Müslümanlığa taşıdı. Kuzey Afrikalı Müslümanlar vasıtasıyla Şeyh Ahmet el-Alevi eş-Şazelî'nin (ö. 1934) öğretisiyle tanıştı. Onu kendisine rehber edindi; Ebubekir Siraceddin'di artık.
Ahmet el-Alevi onun hayatını değiştiren adamdı. Yıllar sonra o da hayatını değiştiren adamı Yirminci Yüzyılda Bir Veli (1961) başlıklı bir kitapla ölümsüzleştirdi. 1939'da, 14 yıl ikamet edeceği Mısır'a gitti. Kahire Üniversitesi'nde, Shakespeare üzerine dersler verdi. Shakespeare uzmanlığını daha sonra Shakespeare'in Kutsal Sanatı (1966) başlıklı bir kitapla eserleştirdi. Kasım 2004'te Londra'da verdiği "Sufi or not Sufi" başlıklı konferansta da Shakespeare'in yazılarında tasavvuftan izler taşıyan mistik unsurlar olduğunu savundu.
1948'de hanımıyla birlikte hacca gitti. 1952'de ingiltere'ye döndü. Yüksek eğitimini Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu'nda Arap Dili ve Edebiyatı okuyarak devam ettirdi. Daha sonra British Museum'da çalışmaya başladı ve müzede bulunan çoğunlukla da Arapça olan Doğu elyazmalarının katalogunu hazırladı. Emekli oluncaya kadar da British Museum'da çalıştı. Kur'an yazmalarının bulunduğu bölümlerin anahtarları onun elindeydi. British Museum'daki görevi sırasında Londra Merkez Camii'nde sohbet halkaları düzenledi. Birçok ingiliz'i islam'la tanıştırdı. Eserleri Türkçe'ye de çevrilen ve daha çok islam ve insanlığın Kaderi kitabıyla tanınan ingiliz mühtedi Gai Eaton bunlardan birisiydi. Bu sohbet halkaları aynı zamanda Londra'da yaşayan Müslümanların ufuklarını açıcı dersler de içermekteydi.
Batılılara islam'ın güler yüzünü anlatıyordu
Gerçek islam'ı tanımak isteyen Batılıların ilk adreslerinden birisiydi Martin Lings. Frithjof Schuon ve Rene Guenon gibi seleflerinin başlattığı "Batılı entelektüelleri tasavvufla buluşturma eylemi"nin belki de günümüzdeki son temsilcisiydi. Ona göre islam'ın güler yüzüydü tasavvuf. What is Sufism? (Tasavvuf Nedir?) başlıklı eseri bir elkitabı oldu ve birçok Batılının kütüphanesini süsledi yıllarca. Doğu'yu ve Batı'yı bilen irfanî bir bakışla modern dünya insanının muhtaç olduğu şeyin ne olduğunu göstermeye çalıştı kendi kültürünün insanlarına. Varlığı anlamak ve anlamlandırmak için yapılmış bir çağrıydı onunkisi: "Ey insanlar! Modern dünya size insanlığınızı, erdemlerinizi kaybettirmesin!" diye başlayan. "Semavî âlem içinizde, arayın bulacaksınız, kapıyı vurun, açılacaktır" dedi ırkdaşlarına. Tabii ki, kapının nasıl vurulacağını da gösterdi. Modern dönemde insanın Allah'la yakınlığını, dolayısıyla da varlığın sırrını kaybettiğini, ama bu sırra vakıf olma kabiliyetini tekrar kazanabileceğini düşündü. Çünkü "her ne kadar biz Allah'tan uzak idiysek de, O bize çok yakındı."
On Birinci Saat başlığını taşıyan eseri "modern dünyanın bunalımı"nı anlatıyordu. On ikiye ancak bir saat kalmıştı; zaman tükeniyordu. Bir âhir zaman tasviriydi on birinci saat. "Hiç vakit kaybetmeden on birinci saatin sorumluluklarını yerine getirmek zorundaydık. Zamanın sonunda yapılması gereken şey, ölümden sonraki hayatı düşünmek ve ona hazırlık olmalıydı." Ama hiçbir zaman felaket tellallığına soyunmadı. Modern çağın olumsuzluklarını bilgece eleştirilerle dile getirdi. Modern çağın manevi bir hayat imkanı taşıdığını da ikrar etti. Âhir zamanda, yani saat on birden on ikiye doğru yapılacak manevi cehdin fazlasıyla mükafatlandırılacağını düşündü. Hikmeti her yerde aradı. "Hikmet müminin yitiğidir, nerede bulursa alır!" prensibini düşüncesine, eserlerine taşıdı. Zaten on birinci saat temsilini de incil'deki bir darb-ı meselden almıştı.
Gelenekçi ekolün en önemli temsilcilerinden birisiydi. Ama ataların kendi birikimlerini bize aktarmaları değildi gelenekçilik ona göre. Sadece vahyin muhafaza edilerek gelecek nesillere aktarılmasıydı. Bu nedenle de gelenek, din demekti onun lügatinde. Hakikati geleneksel ekolün öncülleriyle değil, dinin öncülleriyle açıklamaktan çekinmedi. Gelenekçi ekolün bazı mensupları veya Batı'daki bazı sufiler gibi sufizmi başka dinlerin terminolojileriyle sunmaya çalışmadı.
Tasavvufun Kur'an'a ve Peygamber'e dayandığından son derece emindi. Hucvîrî'den naklettiği şu sözlere kalpten inanmıştı: "Peygamber döneminde tasavvufun adı yoktu, ama kendi vardı. Şimdi ise adı var, kendi yok."
Ruhun şâd olsun Martin Lings Şimdi Hakikat'le buluştun Hakikat yolunda bizlere çok şey öğrettin Öğrettiklerin için çok teşekkürler
Prof. Dr. Ali Köse
12 Mayıs 2005'te kaybettik onu. Bir Perşembe gecesiydi. Sufilerin zikir gecesiydi Perşembe. O gecede Rabbine uyku halinde kavuştu. Martin Lings olarak gelmişti dünyaya, ama Ebubekir Siraceddin olarak veda etmişti. 96 yaşındaydı. Yüzyılın sufisiydi. Ölümünü duyan tüm dünya Müslümanları "inna lillahi ve inna ileyhi raciun!" (Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz!) mesajlarıyla teessürlerini bildirmişlerdi birbirlerine.
Bir ingiliz'di o. Batılı olarak dünyaya gelmişti, ama Doğulu olmuştu. Köyde doğmuş köyde ölmüştü bir Doğulu gibi. Ömrünün belki son 20 yılını köyde geçirmiş, münzevi bir hayatı tercih etmişti. Ama iki köy arasında birçok durakta oyalanmıştı. Hem Doğu'ya hem Batıya uğrayan duraklardı bunlar. Hem yıldızları hem de şehrin gece ışıklarını seyretmişti bu duraklarda. 1909'da ingiltere'nin Burnage köyünde (Lancashire) Protestan olarak başlayan hayat, 2005'te Londra yakınlarında yine bir köyde Müslüman olarak son bulmuştu. Hem de herkesin kendisinden razı olduğu bir sufi olarak.
Saflığını kalbinin yüzüne yansımasında okumak mümkündü onun. Adını değil, kalbini ve yüzünü sufi yapmayı tercih etmişti. Tıpkı ikinci isim olarak aldığı "nur saçan" anlamına gelen Siraceddin gibi.
Melek yüzlü Batılı Müslüman bilge
Türkler de çok sevdi onu. Hikmet arayışının modern insana bakan yüzünde köşe taşı olan eserleri Türk okurlarının başucu kitabı oldu. Hz. Muhammed'in Hayatı bunlardan sadece biriydi. Yirmiye yakın eser bıraktı geriye. Bilgeliğin mührünü taşıyordu hepsi de.
Eserlerinin en fazla çevrildiği dil Türkçe'ydi. Türkiye ziyaretlerinin en sonuncusunda, 1996 yılında, istanbul Belediyesi'nin düzenlediği Doğu'dan Batı'dan konferanslarını ihya etmişti. Cemal Reşit Rey tarihi günlerinden birini yaşamıştı o gün. "On Birinci Saatte Müslümanların Görevleri" başlıklı bir konuşma yapıyordu. "Melek yüzlü" bu bilge ihtiyarın sanki ötelerden gelmiş bir edayla yaptığı bu konuşmaya meftun olmuştu yüzlerce insan. Lisanını bilmeseler de lisan-ı halini çok iyi anlıyorlardı. 12 Mayıs 2005 günü, onun Şeb-i Arus gününde, Türk meftunları da "inna lillahi ve inna ileyhi raciun!" demişti onun için gönülden.
Protestanlıktan sonraki durağı ateizmdi Martin Lings'in. Üniversite'yi Oxford'da ingiliz Edebiyatı bölümünde okumuştu. 1932 yılında mezun oldu. 1935'de Litvanya'ya gitti; Kaunas Üniversitesi'nde Anglo-Sakson ve Orta Çağ ingilizcesi dersi vermeye başladı. Ateistti, ama dünya dinlerine meraklıydı. Bu merakı onu 1938'de 29 yaşında Müslümanlığa taşıdı. Kuzey Afrikalı Müslümanlar vasıtasıyla Şeyh Ahmet el-Alevi eş-Şazelî'nin (ö. 1934) öğretisiyle tanıştı. Onu kendisine rehber edindi; Ebubekir Siraceddin'di artık.
Ahmet el-Alevi onun hayatını değiştiren adamdı. Yıllar sonra o da hayatını değiştiren adamı Yirminci Yüzyılda Bir Veli (1961) başlıklı bir kitapla ölümsüzleştirdi. 1939'da, 14 yıl ikamet edeceği Mısır'a gitti. Kahire Üniversitesi'nde, Shakespeare üzerine dersler verdi. Shakespeare uzmanlığını daha sonra Shakespeare'in Kutsal Sanatı (1966) başlıklı bir kitapla eserleştirdi. Kasım 2004'te Londra'da verdiği "Sufi or not Sufi" başlıklı konferansta da Shakespeare'in yazılarında tasavvuftan izler taşıyan mistik unsurlar olduğunu savundu.
1948'de hanımıyla birlikte hacca gitti. 1952'de ingiltere'ye döndü. Yüksek eğitimini Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu'nda Arap Dili ve Edebiyatı okuyarak devam ettirdi. Daha sonra British Museum'da çalışmaya başladı ve müzede bulunan çoğunlukla da Arapça olan Doğu elyazmalarının katalogunu hazırladı. Emekli oluncaya kadar da British Museum'da çalıştı. Kur'an yazmalarının bulunduğu bölümlerin anahtarları onun elindeydi. British Museum'daki görevi sırasında Londra Merkez Camii'nde sohbet halkaları düzenledi. Birçok ingiliz'i islam'la tanıştırdı. Eserleri Türkçe'ye de çevrilen ve daha çok islam ve insanlığın Kaderi kitabıyla tanınan ingiliz mühtedi Gai Eaton bunlardan birisiydi. Bu sohbet halkaları aynı zamanda Londra'da yaşayan Müslümanların ufuklarını açıcı dersler de içermekteydi.
Batılılara islam'ın güler yüzünü anlatıyordu
Gerçek islam'ı tanımak isteyen Batılıların ilk adreslerinden birisiydi Martin Lings. Frithjof Schuon ve Rene Guenon gibi seleflerinin başlattığı "Batılı entelektüelleri tasavvufla buluşturma eylemi"nin belki de günümüzdeki son temsilcisiydi. Ona göre islam'ın güler yüzüydü tasavvuf. What is Sufism? (Tasavvuf Nedir?) başlıklı eseri bir elkitabı oldu ve birçok Batılının kütüphanesini süsledi yıllarca. Doğu'yu ve Batı'yı bilen irfanî bir bakışla modern dünya insanının muhtaç olduğu şeyin ne olduğunu göstermeye çalıştı kendi kültürünün insanlarına. Varlığı anlamak ve anlamlandırmak için yapılmış bir çağrıydı onunkisi: "Ey insanlar! Modern dünya size insanlığınızı, erdemlerinizi kaybettirmesin!" diye başlayan. "Semavî âlem içinizde, arayın bulacaksınız, kapıyı vurun, açılacaktır" dedi ırkdaşlarına. Tabii ki, kapının nasıl vurulacağını da gösterdi. Modern dönemde insanın Allah'la yakınlığını, dolayısıyla da varlığın sırrını kaybettiğini, ama bu sırra vakıf olma kabiliyetini tekrar kazanabileceğini düşündü. Çünkü "her ne kadar biz Allah'tan uzak idiysek de, O bize çok yakındı."
On Birinci Saat başlığını taşıyan eseri "modern dünyanın bunalımı"nı anlatıyordu. On ikiye ancak bir saat kalmıştı; zaman tükeniyordu. Bir âhir zaman tasviriydi on birinci saat. "Hiç vakit kaybetmeden on birinci saatin sorumluluklarını yerine getirmek zorundaydık. Zamanın sonunda yapılması gereken şey, ölümden sonraki hayatı düşünmek ve ona hazırlık olmalıydı." Ama hiçbir zaman felaket tellallığına soyunmadı. Modern çağın olumsuzluklarını bilgece eleştirilerle dile getirdi. Modern çağın manevi bir hayat imkanı taşıdığını da ikrar etti. Âhir zamanda, yani saat on birden on ikiye doğru yapılacak manevi cehdin fazlasıyla mükafatlandırılacağını düşündü. Hikmeti her yerde aradı. "Hikmet müminin yitiğidir, nerede bulursa alır!" prensibini düşüncesine, eserlerine taşıdı. Zaten on birinci saat temsilini de incil'deki bir darb-ı meselden almıştı.
Gelenekçi ekolün en önemli temsilcilerinden birisiydi. Ama ataların kendi birikimlerini bize aktarmaları değildi gelenekçilik ona göre. Sadece vahyin muhafaza edilerek gelecek nesillere aktarılmasıydı. Bu nedenle de gelenek, din demekti onun lügatinde. Hakikati geleneksel ekolün öncülleriyle değil, dinin öncülleriyle açıklamaktan çekinmedi. Gelenekçi ekolün bazı mensupları veya Batı'daki bazı sufiler gibi sufizmi başka dinlerin terminolojileriyle sunmaya çalışmadı.
Tasavvufun Kur'an'a ve Peygamber'e dayandığından son derece emindi. Hucvîrî'den naklettiği şu sözlere kalpten inanmıştı: "Peygamber döneminde tasavvufun adı yoktu, ama kendi vardı. Şimdi ise adı var, kendi yok."
Ruhun şâd olsun Martin Lings Şimdi Hakikat'le buluştun Hakikat yolunda bizlere çok şey öğrettin Öğrettiklerin için çok teşekkürler
Prof. Dr. Ali Köse
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar