bugün
- 13 eylül 2026 galatasaray kocaelispor maçı28
- kadınların güçlü erkek tercihi20
- anın fotoğrafı20
- para tip fizik olmadan bir kız nasıl etkilenir11
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- sarapci koala hatayi13
- sözlükte eğlence arayan yazarlar10
- sözlük erkeklerinin kol kasları8
- çok iyi birisin diyen ama ayrılan kız9
- telegram kullanan erkek8
- dövmesiz bir kızı gelin getirmek5
- üzülünce halıya uzanmak10
- kolları damarlı erkek6
- uludağ itiraf10
- sanatımı ekşi sözlükte icra etmeye karar vermem7
- aşk nedir8
- yazarların en sevdiği şeyler15
- iremga7
- sözlük yazarlarının yaşadığı mistik olaylar7
- aragorn'un düğününde damatlık giyen cüce4
- gocu'ya lakap buluyoruz kampanyası7
- fantastik sinemanın sıkıcılığı4
- silvermist'in mutfağına konuk olmak26
- islamda namaz yoktur21
- aragornun düğününde havaya ok sıkan terbiyesiz elf4
- haydi yorgun mermi okula6
- partiden partiye giden erkekle evlenir misiniz5
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz40
- jalapeno6
- çok zeki olup belli etmemek4
- akçomarların beynini açıp incelemek4
- galatasaray 1 kocaelispor 02
- yarın okulların açılacak olması5
- whatsapp grubu kuralım5
- reddit kullanan erkek4
- zorbalanmaya alışkın insan6
- galatasaray12
- kuş pisliği diye soyada sahip olmak3
- futbol8
- s'i l v'e r m'i s t21
- elf gözlerim ebeminkini görüyor yakup3
- fenerbahçe14
- aşkım uruk hai olsam beni sever miydin3
- tinder'ın eşleşme algoritması2
- yol arkadaşım3
- mesih düşmanı cinli türk ateistleri27
- elfler kadir kıymet bilmiyor anne3
- özgür özel9
- başı kapalı ama her şeyi torpilli tipler6
- sapyoseksüel kızlar bir saniye bakabilir mi3
Devlet türü sanal organizmalar karşısındaki pozisyonu, mikro ölçekte bakmayı başardığınız zaman, ciddi sorun teşkil eder.
Belçika'da yaşayan Türk asıllı iki genç, ki Belçika vatandaşlığı da var kendilerinin, karıştıkları bir vaka sonucunda cinayete kurban giderler. Bölge savcısı vakayla ilgili soruşturma başlatır, soruşturmayı davaya dönüştürmeye başlar, lakin bu süreçte net bir fail tespit edemediği için, cenazelerin defnine, yeni ipuçları elde etmek üzere yeniden otopsi yapılma ihtimali gerekçesiyle onay vermez. Maktullerin, yaklaşık 40 yıldır Belçika'da yaşayan ve yaklaşık 15 yıldır Belçika vatandaşı olan babası, oğullarının katillerinin bulunması daha bir önem arzettiği için evvelce ses çıkarmadığı bu vaziyete, zaman ilerledikçe isyan eder; cenazelerini alıp Türkiye'ye defnetmek ister, lakin buna, katiyen onay verilmez. Babanın hukuki mücadelesi de sonuçsuz kalır; cenazelere ne yeni bir otopsi yapılmakta ne de defin izni verilmektedir. Devreye diplomasi girer; yetkili Türk makamlar, ilgili bölge savcısına, gerekirse cenazelerin yeni bir otopsi için gerekli müeyyideye uygun biçimde geri gönderilebileceği garantisi verir, lakin savcıya göre Nuh bir peygamber hâlâ değildir. Bu noktada savcı, görünüşe göre bir lütufta bulunup cenazelerin Belçika hudutları dahilinde defnedilebileceğine hükmeder, lakin acılı ve bu noktada epey kızgın baba, artık "hududunuz batsın" seviyesine gelmiştir. Ve zaten, bu iznin aslında bir lütuf olmadığı da, defnine kısıtlı da olsa izin verilen cenazelerin morgda tutulmaya devam etmesinin bedelinin, aileye çıkarılan günlüğü 140 euroluk bir faturaya yansıtılmasıyla anlaşılacaktır. Nihayet hadise, Türk asıllı bir milletvekili tarafından Belçika meclisine taşınır; adalet bakanının, kendisine bu hadise ile ilgili yöneltilen soru önergesine verdiği cevap, kanlı ve canlı birey ile katı ve soğuk devlet arasındaki ilişkinin mahiyetine dair acı bir emsaldir: Bakan, meseleye dair herkesçe bilinen ayrıntıları özet geçtikten sonra, hadisenin bu noktaya gelmesine sebep olan yasanın sorunlu bir yasa olduğunu ve değiştirmeyi düşündüklerini belirtir. Çocuklarının cenazelerini, yaklaşık 1,5 yıldır hastane morgundan alamayan baba, sorunlu ve değiştirilmesi düşünülen bir yasa karşısında bile bir hiçtir pek tabii.
Buraya kadar olan kısım, yaklaşık 1 yıl evvelinin haberi.
Aradan geçen son 1 yılda, cinayetin failleri yakalandı, suçlarını itiraf etti ve sevgili savcımız zor da olsa nihayet dava dosyasını tamamlayabildi; dolayısıyla cenazeler için ikinci bir otopsiye pek gerek kalmadı. Bu vesileyle gerekli mahkeme iznini alan babaya, elbette 100 bin küsür euroyu bulan morg bedelini ödedikten sonra, 937. günün sonunda oğullarının cenazeleri teslim edildi.
Bu da bugünün haberi.
Şimdi, gözlerimizi kapatıp kısa bir süreliğine bir yolculuğa çıkalım; aradaki 3.500 km mesafeyi ve bütün fiziki ve hayali nesne kalabalığını yok sayarak bir anlığına baba Vahit Aygün'ün benliğine bürünelim ve ilaveten dünya, yani 500 milyon kilometrekarelik koca dünya, bizim için, vahit aygün'ün şahsi dünyasından ibaret olsun ve soralım: yasa nedir? hak, hukuk nedir? devlet nedir? kimdir? nerededir?
Belçika'da yaşayan Türk asıllı iki genç, ki Belçika vatandaşlığı da var kendilerinin, karıştıkları bir vaka sonucunda cinayete kurban giderler. Bölge savcısı vakayla ilgili soruşturma başlatır, soruşturmayı davaya dönüştürmeye başlar, lakin bu süreçte net bir fail tespit edemediği için, cenazelerin defnine, yeni ipuçları elde etmek üzere yeniden otopsi yapılma ihtimali gerekçesiyle onay vermez. Maktullerin, yaklaşık 40 yıldır Belçika'da yaşayan ve yaklaşık 15 yıldır Belçika vatandaşı olan babası, oğullarının katillerinin bulunması daha bir önem arzettiği için evvelce ses çıkarmadığı bu vaziyete, zaman ilerledikçe isyan eder; cenazelerini alıp Türkiye'ye defnetmek ister, lakin buna, katiyen onay verilmez. Babanın hukuki mücadelesi de sonuçsuz kalır; cenazelere ne yeni bir otopsi yapılmakta ne de defin izni verilmektedir. Devreye diplomasi girer; yetkili Türk makamlar, ilgili bölge savcısına, gerekirse cenazelerin yeni bir otopsi için gerekli müeyyideye uygun biçimde geri gönderilebileceği garantisi verir, lakin savcıya göre Nuh bir peygamber hâlâ değildir. Bu noktada savcı, görünüşe göre bir lütufta bulunup cenazelerin Belçika hudutları dahilinde defnedilebileceğine hükmeder, lakin acılı ve bu noktada epey kızgın baba, artık "hududunuz batsın" seviyesine gelmiştir. Ve zaten, bu iznin aslında bir lütuf olmadığı da, defnine kısıtlı da olsa izin verilen cenazelerin morgda tutulmaya devam etmesinin bedelinin, aileye çıkarılan günlüğü 140 euroluk bir faturaya yansıtılmasıyla anlaşılacaktır. Nihayet hadise, Türk asıllı bir milletvekili tarafından Belçika meclisine taşınır; adalet bakanının, kendisine bu hadise ile ilgili yöneltilen soru önergesine verdiği cevap, kanlı ve canlı birey ile katı ve soğuk devlet arasındaki ilişkinin mahiyetine dair acı bir emsaldir: Bakan, meseleye dair herkesçe bilinen ayrıntıları özet geçtikten sonra, hadisenin bu noktaya gelmesine sebep olan yasanın sorunlu bir yasa olduğunu ve değiştirmeyi düşündüklerini belirtir. Çocuklarının cenazelerini, yaklaşık 1,5 yıldır hastane morgundan alamayan baba, sorunlu ve değiştirilmesi düşünülen bir yasa karşısında bile bir hiçtir pek tabii.
Buraya kadar olan kısım, yaklaşık 1 yıl evvelinin haberi.
Aradan geçen son 1 yılda, cinayetin failleri yakalandı, suçlarını itiraf etti ve sevgili savcımız zor da olsa nihayet dava dosyasını tamamlayabildi; dolayısıyla cenazeler için ikinci bir otopsiye pek gerek kalmadı. Bu vesileyle gerekli mahkeme iznini alan babaya, elbette 100 bin küsür euroyu bulan morg bedelini ödedikten sonra, 937. günün sonunda oğullarının cenazeleri teslim edildi.
Bu da bugünün haberi.
Şimdi, gözlerimizi kapatıp kısa bir süreliğine bir yolculuğa çıkalım; aradaki 3.500 km mesafeyi ve bütün fiziki ve hayali nesne kalabalığını yok sayarak bir anlığına baba Vahit Aygün'ün benliğine bürünelim ve ilaveten dünya, yani 500 milyon kilometrekarelik koca dünya, bizim için, vahit aygün'ün şahsi dünyasından ibaret olsun ve soralım: yasa nedir? hak, hukuk nedir? devlet nedir? kimdir? nerededir?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar