bugün
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi16
- sözlüğün içler acısı hali ve zavallı yazarlar6
- parayı kaldırıp ortadan kaybolmak3
- istanbul da chp'li başkanlara soruşturma2
- insan doğuştan iyi midir13
- nervio'nun başkalarının fotoğrafını paylaşması12
- 29 ekim cumhuriyet bayramı17
- onaya ihtiyaç duymadan değerli hissedebilmek5
- papatya çayı içen erkek7
- hoyrat gecelerde bazen anüs koklamak istersin8
- üçler yediler kırklar4
- anın görüntüsü15
- ismet inönü6
- ince çorap giyip üşümüyorum ama diyen bayan5
- sözlükte 1 63 den uzun hanımefendi yazar olmaması7
- gecenin şarkısı12
- ölmüş birinin fotoğraflarına bakmak5
- apo çıkarsa ulusalcılar ne yapacak9
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı62
- kapadokya da çökme sonucu iki kişinin ölmesi6
- nutellayı memelerine sürüp ikram eden kız4
- ekşi sözlük toplu yazar alımı8
- her gece onun fotoğrafına baktıktan sonra yatmak4
- cumhuriyet bayramı14
- sinem dedetaş8
- escort taş mı yesin11
- bir adaya düşsek6
- kapadokyada peri bacası çöktü7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı21
- sözlük at hırsızlarının fotoğrafları6
- ese dezze7
- yaşasın cumhuriyet7
- mustafa sarıgül'ün berberle ilşkisi çıkması3
- alzheimer günlüğü5
- kasımda aşk başkadır diyen kız4
- sözlükte 1 60 boyundaki tatlı ve kaslı kız5
- reptilian3
- atatürk'ün vizyonunun inanılmazlığı7
- dersimli kızlar6
- sözlük kızları fotoğraf çekmesin kampanyası3
- ayakçı erkek5
- askerliğin bir türlü bitmemesi5
- whatsapp gurubu açınca sözlüğün ölmesi5
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- sultan abdülhamid han3
- meyve tabağı3
- yeni bir erkekle tanışmak istememek3
- türkiyeliyim ve mutluyum4
- sırrı süreyyacı ünlülerin 29 ekim kutlaması7
- cumhuriyetten rahatsız olan insan18
Devlet türü sanal organizmalar karşısındaki pozisyonu, mikro ölçekte bakmayı başardığınız zaman, ciddi sorun teşkil eder.
Belçika'da yaşayan Türk asıllı iki genç, ki Belçika vatandaşlığı da var kendilerinin, karıştıkları bir vaka sonucunda cinayete kurban giderler. Bölge savcısı vakayla ilgili soruşturma başlatır, soruşturmayı davaya dönüştürmeye başlar, lakin bu süreçte net bir fail tespit edemediği için, cenazelerin defnine, yeni ipuçları elde etmek üzere yeniden otopsi yapılma ihtimali gerekçesiyle onay vermez. Maktullerin, yaklaşık 40 yıldır Belçika'da yaşayan ve yaklaşık 15 yıldır Belçika vatandaşı olan babası, oğullarının katillerinin bulunması daha bir önem arzettiği için evvelce ses çıkarmadığı bu vaziyete, zaman ilerledikçe isyan eder; cenazelerini alıp Türkiye'ye defnetmek ister, lakin buna, katiyen onay verilmez. Babanın hukuki mücadelesi de sonuçsuz kalır; cenazelere ne yeni bir otopsi yapılmakta ne de defin izni verilmektedir. Devreye diplomasi girer; yetkili Türk makamlar, ilgili bölge savcısına, gerekirse cenazelerin yeni bir otopsi için gerekli müeyyideye uygun biçimde geri gönderilebileceği garantisi verir, lakin savcıya göre Nuh bir peygamber hâlâ değildir. Bu noktada savcı, görünüşe göre bir lütufta bulunup cenazelerin Belçika hudutları dahilinde defnedilebileceğine hükmeder, lakin acılı ve bu noktada epey kızgın baba, artık "hududunuz batsın" seviyesine gelmiştir. Ve zaten, bu iznin aslında bir lütuf olmadığı da, defnine kısıtlı da olsa izin verilen cenazelerin morgda tutulmaya devam etmesinin bedelinin, aileye çıkarılan günlüğü 140 euroluk bir faturaya yansıtılmasıyla anlaşılacaktır. Nihayet hadise, Türk asıllı bir milletvekili tarafından Belçika meclisine taşınır; adalet bakanının, kendisine bu hadise ile ilgili yöneltilen soru önergesine verdiği cevap, kanlı ve canlı birey ile katı ve soğuk devlet arasındaki ilişkinin mahiyetine dair acı bir emsaldir: Bakan, meseleye dair herkesçe bilinen ayrıntıları özet geçtikten sonra, hadisenin bu noktaya gelmesine sebep olan yasanın sorunlu bir yasa olduğunu ve değiştirmeyi düşündüklerini belirtir. Çocuklarının cenazelerini, yaklaşık 1,5 yıldır hastane morgundan alamayan baba, sorunlu ve değiştirilmesi düşünülen bir yasa karşısında bile bir hiçtir pek tabii.
Buraya kadar olan kısım, yaklaşık 1 yıl evvelinin haberi.
Aradan geçen son 1 yılda, cinayetin failleri yakalandı, suçlarını itiraf etti ve sevgili savcımız zor da olsa nihayet dava dosyasını tamamlayabildi; dolayısıyla cenazeler için ikinci bir otopsiye pek gerek kalmadı. Bu vesileyle gerekli mahkeme iznini alan babaya, elbette 100 bin küsür euroyu bulan morg bedelini ödedikten sonra, 937. günün sonunda oğullarının cenazeleri teslim edildi.
Bu da bugünün haberi.
Şimdi, gözlerimizi kapatıp kısa bir süreliğine bir yolculuğa çıkalım; aradaki 3.500 km mesafeyi ve bütün fiziki ve hayali nesne kalabalığını yok sayarak bir anlığına baba Vahit Aygün'ün benliğine bürünelim ve ilaveten dünya, yani 500 milyon kilometrekarelik koca dünya, bizim için, vahit aygün'ün şahsi dünyasından ibaret olsun ve soralım: yasa nedir? hak, hukuk nedir? devlet nedir? kimdir? nerededir?
Belçika'da yaşayan Türk asıllı iki genç, ki Belçika vatandaşlığı da var kendilerinin, karıştıkları bir vaka sonucunda cinayete kurban giderler. Bölge savcısı vakayla ilgili soruşturma başlatır, soruşturmayı davaya dönüştürmeye başlar, lakin bu süreçte net bir fail tespit edemediği için, cenazelerin defnine, yeni ipuçları elde etmek üzere yeniden otopsi yapılma ihtimali gerekçesiyle onay vermez. Maktullerin, yaklaşık 40 yıldır Belçika'da yaşayan ve yaklaşık 15 yıldır Belçika vatandaşı olan babası, oğullarının katillerinin bulunması daha bir önem arzettiği için evvelce ses çıkarmadığı bu vaziyete, zaman ilerledikçe isyan eder; cenazelerini alıp Türkiye'ye defnetmek ister, lakin buna, katiyen onay verilmez. Babanın hukuki mücadelesi de sonuçsuz kalır; cenazelere ne yeni bir otopsi yapılmakta ne de defin izni verilmektedir. Devreye diplomasi girer; yetkili Türk makamlar, ilgili bölge savcısına, gerekirse cenazelerin yeni bir otopsi için gerekli müeyyideye uygun biçimde geri gönderilebileceği garantisi verir, lakin savcıya göre Nuh bir peygamber hâlâ değildir. Bu noktada savcı, görünüşe göre bir lütufta bulunup cenazelerin Belçika hudutları dahilinde defnedilebileceğine hükmeder, lakin acılı ve bu noktada epey kızgın baba, artık "hududunuz batsın" seviyesine gelmiştir. Ve zaten, bu iznin aslında bir lütuf olmadığı da, defnine kısıtlı da olsa izin verilen cenazelerin morgda tutulmaya devam etmesinin bedelinin, aileye çıkarılan günlüğü 140 euroluk bir faturaya yansıtılmasıyla anlaşılacaktır. Nihayet hadise, Türk asıllı bir milletvekili tarafından Belçika meclisine taşınır; adalet bakanının, kendisine bu hadise ile ilgili yöneltilen soru önergesine verdiği cevap, kanlı ve canlı birey ile katı ve soğuk devlet arasındaki ilişkinin mahiyetine dair acı bir emsaldir: Bakan, meseleye dair herkesçe bilinen ayrıntıları özet geçtikten sonra, hadisenin bu noktaya gelmesine sebep olan yasanın sorunlu bir yasa olduğunu ve değiştirmeyi düşündüklerini belirtir. Çocuklarının cenazelerini, yaklaşık 1,5 yıldır hastane morgundan alamayan baba, sorunlu ve değiştirilmesi düşünülen bir yasa karşısında bile bir hiçtir pek tabii.
Buraya kadar olan kısım, yaklaşık 1 yıl evvelinin haberi.
Aradan geçen son 1 yılda, cinayetin failleri yakalandı, suçlarını itiraf etti ve sevgili savcımız zor da olsa nihayet dava dosyasını tamamlayabildi; dolayısıyla cenazeler için ikinci bir otopsiye pek gerek kalmadı. Bu vesileyle gerekli mahkeme iznini alan babaya, elbette 100 bin küsür euroyu bulan morg bedelini ödedikten sonra, 937. günün sonunda oğullarının cenazeleri teslim edildi.
Bu da bugünün haberi.
Şimdi, gözlerimizi kapatıp kısa bir süreliğine bir yolculuğa çıkalım; aradaki 3.500 km mesafeyi ve bütün fiziki ve hayali nesne kalabalığını yok sayarak bir anlığına baba Vahit Aygün'ün benliğine bürünelim ve ilaveten dünya, yani 500 milyon kilometrekarelik koca dünya, bizim için, vahit aygün'ün şahsi dünyasından ibaret olsun ve soralım: yasa nedir? hak, hukuk nedir? devlet nedir? kimdir? nerededir?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar