bugün
- ümmetçiler neden filistin'i kurtarmıyor7
- ben geldim naneler8
- iyi öpüşmek için yapılması gerekenler10
- en gey özelliğiniz15
- geleyim beş dakika göreyim seviyesinde sevmek7
- eşimi aldattım vicdan azabı çekiyorum4
- zallın fake hesabı var mı9
- kadınlar hakkında net gerçekler4
- dönerci isim önerileri4
- dinciler3
- hemcinslerle istihza veya şiddet yoluyle iletişim3
- clydeless bonnie6
- kuşkulu randevuevine girmek2
- kokuşmuş bilgeliğin okları2
- gocu26
- kutsal suyla dolu ummanda yüzmek2
- talibanin kadınlara hemşire ve ebeliği yasaklaması10
- zeus büstünün münhal gözleri2
- oralı olmayan yazarlar4
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor18
- yaz günü bira içmek2
- özşen madencilik işçilerinin direnişi7
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi8
- mor semsiyeli yabanci21
- seksten sonra pişman olmak2
- ilk buluşmaya karnı aç gelen kezo5
- anın görüntüsü20
- yanılgı mimarisini kökünden sökmek2
- eski filozofların külyutmaz dölleri2
- uludağ sözlüğü 3 kelime ile anlat2
- erkeklerin annelerini aramadan duramamaları5
- bisikletle giderken arkadan daat yapan araba6
- kürtçü şımarıklığı3
- ben bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorum15
- allah nasıl hep var olmuştur3
- silivri belediyesi ne operasyon5
- 90lara damga vuran türk dizileri3
- chp'nin hali ne olacak49
- doğu bizim batı hepimizin2
- evde tekken yan odadan gelen khkaha ve ağlama sesi2
- kinci bir insan olmak4
- siz hepiniz biz türkiye marşı3
- tayyip ölünce başa kim geçecek sorunsalı2
- içki içtikten sonra yeterince su içmeden uyumak3
- muharrem ince haklıydı3
- değer bilmeyene yapılması gereken4
- yapay zeka moderatörle kavga etmek2
- meksika5
- vatan hainleri3
- afrika'ya kurban bağışı furyası5
entry'ler (139)
Marx, bu aforizmasının geçtiği metni (Zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie) kaleme almadan 7 sene önce vefat eden italyan düşünür Giacomo Leopardi, aynı tespiti şu cümlelerle yapıyor:
"Günümüz insan hayatının sefil haldeki sarsak yapısına payanda yapabileceğimiz tek şey dindir."
(bkz: #26527559)
"Günümüz insan hayatının sefil haldeki sarsak yapısına payanda yapabileceğimiz tek şey dindir."
(bkz: #26527559)
ilgili şair veya yazar, vaziyetini kamuoyuna bizzat açıklamadıysa yahut iddia sahibini bizzat şey yapmadıysa (bkz: şey yapmak), bence bu hususta atıp tutmak ahlaken pek doğru değil.
Mesela Necip Fazıl Kısakürek, bildiğim kadarıyla bu yukarıda zikrettiğim şartlardan ilkini gerçekleştirmiş değil...
Mesela Necip Fazıl Kısakürek, bildiğim kadarıyla bu yukarıda zikrettiğim şartlardan ilkini gerçekleştirmiş değil...
Tanımlamayı "maymundan evrilip Konya'ya yerleşen insan" veya "Allah yaratır yaratmaz koşup Konya'ya yerleşen insan" şeklinde yapmak daha doğru olabilir; zira Konya, insanoğlu "medeniyet" kelimesinin m harfinin ilk çizgisini çizmeye başladığından beri popüler bir yerleşim merkezi.
Teknik direktörlük kariyerinde iki inanılması güç işe imza atmıştır.
97-98 sezonunda, 9. haftada göreve geldiği Altay'ın başında, ligin ilk yarısını 4 galibiyet, 4 beraberlik ve 9 mağlubiyetle 16. sırada ve düşme potasında tamamlamış, lakin ikinci yarıda takımını şaha kaldırarak 8 galibiyet, 7 beraberlik ve 2 mağlubiyetlik bir seriyle 7. sıraya kadar tırmandırmıştır (bu ikinci yarı periyodunda Altaylı futbolculara toplam 9 kez kırmızı kart gösterilmiş olduğu da burada garip bir ayrıntı olarak yer alsın).
00-01 sezonunda, başında bulunduğu Gaziantepspor, ligin son 5-6 haftasına liderlik koltuğuna oturmuş kuvvetli bir şampiyon adayı olarak girmiş, ard arda Rizespor ve Fenerbahçe maçlarında (ki bu Fenerbahçe maçı, 3-0'dan 4-3'e dönen o meşhur maçtır) alınan iki mağlubiyet, Gaziantepspor'u üçüncü sıraya kadar itelemişti.
97-98 sezonunda, 9. haftada göreve geldiği Altay'ın başında, ligin ilk yarısını 4 galibiyet, 4 beraberlik ve 9 mağlubiyetle 16. sırada ve düşme potasında tamamlamış, lakin ikinci yarıda takımını şaha kaldırarak 8 galibiyet, 7 beraberlik ve 2 mağlubiyetlik bir seriyle 7. sıraya kadar tırmandırmıştır (bu ikinci yarı periyodunda Altaylı futbolculara toplam 9 kez kırmızı kart gösterilmiş olduğu da burada garip bir ayrıntı olarak yer alsın).
00-01 sezonunda, başında bulunduğu Gaziantepspor, ligin son 5-6 haftasına liderlik koltuğuna oturmuş kuvvetli bir şampiyon adayı olarak girmiş, ard arda Rizespor ve Fenerbahçe maçlarında (ki bu Fenerbahçe maçı, 3-0'dan 4-3'e dönen o meşhur maçtır) alınan iki mağlubiyet, Gaziantepspor'u üçüncü sıraya kadar itelemişti.
Yazık ki bir internet efsanesine dönüştü.
Hemen her devlet dairesinin duvarında, Atatürk'ün, o dairenin mahiyetine dair bir sözünün asılı olması gibi; internette, belli bir kesimi tepeden bakar biçimde hor gören, yahut belli bir kişiye "ayar" tabir edilen cinsten bir cevap olan nitelikteki her türlü laf salatası, altına "ilber Ortaylı" imzası yerleştirilip paylaşılıyor sürekli.
Son örnek; Ortaylı, ülkücülere "sizi kim takar" diye seslenen Hülya Avşar'a cevaben "bu çocuklar sana öyle bir takar ki, ehehehe" demiş. 50 civarı iq seviyesi için müthiş bir "ayar" olan bu cevap, elbette ki onu paylaşan garibana göre ancak ilber Ortaylı gibi ulvi bir zekadan sadır olabilecek müthiş bir laf. Böyle böyle, 50 ile 100 iq skalasında niteliği değişen sayısız ilber Ortaylı imzalı aforizma var internette.
Eh, ne demiş zaten ilber Ortaylı? "iki şey sonsuzdur: Tarih ve insanoğlunun aptallığı. Yalnız, ilkinden o kadar emin değilim."
Hemen her devlet dairesinin duvarında, Atatürk'ün, o dairenin mahiyetine dair bir sözünün asılı olması gibi; internette, belli bir kesimi tepeden bakar biçimde hor gören, yahut belli bir kişiye "ayar" tabir edilen cinsten bir cevap olan nitelikteki her türlü laf salatası, altına "ilber Ortaylı" imzası yerleştirilip paylaşılıyor sürekli.
Son örnek; Ortaylı, ülkücülere "sizi kim takar" diye seslenen Hülya Avşar'a cevaben "bu çocuklar sana öyle bir takar ki, ehehehe" demiş. 50 civarı iq seviyesi için müthiş bir "ayar" olan bu cevap, elbette ki onu paylaşan garibana göre ancak ilber Ortaylı gibi ulvi bir zekadan sadır olabilecek müthiş bir laf. Böyle böyle, 50 ile 100 iq skalasında niteliği değişen sayısız ilber Ortaylı imzalı aforizma var internette.
Eh, ne demiş zaten ilber Ortaylı? "iki şey sonsuzdur: Tarih ve insanoğlunun aptallığı. Yalnız, ilkinden o kadar emin değilim."
(bkz: Darb-ı mesel)
Rumlar'a ve Ermeniler'e, "Anadolu'nun ilk yerleşimcileri değil", "Anadolu'nun Türkler'den önceki yerleşimcileri" demek daha doğru olur.
Hatta, aslında, böyle bir tarif yaparken "yerleşimci" yerine "hakim" tabirini kullanmak daha da doğru olur; zira, Türkler'in Anadolu'ya yerleşip hakim olmasıyla Rumlar ve Ermeniler yok olup gitmiş değiller. Keza, Rumlar ve Ermeniler'in hakim olmasıyla Persler de yok olup gitmiş değiller. Listeyi uzatmak mümkün (Urartu, Lidya, Frig, Hitit...).
Burada olan daha çok şu: Bölgeye hakim olan gücün himayesi altında eriyip gitmek; bir süre sonra onun ismiyle, bir süre daha sonra ise onun kimliğiyle anılır olmak.
Hatta, aslında, böyle bir tarif yaparken "yerleşimci" yerine "hakim" tabirini kullanmak daha da doğru olur; zira, Türkler'in Anadolu'ya yerleşip hakim olmasıyla Rumlar ve Ermeniler yok olup gitmiş değiller. Keza, Rumlar ve Ermeniler'in hakim olmasıyla Persler de yok olup gitmiş değiller. Listeyi uzatmak mümkün (Urartu, Lidya, Frig, Hitit...).
Burada olan daha çok şu: Bölgeye hakim olan gücün himayesi altında eriyip gitmek; bir süre sonra onun ismiyle, bir süre daha sonra ise onun kimliğiyle anılır olmak.
22 yaşında bir üniversite öğrencisiyken, Pier Paolo Pasolini'nin 1964 tarihli il Vangelo Secondo Matteo (The Gospel According to St. Matthew / Aziz Matthew'e Göre incil) filminde Hz. isa'nın havarilerinden Philip rolünü oynamıştır.
görsel
görsel
Hakkında, bu platformda, 261 farklı fikir belirtilmiş. Yuvarlak bir sayısal neticeye tekabül etmesi açısından, oturup ilk 100 adedini okudum. Tahlilimi birazdan arz edeceğim.
Karl Marx'a ait bu aforizma (genellikle bağlamından koparılarak sarf edildiği için bu, artık, ancak bir aforizma) iki farklı anlamda yorumlanabilir; birincisi Marx'ın bu aforizma ile bize ne anlatmak istediği ile, ikincisi ise bizim bu aforizma vesilesiyle Marx'a ne anlattırmak istediğimiz ile alakalı.
Marx'ın, bu aforizmayı da kullandığı metin dahilinde (Zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie) bize anlatmaya çalıştığı şey; dinin, insanların sefil hayatlarından kurtulabilmeleri için bir araç olduğu. Kendisi, müteakip külliyatında bize, bu kurtuluş için daha iyi olduğunu iddia edeceği bir başka araç önerecek. Hatırı sayılır bir kısmı Marx'ın külliyatını bir ideoloji olarak benimseyenler arasından olmak üzere, Marx'ın bu aforizmasını ağızlarına sakız edenlerin, bu aforizma ile Marx'a anlattırmak istedikleri şey ise; dinin, insanların sefil hayatlarının bizatihi kaynağı olduğu.
Gelgelelim, bu platformda serdedilmiş 261 fikrin ilk 100 adedi içerisinde sadece 5 adedinin sahibi bu hakikatin farkında olarak yorumda bulunmuş görünüyor. Aynı ilk 100 fikir içerisinde 14 adedinin sahibinin, bu hakikatin farkında olup olmadıkları, fikirlerinden anlaşılamıyor. Nihayet, mevzu bahis ilk 100 fikir içerisinden tamı tamına 81 adedinin sahibi, Marx'ın, dini, insan hayatı için birincil öncelikli bir sorun addettiği önyargısını taşıyor görünüyor.
Konu hakkında ayrıntılı bir değerlendirme için, Felsefelogos'un 43. (2011/4) sayısında yayınlanan Sinan Özbek imzalı "Din Halkın Afyonudur: Marx Aslında Ne Diyor" başlıklı makaleye bakılabilir. Bu makalenin, Marx'ın bu aforizması ile alakalı bölümlerinin aynen yer aldığı, aynı yazara ait bir başka çalışmaya interaktif olarak ulaşmak mümkün: http://www.altust.org/2011/06/din-halkin-afyonu-mu/
Karl Marx'a ait bu aforizma (genellikle bağlamından koparılarak sarf edildiği için bu, artık, ancak bir aforizma) iki farklı anlamda yorumlanabilir; birincisi Marx'ın bu aforizma ile bize ne anlatmak istediği ile, ikincisi ise bizim bu aforizma vesilesiyle Marx'a ne anlattırmak istediğimiz ile alakalı.
Marx'ın, bu aforizmayı da kullandığı metin dahilinde (Zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie) bize anlatmaya çalıştığı şey; dinin, insanların sefil hayatlarından kurtulabilmeleri için bir araç olduğu. Kendisi, müteakip külliyatında bize, bu kurtuluş için daha iyi olduğunu iddia edeceği bir başka araç önerecek. Hatırı sayılır bir kısmı Marx'ın külliyatını bir ideoloji olarak benimseyenler arasından olmak üzere, Marx'ın bu aforizmasını ağızlarına sakız edenlerin, bu aforizma ile Marx'a anlattırmak istedikleri şey ise; dinin, insanların sefil hayatlarının bizatihi kaynağı olduğu.
Gelgelelim, bu platformda serdedilmiş 261 fikrin ilk 100 adedi içerisinde sadece 5 adedinin sahibi bu hakikatin farkında olarak yorumda bulunmuş görünüyor. Aynı ilk 100 fikir içerisinde 14 adedinin sahibinin, bu hakikatin farkında olup olmadıkları, fikirlerinden anlaşılamıyor. Nihayet, mevzu bahis ilk 100 fikir içerisinden tamı tamına 81 adedinin sahibi, Marx'ın, dini, insan hayatı için birincil öncelikli bir sorun addettiği önyargısını taşıyor görünüyor.
Konu hakkında ayrıntılı bir değerlendirme için, Felsefelogos'un 43. (2011/4) sayısında yayınlanan Sinan Özbek imzalı "Din Halkın Afyonudur: Marx Aslında Ne Diyor" başlıklı makaleye bakılabilir. Bu makalenin, Marx'ın bu aforizması ile alakalı bölümlerinin aynen yer aldığı, aynı yazara ait bir başka çalışmaya interaktif olarak ulaşmak mümkün: http://www.altust.org/2011/06/din-halkin-afyonu-mu/
Bir galatzade meşhur efendi şiirini okumaktadır.
Benim ki 300 gram; 300 gramdır adım:
Zira kişinin şahsı, aklı sikletindedir.
Sanmayın fazlasını ömrübillah aradım;
Şu fani hengamede akıl dediğin nedir?
Benim ki 300 gram; 300 gramdır adım:
Zira kişinin şahsı, aklı sikletindedir.
Sanmayın fazlasını ömrübillah aradım;
Şu fani hengamede akıl dediğin nedir?
Burada anlatılabilecek mahiyette kabaca iki temel formülasyona dayandırılabilir.
Konumuz, ahlaki eylemleri etkileyen tikel prensipler (maksimler).
1 - Bir ahlaki eylemi gerçekleştirirken göz önüne alacağın prensip, evrensel bir ahlak yasası olmasını isteyeceğin bir prensip olmalı (evrensel yasa).
2 - Bir ahlaki eylemi gerçekleştirirken göz önüne alacağın prensip, başka hiçbir amaca hizmet etmemeli, sadece söz konusu eyleme ilişkin olmalı (kategorik imperatif).
Bu noktada Kant'ın artık dillere pelesenk olmuş "hiçbir hal ve şart altında yalan söylemenin mazur görülemeyeceği" tümel prensibi örnek verilebilir: Kant, oldukça katı bir biçimde, örneğin öldürmek maksadıyla olduğu gayet belli bir şekilde arkadaşınızın yerini soran potansiyel bir katile bile, yalan söylememeniz gerektiğini savunur. Bu yargı her iki formülasyona da uygundur: Birinci formülasyona uygundur, çünkü yalan söylemenin değil, doğru söylemenin evrensel bir yasa olmasını istemek makuldür. ikinci formülasyona da uygundur, çünkü o anda gerçekleştireceğimiz ahlaki eylemin öncelikli bağlamı bir arkadaşımızın hayatını kurtarmak değil, doğru veya yalan söyleyecek olmaktır; meseleyi arkadaşımızın hayatı bağlamında ele almak, gerçekleştireceğimiz ahlaki eyleme ilişkin olmaktan çıkar, farklı bir amaca hizmet eder.
Konumuz, ahlaki eylemleri etkileyen tikel prensipler (maksimler).
1 - Bir ahlaki eylemi gerçekleştirirken göz önüne alacağın prensip, evrensel bir ahlak yasası olmasını isteyeceğin bir prensip olmalı (evrensel yasa).
2 - Bir ahlaki eylemi gerçekleştirirken göz önüne alacağın prensip, başka hiçbir amaca hizmet etmemeli, sadece söz konusu eyleme ilişkin olmalı (kategorik imperatif).
Bu noktada Kant'ın artık dillere pelesenk olmuş "hiçbir hal ve şart altında yalan söylemenin mazur görülemeyeceği" tümel prensibi örnek verilebilir: Kant, oldukça katı bir biçimde, örneğin öldürmek maksadıyla olduğu gayet belli bir şekilde arkadaşınızın yerini soran potansiyel bir katile bile, yalan söylememeniz gerektiğini savunur. Bu yargı her iki formülasyona da uygundur: Birinci formülasyona uygundur, çünkü yalan söylemenin değil, doğru söylemenin evrensel bir yasa olmasını istemek makuldür. ikinci formülasyona da uygundur, çünkü o anda gerçekleştireceğimiz ahlaki eylemin öncelikli bağlamı bir arkadaşımızın hayatını kurtarmak değil, doğru veya yalan söyleyecek olmaktır; meseleyi arkadaşımızın hayatı bağlamında ele almak, gerçekleştireceğimiz ahlaki eyleme ilişkin olmaktan çıkar, farklı bir amaca hizmet eder.
Son dönem stoa felsefesinin üç önemli isminden biridir. Bu üç önemli isimden bir diğeri, adeta Epiktetos'un bir köle oluşuna nazireymişcesine, Roma imparatoru Marcus Aurelius'tur.
Bir şehir efsanesi.
Aslında, iki filozofun felsefeleri arasındaki yöntem benzerliğine mukabil içerik farkına istinaden gıyaben Hegel'e atfedilen bir espri bu.
Hegel'in gerçekte Marx'a böyle bir laf etmiş olma ihtimali yok, zira Hegel öldüğünde Marx henüz 13 yaşında bir çocuk idi.
Aslında, iki filozofun felsefeleri arasındaki yöntem benzerliğine mukabil içerik farkına istinaden gıyaben Hegel'e atfedilen bir espri bu.
Hegel'in gerçekte Marx'a böyle bir laf etmiş olma ihtimali yok, zira Hegel öldüğünde Marx henüz 13 yaşında bir çocuk idi.
Tam adı Lukyan Timofeyeviç Lebedev'dir (veya, artık ne işe yarayacaksa, ingilizce transkripsiyonla Lukian Timofyevich Lebedev).
Dostoyevski romanlarında ara ara beliren, utanmazlık derecesinde fütursuz ve kurnazlık derecesinde çıkarcı tiplemenin, Budala'da aşırı bir yalakalıkla süslenmiş versiyonudur.
Türkiye, Lebedevler'e, huzur içerisinde yaşamak için ihtiyaç duydukları ahlaki ortamı ziyadesiyle sağlayan bir memleket olduğundan, eskiden beri mebzul miktarda Lebedev gelip geçmiştir aramızdan.
Dostoyevski romanlarında ara ara beliren, utanmazlık derecesinde fütursuz ve kurnazlık derecesinde çıkarcı tiplemenin, Budala'da aşırı bir yalakalıkla süslenmiş versiyonudur.
Türkiye, Lebedevler'e, huzur içerisinde yaşamak için ihtiyaç duydukları ahlaki ortamı ziyadesiyle sağlayan bir memleket olduğundan, eskiden beri mebzul miktarda Lebedev gelip geçmiştir aramızdan.
Genellikle yapılmakta olan başka bir işi gizlemek misyonu üzerinden eleştirilen yahut alaya alınan meşhur bir yalan. Halbuki, en az buradaki kadar kayda değer bir diğer misyonu da kişiyi aslında olduğundan daha önemli göstermektir.
Türkiye'de, üçüncü sınıf işletmelerin üçüncü sınıf yöneticileri tarafından oldukça sık başvurulan bir yalandır. Bunlardan ikisi, isterlerse karşılıklı oturmuş akıllı telefonlarıyla Facebook'ta geziniyor olsunlar, eğer aynı odadalarsa, dışarıdan gelen herhangi bir müdahaleye "toplantıdayım" deme fırsatını asla kaçırmazlar.
Türkiye'de, üçüncü sınıf işletmelerin üçüncü sınıf yöneticileri tarafından oldukça sık başvurulan bir yalandır. Bunlardan ikisi, isterlerse karşılıklı oturmuş akıllı telefonlarıyla Facebook'ta geziniyor olsunlar, eğer aynı odadalarsa, dışarıdan gelen herhangi bir müdahaleye "toplantıdayım" deme fırsatını asla kaçırmazlar.
Murat Bardakçı, "Şeyh Enflasyonu" başlıklı bir yazı yazdı kendisinin marifetlerinden biriyle alakalı olarak.
http://www.haberturk.com/...ci/910509-seyh-enflasyonu
Yazıya konu olan ve bu paragrafın altındaki resimde daha ayrıntılı olarak görülebilecek hadise şu: Resimdeki tiplerin başlarına taktıkları başlığa mevlevi jargonunda sikke deniyor; sikkenin alt kısmındaki yeşil bağa ise destar. Mesele şu ki, mevlevi kültüründe destar sadece şeyhlere mahsus bir emare. Bu açıdan bakarsanız, bu tiplerin hepsi destar bağladığına göre, demek ki hepsi şeyh. Ama hakikat nedir diye soracak olursanız; hali hazırda memleket sathında bu resimdeki sayıda mevlevi şeyhi, muhtemelen yok.
http://trthaberstatic.s3-...esimler/294000/295242.jpg
Bir diğer acayiplik, Özbağ'ın, yeniden açılması için bir yürüyüş tertip ettiği Edirne Muradiye Mevlevihanesi hakkındaki bilgilendirici açıklaması. Bu paragrafın altındaki haberde de bir özeti yer alan bu açıklamada Özbağ, mevlevihaneyi yaptıran Osmanlı padişahı 2. Murad'ın, Mevlana torunlarından bir Çelebi Celalettin ile karşılaşmasından (yahut belki de onu rüyasında görmesinden; anlaşılır değil) bahsediyor. Mevlevihanenin, resmi ve gayriresmi kaynaklarda anlatılan yapılış hikayesi bambaşka, o ayrı mesele. Mevleviliğin takribi 700 senelik mazisinde isim bırakan bir tanecik Celalettin Çelebi var, o da şurada 20 sene kadar evvel vefat etti.
http://www.trthaber.com/h...eviler-yurudu-114353.html
http://www.haberturk.com/...ci/910509-seyh-enflasyonu
Yazıya konu olan ve bu paragrafın altındaki resimde daha ayrıntılı olarak görülebilecek hadise şu: Resimdeki tiplerin başlarına taktıkları başlığa mevlevi jargonunda sikke deniyor; sikkenin alt kısmındaki yeşil bağa ise destar. Mesele şu ki, mevlevi kültüründe destar sadece şeyhlere mahsus bir emare. Bu açıdan bakarsanız, bu tiplerin hepsi destar bağladığına göre, demek ki hepsi şeyh. Ama hakikat nedir diye soracak olursanız; hali hazırda memleket sathında bu resimdeki sayıda mevlevi şeyhi, muhtemelen yok.
http://trthaberstatic.s3-...esimler/294000/295242.jpg
Bir diğer acayiplik, Özbağ'ın, yeniden açılması için bir yürüyüş tertip ettiği Edirne Muradiye Mevlevihanesi hakkındaki bilgilendirici açıklaması. Bu paragrafın altındaki haberde de bir özeti yer alan bu açıklamada Özbağ, mevlevihaneyi yaptıran Osmanlı padişahı 2. Murad'ın, Mevlana torunlarından bir Çelebi Celalettin ile karşılaşmasından (yahut belki de onu rüyasında görmesinden; anlaşılır değil) bahsediyor. Mevlevihanenin, resmi ve gayriresmi kaynaklarda anlatılan yapılış hikayesi bambaşka, o ayrı mesele. Mevleviliğin takribi 700 senelik mazisinde isim bırakan bir tanecik Celalettin Çelebi var, o da şurada 20 sene kadar evvel vefat etti.
http://www.trthaber.com/h...eviler-yurudu-114353.html