bugün
- tai lung vs gocu25
- gocu'nun bomboş olması11
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği40
- kürtler asimile edilmelidir12
- arkadaşlar ben feykime geçiyorum5
- sözlüktekiler kaç yaşında9
- kızlar bakar mısınız4
- gocu21
- şemsiyeli olayının gerçek yüzünü açıklıyorum10
- evli mutlu gocu lu3
- et döner dürüm9
- bitanem diyen kova burcu erkeği3
- trueculuk3
- sözlüğü sallayacak itiraf5
- kadir inanır'ın kendi ailesine miras birakmaması6
- cüce yazar3
- anneye söven aşağılık insan4
- introsuyla bizi bizden alan şarkılar5
- gocu isimli erkeklerin ortak özellikleri5
- sözlüğün en güvenilir yazarı3
- şemsiyeli benim10
- silinen entryleri haram etmek2
- sözlüğe renk katan yazarlar hangi rengi katıyor23
- true nickli yazar16
- yanlışlıkla plaj şemsiyesine diklemesine oturmak2
- iyiliğin yan etkileri5
- ikizler burcu kadını olmak9
- analize bak şimdi5
- herkesi seven insan9
- arap gel oğlum3
- çok mutlu olmak2
- allah'ın yasakladığı cinsel ilişkiler10
- ekşi sözlük7
- anneye sövdürmek nedir ya2
- sözlüğün en delikanlı adamı2
- mal gammaz2
- sarı poşet kudurtması15
- evliliği ayakta tutan güçler14
- çok hastayım sözlük7
- true'yi evlendiriyoruz4
- şüphe4
- allah15
- ktç'nin şemsiyeli olması7
- hard sevmeyen bir kızı harda nasıl ikna edersiniz7
- en sevdiği renk pembe olan erkek3
- türkiye arapları2
- manisada okul saldırısı17
- erkeklerin bir kızda aradığı kriterler9
- götünden tanırım seni8
- filistinliler türklerden daha zengin2
Ay'ın 13'üncü, 14'üncü, 15'inci günlerinde; Cihangir tepelerinden mehtabın doğuşuna bakmak...
Salacak'la, Üsküdar'ın çok arkalarından, kırmızımsılığı yoğun, koskocaman ışıklı bir masal tanrıçası yükselmekte...
O sırada el ele tutuştuğun, yanak yanağa geldiğin ve etinde teninin sıcaklığını duyduğun hiç kimse yoksa; nasıl efsununa kapılabilirsin ki, ışıklı masal tanrıçasının?
***
Mehtap, yavaş yavaş mütevazı bir küçülmeyle ve kırmızımtraklığını da eriterek yükselir. Işıkları Boğaz'ın girişiyle Kız Kulesi'nin yanından Tophane'ye doğru denize vurmuş "parıldayan bir yol olur gümüşten"...
Mehtap, daha da yükselince; denize vuran ışıkları, Adalar'a doğru uzanır uzanır gider ve kısacık ömürlü insan yapısını çok aşan, saatlerle takvimlerin aşındıramadığı tılsımlı bir efsaneye dönüşür.
***
Mehtap için yazılmış milyonlarca şiir, yazı, müzik...
Kalemle de, ressam fırçasıyla da, müzik notalarıyla da dudak dudağa gelen, tanrısal bir masal tanrıçasıdır Ay...
***
istanbul üstüne de; az kitap, az roman, az şiir yazılmadı dünyada...
Ancak kimse; yeryüzünden geçerken, "istanbul'a layık olmaya çalışmışların" izdüşümlerini bir araya getirmedi.
Büyük bir eksiklik...
***
Bir de istanbul'un; kendi doğasıyla hiçbir ilgisi bulunmayan, kanlı mı kanlı siyasal bir tarihi var...
Tevfik Fikret'in, yüz yıl önce yazdığı "Sis" şiirinde ortaya döktüğü iğrenç rezillikler...
***
Yeryüzünden, istanbul'a layık olmaya çalışmışlığın bir izdüşümüyle geçmek; yahut bir kez daha ırzına geçmeye çalışmış olmakla geçmek...
Ne yazık ki, böylesi değişik bir değerlendirmeyi paylaşacak dostlar azaldıkça azalmakta...
***
Ters bir raya girişmişliğin çıkmazlarıyla, çalkantılı bir döneme doğru hızla kaymanın; içi boş ve umacı tırnaklı çatışmalarıyla, gümbürtülerinden bir süre olsun kurtulmak isteyince...
Ormanlar ve yeşillikler içindeki huzurlu bir limana; Polonezköy'e uzanmak...
***
500 nüfuslu Polonezköy'de, Polonya kökenli 90 kişi kalmış.
Ve o 90 kişi arasında, Polonezköy'ün evrensel boyutlu tarihini canlı tutmayı başarmış 71 yaşındaki dostum Antoni Dohoda...
Antoni'nin bize verdiği broşürler, kitaplar ve Çelik Gülersoy'un çalışmaları...
***
Kimler tadını ıskalamadan gelip geçmemiş ki Polonezköy'den...
1847 yılında ünlü besteci ve piyanist Franz Liszt...
12 Aralık 1850'de Gustave Flaubert...
1935'te Atatürk'ün gelip kaldığı ev...
1978'de Papa Jean Paul II.
21 Temmuz 1994'de Polonya Cumhurbaşkanı Lech Walesa...
***
Bir de Polonya kökenli Osmanlı paşaları var.
Örneğin Mehmet Sadık Paşa; asıl adı Michal Czasjkowsk...
Örneğin Sefer Paşa; asıl adı Kont Vladislav Koscielski...
Örneğin Mustafa Celalettin Paşa; asıl adı Konstantin Dorzecki...
***
Antoni'nin verdiği kitap ve broşürlerde, Polonezköy'ü kurmuş ve onu yaşatmış olanların, hangi mezarlıklarda ve nerelerinde yattıklarının dahi grafikleri var.
Tabii en başta Polonya'nın unutulmaz şairi Adam Mickiewicz'in istanbul'da oturduğu müze olmuş evi ve sonra da yattığı kabri...
***
Bir de, birkaç mısralık bir örnek verelim Adam Mickiewicz'in şiirinden; Fuat Pekin'in çevirisiyle "Gençliğe Şarkı"nın ilk dörtlüğü:
Sanki nedir milletler?
Pırangaya mahkum iskeletler.
Gençlik bağla bana kanatlarını,
Ebedi göklerin yüksekliğinden.
***
Polonya kökenli sadece 90 kişinin kaldığı Polonezköy'ün tarihini bu kadar canlı tutmak ve bir de müzemsi bir "Hatıra evi" yapmak...
Neredeyse 200 yıllık bir dönemin sürüp giden kalp atışları...
***
Mehtaplı gecelerde Boğaz girişine ve Adalar'a doğru Marmara'ya baktıkça; istanbul'a layık olmaya çalışmışlara da, yüreğimden öyle bir sevgi ve hayranlık uzanıyor ki, Orhan Veli'nin dediği gibi, "anlatamıyorum"...
çetin altan
Salacak'la, Üsküdar'ın çok arkalarından, kırmızımsılığı yoğun, koskocaman ışıklı bir masal tanrıçası yükselmekte...
O sırada el ele tutuştuğun, yanak yanağa geldiğin ve etinde teninin sıcaklığını duyduğun hiç kimse yoksa; nasıl efsununa kapılabilirsin ki, ışıklı masal tanrıçasının?
***
Mehtap, yavaş yavaş mütevazı bir küçülmeyle ve kırmızımtraklığını da eriterek yükselir. Işıkları Boğaz'ın girişiyle Kız Kulesi'nin yanından Tophane'ye doğru denize vurmuş "parıldayan bir yol olur gümüşten"...
Mehtap, daha da yükselince; denize vuran ışıkları, Adalar'a doğru uzanır uzanır gider ve kısacık ömürlü insan yapısını çok aşan, saatlerle takvimlerin aşındıramadığı tılsımlı bir efsaneye dönüşür.
***
Mehtap için yazılmış milyonlarca şiir, yazı, müzik...
Kalemle de, ressam fırçasıyla da, müzik notalarıyla da dudak dudağa gelen, tanrısal bir masal tanrıçasıdır Ay...
***
istanbul üstüne de; az kitap, az roman, az şiir yazılmadı dünyada...
Ancak kimse; yeryüzünden geçerken, "istanbul'a layık olmaya çalışmışların" izdüşümlerini bir araya getirmedi.
Büyük bir eksiklik...
***
Bir de istanbul'un; kendi doğasıyla hiçbir ilgisi bulunmayan, kanlı mı kanlı siyasal bir tarihi var...
Tevfik Fikret'in, yüz yıl önce yazdığı "Sis" şiirinde ortaya döktüğü iğrenç rezillikler...
***
Yeryüzünden, istanbul'a layık olmaya çalışmışlığın bir izdüşümüyle geçmek; yahut bir kez daha ırzına geçmeye çalışmış olmakla geçmek...
Ne yazık ki, böylesi değişik bir değerlendirmeyi paylaşacak dostlar azaldıkça azalmakta...
***
Ters bir raya girişmişliğin çıkmazlarıyla, çalkantılı bir döneme doğru hızla kaymanın; içi boş ve umacı tırnaklı çatışmalarıyla, gümbürtülerinden bir süre olsun kurtulmak isteyince...
Ormanlar ve yeşillikler içindeki huzurlu bir limana; Polonezköy'e uzanmak...
***
500 nüfuslu Polonezköy'de, Polonya kökenli 90 kişi kalmış.
Ve o 90 kişi arasında, Polonezköy'ün evrensel boyutlu tarihini canlı tutmayı başarmış 71 yaşındaki dostum Antoni Dohoda...
Antoni'nin bize verdiği broşürler, kitaplar ve Çelik Gülersoy'un çalışmaları...
***
Kimler tadını ıskalamadan gelip geçmemiş ki Polonezköy'den...
1847 yılında ünlü besteci ve piyanist Franz Liszt...
12 Aralık 1850'de Gustave Flaubert...
1935'te Atatürk'ün gelip kaldığı ev...
1978'de Papa Jean Paul II.
21 Temmuz 1994'de Polonya Cumhurbaşkanı Lech Walesa...
***
Bir de Polonya kökenli Osmanlı paşaları var.
Örneğin Mehmet Sadık Paşa; asıl adı Michal Czasjkowsk...
Örneğin Sefer Paşa; asıl adı Kont Vladislav Koscielski...
Örneğin Mustafa Celalettin Paşa; asıl adı Konstantin Dorzecki...
***
Antoni'nin verdiği kitap ve broşürlerde, Polonezköy'ü kurmuş ve onu yaşatmış olanların, hangi mezarlıklarda ve nerelerinde yattıklarının dahi grafikleri var.
Tabii en başta Polonya'nın unutulmaz şairi Adam Mickiewicz'in istanbul'da oturduğu müze olmuş evi ve sonra da yattığı kabri...
***
Bir de, birkaç mısralık bir örnek verelim Adam Mickiewicz'in şiirinden; Fuat Pekin'in çevirisiyle "Gençliğe Şarkı"nın ilk dörtlüğü:
Sanki nedir milletler?
Pırangaya mahkum iskeletler.
Gençlik bağla bana kanatlarını,
Ebedi göklerin yüksekliğinden.
***
Polonya kökenli sadece 90 kişinin kaldığı Polonezköy'ün tarihini bu kadar canlı tutmak ve bir de müzemsi bir "Hatıra evi" yapmak...
Neredeyse 200 yıllık bir dönemin sürüp giden kalp atışları...
***
Mehtaplı gecelerde Boğaz girişine ve Adalar'a doğru Marmara'ya baktıkça; istanbul'a layık olmaya çalışmışlara da, yüreğimden öyle bir sevgi ve hayranlık uzanıyor ki, Orhan Veli'nin dediği gibi, "anlatamıyorum"...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar