bugün

ikinci abdülhamid

bir tek cinayet dahi işlememiş padişahtır. bazıları sadece mithat paşayı öldürttüğünü söylese de bu sadece bir iddiadan ibarettir, hiçbir şekilde kanıtı yoktur. sultanın siyonistlerle mücadelesinin ise birçok vesikası vardır. ilgili olan kişi internetle sınırlı kalmayacak şekilde gerekli çabayı gösterip dönemin yazışmalarına vs ulaşabilir. burada her şeyi belirterek yazının tamamını okuyacak kişilerdeki azalmayı çoğaltmak istemiyorum.

ıı. abdülhamid'in, fatih'in veya yavuz'un politikasını izleyecek imkanlara sahip bir dönemi yoktu. bu yüzden sultan, muazzam bir istihbarat ağı kurarak kendi yöntemiyle topraklarımız için birçok müspet işe imza atmıştır. sultanın düşman ülkelerinden birçok adamı kendi emrine almak uğrundaki giderleri üzerine kendisini, "çok fazla altın harcıyorsunuz" türünden uyaran yaverine, "dünyanın en ucuz savaşını veriyoruz." şeklindeki cevabı oldukça manidardır.

diğer yandan sultanın şöyle de bir sözü vardır, "Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekün ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir."

nitekim sonunda da, "Kırk yıl şu devletlerin birbirine düşmesini bekledim. Onlar birbirlerine düştü, şimdi ben tahtta değilim." demiştir.

yani sultanın sözleri ve icraatları güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında tarafsız bir kafayla yorumlanırsa zaten ortadaki kuvvetli savunma görülecektir. necip fazıl'ın "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır!" sözünden yola çıkarak, "bir abdülhamid'i anlayanlar vardır, bir de anlamayanlar..." diyorum. ve şimdiye kadar sultanı tartıştığım kişilerden gözlemlediklerim kadarıyla bu ayrım, allah'a inanlarla inanmayanlar arasındaki ayrıma ziyadesiyle benzemekte. günümüzdeki başbakanı tartıştığım kişiler için de geçerli bu sözüm. aşırı inançlı görünüp de kendi menfaatleri uğrunda başbakana veya başkalarına islam'la uzaktan yakından ilgisi olmayan bir tutumla iğrenç şekilde saldıran, müslüman ülkelerdeki zalimler için bir araya gelinen mitingleri dahi kendi partilerinin şovu haline getiren hastalıklı kesimiyse nereye koyacağımı şaşırıyorum bir tek.

ıı. abdülhamid'e döneminde iftira edip sonradan işin aslını anlayıp pişman olmuş pek çok mühim karakter vardır. bunların bir kısmını evvelce paylaşmıştım. (bkz: #15380041)

dün de sonradan pişman olanlardan bölükbaşı'nın bir şiirini paylaştım. bunu yapmakla varsın sloganla şiirle sultan savunan çoluk çocuk olayım. ama sen kalkıp son nefesinde "allah!" diyerek ahirete intikal etmiş, padişahtan öte bir islam halifesinin arkasından "yunan zindanlarında it gibi esaret altında ölmüştür." diyecek kadar alçaldıktan sonra beyazıt'taki bütün kitapları toplayan, mısıroğlu'nu üstad bellemiş, yaşını da almış biri olma lütfen.

yatağının dibindeki teyemmüm tuğlasının dahi içimizi titrettiği bir adam için önce biraz olsun saygı. kişinin kendi hür yorumlarının okunabilmesi için işte bu şart! nitekim ben hâlâ o talihsiz cümlelerle başlayan yazının tamamını okumadım. bu da bir tavırdır.

cahil kalmamak için çabalayanlara bir ipucu: ölmüş birine çirkin laflarla hücum etmek ancak cahile yakışan bir davranıştır.

hamiş: sadece küsmemiş bir cahil olduğumu göstermek için yazdım bu satırları. daha fazla devam edecek kadar vaktim yok. selametle.
© copyright 2005 - 2026