bugün
- türkçüsüyle kürtçüsüyle yeni parti'ye oy vereceğiz8
- hem kemalist hem sosyal demokrat olunmaz14
- nasıl bir sevgiliniz olmasını isterdiniz13
- ağlamak erkeğe yakışır mı6
- sigmund freud vs carl gustav jung6
- önce akp'yi seçimle indirelim sonra tartışırız4
- yemeğin yarısını yiyen kızlar5
- akciğerden gelen cikleme sesleri7
- bir kilo patatesin 50 lira olması13
- en güzel sevişme12
- zall'ın sözlükte bir kızla sevgili olması10
- kitap yerine pdf okumak2
- yeni parti34
- kemal sunal izleyeceğime aynada götüme bakarım3
- sözlükte dizi film konuşacak kimse olmaması3
- enayimiknatisii9
- ibne miyim acaba diye sorgulamak7
- kadınların dışarı çıkmasının tek amacı12
- twitter'ın x'in amınakoymuş olması2
- heybeliada ruhban okulu2
- güne bir şarkı bırak11
- namazında niyazında erkek10
- mezemorta hüseyin paşa2
- eye of tiger dinlerken saçı başı yırtmak3
- bu koyden olsam ne olacak18
- nervio35
- sözlükte salça olunabilecek altenatif yazarlar14
- ortalık çok karıştı ben yeni partiye vereceğim2
- vermio11
- yaşça büyük kadın küçük erkek ilişkisi sorunsalı2
- aylık 5 bin tl iyi para mıdır sorunsalı6
- nervio'ya gizli gizli aşık olan yazarlar2
- tai lung9
- kasiyer kıza nasıl açılırım23
- dm de hadi biraz yaramazlık yapalım diyen kız3
- true çaylak olsun kampanyası9
- çağrı filmindeki habeş kralı2
- yeni parti seçmeni2
- bir organınızdan vazgeçmeniz gerekse9
- fuhuş yapmayan içki içmeyen kumar oynamayan insan4
- kemal kılıçdaroğlu9
- ağzından bilimi düşürmeyen tip3
- true'yi yedirmeyiz7
- sinsice kavga izleyen yazarlar9
- insan olmaya ceyrek kala19
- manifest dinleyerek düğüne hazırlanmak2
- sözlükte birbiriyle kavga eden yazarlar5
- ben ahbap derneğine güveniyorum17
- ahmet sezer bey'in esprilerine gülmeyen insan6
- imamların maaşı çok diyen öğretmen10
1862 senesinde Leo Tolstoy kendisinden yaşça hayli küçük Sofia Andreevna Bers ile evlendi.
Bu birleşmeden on üç çocukları oldu (Bazı kaynaklara göre 19). Bunlardan dördü yaşamadı. Geriye kalan dokuzunu (ya da on beşini) Sofia büyüttü. Bu hesaba göre Sofia evliliklerinin önemli bir kısmı boyunca ya hamileydi ya bebek emziriyordu. Tolstoy içeride odada, mum ışığında romanlarını yazarken, Sofia da ses çıkarmasınlar, patırtı yapmasınlar diye çocukları oyalamakla meşguldü. Her akşam, her hafta, her sene Dişi dolunaydı Sofia. Vücudu gökteki hilal gibi günden güne değişen, durmadan yuvarlaklaşıp şişen, sonra incelip ardından yine dolmaya başlayan bir Ay Kadın.
Çocuklardan ve ev işlerinden arta kalan kısıtlı saatlerde Sofia, kocasının gönüllü sekreterliğini ve asistanlığını da yaptı. Savaş ve Barışın notlarını tutmakla kalmadı, bu yapıtı baştan sona tam yedi kez temize çekti. Her ne kadar evliliklerinin son demleri edebiyat tarihindeki en bedbaht ilişki olarak nitelendirilmiş olsa da, şurası gerçek ki, uzun seneler boyu Sofia kendini kocasına ve onun kariyerine adamıştı. Bugün edebiyat tarihçilerinin merak ettikleri sorulardan biri Tolstoyun Anna Kareninayı yazarken Sofiadan ne kadar etkilendiği. Acaba bu büyük romancı kendi karısını -ve karısının kendisini aldatabileceğine dair korkularını- ne kadar yansıttı yapıtına? Ne de olsa, Tolstoy Anna Kareninayı yazmaya başladığında 44 yaşındaydı, karısı ise sadece 27. Tolstoy eserini karanlık sulara yönlendirirken belki de dolaylı yollardan karısını uyarmak istedi. Kocasını aldatan bir kadının başına gelecek felaketleri yazarak.
Kitabı tamamladıktan kısa bir zaman sonra Tolstoy ciddi ve ruhani bir bunalımın eşiğinde aldı soluğu. Aristokrat bir kökenden gelen ve tüm hayatı boyunca korunaklı yaşayan yazar artık mülklerinden, sınıfsal ayrıcalıklarından dolayı huzursuzdu. Nihayetinde bütün mallarını dağıtmaya karar verdi. işte o noktada, çocuklarının geleceğini düşünen anne Sofia ile nedamet getirme gayretinde Tolstoy tamamen zıt düştüler birbirlerine. Sofia kocasının bu ani bonkörlüğüne sonuna kadar itiraz etti. Direndi. Ama 1883te materyalist dünyadan elini eteğini çektiğini açıklayarak topraklarını, servetini ve kitaplarının haklarını elden çıkardı Tolstoy. Yoksul köylüler gibi yaşamaya başladı. Ayaklarında çamurlu çizmeler, üzerinde ucuz kıyafetlerle beyinsel faaliyetleri bir kenara itip el emeğine yöneldi. Ziyafet sofralarını terk etti. Ete, içkiye ve avlanmaya tövbe dedi.
Bu değişimi dehşet içinde seyretti Sofia. Evlendiği ve sevdiği adam gitmiş, yerine üstü başı dökülen, bitli ve paspal bir köylü gelmişti. Tolstoyun yeni huylarına karanlık şeyler adını koydu karısı. Tam olarak açıklayamadığı, tuhaflıklar, rahatsızlıklar Takip eden aylar seneler içinde giderek palazlandı karanlık şeyler. Tolstoy daha da sıkı sarıldı dindarlığına ve inzivasına. Sofia ise üst üste sinir buhranları geçirmeye başladı. 1910 yazında Tolstoy karısına çaktırmadan onu vasiyetinden çıkardı ve kitaplarının yayın haklarını gizlice editörüne devretti. Karı koca onarılmaz bir hız ve az bulunur bir nefretle uzaklaştılar, ayrı düştüler birbirlerinden.
Şurası bir gerçek ki Sofia, kocasının yarattığı edebi kahraman Annayı hiçbir zaman örnek almadı kendine. Ne yuvasını terk etti, ne başkasına kapıldı. Bir anlamda Annanın tezadı olarak kaldı. Ne var ki sürekli bebek doğuran, çocuk bakan, halinden şikayet eden bir kadına dönüşmeye başladı zamanla. Gün geçmiyordu ki evde bir kavga patlak vermesin. Kıskançlıklar, saçma sapan atışmalar, sözlü ve muhtemelen fiziksel şiddet... Ağlayıp sızlayan bir anne, homurdanıp susan bir baba. Tüm bunlara tanıklık eden çocuklar. Tolstoy evlerinde cereyan eden bu trajediye tahammül edemiyordu. Ama gel gör ki her sene yeni bir çocuk eklendi ailelerine, her çocukla beraber biraz daha asabileşti Sofia, biraz daha tükendi evlilikleri. Kendi yarattığı yaratıktan yakasını kurtaramayan Dr. Frankenstein gibi Tolstoy da son tahlilde mutsuz, parıltısız, dırdır ve vesvese küpü bir kadın yarattı bir zamanlar severek evlendiği, deli gibi kıskandığı genç kadından. Bir müddet tahammül etmeye çalıştı. Sonra da pılını pırtısını toplayıp kaçtı ondan ve yuvasından, kaçabildiğince uzağa
Bu birleşmeden on üç çocukları oldu (Bazı kaynaklara göre 19). Bunlardan dördü yaşamadı. Geriye kalan dokuzunu (ya da on beşini) Sofia büyüttü. Bu hesaba göre Sofia evliliklerinin önemli bir kısmı boyunca ya hamileydi ya bebek emziriyordu. Tolstoy içeride odada, mum ışığında romanlarını yazarken, Sofia da ses çıkarmasınlar, patırtı yapmasınlar diye çocukları oyalamakla meşguldü. Her akşam, her hafta, her sene Dişi dolunaydı Sofia. Vücudu gökteki hilal gibi günden güne değişen, durmadan yuvarlaklaşıp şişen, sonra incelip ardından yine dolmaya başlayan bir Ay Kadın.
Çocuklardan ve ev işlerinden arta kalan kısıtlı saatlerde Sofia, kocasının gönüllü sekreterliğini ve asistanlığını da yaptı. Savaş ve Barışın notlarını tutmakla kalmadı, bu yapıtı baştan sona tam yedi kez temize çekti. Her ne kadar evliliklerinin son demleri edebiyat tarihindeki en bedbaht ilişki olarak nitelendirilmiş olsa da, şurası gerçek ki, uzun seneler boyu Sofia kendini kocasına ve onun kariyerine adamıştı. Bugün edebiyat tarihçilerinin merak ettikleri sorulardan biri Tolstoyun Anna Kareninayı yazarken Sofiadan ne kadar etkilendiği. Acaba bu büyük romancı kendi karısını -ve karısının kendisini aldatabileceğine dair korkularını- ne kadar yansıttı yapıtına? Ne de olsa, Tolstoy Anna Kareninayı yazmaya başladığında 44 yaşındaydı, karısı ise sadece 27. Tolstoy eserini karanlık sulara yönlendirirken belki de dolaylı yollardan karısını uyarmak istedi. Kocasını aldatan bir kadının başına gelecek felaketleri yazarak.
Kitabı tamamladıktan kısa bir zaman sonra Tolstoy ciddi ve ruhani bir bunalımın eşiğinde aldı soluğu. Aristokrat bir kökenden gelen ve tüm hayatı boyunca korunaklı yaşayan yazar artık mülklerinden, sınıfsal ayrıcalıklarından dolayı huzursuzdu. Nihayetinde bütün mallarını dağıtmaya karar verdi. işte o noktada, çocuklarının geleceğini düşünen anne Sofia ile nedamet getirme gayretinde Tolstoy tamamen zıt düştüler birbirlerine. Sofia kocasının bu ani bonkörlüğüne sonuna kadar itiraz etti. Direndi. Ama 1883te materyalist dünyadan elini eteğini çektiğini açıklayarak topraklarını, servetini ve kitaplarının haklarını elden çıkardı Tolstoy. Yoksul köylüler gibi yaşamaya başladı. Ayaklarında çamurlu çizmeler, üzerinde ucuz kıyafetlerle beyinsel faaliyetleri bir kenara itip el emeğine yöneldi. Ziyafet sofralarını terk etti. Ete, içkiye ve avlanmaya tövbe dedi.
Bu değişimi dehşet içinde seyretti Sofia. Evlendiği ve sevdiği adam gitmiş, yerine üstü başı dökülen, bitli ve paspal bir köylü gelmişti. Tolstoyun yeni huylarına karanlık şeyler adını koydu karısı. Tam olarak açıklayamadığı, tuhaflıklar, rahatsızlıklar Takip eden aylar seneler içinde giderek palazlandı karanlık şeyler. Tolstoy daha da sıkı sarıldı dindarlığına ve inzivasına. Sofia ise üst üste sinir buhranları geçirmeye başladı. 1910 yazında Tolstoy karısına çaktırmadan onu vasiyetinden çıkardı ve kitaplarının yayın haklarını gizlice editörüne devretti. Karı koca onarılmaz bir hız ve az bulunur bir nefretle uzaklaştılar, ayrı düştüler birbirlerinden.
Şurası bir gerçek ki Sofia, kocasının yarattığı edebi kahraman Annayı hiçbir zaman örnek almadı kendine. Ne yuvasını terk etti, ne başkasına kapıldı. Bir anlamda Annanın tezadı olarak kaldı. Ne var ki sürekli bebek doğuran, çocuk bakan, halinden şikayet eden bir kadına dönüşmeye başladı zamanla. Gün geçmiyordu ki evde bir kavga patlak vermesin. Kıskançlıklar, saçma sapan atışmalar, sözlü ve muhtemelen fiziksel şiddet... Ağlayıp sızlayan bir anne, homurdanıp susan bir baba. Tüm bunlara tanıklık eden çocuklar. Tolstoy evlerinde cereyan eden bu trajediye tahammül edemiyordu. Ama gel gör ki her sene yeni bir çocuk eklendi ailelerine, her çocukla beraber biraz daha asabileşti Sofia, biraz daha tükendi evlilikleri. Kendi yarattığı yaratıktan yakasını kurtaramayan Dr. Frankenstein gibi Tolstoy da son tahlilde mutsuz, parıltısız, dırdır ve vesvese küpü bir kadın yarattı bir zamanlar severek evlendiği, deli gibi kıskandığı genç kadından. Bir müddet tahammül etmeye çalıştı. Sonra da pılını pırtısını toplayıp kaçtı ondan ve yuvasından, kaçabildiğince uzağa
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar