bugün
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri53
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile6
- evrene enerji gönderen müslüman4
- laik ülkeyi dinciler yönetirse2
- istanbul'dan izmit'e yürümek3
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı31
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi2
- atatürk diyor ki2
- 0 0 712
- çöpe atılan erik2
- turkanime tv2
- gece sokak kedileri tarafından saldırılmak5
- osimhensiz galatasaray4
- ankara da yeni nesil suç örgütleri operasyonu3
- iltica16
- yüz milyonluk ülke on milyona karşı3
- 19 eylül 2026 başakşehir gençlerbirliği maçı2
- futbolun barbarca bir oyun olması2
- claudian clouds33
- sanat2
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı2
- 20 eylül 20262
- pazar sabahı 08 00 da uyanmak2
- rafael leao4
- enerji bakanı alparslan bayraktar portresi3
- okan buruk8
- sözlük kızlarının kekleri24
- barça bu galatasaray'a kaç atar2
- salah ne koydu ama2
- insan ne ister6
- kuçukuçuokanınçükü2
- izmir2
- kadınlar8
- ilkay ve goollllll ts 4 gs 52
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı4
- yaşanmamışların yası6
- muhammed salah'ın galatasaray'a döşediği boru3
- galatahahahahahaha4
- kuran3
- önyargı3
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- anın görüntüsü25
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız7
- cok da abartmaya gerek uok6
- anne4
- yazarların akşam yemekleri6
- islamda namaz yoktur30
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- fusya semsiyeli yabanci22
- meriç dükalığı8
1862 senesinde Leo Tolstoy kendisinden yaşça hayli küçük Sofia Andreevna Bers ile evlendi.
Bu birleşmeden on üç çocukları oldu (Bazı kaynaklara göre 19). Bunlardan dördü yaşamadı. Geriye kalan dokuzunu (ya da on beşini) Sofia büyüttü. Bu hesaba göre Sofia evliliklerinin önemli bir kısmı boyunca ya hamileydi ya bebek emziriyordu. Tolstoy içeride odada, mum ışığında romanlarını yazarken, Sofia da ses çıkarmasınlar, patırtı yapmasınlar diye çocukları oyalamakla meşguldü. Her akşam, her hafta, her sene Dişi dolunaydı Sofia. Vücudu gökteki hilal gibi günden güne değişen, durmadan yuvarlaklaşıp şişen, sonra incelip ardından yine dolmaya başlayan bir Ay Kadın.
Çocuklardan ve ev işlerinden arta kalan kısıtlı saatlerde Sofia, kocasının gönüllü sekreterliğini ve asistanlığını da yaptı. Savaş ve Barışın notlarını tutmakla kalmadı, bu yapıtı baştan sona tam yedi kez temize çekti. Her ne kadar evliliklerinin son demleri edebiyat tarihindeki en bedbaht ilişki olarak nitelendirilmiş olsa da, şurası gerçek ki, uzun seneler boyu Sofia kendini kocasına ve onun kariyerine adamıştı. Bugün edebiyat tarihçilerinin merak ettikleri sorulardan biri Tolstoyun Anna Kareninayı yazarken Sofiadan ne kadar etkilendiği. Acaba bu büyük romancı kendi karısını -ve karısının kendisini aldatabileceğine dair korkularını- ne kadar yansıttı yapıtına? Ne de olsa, Tolstoy Anna Kareninayı yazmaya başladığında 44 yaşındaydı, karısı ise sadece 27. Tolstoy eserini karanlık sulara yönlendirirken belki de dolaylı yollardan karısını uyarmak istedi. Kocasını aldatan bir kadının başına gelecek felaketleri yazarak.
Kitabı tamamladıktan kısa bir zaman sonra Tolstoy ciddi ve ruhani bir bunalımın eşiğinde aldı soluğu. Aristokrat bir kökenden gelen ve tüm hayatı boyunca korunaklı yaşayan yazar artık mülklerinden, sınıfsal ayrıcalıklarından dolayı huzursuzdu. Nihayetinde bütün mallarını dağıtmaya karar verdi. işte o noktada, çocuklarının geleceğini düşünen anne Sofia ile nedamet getirme gayretinde Tolstoy tamamen zıt düştüler birbirlerine. Sofia kocasının bu ani bonkörlüğüne sonuna kadar itiraz etti. Direndi. Ama 1883te materyalist dünyadan elini eteğini çektiğini açıklayarak topraklarını, servetini ve kitaplarının haklarını elden çıkardı Tolstoy. Yoksul köylüler gibi yaşamaya başladı. Ayaklarında çamurlu çizmeler, üzerinde ucuz kıyafetlerle beyinsel faaliyetleri bir kenara itip el emeğine yöneldi. Ziyafet sofralarını terk etti. Ete, içkiye ve avlanmaya tövbe dedi.
Bu değişimi dehşet içinde seyretti Sofia. Evlendiği ve sevdiği adam gitmiş, yerine üstü başı dökülen, bitli ve paspal bir köylü gelmişti. Tolstoyun yeni huylarına karanlık şeyler adını koydu karısı. Tam olarak açıklayamadığı, tuhaflıklar, rahatsızlıklar Takip eden aylar seneler içinde giderek palazlandı karanlık şeyler. Tolstoy daha da sıkı sarıldı dindarlığına ve inzivasına. Sofia ise üst üste sinir buhranları geçirmeye başladı. 1910 yazında Tolstoy karısına çaktırmadan onu vasiyetinden çıkardı ve kitaplarının yayın haklarını gizlice editörüne devretti. Karı koca onarılmaz bir hız ve az bulunur bir nefretle uzaklaştılar, ayrı düştüler birbirlerinden.
Şurası bir gerçek ki Sofia, kocasının yarattığı edebi kahraman Annayı hiçbir zaman örnek almadı kendine. Ne yuvasını terk etti, ne başkasına kapıldı. Bir anlamda Annanın tezadı olarak kaldı. Ne var ki sürekli bebek doğuran, çocuk bakan, halinden şikayet eden bir kadına dönüşmeye başladı zamanla. Gün geçmiyordu ki evde bir kavga patlak vermesin. Kıskançlıklar, saçma sapan atışmalar, sözlü ve muhtemelen fiziksel şiddet... Ağlayıp sızlayan bir anne, homurdanıp susan bir baba. Tüm bunlara tanıklık eden çocuklar. Tolstoy evlerinde cereyan eden bu trajediye tahammül edemiyordu. Ama gel gör ki her sene yeni bir çocuk eklendi ailelerine, her çocukla beraber biraz daha asabileşti Sofia, biraz daha tükendi evlilikleri. Kendi yarattığı yaratıktan yakasını kurtaramayan Dr. Frankenstein gibi Tolstoy da son tahlilde mutsuz, parıltısız, dırdır ve vesvese küpü bir kadın yarattı bir zamanlar severek evlendiği, deli gibi kıskandığı genç kadından. Bir müddet tahammül etmeye çalıştı. Sonra da pılını pırtısını toplayıp kaçtı ondan ve yuvasından, kaçabildiğince uzağa
Bu birleşmeden on üç çocukları oldu (Bazı kaynaklara göre 19). Bunlardan dördü yaşamadı. Geriye kalan dokuzunu (ya da on beşini) Sofia büyüttü. Bu hesaba göre Sofia evliliklerinin önemli bir kısmı boyunca ya hamileydi ya bebek emziriyordu. Tolstoy içeride odada, mum ışığında romanlarını yazarken, Sofia da ses çıkarmasınlar, patırtı yapmasınlar diye çocukları oyalamakla meşguldü. Her akşam, her hafta, her sene Dişi dolunaydı Sofia. Vücudu gökteki hilal gibi günden güne değişen, durmadan yuvarlaklaşıp şişen, sonra incelip ardından yine dolmaya başlayan bir Ay Kadın.
Çocuklardan ve ev işlerinden arta kalan kısıtlı saatlerde Sofia, kocasının gönüllü sekreterliğini ve asistanlığını da yaptı. Savaş ve Barışın notlarını tutmakla kalmadı, bu yapıtı baştan sona tam yedi kez temize çekti. Her ne kadar evliliklerinin son demleri edebiyat tarihindeki en bedbaht ilişki olarak nitelendirilmiş olsa da, şurası gerçek ki, uzun seneler boyu Sofia kendini kocasına ve onun kariyerine adamıştı. Bugün edebiyat tarihçilerinin merak ettikleri sorulardan biri Tolstoyun Anna Kareninayı yazarken Sofiadan ne kadar etkilendiği. Acaba bu büyük romancı kendi karısını -ve karısının kendisini aldatabileceğine dair korkularını- ne kadar yansıttı yapıtına? Ne de olsa, Tolstoy Anna Kareninayı yazmaya başladığında 44 yaşındaydı, karısı ise sadece 27. Tolstoy eserini karanlık sulara yönlendirirken belki de dolaylı yollardan karısını uyarmak istedi. Kocasını aldatan bir kadının başına gelecek felaketleri yazarak.
Kitabı tamamladıktan kısa bir zaman sonra Tolstoy ciddi ve ruhani bir bunalımın eşiğinde aldı soluğu. Aristokrat bir kökenden gelen ve tüm hayatı boyunca korunaklı yaşayan yazar artık mülklerinden, sınıfsal ayrıcalıklarından dolayı huzursuzdu. Nihayetinde bütün mallarını dağıtmaya karar verdi. işte o noktada, çocuklarının geleceğini düşünen anne Sofia ile nedamet getirme gayretinde Tolstoy tamamen zıt düştüler birbirlerine. Sofia kocasının bu ani bonkörlüğüne sonuna kadar itiraz etti. Direndi. Ama 1883te materyalist dünyadan elini eteğini çektiğini açıklayarak topraklarını, servetini ve kitaplarının haklarını elden çıkardı Tolstoy. Yoksul köylüler gibi yaşamaya başladı. Ayaklarında çamurlu çizmeler, üzerinde ucuz kıyafetlerle beyinsel faaliyetleri bir kenara itip el emeğine yöneldi. Ziyafet sofralarını terk etti. Ete, içkiye ve avlanmaya tövbe dedi.
Bu değişimi dehşet içinde seyretti Sofia. Evlendiği ve sevdiği adam gitmiş, yerine üstü başı dökülen, bitli ve paspal bir köylü gelmişti. Tolstoyun yeni huylarına karanlık şeyler adını koydu karısı. Tam olarak açıklayamadığı, tuhaflıklar, rahatsızlıklar Takip eden aylar seneler içinde giderek palazlandı karanlık şeyler. Tolstoy daha da sıkı sarıldı dindarlığına ve inzivasına. Sofia ise üst üste sinir buhranları geçirmeye başladı. 1910 yazında Tolstoy karısına çaktırmadan onu vasiyetinden çıkardı ve kitaplarının yayın haklarını gizlice editörüne devretti. Karı koca onarılmaz bir hız ve az bulunur bir nefretle uzaklaştılar, ayrı düştüler birbirlerinden.
Şurası bir gerçek ki Sofia, kocasının yarattığı edebi kahraman Annayı hiçbir zaman örnek almadı kendine. Ne yuvasını terk etti, ne başkasına kapıldı. Bir anlamda Annanın tezadı olarak kaldı. Ne var ki sürekli bebek doğuran, çocuk bakan, halinden şikayet eden bir kadına dönüşmeye başladı zamanla. Gün geçmiyordu ki evde bir kavga patlak vermesin. Kıskançlıklar, saçma sapan atışmalar, sözlü ve muhtemelen fiziksel şiddet... Ağlayıp sızlayan bir anne, homurdanıp susan bir baba. Tüm bunlara tanıklık eden çocuklar. Tolstoy evlerinde cereyan eden bu trajediye tahammül edemiyordu. Ama gel gör ki her sene yeni bir çocuk eklendi ailelerine, her çocukla beraber biraz daha asabileşti Sofia, biraz daha tükendi evlilikleri. Kendi yarattığı yaratıktan yakasını kurtaramayan Dr. Frankenstein gibi Tolstoy da son tahlilde mutsuz, parıltısız, dırdır ve vesvese küpü bir kadın yarattı bir zamanlar severek evlendiği, deli gibi kıskandığı genç kadından. Bir müddet tahammül etmeye çalıştı. Sonra da pılını pırtısını toplayıp kaçtı ondan ve yuvasından, kaçabildiğince uzağa
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar