bugün
- habire1275
- habire12 adamdır37
- izmirli kızların verici olması34
- mutsuzluğun en büyük nedeni15
- fil8
- kaplan7
- sssilvermist22
- timsah5
- insan kaynakları4
- kartal6
- zebra4
- ben geldim naneler13
- ak parti merkez yürütme kurulu toplantısı2
- iş bulamamak4
- aslan8
- sansürsüz tarih2
- atatürk düşmanı it sürüsü2
- aldığınız en ilginç iltifat3
- claudian clouds kadındır12
- cilgincapkin13
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur16
- gammazların tarafsız olması gerekliliği26
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- anın görüntüsü18
- deccal'in sozluge gelmesi10
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları14
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi15
- nickten isim tahmini yapmak25
- sözlük kızları bizim neyimizdir sorunsalı11
- messi'yi savunan adamla ahbaplık etmem5
- kafa dağıtmalık şarkı önerileri5
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası19
- yazarların almak istediği hediyeler4
- gece sokakta koşarak 31 çeken kolsuz cüce görmek3
- tas kafa traşlı hırt sorunu3
- ben senin yerinde olsam5
- sözlük erkeklerinin 1 90 dan kısa olmaması10
- yorgun mermi13
- sözlükteki kavganın amacı5
- arap gel oğlum5
- yarası olan gocudur5
- yeni parti46
- bir ay çaylak olmak4
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- temmuz6
- gece denize girmek12
- suca suruklenen cocuk7
- türkiye den ispanya'ya yangın uçağı desteği3
- çilek reçeli vs vişne reçeli9
çağdaş hukukçular derneği izmir şubesi tarafından yapılan acıklamadir. hic suphesiz ki zannimca tekrar tekrar halkların kardesligi semsiyesi altında mesaj veriliyor.. doguda olanlar genel kurmayın sucuymus gibi gosteriliyor ve teror adına tek bir kotu laf icermiyor(!) lanet olsun..
-alıntı-
basına ve kamuoyuna
14 nisan 2007
genelkurmay başkanlığı tarafından yayınlanan 27 nisan tarihli e-muhtıradan sonra 8 haziran günü saat 23.40'ta bir e-bildiri yayınlandı. nisan ayındaki e-muhtıra ve son bildiri "ne mutlu türküm" demeyen herkesin yanı sıra, toplumda insan hakları ve demokrasi için çalışan kişi ve kurumlar, yani "ulusal politikalar" dışında görüş ve politikalara sahip kişi ve kurumlar, düşman tanımı içine alınmış ve doğrudan hedef gösterilmiştir.
yıllardır faşistlerin kendilerine şiar edindikleri "ya sev, ya terk et" sloganını benimsemiş görünen genelkurmay başkanlığı, yurttaşları bu slogan çerçevesinde örgütlenmeye çağırmaktadır.
son yıllarda yansımasını sıkça gördüğümüz bu anlayış; muhtıra ve bildirideki "düşman" tanımı içinde yer alan türkiye cumhuriyeti yurttaşlarının linç eylemlerine maruz kalmaları, katledilmeleri, sürgün edilmeleri biçiminde tezahür etmiş ve etmeye de devam etmektedir. kemalpaşa'da, denizli'de ve başkaca yörelerde yaşama olanakları ellerinden alınan yurttaşların kendilerini daha güvende hissettikleri yörelere "sürülmeleri"; hrant dink'in katledilmesi; malatya cinayeti; son olarak sakarya'da, ahmet kaya tişörtü giyen iki kişiye yönelik linç girişimi... burada sayamayacağımız kadar çok olay yaşandı son dönemde. bütün yaşananların ortak noktası toplumun etnik, dinsel, siyasi görüş ekseninde bir ayrışmaya sürüklendiği. güçlü olan, güçsüz ve azınlıkta olana görünür şekilde şiddet kullanmakta ve "diğerini" yok etmeyi hedeflemektedir.
durum bu kadar açık ve vahim iken türkiye barolar birliği 12.07.2006 tarihinde bir açıklama yaparak, genelkurmay başkanı tarafından yapılan teröre karşı kitlesel refleks gösterilmesi yolundaki çağrının linç olaylarına yol açabileceğine ilişkin kaygılara asla katılmadığı belirtilmiştir.
tbb tarafından yapılan açıklamada, temel hak ve özgürlükleri savunmakla görevli bir hukuk kurumu adına açıklama yapıldığı göz ardı edilerek, tsk'nin açıklamasında yer alan, demokrasi, insan hakları ve barış savunucularını terör örgütünün paravanı olarak gösteren suçlamalarla ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunulmaması üzüntü vericidir.
tbb yöneticilerinin, bir süredir çeşitli kesimler tarafından sürdürülen ötekileştirme- düşmanlaştırma-hain ilan etme politikaları sonucu toplumun farklı kesimlerinin birbirlerine karşı kışkırtılmasına, bu kışkırtmalar sonucu gerçekleşen linç girişimlerine, yaşam ve çalışma haklarının elden alınmasını gözden kaçırmaya, bu durumdan ve bu çağrıdan vazife çıkaranların muhalif yurttaşları ve aydınları yok etme adına işledikleri cinayetleri unutma ve görmezlikten gelme hakkı yoktur.
terör söyleminin arkasına sığınıp barış, demokrasi ve insan hakları kavramlarını güvenlik ya da insan hakları ikileminde yok sayıp değersizleştiren, her türlü siyasal tartışmayı devre dışı bırakan bir güvenlik siyasetinin ortalığı kapladığı yerde, hukukçu olmanın gereği, temel hak ve özgürlükleri savunmaktır.
tbb yöneticileri, terörün önlenmesi tartışmalarının yapıldığı başka ülkelerde, hukukçuların hak ve özgürlükleri savunmada hangi konumda tavır aldıklarını araştırarak, savundukları görüşlerin bir hukuk kurumuna ne derece uygun olup olmadığını gözden geçirmelidir.
göstergeler iç savaşı işaret ediyor. bir hukuk kurumu olarak tbb iç savaşın hukukunu oluşturmaya aday olup olmadığını ya da haklar ve özgürlükler hukukunu savunmaya devam edip etmeyeceğini belirlemek zorundadır.
-alıntı-
kaynak:(bkz: http://groups.google.com/group/chdgenelmerkezi)
-alıntı-
basına ve kamuoyuna
14 nisan 2007
genelkurmay başkanlığı tarafından yayınlanan 27 nisan tarihli e-muhtıradan sonra 8 haziran günü saat 23.40'ta bir e-bildiri yayınlandı. nisan ayındaki e-muhtıra ve son bildiri "ne mutlu türküm" demeyen herkesin yanı sıra, toplumda insan hakları ve demokrasi için çalışan kişi ve kurumlar, yani "ulusal politikalar" dışında görüş ve politikalara sahip kişi ve kurumlar, düşman tanımı içine alınmış ve doğrudan hedef gösterilmiştir.
yıllardır faşistlerin kendilerine şiar edindikleri "ya sev, ya terk et" sloganını benimsemiş görünen genelkurmay başkanlığı, yurttaşları bu slogan çerçevesinde örgütlenmeye çağırmaktadır.
son yıllarda yansımasını sıkça gördüğümüz bu anlayış; muhtıra ve bildirideki "düşman" tanımı içinde yer alan türkiye cumhuriyeti yurttaşlarının linç eylemlerine maruz kalmaları, katledilmeleri, sürgün edilmeleri biçiminde tezahür etmiş ve etmeye de devam etmektedir. kemalpaşa'da, denizli'de ve başkaca yörelerde yaşama olanakları ellerinden alınan yurttaşların kendilerini daha güvende hissettikleri yörelere "sürülmeleri"; hrant dink'in katledilmesi; malatya cinayeti; son olarak sakarya'da, ahmet kaya tişörtü giyen iki kişiye yönelik linç girişimi... burada sayamayacağımız kadar çok olay yaşandı son dönemde. bütün yaşananların ortak noktası toplumun etnik, dinsel, siyasi görüş ekseninde bir ayrışmaya sürüklendiği. güçlü olan, güçsüz ve azınlıkta olana görünür şekilde şiddet kullanmakta ve "diğerini" yok etmeyi hedeflemektedir.
durum bu kadar açık ve vahim iken türkiye barolar birliği 12.07.2006 tarihinde bir açıklama yaparak, genelkurmay başkanı tarafından yapılan teröre karşı kitlesel refleks gösterilmesi yolundaki çağrının linç olaylarına yol açabileceğine ilişkin kaygılara asla katılmadığı belirtilmiştir.
tbb tarafından yapılan açıklamada, temel hak ve özgürlükleri savunmakla görevli bir hukuk kurumu adına açıklama yapıldığı göz ardı edilerek, tsk'nin açıklamasında yer alan, demokrasi, insan hakları ve barış savunucularını terör örgütünün paravanı olarak gösteren suçlamalarla ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunulmaması üzüntü vericidir.
tbb yöneticilerinin, bir süredir çeşitli kesimler tarafından sürdürülen ötekileştirme- düşmanlaştırma-hain ilan etme politikaları sonucu toplumun farklı kesimlerinin birbirlerine karşı kışkırtılmasına, bu kışkırtmalar sonucu gerçekleşen linç girişimlerine, yaşam ve çalışma haklarının elden alınmasını gözden kaçırmaya, bu durumdan ve bu çağrıdan vazife çıkaranların muhalif yurttaşları ve aydınları yok etme adına işledikleri cinayetleri unutma ve görmezlikten gelme hakkı yoktur.
terör söyleminin arkasına sığınıp barış, demokrasi ve insan hakları kavramlarını güvenlik ya da insan hakları ikileminde yok sayıp değersizleştiren, her türlü siyasal tartışmayı devre dışı bırakan bir güvenlik siyasetinin ortalığı kapladığı yerde, hukukçu olmanın gereği, temel hak ve özgürlükleri savunmaktır.
tbb yöneticileri, terörün önlenmesi tartışmalarının yapıldığı başka ülkelerde, hukukçuların hak ve özgürlükleri savunmada hangi konumda tavır aldıklarını araştırarak, savundukları görüşlerin bir hukuk kurumuna ne derece uygun olup olmadığını gözden geçirmelidir.
göstergeler iç savaşı işaret ediyor. bir hukuk kurumu olarak tbb iç savaşın hukukunu oluşturmaya aday olup olmadığını ya da haklar ve özgürlükler hukukunu savunmaya devam edip etmeyeceğini belirlemek zorundadır.
-alıntı-
kaynak:(bkz: http://groups.google.com/group/chdgenelmerkezi)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar