bugün
- kale3112 tarzı entry girmek8
- yazarların akşama dair planları8
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı27
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı13
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- arap götü4
- doların 50 tl olması6
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- true niye hala çaylak5
- tanımadığı kadına tokat atan adam9
- kablosuz mouse12
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- iskilipli atıf hoca20
- emre belözoğlu3
- çocukluğu hatırlatan tatlar4
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler5
- yogartiksen6
- favlayan yazarın asıl amacı12
- istanbul şu an hafif yağmurlu 17 derece2
- somali de türk bayrağı yakılması5
- sözlükteki kuzucuklarım6
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- esra'yı aç esra'yı9
- cadılar bayramını kutlayan erkek6
- songül karlı5
- sevgiliyle film izleyebildiğin gün2
- sözlük kürdü55
- süleyman çık dışarı2
- anın görüntüsü32
- arap kızı ve arap oğlanı duvar süsü3
- kim cha eon7
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- ahmet2
- togg4
- arabi'yi verem etmek2
- yagmur yagiyor seller akiyor3
- ismail kartal18
- ahmet nazif zorlu8
- aşk3
- millette manyak para var21
- zenci kadın poposu4
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- camfrog sönmez küfürleri3
- devlet bahçeli4
- erzincan2
- fb'nin inanılmaz başarısı4
- lpg'nin 50 tl olması2
"Ey nefis! Zevcen olan hanımını düşÜnerek kendini sakınıyorsan, ben onu boşadım. Sahip olduğun köleleri hatırlayarak geri çekiliyorsan, ben onların hepsini azad ettim. Eğer Medine'deki bağ ve hurmalıklarını merak ediyorsan, bil ki şu andan itibaren onları ben Resul-i Ekrem'e hediye ettim. Şimdi bir diyeceğin,
bir vesvesen kaldı mı?"
HiCRETiN sekizinci senesinde, on bin kişilik islam ordusu ile yüz bin kişilik haçlı ordusu Şam yakınındaki Mute'de karşılaştılar. iki taraf arasında gerek sayı, gerekse silah ve teçhizat bakımından asla mukayese edilemeyecek kadar büyük fark vardı... On bin kişilik islam mücahidlerinin çoğunda, yorulduğunda sırtına bineceği bir deve, düşmana karşı koyacağı
bir kılınç bile yoktu. Buna mukabil Herakliyus ve Rum Kayseri'nin kuvvetlerinden meydana gelmiş ordu gömgök zırh içinde pür silahtılar. Hepsi de atlı veya insanın yetişmesi adeta güç vaziyette yüksek develerin üzerindeydiler.
ilk bakışta, islam Ordusunun ezilip mahvolması bir an meselesiydi. Ashabdan bazıları da tahminlerinin üzerinde bir silah ve sayı çokluğunda buldukları bu yüzbin kişilik müsellah (silahlı) ordu ile karşılaşmanın iyi netice vermeyeceği kanaatindeydiler ...
Bu sırada tenha yerlerde sık sık :
<<- Ya Rab! Bana şehidlik şerefini ihsan eyle, makamların en yükseği olan iman yolunda ölmek nimetinden beni mahrum eyleme. ..>> diye yalvaran Abdullah bin Revaha'nın gür sesi duyuldu :
<<- Ey Müslüınanlar! Sizler evlerinizden çıkarken Din-i islam uğrunda şehid olmak niyeti ile çıkmadınız mı? Allah'a yemin ederim ki, biz müslümanlar şimdiye kadar girdiğimiz harblerin hiç birisini silahlarımızın mükemmelliği, bineklerimizin çokluğu, sayımızın üstünlüğü ile kazanmadık. Bize, azlığımıza, maddi zaaf ve aczimize rağmen, zaferler kazandıran kuvvet, sadece din kuvvetidir. Ölürsek şehid olur , bizden evvelki kardeşlerimize kavuşuruz. Kalırsak zaferi kazanır, islamın ulvi bayrağını Mute'ye dikeriz.>>
Bu sözler, zaten islami hassasiyeti kemal derecesinde bulunan islam mücahidlerinin coşmasına kafi geldi. Serapa cesaret ve celdet kesilen islam ordusu, yüzbin kişilik pür silah Rum ordusuna karşı koyma cesaretini- kendisinde buldu. Ve Mute kasabasının önünde bir avuç denecek kadar az olan Ashab-ı kiram, koskoca bir Haçlı ordusuna meydan okudu.
Ordu kumandanı Zeyd bin Harise'nin elinde Resul-i Ekrem'in teslim ettiği beyaz bayrak olduğu halde ilk çarpışmada şehid olması üzerine, islam bayrağını Cafer bin Ebu Talib alarak atını düşman safları üzerine mahmuzladı.
O'nun girdiği saf iki tarafa yol açıyor, " Cafer geliyor," diyen düşman askerleri selameti sağa sola dağılmakta buluyorlardı. Bu arada önünden kaçışan pür-silah Rum askerleri, Cafer'in arkasına düşüyor ve arkadan vurmak istiyorlardı. Düşman o kadar çoktu ki, her Müslümana bir manga mücehhez düşman askerinden fazla düşüyordu. Birbirlerine yardımdan ziyade her Müslüman hedefini haklamakla meşguldü. Nihayet arkadan gelen bir kılınç darbesiyle kumandan Cafer'in sağ kolu düştü; " ordunun bayrağını yere düşürmek istemeyen ku-
mandan, islam bayrağını sol eline aldı ve bu hal ile etrafını saranlara mukabele etmeye devam etti. Arkasından bir uğursuz kılınç daha gelmiş, bu da Cafer'in diğer kolunu düşürmüştü... Buna rağmen ordu kumandanı Cafer , bayrağı yere bırakmak iste-
miyor, bu sefer de koltuğunun altına alarak muhafazaya çalışıyordu... Ne var ki, düşman pek çoktu, Cafer'in mukabele edecek ne sağ, ne de sol kolu kalmıştı. ..Daha fazla dayanamadı, kılınç ve mızrak darbeleri arasında atından aşağı düşerek şehid olan Cafer'in mübarek vücudunda sonradan doksandan fazla ok ve mızrak yarası saydılar.
Bu sırada Cafer'in şehadet haberini duyan Abdullah bin Revaha'ya, kendisini ayakta tutacak kadar bir et parçası vermişler , onu yemekle meşguldü.
<<- Cafer'in gittiği dünyada benim işim ne?- diyerek elindeki eti bir tarafa bırakıp atına sıçradığı gibi düşman üzerine yürüdü. Çarpışma sırasında kırılan parmağı sallanıp duruyor. Abdullah bin Revaha'nın canını sıkıyordu. Bir fırsatını bulup atından indi, hareketine mani olan parmağının ucuna basarak koparıp attı. Abdullah islam için şehid olmaya kararlı idi. Ne
var ki, Medine'de ailesi, köleleri, hurma bahçeleri ve daha bir sürü serveti vardı. Şeytan bunları Abdullah'ın hatırına getiriyor:
<<- Vazgeç, dunyayı sen mi ıslah edeceksin, git, Medine'deki hurmalıklarını işlet, para kazan, yaşamana bak! >> diyordu. Şeytanın bu vesvesesini de sus-
turmak için bir ayağı atının üzengisinde, biri de kum-
ların üzerinde olan Abdullah bin Revaha'nın kendi kendine şöyle konuştuğu duyuldu :
<<- Ey nefis! Zevcen olan hanımını düşünerek kendini sakınıyorsan, ben onu boşadım; sahip olduğun köleleri hatırlayarak geri çekilmek istiyorsan, ben onların hepsini azad ettim; eğer Medine'deki bağ ve hurmalarını merak ediyorsan, iyi bil ki, şu andan itibaren onları ben Resul-i Ekrem'e hediye ettim. Şimdi bir diyeceğin, bir vesvesen kaldı mı? >> .
Bunları söyledikten sonra, eline aldığı bayrakla birlikte düşman saflarına doğru hücuma geçen Abdullah, sayısı bilinemeyecek kadar düşman askeri düşürdü, hiç boşuna çıkmayan kılıncı her sallayışta bazan iki, bazan üç düşmanı birden yere seriyordu. Nihayet diğerleri gibi o da şerbet-i şehadeti içti. O gece, Halid bin Velid islam ordusunun sağ cenahını sola, sol cenahinı da sağ tarafa yerleştirdiği için sabah Rum ordusu, karşılarında yepyeni mücahidleri görünce Müslümanlara yeni takviye gelmiş zannına kapılarak yer yer bozguna maruz kaldı. Ve en sonunda yüz bin kişilik Rum ordusu bir avuç müslümanın karşısında selameti kaçmakta bularak bir gece karanlığında cepheden çekiliverdiler. Sayı bakımından küçük bir kitlenin koskoca bir orduyu kaçırışının hikmetini düşünürken, Abdullah bin Revaha'nın şu sözlerini hatırlayacağız : .
<<- Ey Müslümanlar! Şimdiye kadar kazandığımız harbleri sayımızın çokluğu ile, kuvvetimizin üstünlüğü ile kazanmadık. Bize zafer kazandıran kuvvet din kuvvetidir. 'ölürsek şehid, kalırsak gazi' inancıdır! >>
bir vesvesen kaldı mı?"
HiCRETiN sekizinci senesinde, on bin kişilik islam ordusu ile yüz bin kişilik haçlı ordusu Şam yakınındaki Mute'de karşılaştılar. iki taraf arasında gerek sayı, gerekse silah ve teçhizat bakımından asla mukayese edilemeyecek kadar büyük fark vardı... On bin kişilik islam mücahidlerinin çoğunda, yorulduğunda sırtına bineceği bir deve, düşmana karşı koyacağı
bir kılınç bile yoktu. Buna mukabil Herakliyus ve Rum Kayseri'nin kuvvetlerinden meydana gelmiş ordu gömgök zırh içinde pür silahtılar. Hepsi de atlı veya insanın yetişmesi adeta güç vaziyette yüksek develerin üzerindeydiler.
ilk bakışta, islam Ordusunun ezilip mahvolması bir an meselesiydi. Ashabdan bazıları da tahminlerinin üzerinde bir silah ve sayı çokluğunda buldukları bu yüzbin kişilik müsellah (silahlı) ordu ile karşılaşmanın iyi netice vermeyeceği kanaatindeydiler ...
Bu sırada tenha yerlerde sık sık :
<<- Ya Rab! Bana şehidlik şerefini ihsan eyle, makamların en yükseği olan iman yolunda ölmek nimetinden beni mahrum eyleme. ..>> diye yalvaran Abdullah bin Revaha'nın gür sesi duyuldu :
<<- Ey Müslüınanlar! Sizler evlerinizden çıkarken Din-i islam uğrunda şehid olmak niyeti ile çıkmadınız mı? Allah'a yemin ederim ki, biz müslümanlar şimdiye kadar girdiğimiz harblerin hiç birisini silahlarımızın mükemmelliği, bineklerimizin çokluğu, sayımızın üstünlüğü ile kazanmadık. Bize, azlığımıza, maddi zaaf ve aczimize rağmen, zaferler kazandıran kuvvet, sadece din kuvvetidir. Ölürsek şehid olur , bizden evvelki kardeşlerimize kavuşuruz. Kalırsak zaferi kazanır, islamın ulvi bayrağını Mute'ye dikeriz.>>
Bu sözler, zaten islami hassasiyeti kemal derecesinde bulunan islam mücahidlerinin coşmasına kafi geldi. Serapa cesaret ve celdet kesilen islam ordusu, yüzbin kişilik pür silah Rum ordusuna karşı koyma cesaretini- kendisinde buldu. Ve Mute kasabasının önünde bir avuç denecek kadar az olan Ashab-ı kiram, koskoca bir Haçlı ordusuna meydan okudu.
Ordu kumandanı Zeyd bin Harise'nin elinde Resul-i Ekrem'in teslim ettiği beyaz bayrak olduğu halde ilk çarpışmada şehid olması üzerine, islam bayrağını Cafer bin Ebu Talib alarak atını düşman safları üzerine mahmuzladı.
O'nun girdiği saf iki tarafa yol açıyor, " Cafer geliyor," diyen düşman askerleri selameti sağa sola dağılmakta buluyorlardı. Bu arada önünden kaçışan pür-silah Rum askerleri, Cafer'in arkasına düşüyor ve arkadan vurmak istiyorlardı. Düşman o kadar çoktu ki, her Müslümana bir manga mücehhez düşman askerinden fazla düşüyordu. Birbirlerine yardımdan ziyade her Müslüman hedefini haklamakla meşguldü. Nihayet arkadan gelen bir kılınç darbesiyle kumandan Cafer'in sağ kolu düştü; " ordunun bayrağını yere düşürmek istemeyen ku-
mandan, islam bayrağını sol eline aldı ve bu hal ile etrafını saranlara mukabele etmeye devam etti. Arkasından bir uğursuz kılınç daha gelmiş, bu da Cafer'in diğer kolunu düşürmüştü... Buna rağmen ordu kumandanı Cafer , bayrağı yere bırakmak iste-
miyor, bu sefer de koltuğunun altına alarak muhafazaya çalışıyordu... Ne var ki, düşman pek çoktu, Cafer'in mukabele edecek ne sağ, ne de sol kolu kalmıştı. ..Daha fazla dayanamadı, kılınç ve mızrak darbeleri arasında atından aşağı düşerek şehid olan Cafer'in mübarek vücudunda sonradan doksandan fazla ok ve mızrak yarası saydılar.
Bu sırada Cafer'in şehadet haberini duyan Abdullah bin Revaha'ya, kendisini ayakta tutacak kadar bir et parçası vermişler , onu yemekle meşguldü.
<<- Cafer'in gittiği dünyada benim işim ne?- diyerek elindeki eti bir tarafa bırakıp atına sıçradığı gibi düşman üzerine yürüdü. Çarpışma sırasında kırılan parmağı sallanıp duruyor. Abdullah bin Revaha'nın canını sıkıyordu. Bir fırsatını bulup atından indi, hareketine mani olan parmağının ucuna basarak koparıp attı. Abdullah islam için şehid olmaya kararlı idi. Ne
var ki, Medine'de ailesi, köleleri, hurma bahçeleri ve daha bir sürü serveti vardı. Şeytan bunları Abdullah'ın hatırına getiriyor:
<<- Vazgeç, dunyayı sen mi ıslah edeceksin, git, Medine'deki hurmalıklarını işlet, para kazan, yaşamana bak! >> diyordu. Şeytanın bu vesvesesini de sus-
turmak için bir ayağı atının üzengisinde, biri de kum-
ların üzerinde olan Abdullah bin Revaha'nın kendi kendine şöyle konuştuğu duyuldu :
<<- Ey nefis! Zevcen olan hanımını düşünerek kendini sakınıyorsan, ben onu boşadım; sahip olduğun köleleri hatırlayarak geri çekilmek istiyorsan, ben onların hepsini azad ettim; eğer Medine'deki bağ ve hurmalarını merak ediyorsan, iyi bil ki, şu andan itibaren onları ben Resul-i Ekrem'e hediye ettim. Şimdi bir diyeceğin, bir vesvesen kaldı mı? >> .
Bunları söyledikten sonra, eline aldığı bayrakla birlikte düşman saflarına doğru hücuma geçen Abdullah, sayısı bilinemeyecek kadar düşman askeri düşürdü, hiç boşuna çıkmayan kılıncı her sallayışta bazan iki, bazan üç düşmanı birden yere seriyordu. Nihayet diğerleri gibi o da şerbet-i şehadeti içti. O gece, Halid bin Velid islam ordusunun sağ cenahını sola, sol cenahinı da sağ tarafa yerleştirdiği için sabah Rum ordusu, karşılarında yepyeni mücahidleri görünce Müslümanlara yeni takviye gelmiş zannına kapılarak yer yer bozguna maruz kaldı. Ve en sonunda yüz bin kişilik Rum ordusu bir avuç müslümanın karşısında selameti kaçmakta bularak bir gece karanlığında cepheden çekiliverdiler. Sayı bakımından küçük bir kitlenin koskoca bir orduyu kaçırışının hikmetini düşünürken, Abdullah bin Revaha'nın şu sözlerini hatırlayacağız : .
<<- Ey Müslümanlar! Şimdiye kadar kazandığımız harbleri sayımızın çokluğu ile, kuvvetimizin üstünlüğü ile kazanmadık. Bize zafer kazandıran kuvvet din kuvvetidir. 'ölürsek şehid, kalırsak gazi' inancıdır! >>
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar