bugün
- hoşlanılan kızın aşkın ne kadar derin diye sorması5
- muslettin amca9
- sözlük klasikleri5
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak11
- akepem yapmaz5
- kadir mısıroğlu nu takip eden mallar3
- kamala harris4
- aleksey batrakov27
- yağmurlu bir güne uyanmak3
- 24 kasım 2026 galatasaray aston villa maçı2
- 21 kasım 2026 galatasaray samsunspor maçı2
- erkekler neden teşhirci giyinmez2
- yağmur yağarken camdan bakan arap kızı2
- kırıkkaleli olmak istemek10
- yeni tanışılan kimse3
- çöpteki dildo2
- 5 ocak 2027 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- 13 aralık 2026 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- doların 50 tl olması10
- kim ulan bu pervin buldan2
- 9 ekim 20252
- emre belözoğlu8
- arda güler'in 4 kasim 2026 aek kadrosunda olmaması3
- güne bir aleksey batrakov resmi bırak4
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- çöpe bırakılmış ıvır zıvır2
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil17
- arap götü10
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- abd ara seçimlerinde trump'ın son iki yılı2
- galatasaray ın en başarılı türk takımı olması2
- donald trump2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- queen ravennanın aşırı güzel olması14
- sözlük kürdü55
- cezaevine özenen gençler3
- fenerli yazarların ortalarda gözükmemesi2
- iskilipli atıf hoca20
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- nükleer bomba7
- kablosuz mouse13
- lights out2
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- favlayan yazarın asıl amacı12
- netflix2
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- 394
Fahr-i âlem’in islâmı tebliğ ettiği yıllarda yörenin bütün gençleri şiir yazar. Ama Abdullah çok farklıdır, Hicaz gibi şair kaynayan bir diyarda öne çıkar, unutulmaz beytlere imza atar. Her edip gibi o da söylenmeyen sözleri söylemeye, yazılmayan mısraları yazmaya bakar, taaa ki... Ta ki Kur’an-ı kerimle tanışıncaya kadar.
Hani altının kıymetini sarraf bilir derler ya, ayet-i kerimeleri görünce şairliğinden utanır, karalamalarını yırtar atar. Şimdi yapılacak tek şey vardır, Allah’ın Resulünü bulmak ve ona teslim olmak.
Abdullah bin Revâha ve arkadaşları “ikinci Akabe Biatı”nda Server-i Kâinat ile buluşma şerefine nail olurlar.
Efendimiz onları nezaketle islâm’a davet eder ve “Allahü teâlâ’dan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şehadet etmeli, namazınızı kılacağınıza, zekat ve sadaka vereceğinize, neşeli ve neşesiz zamanlarınızda sözlerimi dinleyeceğinize, emirlerime boyun eğeceğinize, darlıkta ve varlıkta muhtaçlara yardımcı olacağınıza, kimsenin kınamasından korkmaksızın Allah için hakkı söyleyeceğinize, iyiliği emredip kötülüklerden sakındıracağınıza söz vermelisiniz” buyururlar.
Sadık sahabe
Medineliler sorarlar “Ya Resulallah bunları yapanlara ne var?”
-Allahü teâlâ’nın rızası ve Cennet var!
Onlar da iman ve biat eder, ikisine birden kavuşurlar.
Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) Hicreti müteakiben Muhacirlerle, Ensarı kaynaştırmaya çalışır, Revâha’nın oğlunu da Mikdâd bin Esved ile kardeş yaparlar.
Her sahabe gibi Hazret-i Abdullah da Server-i âlem’e ölümüne sadıktır. Bir keresinde mescide yaklaşmıştır ki Efendimiz cemaate “oturunuz!” buyururlar. Hazret-i Abdullah yol ortasında olmasına rağmen derhal diz çöker, hutbe bitinceye kadar kıpırdamaz. Efendimiz çok hislenir “Hak teâlâ, Allah’a ve Resulüne itaatte hırsını artırsın” buyururlar.
Oktan tesirli
O günlerde Yahudilerin başına geçen Esir bin Zürâm’a huzur batar, olmadık bahanelerle fitne kaynatır, kan dökmek için fırsat arar. Yetmez Gatfan Aşiretini de ayağa kaldırır çirkin hesaplar yapar. Abdullah bin Revâha 30 arkadaşı ile yanlarına gider ve Züram’a yaptıklarının hoş olmadığını anlatır. Onu “sükunetin tesisine” ikna eder, hatta anlaşma için Medine’ye çağırır. Züram da yanına 30 adam alarak onlara katılır. Ancak bir konak bile gitmeden cayar, geri dönmeye kalkar. Gerginlik alevlenir, Yahudiler ellerini kılıçlarına atarlar. Bu coğrafyada eller kabzaya gitti mi dönüş olmaz. Sayıları eşittir ama mücahidler tek fire vermeden Yahudi silahşörleri kırarlar. Bu fitnenin susması ile müminler çok rahatlar.
Server-i Kâinat, Hudeybiye Anlaşmasının ardından umre yapmayı arzularlar. Mekke’ye girdiklerinde şirin Kusva’nın (develerinin) yularını Abdullah bin Revâha tutar. Bir yandan yol açar, bir yandan da emsalsiz beyitlerle müşriklere çağrı yapar. Haddi zatında sahabeler Resulallah’ın yanında seslerini yükseltmez, hele hele Harem-i şerifte çıt çıkartmazlar. Hazret-i Ömer bir kaş göz hareketiyle bunları hatırlatırsa da, Efendimiz “Mani olma Ya Ömer” buyururlar: “Allahü teâlâ’ya yemin ederim ki onun sözleri müşriklere ok yağdırmaktan daha çok tesir eder. Ey Revâha’nın oğlu sen bildiğin gibi yap!”
Vakit gelince
Hicretin 8 yılında Busra Emiri, Resulullah’ın mektubunu taşıyan elçiyi katleder ve durduk yerde Müslümanlara savaş açar. Efendimiz 3 bin kişilik bir ordu hazırlar, başına Zeyd bin Harise’yi atarlar. Resûl-i Ekrem “Zeyd bin Harise şehid olursa yerine Cafer bin Ebî Talib geçsin, o şehid olursa yerine Abdullah bin Revâha geçsin o da şehid olursa kumandan olarak aranızdan münasip birini seçin” buyururlar ki adı geçen mücahidlerin şehid olacakları bellidir.
Allah’ın Habibi bu orduyu “Vedâ yokuşu”na kadar uğurlar, Hazret-i Abdullah’a dönüp “Sen yarın Allah’a pek az secde edilen bir diyara varacaksın” buyururlar “orada namazları çoğalt!”
-Ya Resulallah bir nasihat daha...
-Daima Allahü teâlâ’yı zikret, zira zikr umduğuna ermende yardımcı olur.
-Başüstüne ey Allah’ın Resûlü.
-Haydi şimdi Allah’ın ismi ile gazâ edin, Allah düşmanlarıyla çarpışın. Nasranilerin kiliselerinde halktan ayrılmış kendilerini ibâdete vermiş birtakım kimseler bulacaksınız, sakın onlara dokunmayın. Ne bir kadın, ne süt emen bir çocuk, ne de bir pir-i fani ağlasın. Ne bir ağaç yakın, ne de bir ev yıkın. Sadece şeytanların yuvalandığı başları koparın!”
Abdullah bin Revâha, Efendimizi bir daha dünya gözüyle göremeyeceğinin farkındadır, hasret şimdiden dayanılmaz olur, ayrılık acısı yüreğini dağlar. Hüzünlü bir sesle: “Eyvah! Arkada kaldı Allah’ın sevgilisi / Eyvah! Uzakta kaldı dostların hayırlısı” diye mırıldanırlar.
Yola çıktıklarında Abdullah çok ağlar. Sebebini soran arkadaşına “Kur’an-ı kerim’de buyuruldu ki” der “Muhakkak biliniz ki içinizden / kimse yoktur ki geçmesin cehennemden / Şimdi o cehenneme nasıl dayanırım ben? / Mağfiret diliyorum Rahman olan Rabbimden / Vücudum al kanlara boyansın darbelerden / Naaşımı görenler desinler ‘bu ne saadet’ / Abdullah mı? Şehit olmuş nihayet!
(Not: Bu şiirlerin Arapçaları fevkalade sanatlı ve kulak okşayıcıdır. Tercümesine bakıp aldanmayın.)
Hani altının kıymetini sarraf bilir derler ya, ayet-i kerimeleri görünce şairliğinden utanır, karalamalarını yırtar atar. Şimdi yapılacak tek şey vardır, Allah’ın Resulünü bulmak ve ona teslim olmak.
Abdullah bin Revâha ve arkadaşları “ikinci Akabe Biatı”nda Server-i Kâinat ile buluşma şerefine nail olurlar.
Efendimiz onları nezaketle islâm’a davet eder ve “Allahü teâlâ’dan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şehadet etmeli, namazınızı kılacağınıza, zekat ve sadaka vereceğinize, neşeli ve neşesiz zamanlarınızda sözlerimi dinleyeceğinize, emirlerime boyun eğeceğinize, darlıkta ve varlıkta muhtaçlara yardımcı olacağınıza, kimsenin kınamasından korkmaksızın Allah için hakkı söyleyeceğinize, iyiliği emredip kötülüklerden sakındıracağınıza söz vermelisiniz” buyururlar.
Sadık sahabe
Medineliler sorarlar “Ya Resulallah bunları yapanlara ne var?”
-Allahü teâlâ’nın rızası ve Cennet var!
Onlar da iman ve biat eder, ikisine birden kavuşurlar.
Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) Hicreti müteakiben Muhacirlerle, Ensarı kaynaştırmaya çalışır, Revâha’nın oğlunu da Mikdâd bin Esved ile kardeş yaparlar.
Her sahabe gibi Hazret-i Abdullah da Server-i âlem’e ölümüne sadıktır. Bir keresinde mescide yaklaşmıştır ki Efendimiz cemaate “oturunuz!” buyururlar. Hazret-i Abdullah yol ortasında olmasına rağmen derhal diz çöker, hutbe bitinceye kadar kıpırdamaz. Efendimiz çok hislenir “Hak teâlâ, Allah’a ve Resulüne itaatte hırsını artırsın” buyururlar.
Oktan tesirli
O günlerde Yahudilerin başına geçen Esir bin Zürâm’a huzur batar, olmadık bahanelerle fitne kaynatır, kan dökmek için fırsat arar. Yetmez Gatfan Aşiretini de ayağa kaldırır çirkin hesaplar yapar. Abdullah bin Revâha 30 arkadaşı ile yanlarına gider ve Züram’a yaptıklarının hoş olmadığını anlatır. Onu “sükunetin tesisine” ikna eder, hatta anlaşma için Medine’ye çağırır. Züram da yanına 30 adam alarak onlara katılır. Ancak bir konak bile gitmeden cayar, geri dönmeye kalkar. Gerginlik alevlenir, Yahudiler ellerini kılıçlarına atarlar. Bu coğrafyada eller kabzaya gitti mi dönüş olmaz. Sayıları eşittir ama mücahidler tek fire vermeden Yahudi silahşörleri kırarlar. Bu fitnenin susması ile müminler çok rahatlar.
Server-i Kâinat, Hudeybiye Anlaşmasının ardından umre yapmayı arzularlar. Mekke’ye girdiklerinde şirin Kusva’nın (develerinin) yularını Abdullah bin Revâha tutar. Bir yandan yol açar, bir yandan da emsalsiz beyitlerle müşriklere çağrı yapar. Haddi zatında sahabeler Resulallah’ın yanında seslerini yükseltmez, hele hele Harem-i şerifte çıt çıkartmazlar. Hazret-i Ömer bir kaş göz hareketiyle bunları hatırlatırsa da, Efendimiz “Mani olma Ya Ömer” buyururlar: “Allahü teâlâ’ya yemin ederim ki onun sözleri müşriklere ok yağdırmaktan daha çok tesir eder. Ey Revâha’nın oğlu sen bildiğin gibi yap!”
Vakit gelince
Hicretin 8 yılında Busra Emiri, Resulullah’ın mektubunu taşıyan elçiyi katleder ve durduk yerde Müslümanlara savaş açar. Efendimiz 3 bin kişilik bir ordu hazırlar, başına Zeyd bin Harise’yi atarlar. Resûl-i Ekrem “Zeyd bin Harise şehid olursa yerine Cafer bin Ebî Talib geçsin, o şehid olursa yerine Abdullah bin Revâha geçsin o da şehid olursa kumandan olarak aranızdan münasip birini seçin” buyururlar ki adı geçen mücahidlerin şehid olacakları bellidir.
Allah’ın Habibi bu orduyu “Vedâ yokuşu”na kadar uğurlar, Hazret-i Abdullah’a dönüp “Sen yarın Allah’a pek az secde edilen bir diyara varacaksın” buyururlar “orada namazları çoğalt!”
-Ya Resulallah bir nasihat daha...
-Daima Allahü teâlâ’yı zikret, zira zikr umduğuna ermende yardımcı olur.
-Başüstüne ey Allah’ın Resûlü.
-Haydi şimdi Allah’ın ismi ile gazâ edin, Allah düşmanlarıyla çarpışın. Nasranilerin kiliselerinde halktan ayrılmış kendilerini ibâdete vermiş birtakım kimseler bulacaksınız, sakın onlara dokunmayın. Ne bir kadın, ne süt emen bir çocuk, ne de bir pir-i fani ağlasın. Ne bir ağaç yakın, ne de bir ev yıkın. Sadece şeytanların yuvalandığı başları koparın!”
Abdullah bin Revâha, Efendimizi bir daha dünya gözüyle göremeyeceğinin farkındadır, hasret şimdiden dayanılmaz olur, ayrılık acısı yüreğini dağlar. Hüzünlü bir sesle: “Eyvah! Arkada kaldı Allah’ın sevgilisi / Eyvah! Uzakta kaldı dostların hayırlısı” diye mırıldanırlar.
Yola çıktıklarında Abdullah çok ağlar. Sebebini soran arkadaşına “Kur’an-ı kerim’de buyuruldu ki” der “Muhakkak biliniz ki içinizden / kimse yoktur ki geçmesin cehennemden / Şimdi o cehenneme nasıl dayanırım ben? / Mağfiret diliyorum Rahman olan Rabbimden / Vücudum al kanlara boyansın darbelerden / Naaşımı görenler desinler ‘bu ne saadet’ / Abdullah mı? Şehit olmuş nihayet!
(Not: Bu şiirlerin Arapçaları fevkalade sanatlı ve kulak okşayıcıdır. Tercümesine bakıp aldanmayın.)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar